felsefe taşı

“Ben Kanatsız bir meleğim, sevgi kelebeğiyim” – Kalleş Eş, Dost ve Brutus Sendromu

“Ben Kanatsız bir meleğim, sevgi kelebeğiyim” – Kalleş Eş, Dost ve Brutus Sendromu
Mart 07
14:04 2014

“Kötülük pek çok maske giyebilir, hiçbiri iyilik maskesi kadar tehlikeli değildir.” Sleepy Hollow Film Repliği

Koşulsuz sevgi pazarlamacısı, sevgi pıtırcığı şahsiyetler kendilerini de inandırmayı başarırlar. Sevgi sözcükleri onların ağzında bayağılaşır, ucuzlaşır. Hissetmeden, yaşamadan önüne gelene söylenen sözler maalesef içerikten yoksundur.

Aşırı hareketlerden, aşırı sevgi gösterilerinin temsilcisinden ya da diğer bir uç olan baston yutmuş kasıntı tiplerden ziyade ikisinin arası denge önemlidir. Selam verene boş boş bakanlar, burunlarını göğe dikik şekilde konuşlandıranlar, kendilerini dev aynasında görenler diğer hastalıklı uçtur.

Şark zihniyetinin egemen olduğu salt duygu itici gücü ile çalışan sığ beyinlerde her daim haklı olmak zorunluluğu vardır. Her şartta her olayda kendi hariç herkes haksızdır. Kendisi sütten çıkmış bir ak kaşık, masum bir iyilik timsali, vahada bir çiçektir. O, sevginin yeryüzüne inmiş halidir, bir sevgi kumkumasıdır. Kutsallığın kanatsız meleğidir kendince. İyilik maskesi çok tehlikeli bir silahtır. Belirtildiği üzere insanın kendini bile inandırabilir.

Aşırı gösterişsel saygıda da bir sakatlık vardır. El pençe divan boynu eğik, ayaklar altında pas pas olan tipler genelde güç ve mevki ellerine geçince bunun acısını çıkarmak için bilenirler. Onların sözde tevazu şovları uzun dönemli planlarının bir parçasıdır. Korkunç ince ve kibar olabilirler ancak bu onların bu şekilde kalacaklarının garantisi değildir.

Kanatsız melek, ömrü boyunca kendi pisliğini kusar ama kendini objektif görmekten yoksun olduğu için kendini gerçekten bir iyilik meleği zanneden akli dengeden yoksun zihniyettir. Sürü yani kabile felsefesi ya da felsefesizliği ile herkese sevgi kusucu rolünü oynarken şark kültürü ile yetiştiği için pusu kurar; batı kültüründeki karşısına çıkıp düello yapmaktan çekinir arkadan vurmak için en doğru zamanı kollar ve hançerini saplar.

Psikolog Eda Erdener şöyle diyor: “Sevgimizi, karşımızdakinde sorumluluk ve suçluluk duyduracak şekilde fazlasıyla vermek, karşımızdakinin sınırlarına davetsizce girmek ve karşımızdakinin istencini, varlığını yok saymak yani onu hiçleştirmektir. Ben buna “sevgi kusmak” diyorum.”

“Sevgiden, ahlaktan en çok bahseden ona en çok ihtiyacı olandır.” denir. “Ben herkesi severim, sevgi doluyumdur, riyasız severim” tarzı sersemce yaklaşım kendi kendini dahi kandıramamaktır. Kendini bu tip överek pazarlayanın durumu en acınasıdır. Son zamanlarda en çok duyduğumuz terim; “koşulsuz sevgi”‘dir. Bu karşımızdakini hiçleştirmedir. Eda Erdener şöyle devam ediyor: “İnsanlara sevgiden bahseden kişilerin biraz damarına basıldığında birer canavar halini aldıklarını defalarca gördüm. Freud’un dediği gibi “bir şeyi ne kadar şiddetle bastırırsanız, aynı şiddetle size geri gelir…”

Sevgi kusucu, sosyalleşme böceği yapmacık insan modelidir. Sevgi tırtılının metamorfoza uğramış hali olduğundan güven telkin etmeyen kişilerdir. Kaçak dövüşürler. Her fırsatta “Ay ben çok insan severim, ağaçlar, kuşlar, böcekler, çok duygusalım çok, durun bakın hemen salya sümük ağlayayım” tavrını benimsemiş türdür.

Böyleleri gereksiz samimiyetin dibine vururlar. Her şeyi seven, niye sevdiğini bilmeden seviyor intibası yaratan insanımsılardır. Herkesi severmiş, sevmeyeni hiç yokmuş, her daim güler yüzlü, hassas, duyarlıymış gibi görünen insanlar sevgi kelebeği rolünü çok iyi oynarlar. Planlı programlıdırlar, alttan kuyu kazmak, arkadan iş çevirmekte üstlerine yoktur.

Sevginin ne olduğunu gerçekte deneyimleyememiş vıcık vıcık insan türüdür kanatsızlar. Sevgi kumkuması bir sevgi tezgâhtarıdır, böğüre böğüre sattığı o yücelikten anlamamaktadır. İlk gördüğü andan itibaren her şeyi aşırı yapan; sarılan, iltifat eden hissiz vesikalık gülümseme sahibi varlıklardır. Tanıştığı an ısınır, derinleşir. Hemen her yere davet eder hatta zorlar. Ağır ve zor harcanması gereken kelimeleri düşünmeden yerli yersiz tüketir. Tüm değerli cümleleri densizce harcar. Hemen evine davet eder ve rövanş olarak evine gelmek ister. “-Mış gibi” yapanlar denilen en lüzumsuz kitledendir. Goethe çok doğru söylemiştir; “İster kral, ister köylü olsun, dünyada en mutlu insan evinde huzuru olandır.”

Bir diğer konu Brutus sendromudur. Kalleş dalavereci eş, dost, yakının her daim hançerlemek için hazır ve nazır beklemesi durumudur. İnsanın en beklemediği anda sırtından hançerle vurulmasıdır. Atılan kazık, vurulan darbe kalbe saplanır. Bu sebeple acısı her daim hatırlanır. Her Cesar’ın mutlaka bir Brutus’ü vardır. Kalleş düzenbaz, kan emici hiç üzerine alınmayan bir yüzsüzlüktedir. “Dibinden torpido geçmiş masum bir balıkçı gibi” sersem gülümsemesini, soğukkanlı tavrını bir kenara bırakmaz. Eş, dost, kardeş diye güvenilen dağlar yıkılmıştır. Güven ürkek ceylanı bir kere ürktü mü hiçbir şey bir daha asla ama asla eskisi gibi olmayacaktır. İnanılan yalan ne kadar büyükse, gerçek göze sokulduğunda yıkılışın da o kadar büyük olması kaçınılmazdır. İnsanı “Vay be bunu da mı görecektik” düşüncesine sokar. Güvenilen dağlara kar yağar ve birey derin uykusundan uyanır.“İnsanoğlu çiğ süt emmiştir” cümlesini aklından çıkarılmamalıdır. “Şu ellerin taşı bana hiç değmez; ille de dostun bir tek gülü yaralar beni.” der Pir Sultan Abdal.

Brutus sendromu aynı insandan bir kere yemesi acı veren, ikincisi olursa o varlığı hayatından silmesi ile sonuçlanacak eylemdir. “Bir yolunu bulayım da katakulliye getireyim, ucuz oyunlarla kişiyi ketenpereye getireyim” tarzı dalavereciliktir. Kişi çok seviyorsa eşi, dostu bir kere affedebilir. Ağır, demir bir bilyeyi yutamaz ama bir kerelik yapılanları, söylenen sözleri görmezden gelebilir. Ancak benzer bir kalleşlik ısrarla yapılıyorsa kendini ahmak yerine koymak istemeyen birey bu kez affetmeyecektir.

Adilik, aşağılık, işbirlikçilik, şark kurnazlıkları ya da arkadan dolambaçlı iş çevirmeler ile yaralanan kişinin gözünde değer verdiği şahıs bir daha asla ama asla aynı tahta çıkamayacaktır. “Niye böyle oldu? Bunu nasıl yaptı?” gibi sorular kişinin kafasında yankılanıyorsa bu o şahsa bir zamanlar verdiği aşırı değerden dolayıdır. Sonucu da ciddi manada hayal kırıklığıdır. Maalesef ortaya çıkmadan evvel, sıkça verilen sinyaller de hiç algılanmak istenmez. Koyunda beslenen yılan soğukkanlıdır. Muhatabının gözünün içersine baka baka yalan söyler. Sırıtkan bir ifade ile her türlü adiliğe ortak olur ve pişkin söylemlerle sinsi gülümsemesine devam eder.

“İnsanoğlu özünde iyidir, iyilikle yaklaşırsan iyilik bulursun” sözü bir anda yerle bir olur. Yüzsüz, değersiz ve yoz yapı için yaptığı rezillik hiç de önemli değildir. O rafine bir zeytinyağıdır. Her koşulda hiç utanmadan, sıkılmadan konuşur. Yaptıklarını, söylediklerini küçültmeye, önemsizleştirmeye çaba sarf eder. Kendini de küçülttükçe küçültür. Onlar kendilerini sorgulamazlar. İkiyüzlülüğe, ihanete şaşırmamayı hatta artık insana ait hiçbir şeye şaşırmamayı öğretirler.

“Et tu, Brute?” yani “Sen de mi Brutus?” efsaneye göre Sezar’ın son sözleridir. Sezar, Brutus liderliğindeki bir grup senatör tarafından sırtından hançerlenmiştir. Brutus Sezar’ın en yakınıdır. Sezar’ın önce saldırganlara karşı koymaya çalıştığı, fakat Brutus’ü görünce, bu sözleri söylediği ve kendisini kadere bıraktığı yani karşı koymayı bıraktığı rivayet edilir. İnsanlar bu özdeyişi ihanete uğradıklarını hissettikleri zaman söylerler. Son darbeyi sırtından alan Sezar omzunun üzerinden bakıp en yakın dostunun kendini hançerlediğini görünce üzüntü ile: “Yıkıl Sezar!” dediği rivayet edilir.

Tüm bu acılardan, hayal kırıklıklarından sonra birey kendine döner, sessiz bir damla gözyaşı sonrası duygularının efendisi olmak için çabalar. Tek iz bırakan yara Brutus tipi yakınından, değer verdiğinden alınandır. Yürekte kangrendir. “Cehennemde ateş yoktur herkes kendi ateşini buradan götürür.” der Pir Sultan Abdal.

Sersemlemiş iyilik meleği: “Kişi en az bildiği duyguyu en iyi ifade edermiş” “Bu kadar acımasız, sevgisiz olunur mu?” “Hayatında eyleme geçirdiklerine bak sen.” inlemesinin sahibidir. Sürüsel insanımsı gerçek insana neyin, nasıl yapılmaması konusunda aslında iyi bir öğretmendir. ‎”Hayat yaşanıncaya dek hiçbir şeydir; fakat onu anlamlandırmak size düşen bir iştir ve onun değeri sizin seçtiğiniz anlamdan başka bir şey değildir.” der Sartre.

Gerçek insanlar yine insan gibi insanların özüne dokunurlar. Bunların varlığı bireyin yaşama tutunmasını sağlamlaştırır. Olumsuz negatif deneyimler ne kadar acı verici ve yakından gelirse gelsin gücünü toparlayıp yeniden ayağa kalkabilen yolcu için çok önemli deneyimler olurlar, öğreticidirler. Gerçekten de bizi öldürmeyen her şey kesinlikle güçlendirecektir. Ruhsal gelişimin ilk adımı kendini bilmek ve kendini deneyimlemektir. Daha kendini bilmeyen, kendi ile yüzleşmeyen günü birlik yaşayan, ne anlatsan, ne söylesen duvar gibi hiç işe yaramayan bir yapı acınasıdır. “Simurg” efsanesi denilene göre netice ile ilgili değil ama bizzat bir görevin parçası olmakla ilgilidir. “Dünya gitmek istediği yolu bilen kişiye yol vermek için bir yana çekilir.” Kendinden kendine yolculuktur sürüce korkulan.

Bir Budist değişi şöyledir: “Om mani padme hum” yani “Om: evrenselliğin tecrübesine ve yoluna sığınıyorum, ta ki “mani”: ölümsüz ruh cevherimin aydınlığı “padme”: uyanan şuurluluğun derinliklerinden sıyrılsın “hum”: ve ben, ten kafesinden kurtulmanın ilahi aşkı içinde sonsuzluğa doğru sürüklenip gideyim.” Beş duyu kafesinde yaşam önemli bir okuldur. Burada en önemli öğretmenlerden biri sıkça rastladığımız Brutusler ve sözde kanatsız meleklerdir. Tanık olduğumuz her bozuk davranış biçimi bizdeki sakatlıkları ya da oluşabilecek erdemsizlikleri gözümüzün içerisine sokar. Üst insan tüm olanlardan deneyim kazanır, küfesini doldurur. O, yaşamında “Geçer” dediklerini geçirir, hoşlanmadıklarına, sınırlarını zorlayanlara “Yeter” der, “Dayan” dediğine ise bir ömür dayanır. Farkında olur ve bir gün vazgeçer. Onun yolculuğunda acıları yaşatanlar hala var olabilirler. Belki varlardır hala ama aslında onlar yoktur bu hayatta!

“Düşmana inat bir gün daha fazla yaşayacaksın.” Nazım Hikmet

http://blog.milliyet.com.tr/ruhsal-gelisimle-ugrasanlarin-psiko-patolojik-halleri/Blog/?BlogNo=230706

1.894 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Eylemde denge ve güzellikEylemde denge ve güzellik Yaşam bir oyun, bir tiyatro ve sen de bir oyuncu Yaşamda ne pas pas ol, ne de zorba Ne ezil, ne de ez Sen sen ol, hep dengede ol, dengede kal Denge noktası bilgelik noktası, […]
  • Değnekler ve BalonlarDeğnekler ve Balonlar Karanlık günlerden aydın­lar etkilendiler. Aydınlık günlerden karalar pay aldılar. Karanlık, hepimizi aynı öl­çüde etkilemedi. Aydınlıktan da hepimiz aynı ölçüde […]
  • Bizden bir şey Olmaz!Bizden bir şey Olmaz! Kalitesiz bir hayat yaşamamızın bir nedeni de objektif enformasyonla gündelik hayatımızın arasında çoğu zaman dağlar olması ! Tarihi konuları ele alan roman, film ya da dizilerin öteki […]
  • Tuna’nın Aşkı BudapeşteTuna’nın Aşkı Budapeşte Olgun, zarif bir hanımefendiye benzer Budapeşte. Üstelik bu soylu hanım zengindir de. Harika bir takı gibi şehri süsleyen Tuna nehrinin iki yanında, değerli taşlar gibi dizilen saraylar, […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler