felsefe taşı

Yalnızlığınızı Şarj Etmeyi Arada Unutuverin

Yalnızlığınızı Şarj Etmeyi Arada Unutuverin
Nisan 08
12:13 2016

Yalnızlık..
Mecburi ya da seçilmiş..
“Seçilmiş bir yalnızlık insanın sahip olabileceği en büyük lüksdür.”
demiş Charles Bukowski. Kendisi, eserlerinde genellikle toplum dışı insanlar ile depresyonu konu almışolan ve alkolizmeyakınlığıyla ünlüdür.
“Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez. Kişi yalnız olduğunda özgürdür ancak.”
demiş Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalarda Arthur Schopenhauer.

Kendisi sürekli olarakdünyayı acılar, sefillikler vadisi olarak tanımlamıştır, ölümü yaşamdan daha iyi bulduğunu itiraf etmiştir. Genç yaşta kendisinden 11 yaş büyük Karoline ile yaşadığı erotik kargaşa, annesi ile yaşadığı karşıtlıklar Arthur’u ruhsal anlamda şiddetli bunalımlara sokmuştur. Schopenhauer’a göre; birbirlerini en çok büyüleyenler, birbirlerini en çok tamamlayanlardır. Yalnızlığı tercih eden Schopenhauer, yalnız yürüyen ve kronikçilerin tahminine göre Frankfurt’da kenara itilmiş bir “hiç kimse” idi. Yalnız yaşadığı dairesinde penceresinden dışarıyı seyrederken yapayalnız ölmüştür.

“Yalnızlık yamacında terk edildim, hayatın karanlığında kayboldum”
demiş Dante Alighieri. Hayatının büyük ve sonsuz aşkı Beatrice ile hiç bir zaman beraber olamamıştır. Beatrice’e hiç bir zaman açılamamış ve aşkı bir başkasıyla evlenmiştir. Genç kadın erken yaşta vefat etmiştir. İlahi Komedyanın tohumlarını atan da bu büyük aşktır.

Hangisini doğru kabul etmek lazım sizce? Ya hayatlarıyla tezatlıklar yaratmışlar, ya da hayatlarındaki yaşanmışlıkların içlerinde kaybolmuşlar.
Her zamanki gibi kendi düşüncelerimi paylaşacağım sizlerle.
Bana göre yalnızlığın sebepleri önemli ve kapladığı zaman. Çok yoğun çalışan biri de ara sıra ihtiyaç duyar yalnızlığa, problemlerin altında boğulan biri de, önemli bir konuda kararsızlık yaşayan biri de, hayatın kaosunda çırpınan biri de… Örnekleri çoğaltmaya kalkarsak bu sürer gider ta ki herkes bir dönem, bir an illa ki yalnızlığa ihtiyaç duyar diyene kadar. Fakat bu süreli ve kararlaştırılmış bir yalnızlıktır. Bazen bir kaçış, bazen bir rahatlamadır. Fakat daima bir bitiş çizgisinin garantisi ve bunun getirdiği bir rahatlık vardır. Yani gerçek anlamda yüzde yüz bir yalnızlık değildir. Bir aradır sadece. Bu yüzden korkutuculukdan, tedirgin edicilikten uzaktır.

Bir diğeri kendi elinde olan ya da olmayan fakat tetiği çekilmişcesine gerçekleşen ve süresi belirsizliğine rağmen genelde uzun sürmeye meyilli, mecburi yalnızlıklar vardır. Bazılarında kişinin kendisi haricinde yakın çevresindekilerin dahi imzalarına rastlanabilecek yalnızlık sahneleri yazılır. Bazılarında imzalar okunmaz, sebepler silinir, sahneler unutulur ama yine de ok yaydan çıktığında geri dönüşsüz yaşanmaya itilir. İçinde tedirginlik, korku, çekingenlik, güvensizlik, kararsızlık gibi tüm negatiflikleri barındırır. Esasında kişinin belki de kendinde hiç farkında bile olmadığı özellikleriyle tanıştırır kendisini. Belki sahip olduğunu hiç bilmediği gücü, hayata karşı yeterliliği, kendisi ile tanışma şansı, içinin kapılarını aralama yetisi ve yüzleşme cesareti, yaşamına yön verebilme ve yol alma şansı, ve ve ve… İyi yönde kullanılırsa tüm negatifleri pozitife döndürmeyi başarabilir kişi ve tüm o imzalara teker teker teşekkür edebilme şansını ve keyfini yaşayabilir. Ama ufak bir uyarı, bu yol oldukça zor ve kesin kararlılıkla birlikte yüzde yüz dürüstlük gerektiren bir süreç. İniş ve çıkışlar, anlık derinlikler, ışık oyunları, şaşırtmacalar ve şaşırmalar hep bu yolda konuşlanmış. Sonuna kadar gidilmezse de hiç bir anlamı yok başlamanın. Çok ta korkmayın canım, gerçekte olumlamalarla hareket ederseniz oldukça da keyifli ve neden daha önce yapmadım dedirten cinsinden. Kişinin kendisine ayna tutması cesaret gerektiren bir şey, kabul ediyorum ama yaşamın tamamı cesaret gerektirmiyormu sanki?! İşte bu trarz mecburi bir yalnızlık esasında hayatınıza verilen ikinci bir şans olarak dahi kabul edilebilir ki ben kendiminkinde aynen böyle kabul ettim. İnancımın bana verdiği ikinci bir şans ve beni gittiğim yanlış yoldan beni alması… Ve ben her gün şükrediyorum bunun için. Bu hayat çok kısa ve tek seferlik bir zaman dilimi. Kıymetini bilmek lazım, gerekiyorsa da hata veya hatalar ne kadar can yakıcı da olsa, aralarından sıyrılıp kurtulmak. Harcanan zamana da kayıp gözüyle değil, alınmış bir ders gözüyle bakmak gerekmekte, her eğitimin bir süresi vardır sonuçta.

Gelelim seçilmiş, istenerek kararlaştırılmış yalnızlığa. Bu çağımızda gitgide yaygınlaşan bir fenomen oldu. Bana göre maalesef.. Her yalnızlığın geçmişinde kişiyi bu tarzı seçmeye iten bir yaşanmışlık, bir olumsuzluk vardır. Bıkmışlık, yılgınlık, yorgunluk, sevgisizlik, ilgisizlik, itilmişlik, soyutlanma.. Adına ne derseniz deyin artık. (Arada bir de yalnızlığın gerçek anlamını ve tadını bilmeden,tamamen bir heves sonucu buna kalkışanlar var ama kusura bakmasınlar, ben onları dikkate bile almıyorum) İlk zamanlarında bu durum çok cazip gelebilir, sonuçta sizi tamamen özgür kılan bir durum. Kendi istek ve arzularınız doğrultusunda yaşamak. Neden, niçin gibi sinir bozucu tüm soruların ortadan yok oluşları. Zaman planlayıcı olarak tek söz sahibi olmak. Koşulsuz bir yaşam. Kim istemez diyorsunuz içinizden eminim yalnız olmayanlar. Ama sayfanın öteki yüzü farklı esasında. Yalnızların evinde genelde bir ses kaynağı açıktır ve bu sadece keyiften değildir. Yalnızlar daha çok dost davetlerinde bulunurlar. Daha çok seyahat ederler. Kültürel faaliyetlerde daha aktif rol oynarlar. Ve bilirmisiniz en iyi edebiyatçılar yalnızlardandır. Ve bilirmisiniz tüm bunlar hayatı diğerleriyle daha zengince paylaşabilme adınadır. Seçilmiş yalnızlıkta dahi ihtiyaç hep sosyalleşmeye, insanadır.

İtiraf etmeyenleri boşverin, hep gururdan.. Ben itiraf ediyorum işte..
Hele hele hayatınızda hiç uzun süreli yalnızlığınız olmadıysa uzaktan konuşmak çok kolaydır, ama ya yaşamak..? İnsanın doğasına aykırı bir durum bu. Esasında hayatımız boyunca yalnızız, sadece “ben”olarak ortadayız ama yine de kalabalıkların arasında var olarak.. Paylaşımsız bir dünya haline geliyoruz gitgide işte bu fenomen yüzünden. Önemli olan özgürce yalnızlık değil, önemli olan sizi siz olarak kabul edecek kişilerle paylaşmak hayatı, değişmeden, değiştirilmeden ve değiştirmeden. Herkesin birbirinin sınır ve özgürlüklerine müdahale etmeden ki birliktelik değerli olan. Bana göre yalnızlık, sevmesini bilmeyen ya da beceremeyenlerin uydurması. Unutmayın; korku mahkum eder, ümitler özgür bırakır insanı.. Korkmayın sevmekten ve paylaşmaktan. Sadece sınırlarınızı baştan ve doğru çizin.. Özgürlük zaten içinizde, sadece serbest bırakın ve bıraktırın. Yalnızlığınızı arada şarj etmeyi unutun ve açılın sevgiye, hayata, birlikteliklere, paylaşımlara… Ne kaybedersiniz ki? Ya geçmişiniz bir ders olur ya da geleceğiniz bir hediye.

“Yoklama alıyorum, sessiz olun. Kaygı? Burda. Hüzün? Burda. Yalnızlık? Burada. Mutluluk? Mutluluk?” demiş Cemal Süreya ve bence son…

1.071 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler