felsefe taşı

Bencillik – Lütuf mu Lanet mi?

Bencillik – Lütuf mu Lanet mi?
Temmuz 21
16:15 2014

İnsan, taksonomik1 adıyla “Homo Sapiens”, günümüzden 200.000 yıl önce Afrika’da ortaya çıkmış ve türdaşları “Homo Erectus”2 ve “Homo Neanderthalensis”3 ile kıyaslandığında fiziksel olarak daha zayıf olmasına rağmen aklını kullanma yetisi sayesinde “Homo” cinsi (insansı tür) içerisinde yaşayan tek tür olmuştur.

Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, “Homo Erectus” ve “Homo Neanderthalensis” türlerinin soyu,daha zeki ve daha yetenekli olan “Homo Sapiens” tarafından yok edilmiştir. “Homo Sapiens”i, insanı,yani bizi, günümüze kadar taşıyan bu “katliam” dürtüsünün sebebi nedir? Charles Darwin’in ilk kez 1859′da yayınlanan “Türlerin Kökeni” isimli kitabında dile getirdiği gibi “sadece genetik olarak güçlünün varlığını sürdürmesi” gibi doğal bir tercih mi, yoksa korku ve kaygılarla beslenen bencillik mi?

“Sıcak düşler terk ederlerken yüreğimizi, ormanda yolunu kaybetmiş iki
yabancının arafları, korkuları, düşleri ve umutları çeliştiğinde her şey çok daha
farklı bir hal aldı” diye betimlemektedir Dante yaşadıklarını, 1295 yılında yazdığı
ve Beatrice olan aşkını konu aldığı “La Vita Nuova” (Yeni
Hayat) isimli kitabında. İnsanlık tarihi göstermiştir ki,
çıkarlar, korkular, düşler ve umutlar bir şekilde çeliştiğinde,
daima güçlü olan ayakta kalmış ve varlığını sürdürebilmiştir. Zayıf olanın yegâne
kaderi kaybetmektir ve bu bakış açısıyla ele alındığında bencillik, varlığımızı
idame ettirmek için elzem bir güdü olup lütuf gibi görülebilir. Fakat “Homo
Erectus” ve “Homo Neanderthalensis” ortadan kalktığında “Homo Sapiens” savaş
baltalarını gömmüş müdür?

Bencillik Derken?
Günümüz toplumlarında bencillik egoizm olarak adlandırılmakla birlikte genel anlamıyla bireyin
sadece kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi, her zaman kendi çıkarlarına uyan şeyi yapmanın
doğru olduğunu savunmasıdır. Yukarıda bahsedildiği üzere, insanoğlunun varolduğu günden beri
sahip olduğu en temel davranış türlerinden, dürtülerden biridir egoizm. Bu, sadece insana özgü bir
davranış biçimi de değildir. Bencillik, söz konusu varlık – yaşam mücadelesi olduğunda hayvanlar
âleminin bile en geçerli kuraldır. Bencillik, bir bakımdan temel bir içgüdüdür.
Peki, insanı insan yapan içgüdüleri mi yoksa aklını kullanması mıdır? Konu, varlık mücadelesi gibi
savaş baltalarıyla mücadeleyi gerektiriyorsa, insanoğlu hangi durumda ve hangi mevkiide olursa olsun
aklından çok güdüleriyle hareket etmeyi tercih etmiş ve çoğu defa bu işine yaramıştır. İnsanlık tarihi,
bireysel ya da toplu, birçok katliama tanıklık etmiştir.

Dipnotlar: 1 Taksonomi bir sınıflandırma bilimidir. Canlıların sınıflandırılması ve bu sınıflandırmada kullanılan kural ve prensipleri içerir.
2 Latince “dik insan” anlamına gelen “Homo Erectus” soyu tükenmiş insansı bir türdür ve modern insanın (Homo Sapiens)
atası kabul edilir. Elde edilen bulgulara göre, günümüzden 1.8 Milyon yıl ila 200.000 yıl arasında varolmuştur.
3 “Neandertal” ya da “Neandertal İnsanı”, günümüzden yaklaşık 200.000 ila 28.000 yıl önce yaşamış insan türüdür. Mağara
adamı olarak adlandırılır.
4 Charles Robert Darwin (12 Şubat 1809 – 19 Nisan 1882), İngiliz biyolog ve doğa tarihçisi.
Charles Darwin

En Güçlü Bağ: Ortak Düşman.
Samuel Hungtinton, 1993 yılında kaleme aldığı “Medeniyetler Çatışması” isimli kitabında, bir toplumu bir arada tutan gücün, bilinenin aksine ne milliyetçilik, ne din ne de ekonomik olmadığını, bu gücün ortak çıkarlara yönelmiş ortak düşman olduğunu ifade etmiştir.

İnsaoğlunun ortak çıkarlara yönelmiş ortak düşman edinme “yeteneği” çok eskilere dayanır. “Homo Sapiens”, belki şans eseri belki gıda kıtlığından ya da içinde oluşan bir meraktan, yaşadığı mağaradan çıkmış, yabani hayvanlar ile daha iç içe olmuş ve onları avlamayı öğrenerek et yemeğe başlamıştır. Bu sayede beyin gelişimi yıllara sâri olarak Homo Erectus” ve “Homo Neanderthalensis”den daha hızlı olmuş ve bir müddet sonra onları, ki fiziksel olarak daha güçlülerdir, kendine rakip olarak görmüş ve zekâsını kullanarak, bu ortak düşmanları ortadan kaldırmıştır. Çıkarlar çatışmış, bencillik paylaşımcılığı yenmiş ve bu konuda en güçlü olan ayakta kalmıştır.

Günümüzde durum nasıldır diye şöyle bir bakacak olursak, zihniyette halen on binlerce yıl öncede yaşadığımızı ve üstelik kullanılan teknolojiler ve bunun sonucunda geliştirilen silahlarla kaybedenler kulübünün sayıca çok attığını görebiliriz. Artık yok edecek bir genetik akrabalarımız olmamasına rağmen yaşadığımız doğayı, içinde barındırdığı canlıları hatta birbirimizi, kendi türümüzü bile yok edecek derecede bencilleşmiş durumdayız.

Dünyayı Politik Anlamda Şekillendiren Güç: Bencillik
Bu gün G-86 üyesi sekiz ülke, Birleşmiş Milletler Cemiyetine kayıtlı diğer 185 ülkenin toplamından daha fazla olmak üzere dünyanın yer altı ve yer üstü kaynaklarını kontrol etmektedir. Dünyada varolan toplam yer altı zenginliğinin % 92’si bu ülkeler tarafından kontrol edilmekte, bir başka değişle bu yer altı zenginlikleri bu ülkelere ait şirketlerce yeryüzüne çıkarılmakta, işlenmekte ve piyasaya sürülmektedir. İşin acı tarafı % 92’lik bu yer altı kaynağının sadece % 23’ü bu sekiz ülkenin kıta sahanlığı içinde yer almaktadır.

Günümüzün en önemli yer altı kaynakları hiç şüphesiz ki altın, petrol, türevi olan doğal gaz ve yaşam kaynağı sudur. Önümüzdeki dönemde, özellikle petrol ve türevlerinin yerini başka madenler ve kaynakların alacağı şüphesizdir.
Fakat günümüzde altın, petrol, doğalgaz ve su kaynaklarının yoğun olarak bulunduğu coğrafyaların ortak özellikleri insan ölümleri, çevre felaketleri, işgaller ve sömürüdür. Ülkemizin çevresinde gelişen renkli devrimlerin, on yılları bulan terör faaliyetlerinin, göz göre göre aşırılaştırılan milliyetçilik ve bağnazlığın sebebi bu kaynaklara tek başına sahip olmak isteyenlerin çıkar ve korkularıyla beslenen bencilliklerinden başka ne olabilir ki? Bir elinde tablet bilgisayarlar, diğer ellerinde cep telefonlarıyla dünyanın öbür ucundan, diğer ucundakilerin hayatını değiştiren günümüz insanının on binlerce yıl önce türdaşlarını aynı sebeplerle yok eden “Homo Sapiens”ten bir farkı var mıdır?

Dipnotlar:
5 ABD’li siyaset bilimci (doğumu 18 Nisan 1927 New York, ölümü 24 Aralık 2008 Massachusetts)
6 G-8: Group of Eight, dünyanın Gayri Safi Milli Hasılası en yüksek 8 ülkesini kapsayan ekonomik ve siyasi iş birliği örgütü. Bu ülkeler: ABD, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Kanara ve Rusya.

21. yüzyılın emperyalizmi, ortaçağın karanlık engizisyonundan ve hatta 20. Yüzyılın Nazizm’inden bile daha fazla sivilin ölmesine yol açmıştır. Hâlbuki yazılı insanlık tarihinde, bilim, teknoloji ve özellikle tıp alanlarında en büyük gelişme günümüzde yaşanmaktayken, sadece petrol coğrafyasının üzerinde doğdukları için 3 milyondan fazla sivil on yıllık bir süreçte Ortadoğu topraklarında can vermiş, bencillerin yani güçlülerin paylaşım savaşının isimsiz kurbanları olmuşlardır.
Peki, özellikle G-8 gibi çok gelişmiş ülkelerde yaşayan insanları, adını bile doğru dürüst bilmedikleri, haritada bile yerini bulamadıkları ülkelerin kaderlerini belirlemeye iten güç nedir?

En Büyük Kötülük: Düşmansız Kalmak
Yıl 1988. S.S.C.B Devlet Başkanı Gorbaçov7 ile dönemin A.B.D Başkanı Ronald Reagan “Orta Menzilli Nükleer Füzeler Anlaşmasını” (INF Anlaşması) imzalamak üzere bir araya gelmişlerdir. S.S.C.B tam bir dağılma süreci içine girmiş ve bu anlaşma ile esasen elde kalan nükleer füzelerin imha yoluyla başkalarının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Toplantı sırasında dönemin Rus Dışişleri Bakanı Eduard Şevardnadze, mevkidaşı George P. Shultz’a dönerek; “bu anlaşmayla size yapabileceğimiz en büyük kötülüğü yapıyor ve sizi düşmansız bırakıyoruz” demiştir.
Şevardnadze’nin kehanete yakın bu öngörüsü, o günden bu güne gerçekten de A.B.D’nin en büyük kâbusu olmuştur. Enerji kaynaklarına tek başına hükmetme politikasını hayata geçirebilmek için başta kendi vatandaşlarını ve tüm dünyayı ikna edebilmek adına olmayan nükleer silahlar varmış gibi gösterilmiş, olmayan insan hakları ihlalleri bahane edilmiş, kendi ülke topraklarında, halen üzerindeki sis perdeleri kaldırılamayan terör saldırıları gerçekleşmiş ve dünyanın en medeni ülkelerinin eğitim seviyesi en yüksek insanlarına bile tehlikede oldukları hissi verilerek çıkarlarına tehlike arz eden ortak düşmanı yok etme bencilliği tüm çıplaklığıyla benliklere işlenmek zorunda kalınmıştır.

Aynı dönemde, aynı ülkelerde yaşayan onca insan, her hangi bir enerji kaynağı üzerinde olmayan ve dünyanın farklı yerlerinde yaşanan onca olaya karşı sessiz tercih etmiştir.

“Yalan ne kadar büyük olursa inananı da o kadar çok olur” der Hitler. Ne kadar medeni ve ne kadar gelişmiş bir toplum içinde yer alsa da insan, güvenlik gibi hayati çıkarları söz konusu olduğunda, kişisel gelişim ve eğitim seviyesi ile ters orantılı olmak üzere o yok edici bencilliğini hep ön plana çıkarmış, bireysellikten çok içinde bulunduğu toplum ile birlikte hareket etmeyi daha güvenli bir yol olarak seçmiş ve bu tekilleşen topluluğu yönlendirmek de bir o kadar da kolay olmuştur. Hitler yukarıdaki sözü söylediğinde Almanya, o günkü dünyanın belki de en elit ve en eğitimli toplumu olmasına rağmen “üstün ırk” hayaline dayanan ihtiras ve bencilliğine yenik düşmekten kendini alıkoyamamıştır.

Dipnotlar:
7 S.S.C.B Cumhurbaşkanı, doğumu 2 Mart 1931’de Kuzey Kafkasya’nın Stavropol bölgesinde Privolye köyü.
8 A.B.D’nin 40. Başkanı, (d. 6 Şubat 1911, Illinois – ö. 5 Haziran 2004, California)
9 S.S.C.B Dışişleri eski Bakanı, d. 25 Ocak 1928, ö.7 Temmuz 2014
10 ABD’li iktisatçı, işadamı ve siyasetçi.d.13 Aralık 1920 New York.

Bu, bir nevi “sosyal şizofreni” hali, insanlık varoldukça sürecek ve benzer durumlarda empati yeteneğimizin yerini lanetlenmiş bencilliğimiz alacak gibi görünmektedir.

Bir Tür Bencillik: Kuzuların Sessizliği
21. yüzyılı, kimi tarihçiler ve yazarlar “Uzay Çağı” olarak tanımlar. Bu, teknolojik anlamda geldiğimiz seviyeyi belirlemek için kullanılmıştır kuşkusuz. Fakat bu “uzay çağı”nda dünya 24 saatlik bir zaman döngüsü içinde bencil üstünlerin hâkimiyeti altında varolup giderken bizler günlük hayatımızda nasıl davranmaktayız?
Anadolu’nun bilinen en yaygın atasözlerinden biri “bana dokunmayan yılan bin yaşasındır”. Anonimdir. Yani hangi topluma bakarsanız buna uygun hareket eden çoğunluğu hissedebilirsiniz. Bencilliğin tanımı gibidir adeta.

Aslında o yılan içimizdeki insana bir şekilde dokunur ama bizler görmemeyi, duymamayı ve anlamamayı tercih ederiz. Petrol kaynakları için onca masum insanın öldürüldüğünü bile bile, hatta televizyon karşısında bu insanlar için üzülüp göz yaşı dökmemize rağmen arabasına binmeyip bisiklete binmeyi ya da toplu taşımayı kullanmayı kaçımız tercih eder? Altın çıkarma işlemlerinde kullanılan siyanürün insana ve doğaya zararı bilinmesine rağmen kendisine gelen hediyeyi geriye çevirenimiz var mı? 1 milyondan fazla ağacın katledildiği üçüncü köprü bitince kaçımız buradan geçmeyi reddedecek ya da kömür gördüğünde Soma’yı hatırlayanımız çıkacak mı?

İnsan bencil olduğu sürece ateş sadece düştüğü yeri yakamaya devam edecek şüphesiz, biz ise kuzuların sessizliğine bürünüp bizi sosyal şizofren yapanlara daha fazla cesaret vereceğiz. Ta ki bu o ateş bizi yakana kadar.
İlişkilerde Bencillik: Sevil Neşelen, Sevme Yanarsın.
“Sevil neşelen, sevme yanarsın.
Bir sarı saçı okşar kanarsın,
O bir gölgedir, varlık sanırsın.
Sevil de sevme, ağlama ağlat.
Yoksa zehrolur bu tatlı hayat.”

Saadettin Öktenay, bu dizeleri yazarken, belki bilerek belki bilmeyerek kadın erkek ilişkilerindeki en temel probleme dikkat çekmiştir.
TÜİK’in 2013 yılı verilerine göre Türkiye genelinde boşanma oranı %0,27 oranında artış göstermiş ve ilk defa boşanma oranı evlilik oranını geçmiştir. Boşanma gerekçelerinden en yüksek orana sahip olanı şiddetli geçimsizliktir.
11 Reformist dönemin usta bestekarlarından olan Sadettin Öktenay, musikimize 60 civarında eser bırakmış ve
bu eserleri güncelliğini korumaktadır. Doğumu 1930 Adana, ölümü 1989 İstanbul.

Gönüllülük esasına dayalı olan ve sevmek – sevilmek gibi en naif duygulardan müteşekkil olan kadın erkek ilişkilerindeki şiddetli geçimsizliğin temelinde, Dante’nin 7 büyük günahından biri olan genetik mirasımız bencilliğin izlerine rastlarız.

Psikiyatri uzmanı Doç Dr. Nurper Erberk Özen’e göre sevmek sevdiğini olduğu gibi kabullenmektir. Yani kişinin partenire kendi doğrularını, kendi yaşam tarzını, kendi bakış açısını dikte ettirmeye ve empoze etmeye çalışmamasıdır. Partnerini bir hayat arkadaşı gibi görerek hayatı paylaşmaktır ve burada bencilliğe yer yoktur. Fakat TÜİK istatistikleri dikkate alındığında çiftlerin günlük hayattaki tercihlerinde daha çok “önce ben” dediklerini görmekteyiz. Bencilliğimiz dünyaya politik, siyasi hatta coğrafik anlamda şekil verdiği gibi ilişkilerimizde de kaçan kovalanmış, seven değil sevilen kazanmıştır.

İnsanlığın Kıyameti; Bencillik;
10 Haziran 1963 yılında, Washington, D.C’de yer alan American University’de, A.B.D’nin 35. Başkanı John F. Keneddy, soğuk savaşın en buhranlı günlerinde iki kutup arasında sıkışmış dünyaya gönlünden geçen dünya barışını şöyle tarif etmiştir:
“Ben, dünyayı yaşamaya değer kılan, insanların ve milletlerin çocuklarına daha iyi bir hayat yaşatabilmek ümidini besleyebildikleri, gerçek bir barıştan bahsediyorum. Sadece Amerikalıların değil, bütün erkek ve kadınların. Sadece şimdinin değil bütün zamanların barışından.”

Şüphesiz bu barış hayali, dünyada yaşayan tüm insanların ortak amacı, hatta ortak paydasıdır. Fakat John Ronald Reuel Tolkien’in12 Yüzüklerin Efendisi kitabında konu ettiği üzere mesele dünyayı yönetme, gücü elinde bulundurma ve varoluş amacını buna bağlama olduğunda, ihtirasımızdan beslenen bencilliğimiz bizi adeta bir canavara dönüştürmektedir. Zira bu hayali kuran John F. Keneddy, bu tarihten sadece 5 ay sonra, 22 Kasım 1963’te Dallas Texas’ta halen çözülmemiş bir suikaste kurban gitmiştir.

Kutsal kitaplarda kıyamet betimlenirken hep felaketlerden alıntı yapılmıştır. Ortak inanç, o an geldiğinde kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından bile kaçacağıdır13. O anı her düşündüğümde, Yaratan’ın biz insanoğluna; “bencilliğiniz kıyametinizdir, o kıyamet ki en kıymet verdiklerinizi bile tanımaz hale gelirsiniz” dediğini düşünürüm. Görsel ya da yazılı medyadan aldığımız hemen hemen her haberde, insanoğlunun sahip olduğu bu ego ile kendi kıyametini hazırladığını görebiliriz. 30 bin yıl önce bizi rakipsiz bırakan bencilliğimiz içimize işleyen lanetimiz olarak bu gün sonumuzu hazırlamaktadır.
Umulur ki, egomuzun varettiği bu güç sadece insanlığın yararına kullanılsın ve bu güc sadece bu şekilde kullananların eline geçsin.

Dipnotlar:
12 John Ronald Reuel Tolkien, (3 Ocak 1892 – 2 Eylül 1973), İngiliz yazar, şair, filolog ve profesör unvanlı akademisyen. Uzmanlık alanı Anglo-Saxon Dili ve Edebiyatıdır. Hobbit, Yüzüklerin Efendisi ve Silmarillion gibi fantastik kurgu eserleriyle tanınır.
13 “Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, 0 gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. 0 gün her kişinin işi başından aşkındır. 0 gün bir takım yüzler ışık saçar; güleçtir, müjde almıştır. Bir takım yüzler de o gün toza toprağa bürünmüş; kapkara kesilmiştir. İşte bunlar inkarcılardır, günahkârlardır.” (Kuran-ı Kerim; Abese Suresi, 80/33-42 ayetler)

2.796 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Sonsuzluk ÜzerineSonsuzluk Üzerine - Sonsuzluk var mı Monchi? dedim geçenlerde. – Neden soruyorsun? der gibi baktı yüzüme. – Merak ediyorum. – Aklında o kadar sınır varken, sonsuzluğu mu merak ediyorsun? Yutkunup […]
  • Zihnin Özgürlük MücadelesiZihnin Özgürlük Mücadelesi Yaratılmış olan varlıkların tamamı özgür doğar. Afrika'da bir kölenin yada hapishanede bir mahkumun bebeği olarak da doğulması,durumu değiştirmeyecektir. Değişmez çünkü özgürlük […]
  • Karanlık Madde ve Karanlık Enerji – Aydınlığa Giden KabullenişKaranlık Madde ve Karanlık Enerji – Aydınlığa Giden Kabulleniş Yaşam yolumuzun ortasında karanlık bir ormanda buldum kendimi, çünkü doğru yol yitmişti. Ah, içimdeki korkuyu tazeleyen, balta girmemiş o sarp, güçlü ormanı anlatabilmek ne […]
  • Uçur, uçurabildiğin kadar!Uçur, uçurabildiğin kadar! Uçmak bizim için bir tutkudur. Politikacı ne kadar uçarsa o kadar çok oy toplar. Romancı ne kadar uçarsa o kadar çok satar. Balonun da uçanı makbuldür misal. Geçen gün sponsorlu […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler