felsefe taşı

Kırmızı – Şairler ve Şiirleri: Ahmed Arif

Kırmızı – Şairler ve Şiirleri: Ahmed Arif
Aralık 08
15:16 2014

“Kırmızı“ yazı dizimizin ikinci durağında, özgürlüğü, bağımsızlığı anlatacağız dizelerde… Bu kez dizelerimizin sahibi, özgürlüğe, bağımsızlığa susamış Ahmed Arif. Ahmed Arif’i tanıyacağız, şiirlerinde yolculuk yapacağız birlikte. Aşkı, sevdayı, özlemi arayacağız “Kırmızı”daki dizelerin arasında…

Karanfil ve prangayı dizelerinde birlikte işlemiş şair Ahmed Arif. Karanfil simgesiyle özgürlüğü , pranga simgesiyle tutsaklığı , her ikisini birlikte kullanarak ise özgürlüğe olan özlemini anlatmıştır. Yazıyı mısralara bırakıp şairin “Hasretinden Prangalar Eskittim“ kitabına adını veren şiirin mısralarında özgürlüğü ve tutsaklığı arayalım.

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana…

Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni…
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini…

Şairimiz Ahmed Arif 21 nisan 1927’de Diyarbakır’da dünyaya geldi. Ortaöğretimini Diyarbakır’da yaptı. 1950’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde felsefe öğrencisi iken düşünce suçlusu oldu ve öğretim yaşamı yarıda kaldı. İki yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara’ya yerleşti. Yaşamını, yazarlığın yanı sıra Ankara gazetelerinde düzeltmenlik, teknik sekreterlik gibi işler yaparak kazandı. Gazetecilikten emekli oldu.

Orhan Veli şiirinin etkisini sürdürdüğü bir dönemde şiire başlayan Ahmed Arif, Nazım Hikmet’in açtığı yolda yürüdü. Ondan aldığı şiirselliği genişletti. Pir Sultan Abdal’ı, Urfalı Nazif’i Köroğlu’na, Şeyh Bedrettin’e götürdü. Ahmed Arif’in şiirinde ritmin büyük rolü vardır. Ama Ahmed Arif’de ritim sese değil söze dayanmaktadır. Özellikle şiirlerinde imge konusunda yaptığı sıçramayla genç şairlere örnek olmuştur.
1990 yılında kendi sesinden şiirleri “hasretinden prangalar eskittim” adıyla Saltuk plakçılıktan çıkmıştır. Ayrıca Ahmed Arif’in birçok şiiri bestelenmiş, çeşitli müzik anlayışlarınca değerlendirilmiştir. Fikret Kızılok’tan Selda’ya, Edip Akbayram’dan Cem Karaca’ya, Sadık Gürbüz’den, Ahmed Kaya’ya, Hasret Gültekin’e dek onlarca sanatçı onun şiirlerini besteleyip seslendirmiştir.
Rahmi Saltuk bütün bu isimler arasında ayrı bir yere sahiptir. Çünkü onun müziği Ahmed Arif şiiriyle, Ahmed Arif şiiri onun sazıyla, sesiyle, müziğiyle özdeş olmuştur. Şairimiz Rahmi Saltuk’ un ezgilerinde “ Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin “ dizesiyle ölümsüzleşmiştir. Oysa ki bu şiirin özgün adı “ İçerde“ dir.
İÇERDE
Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mı?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…
Değerli şairimiz Cemal Süreyya Ahmed Arif ve Ahmed Arif şiiri için şöyle demiş ;
“Yaşsız bir şiirdir Ahmed Arif’in şiiri. Günün değil, çağın değil, çağların aktüalitesi’yle doludur. Künyesi çizileli kim bilir kaç yıldız uçmuştur. Dirsek teması içinde bulunduğu köylülerin, yürüyerek gezdiği kasabaların arasından tarihi kalın çizgilerle görmeyi sever. Tarihi ve uygarlığı. Yalnızca ‘Diyarbekir Kalesinden Notlar’ ve ‘Adiloş Bebenin Ninnisi ‘nde daha güncel bir tavır var. (sanıyorum en son yazdığı şiirdir bu.) ‘Otuz Üç Kurşun’da da biraz öyle. Bir yerde tarihten önce yaşamış bir ozan konuşuyor sanırsınız, başka bir yerde en genç kuşağın bir verimi karşısında gibisinizdir. Bu bakımdan elli yıl sonra da yayımlansaydı aynı ilgiyi görecek, sevilecekti bence. ”
Cemal Süreyya’ nın içeriğinde güncel tavır olduğunu söylediği “Diyarbekir Kalesinden Notlar’ ve ‘Adiloş Bebeğin Ninnisi” şiirin dizelerindeyiz şimdi de ;

DİYARBEKİR KALESİNDEN NOTLAR
VE
ADİLOŞ BEBENİN NİNNİSİ

1.

Varamaz elim
Ayvasına, narına can dayanamazken,
Kırar boynumu yürürüm.
Kurdun, kuşun bileceği hal değil,
Sormayın hiç
Laaaaal…
Kara ferman çıkadursun yollara,
Yarin bahçesi tarumar,
Kan eder perçem

Olancası bir tutam can,
Kadasına, belasına sunduğum,
Ben öleydim loooy…
Elim boş,
Ayağım pusu.
Bir ben bileceğim oysa
Ne afat sevdim.
Bir de ağzı var dili yok
Diyarbekir Kalesi…

2.

Açar,
Kan kırmızı yediverenler
Ve kar yağar bir yandan,
Savrulur Karacadağ,
Savrulur zozan…
Bak, bıyığım buz tuttu,
Üşüyorum da
Zemheri de uzadıkça uzadı,
Seni, baharmışın gibi düşünüyorum,
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskın gelmez ki
Seni düşünmenin tadı…

3.

Hamravat suyu dondu,
Diclede dört parmak buz,
Biz kuyudan işliyoruz kaba – kacağa,
Çayı kardan demliyoruz.
Anam sır gibi saklar siyatiğini,
“Yel” der, “Baharın geçer”.
Bacım, ikicanlı, ağır,
Güzel kızdır, bilirsin.
İlki bu, bir yandan saklı utanır
Ve bir yandan korkar
Ölürüm deyi.
Bir can daha çoğalacağız bu kış.
Bebeğim, neremde saklayım seni?
Hoş gelir,
Safa gelir,
Ahmed ARİF’in yeğeni…

4.

Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü…

Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü…

Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü…

Sevdalıdır Ahmed Arif, Anadolu’ya, Anadolu insanına. Anadolu insanını sevmenin hasretinden prangalar eskiteceği bir felsefeye dönüşür bu sevda. Tutsaklıktan özgürlüğe taşınan bu felsefe, onu aynı zamanda yeni dönem Türk şiirinde söylediği gibi yazan ve yazdığı gibi söyleyen bir şair yapmıştır. Şair Anadolu sevdasını aynı adlı şiirinde bakın nasıl işlemiş.

ANADOLU

Beşikler vermişim Nuh’a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak…
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım…
Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu’yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri…
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda…
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa’da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne – üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
Şair şiirinin ana kaynağı olarak Anadolu’yu almıştır. Anadolu sevdası yüzünden hapse atılmış, işkence görmüş , kendi deyimiyle prangalar eskitmiştir, ama Anadolu sevdasını asla terk etmemiştir. Mısralarında “Terk Etmedi Sevdan Beni“ demiştir. Bu şiiri Türk sinemasında “Arkadaş “ filminde Yılmaz Güney ve Melike Demirağ’ ın sözlerinde ve Rahmi Saltuk ‘ un yorumuyla ölümsüzleşmiştir.

SEVDAN BENİ

Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça…
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni…

Ahmed Arif, şiirselliği yadsıyan Garipçiler’e dönüp bakmamıştır. Ancak, onların biçim özgürlüğünden yararlanmıştır. Öz olarak Nazım Hikmet çizgisini sürdürürken, biçim olarak
Garip şiirini izlemiştir. Şair, gazeteci, yazar Refik Durbaş bakın Ahmed Arif şiiri için ne demiş;

“Bir kitabı vardı ama, ömrünün elli yılını adamıştı şiire. Hem şiire adamıştı, hem halkına. “Ben halkımın mazlum ve gariban bir ozanıyım. Böyle olmak da yüce bir onurdur,” diyordu. Yoksa başka türlü nasıl açıklanabilir bunca yaygınlık, bunca etkinlik kazanması?! O tek kitap ki, dünyada başka bir benzeri var mıdır, bunca baskıya karşın her yıl en az dört baskı yapsın, 25 yıla yakın bir sürede her yaştan, her kuşaktan okurun beğenisini kazanıp okunsun.
Yalnız Türk edebiyatında değil, dünya edebiyatı içinde de benzersiz bir olay değil mi onun şiiri?! “

1991’in haziran ayında yitirdiğimiz şairimiz yayımlanmış toplam 27 şiiri ile Türk şiiri’nin en büyük ustaları arasına girmiştir. Ahmed Arif’in ölümünden çok kısa bir süre önce can dostu Rıfat Ilgaz’a bir mektup yazar. Rıfat Ilgaz bu mektubun yanıtını Ahmed Arif in ölümünden sonra verebilmiştir. Bu hüzünlü, anlam yüklü yanıtla yazı dizimizi sonlandıralım.

“ Sevgili ozan kardeşim, Ahmed Arif! Son kez Yeşilköy’den seslenmişsin bana! Seni hep yeşillikler içinde düşünüyorum anımsayınca… “Bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile kahrolarak” verdin! Alnın ak, yüreğin pırıl pırıl… Benim eşsiz, değerli kardeşim, içli, özgün şairim! Hoşçakal, solmaz tükenmez yeşillikler içinde! Unutmadık, unutmayacağız seni, halkımız yaşadığı sürece. Yapıtların, anıların belleklerimizden silinmeyecek! Sevgili kardeşim, bekle yeşillikler içinde beni! “

Evet sevgili Felsefe Taşı okurları yine yazı dizimizin sonuna geldik. Bir sonraki Kırmızı yazı dizimizde yeni bir şaire ve şiirlerine yolculuk yapmak dileğiyle…

Sevgisiz, şiirsiz kalmayın…

2.174 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Selefîyye ya da SelefîlikSelefîyye ya da Selefîlik Selefîyye ya da Selefîlik sözcükleri gündemimize girdi. Ne demek Selefilik? Hani, “Halef/Selef” sözcükleri var ya? Selef halefin tersidir ve tarihsel olarak “Önde olanlar” anlamına gelir. […]
  • İskandinav Mitolojisi, Thor ve Odinİskandinav Mitolojisi, Thor ve Odin Denir ki: "Hiç kimse ama hiç kimse, onun(Thor’un) büyük kahramanlıklarını aklında tutup ezbere söyleyecek kadar bilge değildir."(İskandinav Mitolojisinden) İskandinav mitolojisi, […]
  • Puslu Kıtalar AtlasıPuslu Kıtalar Atlası “İşte, içinde yaşadığın dünya da, bu şekilde hiçlikten yaratıldı. Ama hiçliğin öteki adı olan boşluğun bir parçası artmıştı. Bu parça ikiye bölündü ve birisi, boş bir levha olarak sana […]
  • Kırkından Sonra Başlar HayatKırkından Sonra Başlar Hayat Platon'a sormuşlar; -İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışı nedir? Yanıt vermiş büyük filozof: - Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler