felsefe taşı

ÇAĞLAR BOYU KARA ÖLÜM – VEBA SALGINI

ÇAĞLAR BOYU KARA ÖLÜM – VEBA SALGINI
Şubat 12
10:16 2020

Son günlerde Çin’de doğup hızla yayılan ölümcül Coronavirüs salgını dünya gündemini meşgul ediyor. Yıllar içinde evrilip ölümcül hale gelen virüsün yol açtığı ölüm haberleri binlerce yıldır insanoğlunun yakasını bırakmayan büyük salgınları akla getiriyor.
İnsanoğlunun karşı karşıya geldiği ilk salgın coronavirüs salgını değil elbet. Ölümcül salgın dendiğinde insanın aklına gelen, çağlar boyu milyonlarca insanın hayatına mal olan kara ölüm veba olsa gerek.
Veba ismine ilk olarak günümüzden yaklaşık 5000 yıl öncesinde, Gılgamış Destanında, Tanrı Enki’nin Enlil’e hitap ettiği bölümde rastlıyoruz.
“Günah işlemiş olana yükle günahı / Hizaya sok yasaya karşı çıkanı / Biraz cezalandır koparmağa kalktı mı bağlarını / Çok sert davranma, yoksa mahvedersin cezalandırdığını / Bir aslan ortadan kaldırsaydı insanlığı / Tufan kırıp geçireceğine / Bir kurt ortadan kaldırsaydı insanlığı / Tufan kırıp geçireceğine / Yeryüzünü kasıp kavuran açlık belası olaydı/ Tufan olacağına /Yeryüzünü kasıp kavuran veba belası olaydı / Tufan olacağına”
4000 yıl öncesine geldiğimizde veba bu kez Hitit ülkesinde karşımıza çıkıyor. Hitit Devleti zamanında Anadolu’da pek çok salgın hastalığın izine rastlıyoruz. Hititler salgın hastalıkları tanrıların insanları cezalandırmak için gönderdiklerine inanıyordu. Hititlerin kendi dillerinde Henkan olarak adlandırdıkları, semptomları bilinmeyen salgın hastalıkların zaman zaman ortaya çıktığı biliniyor. Bunlar içinde en şiddetlisinin veba salgını olduğunu günümüze ulaşan kayıtlardan öğreniyoruz. Hitit kaynaklarından anlaşıldığına göre büyük veba salgını 1. Şuppiluliuma zamanında yaşanmış. Bu salgın 1. Şuppilulima ve 2.Arnuvanda’nın da ölümüne sebep olmuştu. Hititler bu illetten Veba duaları, tanrıları memnun etmek için yapılan geleneksel ritüeller ve hayvan dışkıları ve çeşitli bitkileri karıştırarak yaptıkları ilaçlarla kurtulmaya çalışmışlardı.
Hitit Kralı 2. Murshili’nin veba dualarından bu salgının ne kadar yıkıcı olduğunu anlamak mümkün.
…Siz Hatti’nin bütün erkek tanrıları, bütün kadın tanrıları, siz bütün erkek yemin tanrıları, bütün kadın yemin tanrıları bütün eski erkek tanrıları bütün eski kadın tanrıları, siz ki toplantıda yemine tanıklık etmeye çağrıldınız, siz dağlar, ırmaklar, pınarlar, yer altı suları, işte ben rahibeniz Büyük Kral Muršili dua ediyorum. Duamı hangi konuda ediyorsam, efendilerim tanrılar sözümü işitin! Siz tanrılar, efendilerim Hatti ülkesinde salgın oldu. Hatti ülkesi salgın yüzünden baskı altında tutuldu. O, çok sıkıştırıldı. Yirmi yıldan beri Hatti ülkesi çok sayıda kayıplarla ölüme sürüklendiğinden aklıma Tuthaliya‟nın oğlu genç Tuthaliya konusu geldi. Tanrıdan fal yoluyla öğrenmeye çalıştım.”
,,,,,,Artık şimdi salgın o kadar güçlendi ki, Hatti ülkesi salgından çok baskı altın da kaldı. Nüfusu azaldı. Ben kulunuz Mursili yüreğimdeki sıkıntıyı yenemiyorum, içimdeki korkuya hakim olamıyorum! dualarımı işitmiş olan siz tanrılar, efendilerim, yardımıma gelin ! .
M.Ö. 430-426 yılları arasında Atina’da baş gösteren bir veba salgınında Atina nüfusunun 1/3ü yok olmuştu. Bu salgın sırasında devlet adamı Perikles de hayatını kaybetmişti.
M.S 541-544 yılları arasında o zamana kadar yaşanan salgınların en yıkıcılarından birisi Mısır’da ortaya çıkmış önce Filistin’e oradan da dünyaya yayılmıştı. Üç yıllık süreçte yaşanan ölümler milyonları bulmuştu.
Salgın İstanbul’a 542 yılında ulaşmıştı. İmparator Jüstinyen zamanında yaşanan salgında günlük ölümler binleri bulmuştu. 4 ay süren salgın sonucunda 400.000 olan toplam nüfusun yüzde yirmisi yok olmuştu.
Veba, 748’de tekrar ortaya çıktı. Bu kez Balkanlar’dan, Doğu Akdeniz’e, Ege’den, Ortadoğu’ya oradan da Kuzey Afrika’ya uzanan çok geniş bir coğrafyayı etkilemişti. Salgının artçıları 18 dalga halinde 11-12 yılda bir tekrar ortaya çıktı.
Salgınlar esnasında birtakım ilkler de yaşanmıştı. 1346 yılında, Ceneviz topraklarındaki Kefe kuşatması sırasında Altın Ordu Hanlığı askerleri arasında veba salgını baş göstermişti. Tatar Canbek Han, yaşanan asker ölümlerini avantaja çevirmenin bir yolunu bulmuş, hastalık taşıyan asker cesetlerini kalenin surlarının içine attırarak ilk biyolojik saldırıyı gerçekleştirmiştir.
Akdeniz ticaretini ellerinde bulunduran Cenevizlilerin gemilerle vebayı yaymaları sonucunda, kara ölüm Avrupa’ya kadar ulaşmıştı. 1348 yılında yayılmaya başlayan hastalık üç yıllık süre içerisinde 24 milyon insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuştur.
Her an hastalığı kapma tehlikesi yaşayan halk, aldıkları bir takım tedbirlerle hastalığın yayılmasını engellemeye çalışmışlardı. Yeme ve içmede aşırılığa kaçmamak, banyo yapmama, cinsel ilişkiden uzak durma, meyveyi çok az tüketmek ya da hiç tüketmemek, bal ve ballı yiyecek- içeceklerden uzak durmak, yağmurlu havalarda şömineyi hafif yakmak, sisli ya da rüzgarlı havalarda ise güzel ve güçlü kokuları ciğerlerine çekmeden evden çıkmamak bu önlemlerden sadece bir kaçıydı.
Floransa’da, hastalığa yakalananlar belli yerlerde toplanarak tecrit edilmişti, böylece hastalığın yayılması bir nebze olsun yavaşlatılmış oldu. Bu uygulama tarihteki ilk karantina örneği olarak kabul edilebilir. Ölenler, yatakları ve kıyafetleriyle gömülmüş, eşyalarından virüs kapılması önlenmeye çalışılmıştı.
Milyonlarca insanın hayatına mal olmasının yanında, salgının pek çok alanda önemli sonuçlarını görüyoruz. En belirgin etkilerini ülke ekonomisinde gösteriyor. Toplu ölümlerle birlikte azalan iş gücü, ekonomiyi olumsuz etkilemişti. Çalışacak işçi bulunmadığından tarımda ve pek çok diğer alanda üretim azalmıştı. Az sayıdaki çalışabilecek durumda olan işçilerin ücretlerinde çok büyük artışlar olmuştu. Nüfustaki büyük azalma sonrası üretilen malların fiyatları talep azlığından iyice düşmüştü. Böylece fakir halkın refah düzeyi yükselmişti. Uluslararası kara ve deniz ticareti durma noktasına gelmişti.
Veba salgınının dini hayatta da oldukça olumsuz etkileri görüldü. Salgının sonucu olarak ortaya çıkan ahlaki çöküş, aç gözlülük ve hırsın din adamlarında da görülmeye başlanması, Kiliseyi halkın gözünde olumsuz bir duruma düşürmüştü. Halk zaten toplu ölümleri açıklayamayan ve dahi engelleyemeyen Kiliseye karşı güvenini kaybetmeye başlamıştı. Başlarda vebayı tanrının günahkarlara bir cezası ilan eden Kilisenin ruhban sınıfında da yaşanan çok sayıda ölümü halka açıklayamaması, konumunu daha da güçsüzleştirmişti.
Yaşanan ölümler sonucunda kilise görevlilerinin sayılarının azalmasıyla güç kaybeden Kilise, bu eksiği eşleri ölen erkekleri göreve getirerek tamamlamaya çalıştı. Bilgi yönünden eksik bu yeni din adamları kiliseyi eski etkinliğine getirmekte başarılı olamadılar.
Ağır kayıpların yaşandığı bu süreç yüksek ortaçağ kültürünün de zayıflamasına yol açtı. Sanat yaratıcılıktan uzaklaştı.
Ortaçağın Kültür dili olan Latince yoğunlukla asiller ve ruhban sınıf tarafından kullanılıyordu. Ölen rahiplerin boşluğunu halktan kişilerin doldurduğunu söylemiştik. İşte bu kişiler Latince bilmediklerinden, mecburen kendi halk dillerini kullanmaya devam ettiler. Bu durum da Latincenin etkinliğini kaybetmesine, ulus dillerinin yaygınlaşmasına sebep oldu. Kısa sürede İtalyanca, Fransızca ve diğer dillerde eserler ortaya çıkmaya başladı.
Veba, 14.yüzyıldan sonra Osmanlı toplumsal hayatının bir parçası olur. Geç ortaçağ Osmanlısında veba, semavi bir emir, günahların bir sonucu ve kıyamet alameti olarak görülürken ilerleyen dönemlerde semavi özelliği ve ahlaki çöküşün sonucu olarak kabul edilmeye devam edilse de kıyamet alameti olduğu inancı ortadan kalkmıştır.
Osmanlı’da vebadan söz edilirken “ta-un” ve “veba” kelimelerine sıkça rastlanır. Ta-un özellikle hıyarcık vebası, veba da genellikle tüm salgın hastalıklar için kullanılırdı. Tıbbi olmayan kaynaklarda her ikisinin de aynı anlamda kullanıldığı olmuştur. Halk arasında ise “yumurcuk” ve “hıyarcık” yaygın olarak kullanılırdı.
Sümerler’den Osmanlı’ya uzanan süreçte salgın hastalıklar Tanrı’nın insanlara cezası olarak kabul edilirken, günümüzde Tanrı’nın yerini büyük devletler, dev ilaç firmaları aldı. Artık dünya üzerinde yaşanan bir virüs salgını gündeme geldiğinde insanların aklına bunun bir biyolojik saldırı ya da büyük ilaç firmalarının bir operasyonu olduğuna dair komplo teorileri geliyor.
Kaynağı, sebebi ne olursa olsun, salgın hastalıklar yıllar geçse de, bilim ve teknoloji ilerlese de can almaya devam edecek gibi görünüyor.

KAYNAKÇA:
NÜKHETVARLIK PLAGUE AND EMPİRE İN THE EARLY MODERN MEDİTERRANEAN WORLD: THE OTTOMAN EXPERİENCE, 1347–1600 (Cambridge: Cambridge University Press, 2015)
ÖZLEMGENÇ KARA ÖLÜM: 1348 VEBA SALGINI VE ORTAÇAĞ AVRUPA’SINA ETKİLERİ Tarih Okulu The History School Mayıs – Ağustos 2011 May-August 2011 Sayı X, 123-150. Number X, 123-150.
AYSELKÖMÜRCÜ Yüksek Lisans Tezi HİTİT KRALLIĞI’NDA VEBA SALGINI VE ETKİLERİ (M.Ö. II. Binyılın ilk Yarısı)

135 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • İnsanoğlunun geleceği “Homo Noeticus” mu?İnsanoğlunun geleceği “Homo Noeticus” mu? 4,6 milyar yaşındaki Dünyamızda insanlığın 3,5 milyonluk bir evrim süresi var. Son 50-65 bin yıllık dönemde ise Homo Sapiens’inCro-Magmon adamından evrimleşerek günümüz insanını […]
  • Gazi BayrağımGazi Bayrağım Evimizde dört tane Bayrağımız var... Küçüğü, büyüğü, yenisi, eskisi, hiç kullanılmamışı... Bir tanesi var ki aralarında, hem en büyüğü, hem üzerinde Atatürk olanı, hem de en […]
  • Mavi AyMavi Ay Bugün, akşam saatlerinde, 150 yılda bir görülen ay tutulması olacak. Kanlı ay da deniyor, ancak ben bu tanımı pek sevmiyorum. İnsanın aklına kurt adam filmlerini ve korku dolu maceraları […]
  • Büyükler GiremezBüyükler Giremez Facebook’a belli yaşın altındakilerin değil de üstündekilerin girmesinin yasaklanması dijital kandırılmaları azaltabilir mi? ABD Başkanlık seçimlerindeki, Brexit halkoylamasındaki […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Şubat 2020
P S Ç P C C P
« Oca    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
242526272829