felsefe taşı

Ezoterik Yapılanma

Ezoterik Yapılanma
Temmuz 24
10:57 2017

Ezoterik yapılanma süreci nasıl başlar ve nasıl gelişir?

Nasıl oluyor da bir ezoterik yapılanma oluşuyor?

Bu sosyal yapılanma somut bir yapı içindeki soyut bir yapılanma olabileceği gibi somut bir yapı olmaksızın oluşmuş soyut bir yapılanma da olabilir.

İstediği kadar soyut olsun. Yapı yapıdır.[1]

Yine antik Mısır’a dönelim. Ünlü firavun Menes MÖ. 3315 yıllarında Kuzey ve Güney Mısır arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için Mennefer adlı “Krallar Şehri” ni kurdu. Bu şehir “Memfis” olarak bilinir. Şehri yeniden imar eden ise MÖ.2700 yıllarından itibaren firavun olan Zoser ve onun mimarı ünlü büyücü İmhotep’dir.

İmhotep asil bir aileden geliyordu. Mimar olan babasından öğrendiklerinin yanı sıra annesinden de şifalı otları öğrenmişti. Genç yaşlarında mimari, mühendislik, tıp ve teoloji alanlarında yaşıtlarından çok daha fazla bilgiye sahip olduğunu göstermiştir. Esas başarısı ise onu ölümünden sonra da efsaneleştirerek tanrılar katına çıkaracak olan tıp yazmalarıdır. İmhotep tıp alanında da engin bir bilgiye sahipti. Kısa sürede sarayın dikkatini çekmiş ve firavun Zoser’in gözdesi olmuştur. Hatta rivayete göre midesinden hasta olan firavun Zoser’i tedavi ettiği de söylenir. Antik Mısır tarihinin en ilginç kişiliklerinden biridir. Altmış metre yükseklikteki Sakkara piramidinin de mimarıdır. Mısır’da taş piramitler dönemini başlatan ilk mimardır. Ölümünden çok sonra tanrılaştırılmış, heykelleri dikilmiştir. Onun döneminde taş ustaları (mason) döneminin de başladığı söylenir. İmhoteb’in mezarının bulunamamış olması da onun tanrı katına çıkarılmasında etkili olmuş olabilir. Öte yandan Mısır uygarlığının bir anlamda ezoterik bir yapı olduğu gerçeği günümüzde hala tartışılmaktadır.

Binlerce yıl ayakta kalan bu uygarlık sadece mimaride değil, tıp, mühendislik, astronomi, edebiyat, müzik ve resim dallarında çok önemli dâhiler yetiştiren bir sistem olmuştur. Bugün Mısır uygarlığından geriye kalanın antik Mısır uygarlığı ile ilişkisini anlamak çok kapsamlı bir çalışma gerektirmektedir. Bugünkü Mısır uygarlığı eskinin devamı değildir. Asurlu savaş lordları Heliapolis’e ve Mempis’e girdiklerinde etraftaki zenginliği görünce askerlerinin şehri günlerce yağmalamalarına ses çıkarmamışlardır. Yağmadan geriye kalan bugün gördüklerimizdir. Kırıp dökülen, yok edilen eserlerin envanterini tutmak hiç te kolay bir iş değildir. Asurlular esas itibariyle altınla motive edilen yağmacılardan oluştuğu için önlerine çıkan her farklı yapıyı tereddütsüz yıkmışlar, heykelleri kırmışlar, sütunlardaki altınları sökmüşler ama ezoterik yapıyı ne görmüşler ne de yıkabilmişlerdir. Ulu rahipler bir yolunu bulup Asur savaş lordlarının yağmasını ve tahribatını durdurmayı başarmışlardır.

Mısır’ın ezoterik yapısı birkaç yılda oluşmadı. Aslında hiçbir ezoterik yapı kısa bir sürede oluşmaz. Mısır kronolojisine göre MÖ. 3500 yıllarından Nagada Dönemi adı verilen zamandan önce başlayıp oluşumunu sürdüren bir yapı bu. Çok uzun ve hadiselerle dolu bir süre. Rahiplerin her dönemde zamanın şartlarına göre geliştirerek birbirlerine devrettikleri en değerli hazine.

Mısır medeniyetinin temelini oluşturan ezoterik yapı inisiyenin Amon Ra, Oziris, İsis ve Horus ile ölüler dünyası arasındaki ilişkilerine göre kurgulanır. Antik Mısırlı ölüler dünyasına gittiğinde yaşamaya devam edeceğini düşünür. Mısır inancının temelidir bu. İkinci yaşam. Ölüler dünyasının gizemli yaşamı. Bir kurtuluş, bir ödül.

Antik Mısır dinleri rahiplerinin MÖ. Üç bininci yıllarda kurduğu ezoterik yapı, daha sonra bir çok ezoterik yapılanmaya örnek olmuştur. Öncelikle Karnak tapınağında şekillenen ezoterik yapılanmaya bakalım.

Mısır’da güç piramidinin en üstünde tanrılar var. Tanrıların tanrısı da Amun. Koç başlı tanrı. Amun kültünün başlangıcı da MÖ. Üç bininci yıllara kadar gidiyor. Antik Mısır dinlerinde iki binin üzerinde tanrı olduğu ileri sürülmektedir. Yukarı Mısır ve Aşağı Mısır olarak iki önemli coğrafi bölgeye ayrılmasıyla farklı kabilelerin aynı tanrıya farklı isimler verdikleri de görülmektedir. Ezoterik yapılanma toplum içindeki sınıfsal ayrışmayla birlikte oluşmaya başlar. Önce ruhban sınıfı oluşuyor. Tanrılarla konuştuklarına inanılan rahipler güç piramidini belirliyor. En üstte tanrılar ve onların seçtiği kral, kralın seçtiği ulu rahip ve ruhban sınıfı, asiller (toprak sahipleri) askeri gücü yöneten generaller, halk ve köleler. Antik çağdaki toplumsal sınıflanma aşağı yukarı böyle şekilleniyor. Antik Mısır’da da böyle Sümer, Hitit, Urartu, vb. de de böyle. Gelir dağılımı da ona göre. Kral vergi toplayarak zengin oluyor, ruhban sınıfı vergi vermiyor. Tapınak gelirleriyle toprak almaya devam ediyor, zenginleştikçe zenginleşiyor. Askerler vergi ödemiyorlar, savaş ganimetleri ve yağmalar, köle satışlarıyla toprak alıp asiller sınıfına geçiş yapıyorlar. Halk bildiğimiz halk. Tarlada, çarşıda çalışıp vergi ödüyor, asker olarak orduda görev yapıyor, tapınaklara özel günlerde hediyeler alıyor. Köleleri hiç söylemiyorum.

Her sosyal sınıfın kendine özgü bir yapısı var. Bu sosyal sınıflara dahil olmanın şartı aslında ekonomik ve siyasi güçle alakalı. Ruhban sınıfı ise merkezde duruyor. Ruhban sınıfına girmek hiç te kolay değil. Öncelikle asil yani toprak sahibi olmak gerekiyor. Asiller ve bürokratlar arasından yapılan ve çok dikkatle icra edilen bir seçimle oluşan adaylar arasından inisiyasyonla eleme yapılıyor. İnisiyasyon törenleri de ölümle sonuçlanabilen çok zor aşamalar ihtiva ediyor. Bürokratların çoğu zaten saraya alınmadan önce bir din adamı olarak inisiye edildiği için tapınaklarda da dönemsel olarak dini görev yapıyorlar.

Bu inisiyasyon törenine değinmekte fayda var. Antik Mısır inisiyasyon törenleri konusunda çok farklı söylenceler var. Karnak rahipliği aday inisiyasyonu her bakımdan en zor ve çoğunlukla ölümle sonuçlanan sınavlarla dolu beş yılı kapsıyordu. Sınavlara girmeyi kabul eden aday başarısız olduğu taktirde bir daha normal hayatına dönemeyeceğini, hayatının sonuna kadar karanlık mahzenlerde çalışmak zorunda kalacağını bilerek sınavlara girmeyi kabul ediyordu.

İnisiyasyon kavramı tekris, aydınlanma, ergenleşme,vb. gibi kelimelerle de ifade edilebilir. Özünde inisiye edilecek adayın ait olduğu toplumda bir birey olarak kabul edilebilmesi için yapılan bir tören olarak da açıklanabilir. Aday sembolik olarak ölüp yeniden yeni yaşamının bilincinde olan bir birey olarak doğmalıdır. Bir tür ölüp yeniden dirilme ile metaforlaştırılabilir.

Karnak rahibi inisiyasyonunda ilk aşama : Hava Sınavı

Aday karanlık bir labirentin içine bırakılır. Tek çıkış yolunun koridor duvarları içinde gizli bir kapıdan sürünerek geçildiği bu karanlık labirentten çıkamayanlar susuzluktan ve açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Çıkışı bulamayan adaya merhamet gösterilmez, ölüme terk edilirdi. Duvarın içine gizlenmiş çıkışı bulanların ise bir demir kapı önünde bir gün beklemeleri gerekirdi. Bazıları çıkışın orası olmadığını düşünüp geri döner labirentte aramaya devam ederlerdi. Demir kapı ertesi gün bir saat kadar açık kalır daha sonra kapatılırdı.

Ateş Sınavı:

Hava sınavından başarıyla çıkanlar hemen ateş sınavına alınırdı. İçinde ateşler yanan, yerde korların bulunduğu koridordan geçerek sınavdan başarıyla çıkmak mümkündü. Adayların ilk bakışta geçmenin imkansız olarak gördükleri ateş koridorunun aslında bir insanın geçebileceği kadar ateşten etkilenmeyen bir geçit ihtiva ettiğini ancak içeri girdiklerinde görebiliyorlardı. Bazı adaylar korkarak koridora girmeyi reddediyorlardı.

Su sınavı:

Ateş sınavını geçenler Nil’in bulanık sularının içine sokulur. Timsahlar dolu bir bataklığı geçerek karşı sahile çıkmaları istenirdi. Bazı adaylar paniğe kapılarak sularda çırpınmaya başlar sonuç olarak timsahlara yem olurlardı. Sükunetini koruyan adaylar karşı sahile çıkarak yeni bir sınava alınırlardı.

Sınavlar birkaç yıl sürer adaylar gerek fiziki gerekse de psikolojik testlerden geçerek rahiplerin ayrıcalıklı dünyasına girmeye hak kazanırlardı. Sınavları geçemeyenlerin geçenlerden daha fazla olduğu biliniyor. Ölümler de var. Elimizde bir istatistik yok. Öte yandan bu ezoterik yapının kendini böylesine zor sınavlarla korumasının nedenleri arasında ruhban sınıfın toplumda çok ayrıcalıklı bir konumda olması sayılabilir. Doğuştan asil olan bir azınlığın daha ayrıcalıklı bir konum için mücadelesi. Bu ezoterik yapı içerisinde sadece erkekler yok. Kadınlar da var. Tapınaklarda belli görevler üstlenen rahibeler bazen erkeklerden daha etkili olabiliyorlardı. Amun’un eşi görevini üstlenen rahibeler çok saygı görürdü.

Toplum hayatında önemli günlerde özellikle de ölümlerde ve dini kutlamalarda rahipler ön planda olurdu. Tapınaklarda hangi tanrının heykeli varsa o tanrının o tapınakta o heykelin içinde yaşadığına inanılıyordu. Rahip ve rahibelerin ana görevi tanrılara hizmet etmekti. Bu hizmetler yiyecek içecek sunmaktan başlayıp inananların tanrılarla konuşmasını sağlamaya tıbbi tedavilere, fal bakmaya kadar giderdi.

Her dini inanışta olduğu gibi Mısır dinlerinde de halkla yönetimin arasındaki iletişimi sağlamak rahiplerin göreviydi. Halk tapınaklarda rahiplerin özel günlerde söyledikleri ilahilerden, firavunun emirlerinden, savaşa gitmeden önce kesilen kurbanlardan oluşan günlük yaşamın içinde kafalarında binlerce soruyla tapınaklara koşarlardı. Tanrıya adak olarak getirilen bir boğa, koç, domuz ya da tavuk hemen pişirilir önce tanrı heykelinin önüne konur bir süre sonra tanrının yeterince yediği düşünülerek rahiplere dağıtılırdı. Tapınaklarda her zaman yiyecek bulunurdu. Halk getirdikleri bu yiyecekleri tanrıların yediğine inanıyordu. Rahipler halkın getirdiği kurban etlerinden ve yiyeceklerden inanılmaz paralar kazanıyorlardı.

Mısır’daki ezoterik yapılanma yıllar içinde öylesine keskin virajlar aldı ki kimi zaman firavunlar rahiplerden borç para almak zorunda kaldılar. Rahipler zenginleştikçe güçleri arttı. Eski krallık döneminde son derece katı kuralları olan ezoterik yapı zamanla gevşedi ve dini bir yapı olmanın ötesinde bir tefeci yapılaşmasına dönüştü. Halka da borç para vermeye başlayan rahipler kraldan daha da güçlü hale geldiler.

Ezoterik yapılanma sadece rahiplerin değil askerlerin, mimarların, taş ustalarının, tüccarların ve diğer meslek gruplarından olan kişilerin de tercih ettiği bir sosyal yapılanma olarak ortaya çıkmaktadır. Antik çağda devletin vergi toplamaktan başka belirgin bir fonksiyonu göze çarpmaz. Kamusal alanda bir çok ihtiyacın karşılanması için sosyal dayanışma gerekliydi. Bu sosyal dayanışmanın sağlanması için ezoterik yapılanmalar antik Mısır medeniyetinin bir icadıdır.

Mısır tapınakları MÖ. Yedinci asırdan itibaren Yunan filozoflarının eğitiminde önemli bir rol oynamıştır. İlk akla gelen Yunan filozofları Platon ve Pythagoras’dır. Miletos’lu Thales eğitimini Memphis’deki Osiris tapınağında görmüştür. Socrates’in trajik ölümünden sonra öğrencisi Platon MÖ. 475, Mısır’a Heliopolis’e giderek on üç yıl Sechnuphis adlı Osiris rahibinin öğrencisi olmuştur. Yıllar sonra Strabon Mısır gezisi sırasında Platon’un kaldığı evi ziyaret ettiğini ve onun o evde Thot’un ve Amun’un gizemlerini öğrendiğini yazar. Mısır uygarlığının Hellen filozoflarına olan katkısı konusunda çok farklı görüşler var. Bu görüşlerin bazıları “şövenist” yaklaşımlar ihtiva etmektedir. Platon’un ve Thales’in inisiye Osiris rahipleri oldukları konusunda hiçbir şüphe yok. Yunan uygarlığının Mısır uygarlığının devamı olduğu konusunda da hiç şüphe yok.

Anadolu ezoterik yapılanması büyük ölçüde Mısır etkileri taşır. Özellikle de Kybele kültü ezoterik anlamda Mısır ile benzerlikler taşımaktadır. Bir farkla: Anadolu tanrıçalar kültü Mısır Ammun kültü yerine güneş tanrıçası Avinna ile ezoterik yapılanmaya başlar. Anadolu siyasi tarihi MÖ. 3000 yıllarından itibaren Hatti Beyleri ile başlatılır. Daha sonra Hititler, Hurriler, Urartular, Sümer ve Akad ile devam eder. Bütün bu beyliklerin ve krallıkların ortak noktası ana tanrıça tapınımıdır. Doğal olarak bu tanrıça tapınımının ezoterik yapılanması da hepsinde Mısır’da olduğu gibi birbirinin devamıdır.

Değişmeyen güç odakları kral ve ulu rahip dengesi antik Anadolu krallıklarında da vardır.Ana tanrıça ezoterik yapılanmasında Kybele Attis kültünde rahiplik inisiyasyonunun en önemli aşaması rahip adayının kendini hadım etmesidir. Kybele Attis gizeminde kendini hadım eden Attis ve tanrıçanın onu çam ağacına dönüştürmesi ritüeli Kybele kültünün belirgin özelliğidir.

Bu ezoterik yapılanmada hadım olarak inisiye edilen ulu rahip, Megabyzos ve Galloi rahiplik görevleri vardır. Bu rahiplerin hadım olmaları şarttır. Aksi taktirde bu görevlere getirilmezler. Üç boyutlu Mısır tapınaklarının aksine Kybele tapınakları iki boyutludur: düz bir kayanın bir yüzüne oyulan kapı şeklindeki bir nişin içine yerleştirilen Kybele heykeliyle bir sunak ibadet ve tören alanını süsler. Bunun en iyi örneğini bugünkü Eskişehir’e seksen kilometre uzaklıktaki Yazılıkaya’daki Midas Anıtı’nda görebiliriz. On yedi metre yükseklikteki tapınak anıt hiç bozulmadan günümüze kadar kalmıştır.

( Devam Edecek)

[1] Ezoterik yapı: İsteklilerin özenle seçildiği, kendine özgü çalışma yöntemi (erkânı) ve öğretimi olan, bilgi ve görgülerin doğrudan değil simgeler, özdeyişler ve alegorik öykülerle aşamalı olarak verildiği, kapalı bir topluluktur. Antik Yunan’da bu yapı daha çok belli bir topluluğa özgü ve dışarıya kapalı bir öğretiyi anlatır. Doğudaki biçiminde ise kapalı olmanın yanında anlam içrekliği de söz konusudur. Tarihsel ezoterizm daha çok dinsel kavramların dış yüzünden iç yüzüne geçmeyi dile getirir. Kutsal olanın özüne bakıştır. Bu kadim gelenek, adaylara inisiyasyon (tekris) yolu ile aktarılır. Yola girmek isteyene âşık, müptedi, tâlip, çırak ya da mürid (inisiye), yol gösterene de usta,mürşid (inisiyatör) denir.

Ezoterik bilgi: Yalnızca akla değil, aynı zamanda deneyime dayalı, bilgeliği de içeren bilgi türüdür. Adaydan, kendisinde doğuştan bulunan yeteneklerini hayata geçirmesi istenir. Bunlar, üzerine erdemlerin inşa edileceği yeteneklerdir ve ustalık gerektirir. Akla dayalı bilgiye Zâhiri-bilgi, keşfe dayalı bilgiye ise Bâtıni-bilgi denmiştir.

Zâhiri bilgi ilim, Bâtıni bilgi irfan diye adlandırılır. Zâhiri bilginin kanıtı akıl ve deney, bâtıni bilginin kanıtı ise zevk ve vicdandır. Zâhiri bilgi kavramlarla elde edilirken, Bâtıni bilgi simgeler, ritüeller aracılığıyla keşfedilir.Keşfedilen bilgi (irfan) kişinin kendisinde gizlidir (gömülüdür). Bu nedenle “Bilen başkasını bilir, keşfeden kendini keşfeder,” özdeyişi ünlüdür. Ezoterik bilgi, mistik bilgiden ayrılır; gerçi her ikisi de deneyime dayanır, ancak mistik deneyim düzensiz olduğu halde, ezoterik deneyim düzenli ve ritüeliktir.” Kaynak : Aydınlanma Vakfı, M. Bülent Gürkan. Anadoluda Ezoterik Yapılanmalar.

605 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Selefîyye ya da SelefîlikSelefîyye ya da Selefîlik Selefîyye ya da Selefîlik sözcükleri gündemimize girdi. Ne demek Selefilik? Hani, “Halef/Selef” sözcükleri var ya? Selef halefin tersidir ve tarihsel olarak “Önde olanlar” anlamına gelir. […]
  • Çaka Bey’in Hayatı Üzerine İrdelemelerÇaka Bey’in Hayatı Üzerine İrdelemeler Tarih kitaplarında Çaka Bey ismini birkaç kez görmüştüm. Seneler sonra IDO gemilerinin birine ismini verince tekrar dikkatimi çekti. Nihayet Halil İnalcık’ ın “Osmanlı Tarihinde Efsaneler […]
  • Eğitimsiz ÖğrenimEğitimsiz Öğrenim Eğitimsiz Öğrenim Üniversite; "Evren" anlamına gelen Latince "Universi" sözcüğünden türemiştir. Eflatun ve Aristo'nun; evrensel ölçekte tam ve bağımsız bir kurum anlayışını ifade eden […]
  • Kırkından Sonra Başlar HayatKırkından Sonra Başlar Hayat Platon'a sormuşlar; -İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışı nedir? Yanıt vermiş büyük filozof: - Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Eylül 2017
P S Ç P C C P
« Ağu    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

Arşivler