felsefe taşı

Balık İşleri

Balık İşleri
Haziran 22
13:21 2016

Serbest Dalış

Ezoterik gelenekte balık ve balıkçılık önemli bir semboldür ve metafor olarak kendi içinde derinliği vardır. Hem de, ciddi bir derinlik bu.
Ne de olsa söz konusu canlı varlık bir balıktır ve okyanusun her derinliğinde var olabilir. O üst suları da bilir, alt suları da… O okyanustadır.
O okyanus ki, Dalay Lama’nın Dalay’ı, Cengiz Han’ın Cengiz’i dir. O okyanus ki, aklın zaman-mekanı aştıktan sonraki sınırsızlığıdır.
Öyle böyle değil yani, balık bu! Üstelik Ma’dan doğmuş bir balık. Ma, yani M, ilk piktogramlardan, suyu, denizi anlatır bir dalga şekli. Seslendirildiğinde, mem, mam, mumm diye dile gelmiş titreşimin ta kendisi.
Evet, doğru bildiniz, anne gibi bir sesleniş bu mum, mam… Her şeyin içinden çıktığı o ‘Koca Ana’ yani. Marin, mare, mai, maya, maja, mary, mayoko, mah’yim, maut, maria, maryam, mama, ma, m …
Hayat sudan doğar, öyle ise su doğurandır. Koca Ana.
O halde, balık da sudan doğandır.

Balık, çok yumurtladığı ve kaynağın (suyun) içinde yaşadığı için berekettir. Eski Yunan ve Roma’da balık Afrodit (Venüs) tapınımıyla ilişkilendirilmiş. Günümüzde halen devam eden (örneğin Yahudilerde) Cuma günleri balık yeme alışkanlığının kökeni eski pagan geleneğinden geliyor.
Cuma dedik de, Cuma (Friday) adını Freya’dan alıyor. Freya kim? Derseniz, kendisi İskandinavların Venüs’ü olur.

Günümüzde Cuma, pek çok gelenekte doğurganlık, güzellik tanrıçasına adandığı için, kutsal sayılır ve bir şekilde balık ile ilişkilendirilir. Ana tanrıça kültünün bir zamanlar etkili olduğu yerlerde, Cuma’nın kutsiyetinin halen devam ettiği gözlenir. Örneğin, İslam kültüründe de cuma bereket sunar. O gün yapılan ibadet, diğer günlere göre çok daha etkilidir.

Hazır konu Venüs’den açılmışken belirtelim, Venüs de denizden doğanlardandır. Kronos (ki zamanı yaratan ve zamanda seyahat edendir), babası Uranüs’ü hadım eder, penisini denize atar. Sonuç itibarıyla Uranüs’ün penisinden deniz döllenir ve Venüs doğar. Kesilen kutsal penisle döllenen sular çoktur. En bildiklerden biri de İsis-Osiris’dir. Osiris’in kesilmiş penisi Nil’in sularını döller…

Başka başka?
Mesela, Frigya’nın Güneş Tanrısı Athys kendisi keser, atar suya.
Varuna ve Odin’in penisleri?
Ne bileyim hangisi nerede suya düştü?
Koskoca Tanrı her biri, sahip çıksınlar penislerine.
Ya da, dikmesinler her buldukları yere phallik phallik kazıkları öyle.
Sahi, Pinokyo balıktan çıkınca mı can bulmuştu? Boşver, o zaten masal.
Devam dalışa.

Tut ki, bir nehirde balıksın. Üstelik yayın balığı. 10 kiloya varmış gövden, yılda 300 bin yumurta bırakıyorsun (dişi erkek fark etmez, gelenekte marifet erkeğin doğurması ise, suya giren yumurtlayacaktır).
En sevdiğin yerler, nehir kollarındaki girintiler, kıyılardaki oyuklar, suya batmış ağaçlar, sazlıklar… Kurbağa en sevdiğin yiyecek. Balık da yersin, bulursan kuş bile girer o devasa ağızdan. Bir gün birileri geldi, yaşadığın akarsuya baraj yaptılar (metafor-gerçek karışık şu anda), sen de sağı solu kayalık, derin bir vadide sıkışıp kaldın.

Vadide kalmak önemli de, vadinin de gerçekten vadi olması lazım.
Zira, vadi bize hikaye içinde hikaye sunar. Mesela, Kutsal Tuva Vadisi. Musa’nın Tanrı ile (yanan çalı aracılığıyla) konuştuğu yer. Hani Tanrı’nın Musa’ya “kutsal topraklardasın ayakkabılarını çıkart” dediği yer. Eee, çıkartıver bir zahmet!
Vadi, merak edip, içine girene neler sunar neler? Fallopian kanal gibidir mübarek, hani kadında yumurtalıktan atılan yumurtayı döl yatağına getiren kanal var ya? O kanallar tıkalı, dişi döl veremiyor, bu duruma ne deniyor?
Tubal faktör.
Yok artık!

Gördüğünüz gibi, dersimiz jinekoloji
Jin çarpsın tesadüf!
Şimdi bir derin dalış yapalım, yine çıkacağız yukarı.
İlk madenci kim?
Hiç de yabancı biri değil, Tubal Kain.
Tubal faktörle ilişki? Eksi sıfır
Biliyorsunuz Adem ile Havva’nın çocukları Habil ve Kabil.
Kabil ilk katil, çünkü kardeşi Habil’i öldürür.
Kabil’e semitik dilde Kain/Cain deniliyor.

Cain, eski İbranicede “mal/mülk, üretici-fabrikatör, demirci, Havva’nın ilk oğlu” anlamlarına geliyor ve “gyn” şeklinde söyleniyor.
Zamanla Kain’in 5-6 nesil sonrası torunu Tubal-kain doğar. Eski Ahit Tubal-kain için şunu söyler: Tubal kain tunç ve demir, bütün keskin aletleri dövendi. Öğreniyoruz ki Tubal kain ilk demircidir.
Yani, bir anlamda madencilerin atası. Hem de Kabil’in 7. göbekten torunu.
Latin dillerine de “-gyne” kadın olarak geçiyor. Gynecologie (jinekoloji), polygyny (poligami) buradan türüyor. Keza Gen de. Genetik de… Ee, bir de bizim Alaaddin’in lambasının cin’i var. Hele, hele, bağlantıya bakın.

Gyn – Gea – Geo – Gaia – Gen – Genom – Gnom – Gnosis
Gyn: Dişi
Ne, katil kadın mı? Kadın değil, erkek, ama neden kadın?
Sahi neden?
İlle de yumurtlatacaklar erkeğe, dert bu!
Ge – Geo: Yer
Gaia: Yeryüzü tanrıçası, toprak ana
Genom: Kromozomlardaki genetik şifrenin tümü.
Gnosis: Eh onu da siz bulun, tüm bu yazılanlar zaten biraz da onu anlatmaya çalışıyor.
Gördünüz mü, nerelere geldik, nerelere?
İşin özü gelip gnosis’e dayandı.
Başka da birşey beklememek lazımdı zaten.
“Tesadüf” demiştik başında.

Dönelim biz balık halimize. Şimdi, biraz yüzeye çıkalım.
Neredeydik? Baraj gölünde. Göl mü o? Hayır! Göl değil, kendine has, tekdüze ve kısır bir hayatın içinde dönüp durduğu; işgal ettiği akarsuya ait hayatı kemiren, mirasyedi bir su kütlesi orası.
Vadiye sıkışmış bir yer.
Bol besin yok. Hatta hiç yok.

Gölün, göl olabilmesi için, kıyıları olmalı, kıyılarda balıkların ve diğer canlıların üremesi için sazlıkları olmalı. Sazlıklarda kurbağalar üremeli… Bu sayılan ‘olmalılar’ olmalı ki, orada hayat da olmalı.
Gölü besleyen, irili, ufaklı doğal nehirler, dereler, çaylar da olmalı. Balıklar, bu farklı sulara ara sıra karışıp, oralardan tat almalı… Bizim vadide bunların hiç biri yok.

Ee bunlar yoksa, balıklar nasıl beslenip, nasıl çoğalacaklar?
Göle yavru balık at at at … nereye kadar?
O attığın zavallılara yazık değil mi?
Vadide kalan balığın beslenme rejimi farklıdır.
Çünkü, Vadi’nin sofrası başkadır, yenilen lokma başkadır, alınan lezzet başkadır.
Orada yumurtlama da farklı olur.
Yumurta da…

İş şöyle oluyor, bir balık vadiye giriyor. Önce bakıyor yiyecek bir şey yok ortada, içindeki enerjiyi yiyip, bir süre kendini tüketmeye başlıyor.
Sonra, bir keşif yapıyor ki, bazı büyük balıklar yumurtluyorlar ve o yumurtaları yerse, acayip besin var.
O da başlıyor yumurtlayan balığı takip etmeye. Ama, olgunluk seviyesine gelen her balık da yumurtlamıyor elbet. Her yumurtlayanın, her yumurtası dolu olacak diye bir kural da yok.

Onu bırakın, her balık, her derinliği görecek diye bir kural hiç yok. Peki, daha sonra ne oluyor? En sonunda, Balıkçı Kral geliyor ve ağını atıp, bazı balıkları sudan çıkartıyor.
Onlara ne mi oluyor?
Sudan çıkmış balığa dönüyorlar.
Her şeye yeni baştan başlıyorlar.

642 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Çam Süsleme Geleneği ve NarduganÇam Süsleme Geleneği ve Nardugan Tüm dünyada Hıristiyan alemi her yıl 25 Aralık tarihinde İsa’nın doğumunu Noel adı altında, bayramla kutlar. Bu doğuş bayramı, Kutsal Doğuş veya Milat Yortusu olarak da bilinir. 20. […]
  • Nazar ve Nazar BoncuğuNazar ve Nazar Boncuğu Nazar "bakış, imrenerek bakma" Peki nazar boncuğu neden lacivert rengi? Farsca'daki "lacivert" Lucifer'den'den geliyor. Bağlantısı: Lapis Lazuli taşı. Antik Mısır'da kadınlar bu taşı […]
  • NancyNancy Galatasaray Lisesi’ni bitirdiğim zaman Fransa hükümeti bana burs vermiş ve Marie- Curie Üniversitesinde okuma olanağı tanımıştı. Aynı zamanda Türkiye’de de tıbbiyeyi kazanınca Babamın […]
  • SAHİL BALIK RESTAURANT – BURGAZADASAHİL BALIK RESTAURANT – BURGAZADA İstanbul’da balık yemeyi en sevdiğim yerlerin başında Burgazada gelir. Müdavimi olduğum Sahil Balık’ın işletmecisi Bünyamin Ayhan’ın daveti üzerine eşimle birlikte motora atlayıp soluğu […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler