felsefe taşı

Aşk Meşk Halleri

Aşk Meşk Halleri
Ağustos 07
16:54 2015

Asla bitmeyecek bir hikâye…

Kamuran Akkor’un “Aşk Eski Bir Yalan” şarkı sözündeki gibi aşk; Adem’le Havva’dan kalan çok eski bir hikaye. Aşk edebiyatı şiirle, 4 bin yıl önce ilk defa Antik Mısır’da başlar kesintisiz yolculuk serüvenine.

Kavuşamazsın aşk olur
Âşık Veysel’e sormuşlar “Aşk nedir?” diye. “Seversin, kavuşamazsın aşk olur.” Demiş.

Rahibe Heloise’-Rahip Abélard, Aslı-Kerem, Romeo-Juliet, Yusuf-Züleyha, Mark Antony-Kleopatra, Napolyon-Josephine, Juan-Evita Peron. Kavuşulmayan aşk öyküleri her yerde… Atilla İlhan’ın şiirindeki “Pia” misal; “hiç olmayan kadındır”…
Can Dündar bir yazısında şöyle der: “Anlaşıldı ki vuslat, aşkın miladı değil, celladıymış.”

Vuslat neden aşkın celladı?
Aşkı salt roman ve şiirlerdeki romantik haliyle kabul edenler açısından sinir bozucu olsa da. (Özellikle kadınlar açısından.) Genetik bilimindeki gelişmeler aşkın hormonal, teknik bir süreç olduğunu kanıtlamış durumda. Esch Tobias ve Stefano George (The neurobiology of love), Neuroscience, Psikiyatr Louann Brizendin, Michel Reynaud (L’Amour est une drogue douce… En Général) bu teknik süreci bilimsel olarak açıklıyorlar.

Tam bu noktada, rasyonel anlamda çok önemli bir yol ayrımı var: Eğer, doğayı doğru okuyanlardansanız… Tüm sistemin “türlerin devamı” esası üzerine kurulduğunu gözlemleyebilirsiniz: Koşullar ne kadar kötü olursa olsun, bir erkek ve bir kadın çiftleşmeli. Ve yeni neslin sağlıklı ve güven ortamında büyümesi; koruma, kollama vazifesi ile kontrol altına alınarak garanti edilmesi kadına düşüyor. Ayda sadece bir yumurta üreten kadının, yumurtasını dölleyeceği erkeğin kim olacağına özenli bir seçimle karar vermesi gerekiyor. Çocuğu doğurup büyüten de kendisi olacağı için en iyi seçimi yapması çok önemli. Bu yüzden erkeği uzunca bir süre “kalite kontrolü”nden geçirmeye ihtiyaç duyuyor. Aşk kimyasalları, kadının erkeği “sınavdan geçirme” dönemini zevkli hale getiriyor. Ve bu proses sona erdiğinde; kadın ve erkek çiftleştiğinde bu bir “vuslat” oluyor… “Görev” tamamlanıyor…

Başlatan da bitiren de kadın
Wiskonsin Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre: Dişi, kendisine ve çocuklarına bakacak güvenilir bir erkek arayışı içindeyken. Erkek, dölünü mümkün olabildiğince çok dişiye yayma çabasındaymış.

Bu bağlamda: Doğada, memeli sınıfındaki istisnasız bütün türlerde seçici olan dişidir. Dişi, kendisini hangi erkeğin dölleyeceğine karar verir. Kriterleri “genetik uyum” (feromon) ve erkeğin sağlıklı ve güçlü olması; kendisine ve doğuracağı yavruya iyi bakacağından emin olma güdüsü. Bu nedenle erkekler dişinin önünde “aşk dansı” denilen güç gösterisine girerler. Kazanan dişiyi döllemeyi hakeder…

Sosyobiyolog Edouart Wilson’a göre: “Tüm canlı varlıklar genlerinin kölesidir.”
Tüm canlıların düşündüğü tek şey soyunu devam ettirmek ve üremektir.” Cinsellikle ilgili dünya çapında bir merkez olan ABD’deki Kinsey Enstitüsü’nden araştırmacıların ortaya attığı sava göre; “toplumsal baskıların olmaması halinde erkekler hemen hemen herkesle çiftleşmeyi tercih edecekler. Kadınlar ise tersine sürekli, kendisini ve çocuklarını koruyacak bir eş aramakla meşguller.”…

Amerikalı antropolog Prof. Dr. Helen Fisher, on beş yıl boyunca altmış iki ülkede yaptığı araştırma sonuçlarına göre kadının aşkının en fazla dört yıl sürdüğünü iddia ediyor. H. Fisher’e göre kadının aşık olmasını sağlayan beyin kimyasalları üç yıl içinde tükeniyor. Dördüncü yılda ise kadın yeni bir aşk bulmak üzere çevresine bakınmaya başlıyor. Yani bu şu anlama geliyor: Kadın üç senenin sonunda yeni bir aşkı bulana kadar kendisini garantiye almak için eskiyen erkeği yedekte tutuyor. Kültürel, sosyal ve ekonomik koşullar evliliği yapay olarak uzatsa da, genetik koşullar bu duruma “ı-ıh” diyor. Ve gizli ya da açık arayışlar başlıyor. Fisher, Antropolojik olarak kadını “seri monogamist” olarak tanımlıyor.

“Have sex” (seks yapma) , “making love” (aşk yapma)
Dölünü mümkün olabildiğince çok sayıda dişiye yayma kaygısındaki erkek için seks; “have sex” anlamına gelirken. Dişinin seks anlayışı “aşka” dayalı olduğundan; arayışı da “making love” oluyor. Kadınların erkek “sadakatsizliği”ni asla anlayamama sebebi bundan ibaret; Kadın, “hani bana aşıktın, nasıl başka bir kadınla yatabildin?” Erkek, “O sadece bir seferlik ilişkiydi. Sana duyduğum aşkla ne ilgisi var?” diyor. Ve cinsler arası güdüsel savaş Adem ile Havva’dan beri süregeliyor. İki taraf da kendi açısından biyolojik ve güdüsel olarak haklı.

Bu bağlamda aşk içeren cinsellikle (making love) sıradan cinsellik (have sex) arasındaki -kıyas bile kabul etmeyen- fark, kuru ekmekle ziyafet sofrası arasındaki fark gibidir.
Michel Reynaud, (Paul-Brousse Üniversitesi Hastanesinin Psikiatri ve Bağımlılık Anabilim Dalı başkanı) aşkın “haz” tarafı üzerine çok çarpıcı bilimsel örnekler veriyor…

Aşk ve Sevgi
Uzun yıllar boyunca “aşk” ve “sevgi” arasındaki farkı insanlara anlatmaya çalıştım. Dinleyen olmadı. Belki buna kulak veren olur; ne de olsa Amerikalı: H.Fisher’e göre “kadınla erkek arasındaki aşk ilişkisine ekonomik, sosyal ve kültürel boyutlar girmediği ve de aşk sevgiye dönüşmediği taktirde, aşkın doğal, kimyasal ve içgüdüsel ömrü kadın açısından üç yılda sona eriyor.”

Batı açısından “aşk” ve “sevgi” aynı anlama geliyor bir istisna deyim hariç:
“Infatuation”. Bizdeki “aşk” tanımına en yakın olan. Deyimin istisna olması, popüler kültür tarafından pek de bilinmemesi.

Infatution : Mantıksız bir arzunun içinde tamamen kaybolma hali.Bencilce, kontrol edilemez arzu. Kısa ömürlü fiziksel arzu, tutku, hormonal aktivite veya beyinde bağımlılık yapıcı kimyasal reaksiyonlar. Daha derin duygular olmadan aynı kişi için tekrar ortaya çıkmaz. Sabırsızlık, yoğunluk, cinsel arzu, endişe, yüksek riskli seçimler, eskiden değer verilen şeylerin acımadan terk edilmesi.

Love (Sevgi): “Bir başkasına bağlanmak ve vazgeçmektense çatışmaları birlikte çözmek için verilen karardır. Uzun süreli fiziksel uyum. Yakınlık, bağlılık, güven, diğer kişiyi mutlu etme ve yardımcı olma arzusu. Vefakarlık, sadakat, güven. Diğer kişi için fedakarlık yapmaya istekli olma. Farklılıkları çözmeye çalışma.

İlk Yayın: http://aynalipasaj.blogspot.com.tr

1.299 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Kimliğinizi Görebilir miyim, Lütfen?Kimliğinizi Görebilir miyim, Lütfen? Ben Adana’da doğdum. Eski Adliye binasının önündeki şimdi restore edilip, Kültür Müdürlüğü yapılan binada. Hem de binanın tam içinde, ikinci katında doğdum, annem öyle tercih etmiş. […]
  • Öjenik Hareketi: Üstün İnsan Irkı YaratmakÖjenik Hareketi: Üstün İnsan Irkı Yaratmak "Saf kan ırk" yaratma düşüncesi Yunan şehir devleti Sparta'ya kadar gider. Tam anlamıyla bir savaş ve şiddet devleti olan faşist Sparta'da, sağlıklı ve güçlü doğan erkek çocuklar savaşçı […]
  • Japonlar neden tersler?Japonlar neden tersler? Sadece Japonlar mı? Batı’dan bakarsanız, tüm Doğulular terstir. Doğu’dan bakana da Batılı ters elbette. Doğu’nun yazıları sağdan sola ilerler mesela. Batılının nedensellik ilkesi […]
  • Süt TozuSüt Tozu Pek kıymetlimiz, muhterem Sam Amıca, Sana elimizi verdiğimiz, senin de kol bacak, omurga ne varsa, bir lokmada höpürdettiğin günlerden bir anıdır şu süt tozu. Üzerinde kenetlenmiş iki […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler