felsefe taşı

Haydarpaşa

Haydarpaşa
Şubat 23
10:20 2022

“Mustafa Sabit 01,02,03,04 yazılarını keyifle okudum, bitmesin istedim” meali yazılar aldım. Soranlar oldu; “Nasıl becerdin sekiz yılda Ortaokulu bitirmeyi” diye???
Bugün ki Önder, Haydarpaşa Lisesinde “Kişilik İnşasını” başardı. 1957 Ders yılında başlayan bu inşaa, 1960 Ders yılında mezun olurken tamamlanmış gibiydi…
Geliyooor!..
Yaşıtlarım, Üniversite sınavları için İstanbul’a gidiyorlardı. Kaçar gibi, yanlarına katıldım. Galatasaray almadı, Kabataş dolmuştu, Haydarpaşa Lisesi’ne yatılı alındım…
12 numaralı Yatakhane de yer verdiler. Okulun Kadıköy tarafına bakan Çatı katında, eni biraz dar, üstü kapalı tam bir futbol sahası.
Güvercinler, camların çoğunu kırmışlar, üzerimizden uçarlardı. Uyandığımızda, battaniyelerin üstünde kar tanecikleri bulurduk.
Biri tuvalete kalkmayı görsün, kapı açılınca en baştaki battaniyesini başının üstüne çekerken bağırırdı, geliyooor!…
Battaniye altından duyardık üzerimizden, “vuuuv” diye ses yaparak geçen rüzgarı!
***
Yatılı Günlerim…
Yatılı günlerim, yalnızlığı en derinden yaşadığım yıllar… Ne tanıyanım var, ne “İyi misin”diye soran kimse?
Ne Sürpriz Pastanesi’nde supangle yemek, ne de Kültürpark Tenis Klübünde, raket elde büyümüş havası basmak…
Haydarpaşa’nın geniş ve loş koridorlarına sığınırken, “Evinin balkonundan denize bakıp, gözleri dolu yollumu gözleyen” annem gelirdi gözümün önüne! Kimse görmeden ağladım günlerce! Yoksa, yatılı okulun ilk günleri her öğrenci böyle mi olurdu?
Üç bini aşkın öğrenci. Yatılı öğrencilerin tamamına yakını, her biri Anadolu’nun başka bir köşesinden gelen parasız yatılı öğrencilerdi. Öğretmen sayısı dört yüze yakındı. Çoğu Cumhuriyetin iyi yetiştirdiği seçkin insanlardı. Bizlere öğretmenlikten çok, eğitmenlik yaptılar.
Kişilik inşaatım böyle başladı….
Çatı arası yatakhane 12

Vapurlarda uyursan
Ayakkabılarını başının altına koy, yoksa çalarlar…
İlk yıl sanki; ”İdareye, eğitime, öğretime, ne varsa beni sınırlamaya çalışanlara” meydan okur gibi, sıkça okuldan kaçar olmuştum.
Önceleri, gündüzlülerle çıkıyor ve dönüyordum. Sinema, tiyatro, varsa basket maçları…
Sonrası, Üsküdar-Kabataş araba vapurunda sabahlamak… İki kıta arası sabaha kadar gidip, gelirdi Araba Vapuru!.. Tek bilet yeterdi! Sadece yatamazdınız, oturmak koşuluyla uyuyabilirdiniz!
Otel parası ödememek için orada olanı… Dayak yememek için evden kaçanı…. Kadını, erkeği!.. Türkiye’yi kurtaranı !..
Kimdi anımsamıyorum, biri öğütlemişti “Eğer, vapurlarda uyursan ayakkabılarını başının altına koy, yoksa çalarlar….”
***
Ben Türkiyeliyim!
Ertesi yıl seyrekleşti kaçmalar! İstediğim saatte çıkışı ve gelişi olan yol bulmama rağmen!
En alt kat sol koridora açılırdı, Haydarpaşa Lisesi’nin Hamamına giden geçidin kapısı. Devasa, belki de yapıldığı yıldan kalan ahşap, siyah renkli bir kapı.
Hamamın asıl kapısına giden geçide girmek için, hamamcının içerden bu devasa kapıyı açmasını beklerdiniz. Hamam boşalıncaya kadar, kapı kulpu üzerinde, açık kalırdı bu kapı.
Baktım, kulpun ucunda uzunluğu 7 cm, genişliği 1cm lik bir kare demir kaynatılmıştı, aynisini yaptırdım! Hamamın iç kapısına giden üstü saç olan geçitten bahçeye açılan, tahta kapıdan çıkıp, girmek ise çocuk oyuncağı gibiydi.
Kendimle barışıyor muydum? Bilmiyorum!… Artık, kendimi, kendime kanıtlamak için yapabileceğim başka eylemlerinde olabildiğini fark ediyordum.
O yıl sadece 3 kere bu yeni yolu kullandım. Sonuncusu, Trapez filminin Galasına gitmek içindi.
Samsunlu Tekin, Öcal Okay ve ben!. Trapez Filminin gala gecesi, Beyoğlu Lale sinemasında! Büyük bir yapım., başrolde Gina Lolobirigida, Burt Lancaster, Tony Curtis!
Film çıkışı, Galata köprüsüne geldik. O zamanlar, Kadıköy giden vapurlar Galata Köprüsü’nün altından kalkardı. Son vapur 01,30 daydı.
Soğuktu, köprü altında bir o yana, bir bu yana gidip geliyorduk. Önünde bir ateş, elinde bir şişe, ihtimal ispirto, kirli sakalı arasından yalnızca gözleri görülen yaşlı adama yanaştı Öcal Okay! Kafaya almak niyetiyle sordu;
– Hemşerim, sen nerelisin?
– Ben Türkiyeliyim!
Devamını getiremedik.
Bilmem neden “Türkiyeliyim” cevabı sarstı beni!
İzmir’de yabancı kolejde okutulan, bir dediği iki edilmeyen, ağlamaya zayıflık diyen, kendini beğenmiş bana neler oluyordu?…

Tüühh ! Allah kahretsin!…
Haydarpaşa Lisesi’nin her köşesi bir lojman, müdür ve muavinlerinin evleri…. Nöbetçi muavin kimse, yanında bir belletmen sabahları yatakhaneleri gezer, hala yatakta olan varsa, ya üzerinden yorganı çeker, ya da cetvelle dürterdi… Özel bir cetveldi, cop gibi!..
Coğrafyacı Huriye Hanım da Müdür muavinlerindendi. 50 yaşlarında sesi kalın, erkek gibi bir kadın…O sabah yanında belletmen, “Kalkııın” diye bağırarak girdi yatakhaneye….Kimini copla dürttü, kiminin üstünden yorganı çekti… Zihni, yorganın altında sırtüstü yatmış çırılçıplaktı…
– Tüühh ! Allah kahretsin!…
***
Ooo…..çocukları getirin lan bacağımı!…
Futbol bile oynardı, dizinden aşağı sol bacağı takmaydı Remzi’nin! Yatarken çıkarır, karyolanın başucuna asardı. Sabaha karşı biri almış, saklamış….Karyolanın baş ucu demirine tutunmuş, tek ayak üzerinde bağırıyordu, Remzi !..
– Ooo…..çocukları, getirin lan bacağımı!..
***
Haydarpaşa da Cumartesileri İstiklal Marşı…
Haydarpaşa Lisesi’nde yalnız Pazartesi sabahları İstiklal Marşı okunurdu. Cumartesi öğlen zil çaldı mı, kimseyi tutamazdın!
Ağırımıza gidiyordu, kararlıydık… Bir kapıyı Samsunlu Tekin, bir kapıyı Oktay Benson, bir kapıyı İzmirli Gürbüz tuttu. Ben İç Avluda bekliyordum, kararlılığımızı anlatmak göreviyle….Müdür ve öğretmenler dahil toplanıldı, İstiklal Marşı söylendi, öyle dağıldık….
Müdür ve öğretmenlerin desteği ile de böyle yerleşti Haydarpaşa Lisesi’nde Cumartesi günleri, İstiklal Marşı söyleyerek dağılmak!..
Samsunlu Tekin Oktay Benson Bendeniz
***
Ekmek kavgası
Yetmezdi ekmek, hep alamayan olurdu! Kavgasız sofra enderdi!..
Zaman yetersizliğinden hademe bir somunu yarım yamalak 6 parçaya böler, masadaki sepete atardı.
Eğer, somun ince dilimlense herkesin ekmeği olabilecekti.
Müdür Vehbi Güney’in oluruyla, deneme olarak 7 kişi bir hafta sabahları yatakhaneden, öğlen son dersten, akşam etütlerden 15 dakika önce çıkarak ekmek dilimledik.
Her tabağın önüne dilimler koyduk. Yemek yenirken de, nöbetleşe isteyene vermek üzere, sepetler içinde bölünmüş dilimleri gezdiriyorduk.
7 gün sonunda 15 somun ekmek artmıştı. 15 somunu, müdürün baskısıyla kantinci satın aldı. Parasıyla önlük aldık, eldiven aldık!
Yaptığımız nöbet cetveline göre her yatılı sırayla ekmek kesiyordu, artık…
***
Pas, pas sorunu…
Yatakhanelerin normali 120 kişilikti. Yılların yükünü taşıyan ahşap tabanlı yatakhaneler…
Birkaç hademe hem yatakları düzeltip, Allah kabul etsin, bir kova suya soktukları çuvalı, üçken şeklinde olan sopa ucuna sarıp, tabanın paspasını yapmağa çalışırlardı.
“Her yatılı yatağını düzeltsin, buna karşılık hademeler paspası gerçekten yapsın”, önerdim.
1800 yatılı öğrenci…. Başarmıştık!
Yalnızca, babası Ağrı milletvekili olan Öztürk ve iki arkadaşı hariç! O, bu hareketleri komünist davranışlar olarak niteleyip, yatak düzeltmeyi kabullenmemişti. Yıl sonuna kadar düzelttim yataklarını!
O Yılbaşı gecesi, müdür Vehbi Güney’in evinde özel davetlilerdendim!
***
100 adet dikiş iğnesi, 1 iplik geçirici…
Görende kullanır, görmeyende!
Malatyalı’ydı galiba… Her ders konusunu hafız gibi ezberlemeye çalışırdı… Konuşmasında insicam olamıyordu. Hep ayni sözleri tekrarlar dururdu! Bozuk plak gibi..
Annesi, babası yokmuş, ağabeysi okutuyormuş. İkinci dönemin okul taksiti gelmemiş, yatılılıktan çıkarılacakmış dendi… Öneri Öcal dan geldi. Doğru Tahtakale’ye!..
100 dikiş iğnesi ve bir iplik geçirici bulunan bir ürünü 50 kuruştan aldık!.. Doğru Köprü/Kadıköy vapurlarına;
– “100 adet dikiş iğnesi, 1 iplik geçirici… Görende, görmeyende kullanır, sadece bir lira….” yolcuların kucağına atıyorduk!..
Öcal çığırtkan, biz de erkete……
5 gün içinde toplandı okul taksiti, sanırım 333 liraydı!

28 Nisan 1960
28 Nisan 1960 ve sonrası her gece iç avluda toplanır, Üniversitede yaşanan olaylara destek, Atatürk’ün gençliğe hitabesini okur, ardından İstiklal Marşı söyler olmuştuk.. Bir gece hoparlörlerden Vehbi Güney’in sesi duyuldu;
– Bedhahlar, utanmazlar!.. Ne yapıyorsunuz, polis sizleri de götürsün mü?
– “Bedhah sensin” ağzımdan çıkıverdi.
– “Bedhah sensin” avlu çınlıyordu.
Muavinler gelip dağıttı toplananları !..
Destek toplantısı Kadıköy vapur iskelesi önüne kaydı. Diğer gruplarla beraber her akşam okul dağılışı İstiklal Marşını orada söyledik.
Müdür söylemiş olacak ki, dönüşte hep okula alındık! İki kere de askeri araç GMC lere yüklendik, Selimiye kışlasına doğru… Haydarpaşa Lisesi önünden geçerken sanki durdu GMC ler.
Gene okuldaydık…. ,
***
Öcal Okay
2009 İzmir, Nur Galeri…
“Selam güzel insanlara” diyerek girdim…Bir bey ile bakıştık, çay içiyordu!
– Önder Bey, çay ikram edebilir miyim?
– Teşekkür ederim, ben sizi tanıyamadım!
– Şöyle bir yıllar öncesine gidin, Haydarpaşa Lisesine!
– İsmini bağışlasan!
– Öcal Okay!.. “Ben seni ve iki olayını hiç unutmadım” dedi ve;
“27 Mayıs 1960 İhtilal sabahı kahvaltı masasına oturmuştuk, Müdür Vehbi Güney ellerini oğuştura, oğuştura yanımıza geldi;
– Gözünüz aydın çocuklar, İhtilal oldu kurtulduk!…
Masada 8 kişiydik, sen ayağa kalktın bizde kalktık, müdüre arkanı döndün, bizde döndük.
28 Nisan da söylediği “bedhahlar” sözü kulağımdan, “Yemekhaneyi terk edişi” gözümün önünden hiç gitmiyor, diye bitirdi.”
Ben bunu unutmuştum!.. Yoksa unutmak mı istemiştim?..
***
Karaca Ahmet Mezarlığına dehliz
Haydarpaşa Lisesi 1900 yıllarda inşa edilmiş ve Askeri Tıbbiye Mektebi buraya taşınmış.
Söylenen, “Tıbbiye Mektebi iken, Tıp talebeleri; alt katta, sağdaki koridorun sonundan, karşıdaki Karaca Ahmet Mezarlığına çıkan bir dehliz açmışlar da, üzerinde çalışabilmek için kadavra çalıyorlarmış..mış!..”
Her öğrencinin merakı olan bu konu bir Fransızca dersinde dile getirilince, Hocamız İhsan Korkmaz’ın;
“Bunu bilmiyorum, ama Tıbbiye mektebinden size bir anekdot!
Tıbbiye Mektebi’nin İlk kuruluş yılları1… Mollalar, Padişahın (II. Mahmut) kethüdazadesi (Genel Sekreter) Cevdet Arif’e Tıbbiye Mektebi talebelerini şikayet gelir;
– Devletlü, açtığınız Tıbbiye Mektebi’nin öğrencileri “Her şeyi yapan tabiattır” diyerek Allah’ı inkar ediyorlar!..
– Demek onlar Allah’a, tabiat diyorlar.”
***
Öğretmenlerimiz
Çoğu, meslek hayatlarını Haydarpaşa Lisesi’nde sonlandıracak olan Cumhuriyetin yetiştirdiği ilk kuşak öğretmenlerdi!
Kimler yoktuki;
• Orhan Veli ile birliktelik yaşamış edebiyatcı Nihal hanım…
• Bizlerden küçük birer filozof yaratmağa çalışan felsefeci Ziya Somar…
• Sınıfta, Ruhi Su gibi saz çalıp, söyleyen Fransızca öğretmeni İhsan Korkmaz…
• Fenerbahçe ve Milli takımın hafı, müzik öğretmeni Boncuk Ömer…
• Her iyi eyleme açık Rizeli müdür Vehbi Güney…
• Müdür Muavini beden eğitimci Orhan Bey…
• Fizikçi Boksör Kemal…
• Fizik öğretmeni sıfırcı Yahya…
• Resim hocası Mehmet Pesen…
• İsmini anımsayamadıklarım…
Yaşayanların ömrüne ömür katılsın, göçenlerin mekanı cennet olsun!
Sizler; Anadolu’nun her bir köşesinden gelen, pek çok şeyi burada gören parasız yatılı öğrencilerle, “Bir de burada şansını denesin” diye paralı yatılı olarak Haydarpaşa Lisesine sürülenleri ve Kadıköy den gelen gündüzlü öğrencileri ayni değerlerde buluşturmaya çalıştınız.
Kadıköy’e yürüyen hocalarımızın cenaze geçerken, mevtaya dönüp, şapkalar ellerinde selama durduklarını görüp, sizden insana saygıyı öğrendik…
Kimi hocamızın, Opel Kapitan marka arabasıyla dolmuşçuluk da yaptığını gördük, duygulandık.
Ve düşünebilmenin enginliğini, evrimin sonsuzluğunu sizle öğrendik.
Haydarpaşa Lisesi’nden mezun olurken, “Kendimi inşa tamamlanıyormuş” gibi geldi bana!..

362 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • NancyNancy Galatasaray Lisesi’ni bitirdiğim zaman Fransa hükümeti bana burs vermiş ve Marie- Curie Üniversitesinde okuma olanağı tanımıştı. Aynı zamanda Türkiye’de de tıbbiyeyi kazanınca Babamın […]
  • İlerlemenin (Olası) Metafiziğiİlerlemenin (Olası) Metafiziği İrfan geleneği ile ilerleme kuşun iki kanadı haline geldiğinde öteden beri süregelen yalpalama da sona erebilir. İlerleme geldi şimdiki zamanı sonsuzlaştırmanın kapısına dayandı. […]
  • Sosyal Medya mı Bizi Bu Hallere Getirdi?Sosyal Medya mı Bizi Bu Hallere Getirdi? Bize ne oldu böyle? Ne kadar değiştik, ne kadar umarsız, dilim varmıyor, terbiye yoksunu olduk. Yoksa hep böyleydik te şu sosyal medya denilen dert başımıza gelince mi, içimizdeki kini, […]
  • Diğerlerinin YanınaDiğerlerinin Yanına Birden büyük bir ışığın içine buldu kendini… Artık ağırlığı yoktu. Bedeni hafiflemişti. Uçuyordu ama aynı zamanda yerdeydi… Yürüyordu ama aynı zamanda gökteydi… Neler oluyordu??? İçinde […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Eylül 2022
P S Ç P C C P
« Ağu    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Arşivler