felsefe taşı

Alev Kanatlı İnsanlar Aleviler ve Turna

Alev Kanatlı İnsanlar Aleviler ve Turna
Mart 07
13:52 2014

Konuya balıklama dalacak olursak, kurulacak cümle şudur: Aleviler ile alev-ateş-turna arasında bir ilişki vardır. Bu ilişki de insanın binlerce yıl boyu evrenle ve doğayla kurduğu ilişkiye dairdir.

Dilerseniz, önce bilgileri kuru cümleler halinde önümüze bir serelim; sonra herbirini ucundan usulca kaldırır, altındaki derinliğe göz atar; kuru cümleleri yaşlar, bereketle sıvar ve elimizden geldiğince yaşama dair kılarız.

Hadi o zaman, yolculuk vakti geldi düşelim yola…

Biliyoruz ki, Aleviler turna kuşuna sevdalı insanlar. Türkülerinde, danslarında turna hiç eksik olmaz. Hiç düşündünüz mü, neden turna? Neden kuğu, leylek, atmaca değil de, turna?

Aslına bakarsanız, Alevilerin turna sevdası İslamiyet öncesi inanışlardaki turna kültünden geliyor. Mısır’ın ünlü tanrısı Thoth, ibis (aynak kuşu) başlıdır. Thoth’un görevi bilgiyi aktarmaktır. Yazıyı bulmuştur. Ders verir.
Hazret terzilik de yapar mı?
Yapar!

Thoth’un farklı coğrafyalarda benzerleri vardır. Bunlar farklı isimlerle de olsa, benzer görevlerle donanmışlardır. İşleri güçleri kadim bilgiyi kaydetmek ve aktarmaktır.
Kalem erbabıdırlar yani. (Roma’da da yazıyı bulan, iletişimden sorumlu olan Merkür’dür mesela)

Hermes, Merkür, Enok… Bizde de İdris (Hanuh).

İdris zaten Arapça drs mastarından türetilmiştir ve ders verir; hem de terzidir.
Ne diker peki bu terziler?
Bunu da siz bulun artık!
Hazretlerin hepsinin turna veya aynak kuşuyla bir şekilde ilişkisi vardır. (Kuş Mısır’da ibistir ama Anadolu’da farklı türlerden seçilecektir, çünkü yerel kültürün yerel değerler üzerinden biçimlenme arzusu vardır.)

Turnalar, leylekler, kartallar, şahinler gibi ısınarak yükselen hava akımlarından yararlanarak, “dönerek” uçarlar. Yükseliş hep güneşe doğrudur.

Döne döne uçarak yükselirler, yükseldikçe göksel güçlere, tangri‘ye, taru‘ya, tura‘ya, tarhunt‘a, Taiowa’ya, Baba’ya, Güneş’e, Işığa ulaşırlar (bu güneş ve ışık önemli, ne olur unutmayın).

Dönerek yükselen kuşlar içinde Anadolu’da bol miktarda bulunan, eşe sadakat konusunda ademevladını yaya bırakan ve üreme döneminde karşılıklı kur dansını semah halinde gerçekleştiren yegane kuş ise turnadır. Turnaların kur dansı muhteşem bir semah gösterisidir. Dilerim bir gün canlı olarak izleme fırsatınız olur. Şu linkde de, bizim coğrafyada bulunmayan bir turna türünün (Japonyadan) dansını görebilirsiniz.

Bu gün biliyoruz ki, Çatalhöyük’de insanlar, 8-9 bin yıl önce kollarına turna kanadı takarak semah yapıyorlardı. Geleneğin tüm ritüelleri insanı aynı yolda yolculuğa hazırlar ve bunun ardındaki niyet de “Atam Gök Anam Yer” diyen Bektaşi’nin nefesinde saklıdır.

Ama Aleviler, bazen flamingoya da allı turna diyorlar, neden ki?
(Yüksekova’da 75′inci Yıl Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’nun bahçesinde, Anadolu’da ‘Allı Turna’ olarak bilinen bir Flamingo kuşu bulundu. Yüksekova Haber Gazetesi). Çünkü, alevilerin yaşadığı Orta Anadolu Bölgesi’nin sulakalanlarında bol miktarda flamingo yaşardı, binlerce yıldır. Ama tek neden bu değil elbet. Bence, flamingonun turnayla nöbetleşe görev almalarının ardındaki temel neden flamingonun kızıllığıdır.

Evet, geldik şimdi ateş ve alev işlerine.
Flamingonun Latincesi= phoenicopterus “kırmızı kanatlar” ya da “alev kanatlılar” demek. Phoenix / Phoenician Latincede ”kırmızı-mor”, “kan kırmızısı” anlamına geliyor.

Aaa…! Phoenician, “Fenikeli” değil mi?

Tabii, Akdeniz’in ünlü tüccarları Fenikelilerin bir önemli maharetleri de kırmızı boya üreticisi olmaları. Fenike adı da zaten Phoinikes’den geliyor. Kızıllar yani. (Mustafa Kemalin’de soyunun köklendiği Kızıllar aşiretiyle nasıl bir ilişki kurulabilir?).

Flamingo ismi de etimolojik olarak Portekizce ve İspanyolca kökenli, “alev renkli” demek. (Flame de alev zaten).
Phoenix=Fönix=Anka=Zümrüdü Anka=Garuda… Bunlar hep tarihdeki efsanevi kuşlar. Aslında hepsi aynı, hepsi yuvasını ateşe verir, alevler içinde yanar ve küllerinden yeniden doğarlar.

Vay, vay vaaaay! Nerelere geldik, nerelere, bakın hele!
Konu heyecan vericidir. Yani insanın alevler içinde yanması ve küllerinden yeniden doğması.
Bir düşünelim, alevin arıtıcı, temizleyici işlevini; yakarak yok ettiği ne acaba?
Külünden yeniden doğan kim peki?
Tüm bu yeniden doğuş için Ana’dan, Baba’ya (Ata’ya) bir yükseliş yolculuğu gerekiyor mu?
Bu seyrüsefer sırasında rehber kim acaba?
Turna başlı terziler olmasın?

Konuya harici kısımdan baktığımızda ise, Alevi neslinin tarih boyunca mevcut iktidarlarla başlarının hoş olmaması ve ateşler içine atılmaları ve yine çıkıp, sanki küllerinden doğar gibi varlıklarını sürdürmeleri kuşkusuz sadece bir trajedi ve zalimliğin belgesidir.

Kuşlara dönersek, flamingoların pembe-kırmızı kanatlarının alevle ateşle bir ilişkileri olduğu gerçek. Sürü halinde uçan flamingolar gökyüzünde bir tür alevden dalgalar oluştururlar. Allı Turna / Alev /Alevi görüyoruz ki benzerlik var aralarında.

Şaşırtıcı bir bilgi de yıldızlardan gelecek. Flamingonun Latincesi Phoenicopterus idi. Phoenicopterus aynı zamanda bir de güney yarımküredeki bir takımyıldızın adına verilmiş, bu yıldız kümesinin diğer adı da “Grus”. Turna’nın Latincesi de grus’dur.

Alın size bir şaşırtıcı bilgi daha: Luwi dilinde “Lu-luw-alluwa” ışık, parıltı demek (light/lux gibi sözcüklerin buradan geldiği düşünülür). “Luwi” de ışık insanı anlamında kullanılırmış. “A-luwi” de ışık insanı demek. Bu durumda Alevi=Alevciler, ışıkçılar mı oluyor?

Anadoluda eskiden elinde saz, köy köy dolaşan erenlere ‘ışıkçı’ denmesi ve mevcut iktidarın ışıkçılardan rahatsız olup, ışıkçılığı bir fermanla yasaklamalarıyla bunların ‘aşık’ adıyla ‘görev’lerine devam etmeleri şaşırtıcı değil mi?

Pir Sultan’ın Hazreti Şah’ın avazı’nı turna diye bir kuşda bulması; asasını ise Nil deryasına (Mısır yani) kadar götürmesi; terzilerin diktiği o hırkayı de bir dervişe layık görmesi şaşırtıcı değil midir?

Değildir!

Gelenek koridorunda, hiçbirşey şaşırtıcı ve tesadüfi değildir. Binlerce yılın, muhteşem kurgusunun biz sadece bir bölümünü, o da yüzeyden algılayabiliriz. Çünkü bizim bilgi dediğimiz şey kuru sözcüklerden oluşmuş malumat yığınıdır. Esas bilgi ise, gelenek koridorunda itinayla saklanan ve nesilden nesile taşınan ve o terzilerin dersleriyle aktarılmış olandır. Kuşlar bizim ışığa, nur’a, baba’ya ulaşmamızda yegane yoldaştırlar; onun içindir ki, kuş dilini bilen, kuş kanadını takan, kuş donuna giren, kuş olan ışığa ulaşandır.

5.287 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Kırkından Sonra Başlar HayatKırkından Sonra Başlar Hayat Platon'a sormuşlar; -İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışı nedir? Yanıt vermiş büyük filozof: - Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki […]
  • Yaşam Nedir?Yaşam Nedir? Geçtiğimiz günlerde üniversiteden arkadaşlarım arasındaki e-posta grubunda bir fikir alışverişi yaptık. Yaşam üzerine konuştuk biraz. Yaşamın ne olduğu konusu biyolojinin en temel […]
  • Düşüncelere Saygı Duymak ve Demokrasi ÜzerineDüşüncelere Saygı Duymak ve Demokrasi Üzerine Zaman zaman gazete köşelerinde gördüğüm ve kendimin de sık kullandığı bir İoanna Kuçuradi şaheseri vardır: "Fikirlere saygı duyulmaz. Saygı kişiye duyulur. Fikirler tartışılmak içindir. […]
  • Ruh DokunmasıRuh Dokunması İki ruhun birbirine dokunması, çok özel bir frekansta ilişkiye geçmeleri. Çoğu zaman kelimelerle ifade edilemez ama her zaman belli belirsiz hissedilir. İki ruhun neden birbirine […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler