Son Okuduklarım – 21
*JAMES GEORGE FRAZER ” Altın Dal I Dinin ve Folklorun* *Kökleri ” ( 395 sayfa )*
*Altın Dal II ( 399 sayfa )*
Bir türlü okumaya sıra gelmemişti.Konusunda klasik ve Kült bir kitap. Eğer din,ayinler,ilkel dönem, gelenekler,büyü, ritüeller gibi konulara ilgiliyseniz bu kitap bir başlangıç kitabı.
Ben çok geç okuduğum ve bu zamana kadar da bu konularda bayağı bir şey okuduğum için hafif geldi.
Kitap, antik Roma mitolojisindeki bir ritüelden yola çıkarak insan düşüncesinin evrimini açıklamayı amaçlar. İtalya’daki Nemi Gölü kıyısında bulunan kutsal bir ormandaki “Orman Kralı” (Rahip) figürünü inceler. Bu rahip, kutsal bir ağaçtan “Altın Dal” koparıp kendisini öldüren yeni bir aday gelene kadar o makamı korumak zorundadır. Frazer bu gizemli ayinden yola çıkarak dünya genelindeki kurban etme, kralların kutsallığı, bereket ayinleri ve totem ritüellerini karşılaştırmalı olarak inceler.
Din, büyü, bilim aşamalarını ve ilkel ritüellerin iç yapısını hatta mitoloji ögelerini okumak isterseniz kitaplığınızda bulunması gereken bir kitap.
Sigmund Freud Totem ve Tabu kitabını yazarken bu kitaptan çok yararlanmış.
Her iki cilt içinde bir kaç alıntı yaparak kısa tutacağım.
Kitaptan alıntılar,
– Duygusal büyünün ilkelerinden biri, herhangi bir etki, onu taklit ederek elde edilebilir ilkesidir. Birkaç örnek verelim buna. Eğer birini öldürmek istiyorsanız onun bir imgesini yaratır ve yok edersiniz; insanın, kişiyle onun imgesi ara-sındaki yakınlık (sempati) yoluyla, imgeye yapılan zararı sanki ken-di bedenine yapılmış gibi hissettiğine ve imge yok edilirse kendisinin de aynı zamanda yok olması gerektiğine inanılır.
– Daha geç bir dönemde dinle boşinan arasında bir ayrım ortaya çıktığında, kurbanın ve duanın, topluluğun dindar ve aydınlanmış kesiminin kaynağı olduğunu, büyününse boşinanları olanların ve bilisizlerin bir sığınağı olduğunu görüyoruz.
– İnsan-tanrı ya da tanrısal veya doğaüstü güçlerle donanmış bir insani varlık kavramı, temelde dinler tarihinin daha erken bir dönemine: tanrılara ve insanlara henüz aynı türden varlıklar olarak bakıldığı ve aralarında açılan aşılmaz uçurumla henüz birbirlerinden ayrılmadıkları bir döneme aittir. Bu yüzden, insan şeklinde bedenleşmiş bir tanrı fikri bize garip görünebilirse de, ilk insan için çok irkiltici bir şey değildir: o, insan-tanrıda ya da tanrı-insanda, tam bir inançla kendisinde de olduğunu ileri sürdüğü aynı doğaüstü güçlerin daha yüksek bir derecesinden başka şey görmemektedir. Bu tür bedenleşmiş tanrılar yabanıl toplumda yaygındır. Bedenleşme geçici ya da devamlı olabilir.
*MİCHAEL WALZER ” Kurtuluş Paradoksu*
*Seküler Devrimler ve Dinî Karşı devrimler ” ( 159 sayfa )*
Beklediğimden zor ve ağır bir okuma oldu.
Yazar kitabın içeriğinden şöyle bahsediyor,
” Üç vakayı ele alacağım: İkinci Dünya Savaşı’nın sonrasında kurulan üç bağımsız devleti, 1947-1948 yılları arası Hindistan ve İsrail’i ve 1962’deki Cezayir’i ele alacağım.”
Ortadoğu çok zor bir bölge, okuması da çok zor oluyor.
Şöyle duvarda bir harita olacak. Ülkeler, liderler, savaşlar, etnik halk çeşitliliği,örgütler…
Okurken baka baka ancak ilerlenir.
Kitaptan alıntılar,
– Cevahirlal Nehru’nun yazdığı gibi, din “hâkim toplumsal düzene ve aslında her şeye karşı bir teslimiyet felsefesi” öğretir. Nehru burada, yabancı egemenliğine uyum sağlamanın çoğunlukla tevekkülle ilişkisi olduğu gerçeğinden yola çıkarak standart bir kurtarıcı bakışını tekrarlıyordu. Çünkü öteki dünyaya inanmak, burada ve şu anda işler ne kadar kötü giderse gitsin, daima elverişli konforlar sunar.
– Peki militanlar halka ne söyleyebilir? İnsanlara geri kaldıklarını, edilgen olduklarını, batıl inanç ve cehalete gömülmüş olduklarını, (yine Nehru’dan alıntılarsak) “modern bilimsel rasyonalizmden hiç nasiplen(e)mediklerini”, zalimlerin yardakçıları ve suç ortakları tarafından yönetildiklerini söyleyebilirler. Militanlar yeniliğin umudunu büyütür ve modernist ideolojilerden birinde (milliyetçi, liberal, sosyalist ya da bunların bir çeşit bileşiminde) vücut bulmasını sağlarlar. Aydınlanma, bilimsel bilgi, maddi ilerleme ve bel-ki daha da önemlisi, zalimlere karşı zafer ve dünyada eşit bir konum vaat ederler. Özellikle gençlere hitap ederler (çoğu zaman kendileri de gençtir) ve sıklıkla aile, arkadaş ve yerleşik otorite biçimlerinin tümünden radikal bir kopuşun gerekliliği konusunda ısrarcıdırlar.
Okumak sağlıklıdır





