felsefe taşı

Pazara mal olmuşluğumuza dairdir!

Pazara mal olmuşluğumuza dairdir!
Haziran 07
10:39 2017

O ki dünya bir koca pazar yeri.
Daha inmeden başlarız pazarlığa.
“Bak iniyorum, sonra yine gelicem, di mi, söz amaaa?”
Karşıdakinin kaşı kalkar, lakin gören kim.
“Ayyy, amaaa Papiii… hep ders, hep ders, biraz daha oyun oynasam şu kum havuzunda…? Söz söz sözzz …. bu defa vereceğim bütün sınavaları, bak bu son …”
O ki sen bu okula çivi çakma niyetindesin, Papi ne yapsın?
O en fazla, “her koyun kendi bacağından…” der.

Pazar yeri şenliktir

Pazarlık, ananın karnından çıktığında da sürer.
“Ama ama … yine miii? Yine mi burasıııı…. Daha iyileri vardı amaaa…?”
(al sana doğan bebeğin ağlamasının ardındaki gizem)

Yok şekerim iyisi kötüsü… malzeme bu, Buckingham’a düşsen, yine ağlıyorsun.
Yana yakıla düşmeyi isteyen, çığlıklar içinde gelme telaşına giren sendin.
Her defasında aynı hikaye.
Hep akıl burada kalıyor, “yahu şu işi bir bitireydim iyiydi, Fener’in maçları? Kuuuuş sesleriii…. Canım da bir lüfer-rakı çektiii … Bir dahakine, 60’dan önce tüm malı mülkü yemezsem, ne olayım …”.
Olacağını oldun, daha ne?
Madde çeker, hem de nasıl çeker.
“Geeeel” der derinlerden, “geeeel”.
İlle de şeytan arayana, dört dörtlüktür mübarek.

Bir kere de dönüp kendimize sorsak ya “yahu arkadaş ne demeye düşüp duruyorum bu çukura? Nedir beni buraya çeken? Düşmemeyi istemem mümkün değil mi? ”
Yok, bunları sormaz, sadece atlarız bu pazar yerine.
Balıklama hem de.
Çünkü, maddeleşme isteği, bizi bu zaman-mekan çukuruna esir etmiştir.
Neden soramıyoruz?
Çünkü, cevabı duymak istemiyoruz.

Çünkü, Pazar yeri şenliktir

Biraz büyürsün, evdekiler senin adına yapar pazarlığı.
“Masraftan kaçınmam, dert tasayla uğraşmam, isterim ki bizim oğlan bizi özünden çok sevse”
“Oğlan bizi sevse, münasip bir bedele eve diploma da gelse”
“Eve diplomayla birlikte, bir de gelin gelse, oğlan gelini, gelin de bizi sevse, yaşlanınca bizi koruyup kollasa … “.
“Gelin bizi sevse, oğlan hem bizi, hem vatanı milleti sevse”.
“Oğlan vatanı milleti sevse, münasip bedele askere de gitmese”
“Oğlan askere gitmese, münasip bedele şöhrete de erişse”
“Oğlan şan-şöhret edinse, bizi daha da sevse, torun torba verse, gelinle birlikte dizimizin dibinde beklese”

Sorsan, pazarlık değildir yaptığı, “aman canıııım, hayırlısı neyse o olsun” dur.

Pazar yeri şenliktir

“Evladım, izzet itibar kaç para?”
“Çok değil, beni sevsinler istiyorum, sevgi kaça ?”
“Sevsinler ama saysınlar da, saysınlar ama beğensinler de…”
“Like ettiğim like etsin, yorum koyduğum yorum koysun, gönül koyduğum ciğer koysun, ciğeri beş para etmezlerin dalağı kaç para?”
“100 bin like içinde boğulasım var, like dediğin kaç para?”
“İlgiye muhtacım anlayın işte şerefsizler, ilginiz kaç para?”
“Herkes benden olsun, öteki olan mümkünse olmasın, oluru kaça?”

Dedik ya, pazar yeri şenliktir

Ya Rabbi…!
Yedi umre, her kurbana bir dana, daha da ne kaldı anahtarı almaya?
Benim köye yağmur, benim tarlaya bereket, benim haneye selamet, benim ülkeye bol keseden rehavet…
Allahımmmm… yardım etttt…!
Yardım et bir jip alayım, gerekirse yedi rekat fazladan kılayım!
Zafer, zafer, zafer … zafer kazanayım, altta kalanın boynunu kırayım.

İlle yemin mi edeceğiz, dedik işte, pazar yeri şenliktir

İnsan aslında bir balon gibidir.
İçeriyi boşaltıp, hafifletmeyi becerse, uçar gider.
Ama onun aç gözlülüğü ve kibiri, sepete pazardan safra doldurmasını öğütler.
Bu kadar safrayla yerinden kıpırdayamayan insan, alnındaki bar koduyla birlikte pazarın hem malı, hem hammalı olur.
Sepetin içine doldurduğu safralar insanı bu zaman-mekana esir etmiştir.
Bakar sepet dolu, açar bir kitap, “10 adımda sepet boşaltma rehberi”.
Olmadı, bulur iyisinden bir guru.
Guru olmadı, mu-guru; o olmadı su-guru; o olmadı sun tuzu …
Pazarda hepisiciği var.
Hindistan’a turlar var, bastır parayı kal bir kaç hafta, giydirsinler kisveleri üstüne, turuncu turuncu… gelsin selfiler, gitsin twitler.
Yine mi olmadı?
Kabe manzaralı süit?
Eve direk zemzem hattı döşetsek?
Beyaz ehramlar içinde selfieeee…?

Kim tutar seni pehlivaaaann…!
Sırada daha Mars projesi var.

Bak güzelim, bu iş pazarlıkla olacak gibi değil.
Sen, sen ol, buraya ne demeye geldiğini bulmaya çalış.
İçindeki düşme arzusunu keşfet.
Düşmeyi bu kadar isteme.
Madem istedin, düştükten sonra kendine bu kadar yalan söyleme.

463 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • YaşYaş OL- Neye ağlıyorsun yine? AĞ- Yok bir şey... OL- Ne demek yok bir şey? Var bir şey ki akıyor yine... AĞ- Yok bir şey dedim! OL- Yokmuş... AĞ- ... . . . OL- Hep böyle […]
  • Kırkından Sonra Başlar HayatKırkından Sonra Başlar Hayat Platon'a sormuşlar; -İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışı nedir? Yanıt vermiş büyük filozof: - Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki […]
  • Huşu Guru ile Sohbetler – 1 (Meleklere Takla Attırma Sanatı) Huşu Guru ile Sohbetler – 1 (Meleklere Takla Attırma Sanatı) “Kendini güçlü gösteren herkese taparız” Haluk Bilginer Huşu Guru: Kardeşim sana hep yol gösteriyorum halen bir sevgi kelebeği, koşulsuz sevgi kumkuması olamadın. Bu gidişle tırtıl bile […]
  • Trança Al!Trança Al! Dün takık günlerimden biriydi. "Balık" diye tutturdum. Sembolik olandan değil, bizatihi mideye giren lokma cinsinden 'balık'. Balıkçı ya gittik, adam tutturdu, "trança al" diye. […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Ağustos 2017
P S Ç P C C P
« Tem    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Arşivler