felsefe taşı

Virüs ve Mutasyonlar

Virüs ve Mutasyonlar
Eylül 23
09:32 2021

Bu konu kabak tadı verdi herkese elbette ama yine son derece kasıtlı ya da yanlış açıklamalar etrafı sardığı için bazı yeni konuları ele almakta yarar görüyorum.

Bu olaya corona ya da sars-cov virüsü diye değil, virüs ya da hatta genel anlamda organizma olarak bakmakta yarar var. Bazen küçük şeyleri açıklayarak büyük meseleyi anlarız bazen de büyükten giderek küçüğün yapısını anlarız. Burada 100-200 nanometre boyunda çok ama çok küçük, mikroskoplarda görülmeyen, sadece elektron mikroskopta saptanabilen bir yapıdan söz ediyoruz. Unutmayalım ki, bu yapı bir canlı değil, çünkü kendi başına üreyemez ve oksijene ya da oksijensizliğe ihtiyaç duymaz. Beslenmez ve büyümez. Canlı değil de diyemeyiz ona çünkü hücreye kendi kopyalattırır. Virüs, tam anlamıyla canlılar dünyasıyla cansızlar dünyası arasında duran bir ara formdur. O yüzden ona aktif ve inaktif terimlerini kullanıyoruz çünkü virüs canlı olmadığı gibi ölmez de. Zamansız bir boşlukta sadece asılı kalır diyebiliriz. Zaman zaman aktif hale geçer kendine canlı bir konakçı bulursa, yoksa inaktif hale geçer ve etkisini yitirir. Bu nedenle insana dost ya da düşman, hayvana dost ya da düşman değildir. Zaman içinde birine alışmaz. Yaş gurupları ayırmaz enfekte etmek için. Ya da cinsiyet ya da ırk. Ya da insan veya hayvan.Zaten onun enfekte etmek gibi bir derdi de yoktur. Onun yüzünden enfekte olan bizleriz, bu aslında virüsün sorunu değil zaten, bizim sorunumuz. Onun herhangi bir bilinci yoktur, amacı ve hedefi yoktur. İçinde bulunduğu organizmaya yarar sağlayan bir virüs yoktur. Bizim doğal yapımızın tamamıyla dışında olduğu için bize zarar verir ama onun derdi bu değildir. Aslında virüsün hiçbir derdi yoktur. Dolayısıyla bu açıklamalar dışında size ne denirse densin lütfen inanmayın. Ortalığı iki senedir ne yazık ki şarlatanlar doldurdu ve topluma verdikleri zarar inanılmaz derecede büyük ve birçok ölümün arkasında onlar olduğu için birçok insanın kanı ellerindedir demek yerinde olur.
Bu nedenle öncelikle virüsün genel yapısına tekrar bakmakta yarar var.

Bakın burada corona virüsü örnek alınarak çok basit bir şema çıkarılmış. Bu basit şema hemen tüm virüsler için geçerlidir. Virüs protein bir kılıf içerir, bu kılıfın içinde virüs genetik materyali yani DNA ya da RNA’sı bulunur. Virüs resimde gördüğünüz peplomer denilen spike protein hücreye tutulan dış iğnelere sahiptir. Bunlarla hücreye tutunur ve genetik materyal bu iğne dediğimiz kılıfın içinden hücreye kapalı ortamda geçer ve protein kılıf hücre dışında kalarak inaktif hale gelir. Hücre içine giren virüs genetik materyali hücre çekirdeğine girerek oradaki mRNA’ya yani Messenger RNA’ya kendini kopyalatarak çevresine yeni bir protein kılıf sarar ve tam kapasiteli bir virüs olarak hücrenin içini diğer kopya virüslerle birlikte doldurur. Hücrenin kapasitesi virüsleri alamaz hale geldiğinde parçalanır ve kopyalanmış tüm virüsler dışarı salınır ve onlar yeni hücrelere girerler. İşte biz böyle enfekte ve dolayısıyla hasta oluruz.

Bundan sonrasını biliyorsunuz zaten. Virüsün bir tedavisi ya da ilacı henüz bulunmamıştır. Genellikle enfeksiyon belirli bir aşamayı geçtikten sonra vücudun bağışıklık sisteminin devreye girmesi ya da virüsün şiddetini kaybetmesiyle sona erer. Bazı destekleyici ilaçlar vücudun bağışıklık sistemini tetikleyip güçlü mücadele etmesine yardımcı olabilir ama bugüne dek hiçbir virüse karşı hiçbir ilaç geliştirilememiştir. Bu tek başına incelemeye değer bir konudur. Acaba virüsün yaptığı şey aslında bir hastalık değil de o yüzden mi ilaç bulunamıyor dersiniz?

Şimdi gelelim mutasyon meselesine. Genetik materyali olan her yapı canlı olsun olmasın mutasyon geçirir ve mutasyonlar her organizmada sürekli olarak olmaktadır.Peki mutasyon nasıl olur? Şöyle düşünelim, dümdüz bir yolda yürüyorsunuz, önünüzde hiçbir engel yok ve yol sonsuza kadar gidiyor. O yolda hep aynı şekilde yürürsünüz ve önünüzde bir engel olmadığı için engeli aşmanız için gerekli bir organa da ihtiyacınız yoktur. Yükseğe sıçrayabilen bir kas gibi. Bu noktaya küçük bir parantez açıp bir konuya açıklık getirelim. Sizde o kasın gelişmesi çocuğunuzunda o kası gelişmiş olarak doğmasına neden olmaz. Önünüzde bir engel varsa bu engeli aşabilecek kas yapısına sahip olanlar o engeli aşarlar ve kendi soylarını devam ettirirler aşamayanlar bulundukları yerde soyları devam edemiyorsa yok olurlar ve o engeli aşan kasın sahibi olan aynı türün bireyleri yaşamlarını sürdürmeye devam ederler. Yoksa siz bir yapı geliştirdiğiniz için çocuğunuzda da o yapı gelişecek diye bir kural asla olamaz. Parantezi kapatalım ve devam edelim. Mutasyon organizma bir zorlukla karşılaştığında doğrudan genlerde ortaya çıkar genlerde ortaya çıktığı için de bu değişiklik kalıcıdır ve o engeli aşıcı niteliktedir ve sonraki kuşaklara elbette geçer. Tabii bu da zorlukla karşılamamak hiç mutasyon geçirmemek demek değildir, burada bunu söylemiyoruz ama o konu şu anki konumuzun dışında.

Türlerin oluşumu gözlendiğinde, örneğin atmosferik ya da coğrafi koşulların değişmesinin türlerin farklı türlere evrilmesine neden olduğunu her zaman görüyoruz. Örneğin bir deprem oldu ve bir tür canlının yaşadığı yerde büyük bir yarık oluştu ve bu canlılar ikiye bölündü. Artık birbirleriyle hiç temasları kalmadı. Bundan sonraki atmosferik ve coğrafi koşullar aynı kalsa da bu türün iki ayrı yakada kalan bireylerinin evrimsel anlamda anlamlı bir sürecin sonunda iki ayrı türe dönüştüğünü ve artık birlikte yeni soylar üretemediklerini gözlemliyoruz.

Virüsümüze yani sars-cov-2 ya da covid 19’a geldiğimizde son zamanlar delta varyantını, delta + varyantını ve Yunan harfleriyle ifade edilen diğer değişik türlerini görmekteyiz.Ne yazık ki ekranlara çıkan bazı kendinden menkul uzmanlar! Bu mutasyonların normal olduğunu aşıyla hiçbir ilgisi olmadığını söylemekte. Ve ne yazık ki büyük oranda yanılmaktalar. Çünkü yüzlerce yıldır bilimsel kanıtlar onların söylediklerinin tam tersini göstermektedir. Yapılan aşılar gittikçe yayıldığı için, özellikle aşının yaygın uygulanabildiği toplumlarda yeni alt türlerin (subsuş) ortaya çıkması söz konusudur ve elbette dünyada dolaşım asla durmadığı için bu alt türler hızla toplumlara yayılmaktadır. Ama şu konuyu kesinleştirmek gerekmektedir. Virüs artık aşıyla karşılaştı tüm dünyada ve bu aşılar virüsün vücuda girmesine engel olduğu için virüs elbette bilinçsiz olarak, hücreye tekrar girebilmenin yollarını arıyor ve aşıyı aşabildiği bir mutasyon onun yeni türünü oluşturarak eski türün dünya üzerinden silinmesine neden oluyor. Daha önce belki açıkladım bunu ama tekrarlamakta yarar var. Örneğin AUTG-TGAU şeklindeki bir baz çifti, AUGU-TGUG şekline değişiyor ve bu virüste yeni bir türün oluşmasına yani artık hücreye girebilmesine neden oluyor. Tekrarlamakta yarar var, dikensiz gül bahçesinde gezerseniz elinizi kolunuzu sallayarak dolaşırsınız ama güllerin dikeni kolunuza bacağınıza batarsa gömlek ve pantolon giyersiniz. Mutasyon da tam bu işe yarar. Yani engelle karşılaşmadan bir varoluş formunun mutasyon geçirmesinin anlamı yoktur. Mutasyon geçirince de siz o mutasyona karşı etkili yeni aşılar geliştirmek zorundasınız. Buna grip aşısını örnek gösterebiliriz. Her yıl grup aşısı olmak zorundasınız çünkü her yıl influenza virüsü mutasyon geçirerek yeni alt türlere geçer ve ona etkili aşıyı yaptırmazsanız gribinizi öncekine göre daha ağır geçirirsiniz.

Şimdi, eğer mRna aşısı olduysanız bu aşı virüsün spike proteini yani hücreye giriş protein kılıfının genetik materyalini etkilemekte. Virüs bu noktada mutasyon geçiriyor şu anda örneğin. Ve aşının şirketi delta varyantına karşı aşının etkili olduğunu söylüyor. Hastane bulguları da bu ifadeyi destekliyor.

Eğer inaktif virüs aşısı olduysanız, virüs ana genetik materyalinde değişiklik yapmaya çalışacaktır ve bundan sonra yapılacak inaktif aşı virüsün bu versiyonununinaktif hale getirilmesiyle olmak yapılmak zorundadır.
Gelelim en önemli konuya. Lütfen aşı olun. Ne aşısı olduğunuzun bir önemi yok. Herkes bu aşı iyi şu aşı diye fikir yürütecektir ancak, şu anda bütün hastane bulguları, doğrudan covid koğuşlarında çalışan uzmanların ifadeleriyle hastaneye yatanların artık tamamı aşı olmayanlardan oluşuyor. Bu kişiler bırakın kendi yaşamlarını tehlikeye atmayı, aşı olanları da büyük tehlikeye atmakta ve virüsün toplumdan silinmemesine neden olmaktadır. Unutmayalım ki, virüs ancak toplumun en az %70’i aşı olduktan sonra etkinliğini yitirecek ve toplumdan silinerek yok olacaktır.
Her ne kadar bir çok hastalığın aşısı henüz bulunmamış olsa da, bu virüs ya da salgın belki laboratuvardan virüs sızdırılarak kasten çıkarılmış olsa da, gündemdeki aşılar henüz son halini almamış çalışma aşıları olsa da, hastalığı yenmede önemli bir etkinlik sağlıyorlar ve geçen bir yılda yapılan bilimsel araştırmalar bu durumu artık kanıtlamış durumda. Bu yüzden lütfen aşınızı olun ki, eski güzel günlerimize bir an önce geri dönebilelim.

Serdar Öktem
Mikrobiyolog

349 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Sosyal Medya KanseriSosyal Medya Kanseri Bir kaç hafta içinde öldüren bir kanser mi istersiniz, yıllar içinde yavaş yavaş vücudunuzu ele geçirecek bir kanser mi? Sosyal medyanın son onbeş yılda dijital kültür üzerinde bu denli […]
  • İhtiyarlara Yer Yok!İhtiyarlara Yer Yok! İnternetin yararlı olduğunu da unutmamalı. Ondan sadece eğlence amacıyla istifade edenler için zor olsa da. Doğrusu internetin yararlı bir araç olduğunun giderek unutulması düşündürücü. […]
  • İnsan Nasıl İnsan Oldu?İnsan Nasıl İnsan Oldu? Daha önceki evrim yazılarımızda organik bileşiklerin oluşumunu yazdık ve buradan evrimin geneline bakmakta yarar olsa da, bugün biraz insanın sosyal evrimleşmesine dönmek istiyorum. […]
  • Bilgi ve FikirBilgi ve Fikir Bilgi kelimesi Türkçe’de aslında tam doğru kullanılmıyor. Daha doğrusu bilgiyi “knowledge” kelimesinin karşılığı olarak kullanmakta bir sıkıntı yok ama Türkçe’de “information” kelimesinin […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Ekim 2021
P S Ç P C C P
« Eyl    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Arşivler