felsefe taşı

Planları Rafa Kaldırın!

Planları Rafa Kaldırın!
Şubat 08
11:14 2017

Yıl 1927. Cumhuriyet kurulalı henüz 5 yıl olmuştur. Devrimler olanca hızıyla, ardarda yapılmaktadır. Genç Cumhuriyet yaşlı Osmanlı’dan tam bir enkaz devralmış ve yeni ülke, yepyeni umutlarla, yepyeni heyecanlarla, yepyeni temellerde yükselmektedir.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca siyasi ve yasal düzenlemelerle değil, toplumsal yapıda da bir devrim yapılması gerekliliği üzerinde önemle durmaktadır. Kılık kıyafet, kadın-erkek ilişkileri, dilde sadeleşme ve benzeri konularda atılacak adımların, Türk Devriminin temellerini sağlamlaştıracağının farkındadır.

Bu amaçla 1927 yılında Avusturya ve İsviçre kökenli Ernst Egli Türkiye’ye çağrılır. Mimaride de devrimin bakış açısını yansıtacak, modern bir çizginin yakalanmasıdır ana gaye. Daha Sirkeci Garı’nda trenden iner inmez durumu anlar. Kendisini İstanbul Milli Eğitim Müdürü karşılar ve birlikte Ankara’ya giderler. Ankara Garı’nda ise Milli Eğitim Müdürü ile ülkenin önemli mimarlarından Mimar Kemalettin karşılar. Birlikte Milli Eğitim Bakanı’na giderler. Bakan, Kemalettin Bey’in tasarımı olan Gazi İlk Muallim Mektebi projesini detaylı olarak incelemesini ister. Ertesi gün Egli incelemeyi yapar ve aynı günün akşamı Mustafa Kemal ile tanışırlar. Selamlaşma faslından sonra Atatürk direkt olarak konuya girer;

“Sayın profesör, inşaatına yeni başlanan Öğretmen Okulu ve inşaat planları size gösterilmiş. Ne dersiniz, gördükleriniz sizde modern bir okul izlenimi uyandırdı mı acaba?”

Ortalık bir anda buz kesilir. Daha önce üzerinde tartışılmakta olan bir konu için hakem olmuştur Egli.

“Ekselansları,” der Egli, “Mimar Kemalettin Bey ile çalışırsak inşaatı elbette modern bir okul haline getirebiliriz.”

“Size bunu sormadım, sadece gördüğünüzün modern bir okul izlenimi uyandırıp uyandırmadığını sormuştum,”

Bunun üzerine Egli okulun modern bir yapıyı yansıtmadığını açıkça söyler.

Bunun üzerine Mustafa Kemal milli eğitim bakanı Necati Bey’e döner;

“Planları rafa kaldırın, okulun Profesör Egli tarafından inşa edilmesini istiyorum.”

Yeni kurulmakta olan Cumhuriyet’te her şeyin modern ilkelere göre düzenlenmesini istemektedir Mustafa Kemal. Eski yama tutmayacaktır. Silip yeniden yapmak gereklidir…

Atatürk’ün Türk Devrimi’ni yaparken ne kadar titizlendiğinin bir örneği de Küçük Ülkü için Çankaya’da yapılacak evdir.

Egli’den okuyalım;

“Günlerden bir gün, ki o sıralarda Bira Fabrikası’nda çalışıyordum, nefes nefese bir görevli yanıma geldi, Atatürk’ün beni çağırdığını, hemen Ülkü Evi arazisine gitmemi, kendisinin beni orada beklediğini söyledi. Atatürk’ün yanına vardığımda, kendisi, evi bu arazide inşa etmemi kimin söylediğini sordu, ben de Hasan Rıza’nın da yanında ‘Genel Sekreteriniz Paşam’ dedim. Kısa bir sessizlikten sonra Atatürk bana dönerek şöyle dedi: ‘Benimle gelin, size Ülkü için daha iyi bir inşaat alanı göstereceğim’ dedi. Sonra beni yüksek bir alana götürdü. Akabinde birlikte Mal Müdürü Tahir Coşkan’ın bürosuna gittik. Atatürk eski Ülkü Evi planının arka sayfasına el yazısı ile bir kez daha inşaat programının detaylarını yazdı, sonra bana dönerek ‘Profesör, işte artık yeni inşaat alanı ve inşaat programını gördünüz, düşünün bakalım, benim burada biraz işim var, 20 dakika sonra yeni inşaat sahasına gelirim, orada bana, gelecekteki Ülkü Evi’ni gezdirirsiniz’ dedi. Böylece, yeni bir ev inşa etme düşüncelerimle yalnız kalmıştım. Atatürk söylediği saatte geldi, bana elini uzatarak şöyle dedi: ‘Hadi bakalım, bana evi gezdirin!’ Ben de gezdirmeye başladım. ‘Şimdi girişteyiz, dikkat üç basamak! Şimdi de holdeyiz, derinliği, genişliği şu şu, sağda solda şu bu…’ Ben izahatta bulunurken ve bütün evi gezdirirken, Atatürk neden böyle, böyle değil gibi sorular soruyordu. Kendisini bir cumbadan aşağıya baktırdım, pencerelerin yönü ve diğer kısımlar tespit edilmişti bile. İşte kısacası, sadece düşündüğüm ve hayal ettiğim evi böyle gezdirmiştim. Şimdi kupkuru bir inşaat sahasına hâkim kişiler edasıyla ilerliyorduk, etrafımızda Devlet Başkanı’nın maiyeti de bizi izliyordu. Sonunda bana şöyle dedi: ‘Anladınız mı, projenin üzerinde çalışın ve dört gün sonra İstanbul’a gelin! Sizi Dolmabahçe’de bekliyorum. Orada Tarih Kongresi yapılacak, beni bulursunuz.’ Selam vererek uzaklaştı.”

Egli üç gün boyunca asistanları ile birlikte gece gündüz demeden çalışır ve planları hazılar ve Dolmabahçe’ye götürür. Kongreye ara verilir ve Atatürk Egli’yi çağırır.

“Türk, İngiliz, Alman, Fransız, Rus ve diğer bilimadamlarının toplandığı büyük salona ilerledim. Daha sonra beni Kongre Salonu’nun bitişiğindeki Büyük Galeri’ye götürdüler. Galeride, camlı masa vitrinleri bulunmaktaydı. Kongreye katılanlar vitrinlere bakıyordu. Bu masa vitrinlerinden birinin önünde Atatürk beni karşıladı. Kendisine ve misafirlerine projemi göstererek aydınlatıcı bilgi vermemi istedi. Tabii ki etrafımız çok kalabalıktı. Maliye Bakanı Fuat Bey, o tarihlerde Adalet Bakanı olan Şükrü Saraçoğlu, Maarif Bakanı ve diğer Bakanlar, ileri gelen gazeteciler ve diğer tanıdık simalar. O tarihlerde basın fotoğrafçıları şimdiki boyutlarda tedirgin edici değildi –çok şükür diyelim-. Herkes suskundu, arkadaşlarım da öyle. Ne olacak diye bekleniyordu, kimse tek kelime etmiyordu. Planlarımı ve krokilerimi masa şeklindeki cam vitrinin üzerine serdim ve gerekli açıklamaları yaptım. Sözlerimi bitirdiğimde yine derin bir sessizlik oldu. Atatürk camın üzerine elini vurarak, çevresine ‘Güzel değil mi?’ diye sordu. O anda; omzuma dokunmasından, yanağımı okşamasından beğenildiğimizi anladım. Atatürk tek tek elimizi sıktı. Ben proje ve krokileri masanın üzerinden toplamaya başladım. Projenin bir nüshasını da Devlet Başkanı’nın Bürosu’na bıraktım. Ertesi gün, inşa edilecek evin masraflarının, en ince ayrıntısına kadar hesaplanarak Genel Sekreter Hasan Rıza Soyak’a vermem istendi. Tüm masrafları kendi cebinden karşılayacaktı.”

Sembolizma önemlidir. Semboller, insanlara herhangi bir şey okumadan, dinlemeden, görsel olarak bir şeyler anlatmak için vardırlar. Mimari yapılar da şehirlerimizde toplumsal hafızaya nakşedilen ve toplumu yönlendiren en önemli unsurlardır. Atatürk’ün Milli Eğitim’e ve tarihe ne kadar önem verdiğini biliyoruz. İlkokul binalarını, modernleştirilmiş eski anlayışa göre yaptırmaktansa tamamı ile yeni anlayışa göre inşa ettirmesi ve bir ailenin yaşayacağı evi modern mimari usullerine göre tasarlatıp bunu da Tarih Kongresi’ne ara vererek herkesin huzurunda mimarına anlattırması muhteşem bir olaydır.

Belki de günümüzde AKM’nin yıkılmak istenmesini, kentsel dönüşüm adı altında şehirlerin altının üstüne getirilmesini ve eskiye dair ne varsa yıkılarak yerine “yeni anlayışa göre” binalar tasarlanması ve inşa edilmesini böyle okumakta fayda vardır.

Sahi, günümüz mimarisi nasıl yorumlanabilir?

Sanıyorum bunu bir sanat tarihçisine bıraksak iyi olacak.

Haddimi aşmayayım…

İlk Yayın: Bodrum Gündem Dergi 1.Sayıda (EKİM-KASIM) yayımlanmıştır…

809 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Bebeklerden ÖğrenmekBebeklerden Öğrenmek Dünyaya geldiğimiz an hiçbir önyargı veya tecrübe ile gelmeyiz. Bomboş bir hard disk takılmış bilgisayar gibidir durumumuz. Her şeyi öğrenme sürecimiz, doğum anımızdan sonra başlar ki her […]
  • Din ve Devlet karmaşasına farklı bir bakışDin ve Devlet karmaşasına farklı bir bakış Din ve devlet kavramlarını her zaman gökyüzü ve yeryüzüne benzetirim. Arada yaşayan insanlar yer yüzünde yaşar ancak bir çoğu gökyüzüne aşıktır. Bu aşk, bu sonsuzluk, kişinin özüne açılan […]
  • Nazar…Nazar… Cumartesi cüzdanım kaybolunca bir arkadaşım "nazar" dedi. "Bence de öyle" dedim. Nazar elbette var. Bakış demek aslında. Size odaklanmış bir zihin, enerji alanınızı ve dengenizi […]
  • Zaman PlanlamasıZaman Planlaması O, o an bilmiyordu... Sabah gözlerini tam 07:00'de açtığında geçen her saniye ile geriye sayım başlamıştı... 17:10:09, 17:10:08, 17:10:07... Gece yarısında tam 00:10:10'da gözlerini […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Nisan 2017
P S Ç P C C P
« Mar    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Arşivler