felsefe taşı

Pinokyo

Pinokyo
Şubat 09
14:27 2014

“Pinokyo iki şekilde okunabilir: ilki bir çocuk gözüyle okumak; böylece zavallı tahta kuklanın başına gelen “talihsizliklerin” ve “aksiliklerin” bilincine varılır. İkincisi ise güçlü bir sembolizmanın hâkim olduğu masalı, sadece inisiyelerin kavrayabileceği bir bakış açısıyla okumak. Yani alegorik okuma. Alegorik okuma, olağanüstü veya tuhaf olayları düz anlamıyla değil de bir başka hakikatin ifadesi olarak alan okumadır.

O halde: Pinokyo; çocuklar için bir masal mı yoksa özel bir metin midir?
Bu iki hipotezin ilkini doğru ve doğal kabul ediyorum ama aynı zamanda yazarın dönemin toplumsal bir betimlemesini yapmak istediği de gözönüne alınmalı. Aynı zamanda içinden geldiği ekolün sembolik ve ezoterik elemanlarını da anlatımına yalnızca kendisi gibi, o bakış açısına sahip olanların farkedebileceği şekilde ustaca eklemiş olması da doğal. Kitabın tamamını incelediğimizde üç ana etmen üzerine kurulu olduğunu görürüz: ÖZGÜRLÜK, çünkü Pinokyo özgürlüğü seven özgür bir varlıktır; EŞİTLİK, çünkü Pinokyo’nun tek arzusu diğerleriyle eşit olmaktır ve çünkü hiç bir karakter ne parası ne de sosyal statüsü dolayısıyla diğerinden daha önemli veya üstün değildir; KARDEŞLİK, çünkü bu öyküde değişik durumlardaki karakterleri tetikleyen esas duygudur.

O halde “Pinokyo’nun Maceraları” nedir?
Kitabı açalım ve… bir İnisiasyon.
Peki, bu kimin İnisiyasyonu?
Belki Pinokyo…?
Hayır, ilerleyelim.

“Bir zamanlar…” – “Bir kral…?” – “Hayır ! … bir odun parçası?!” ya da belki böyle daha iyi: “İlk önce bir Usta vardı”. “Üstat Antoine”. Antoine ellerinin arasında bir odun parçası olan becerikli bir marangozdu: bir taş yontucu olsaydı da kesin bir taş parçasıyla çalışırdı. Ve bu “taştan” yani “odun parçasından” bu Üstat bir şeyler yaratmak istiyordu, bir masanın ayağı gibi gerekli bir şey.

Ama becerikli marangoz Usta kısa süre sonra bu odun parçasındaki farklılığın farkına vardı: o bir canlıydı !, o halde bir masa ayağından daha önemli bir şey olmak için kullanılmalıydı.

“O anda kapı çaldı”, ve işte kapıyı çalan, aday, içeri girer: Geppetto. Geppetto hemen alevleniveren şen şakrak bir yaşlıdır. Ve böylece, Gepetto odun parçasını fakirhanesine götürdü “… Sadece bir ışık huzmesiyle aydınlatılmış, giriş katında küçük bir oda, basit bir sandalye, yıpranmış küçük bir masa, ölgün bir ateş, tıpkı kaynayan bir su gibi ya da bu suyun buharı gibi.

Burada Gepetto vasiyetini yazar : “Tahtadan bir kukla yaratıyorum, ona Pinokyo adını vermek istiyorum, bu ad ona şans getirecek….”

Ve kuklasına isim bulduktan sonra Gepetto çalışmaya başladı… İstekle ve basit gereçlerle, birçok umuttan ve tereddütten sonra, birçok güçlüğü aşarak en sonunda odundan bir kukla, mükemmel bir kukla, ama yalnızca bir kukla yaratmayı başardı.
Pinokyo doğdu, temiz yürekli ama tam olgunlaşmamış ve bu yüzden dış dünyanın büyüleyici yanlarına karşı hazırlıksız. O andan itibaren, Gepetto ve eseri neredeyse birlikte yaşamaya başladılar, yazar eseriyle bütünleşti, biri üzülse diğeri de üzüldü, biri sevinse diğeri sevindi, farklı şekillerde de olsa aynı sorunlara karşı savaştılar. VI’ıncı bölümde Gepetto hapisteyken Pinokyo büyük sınavlara göğüs germek zorunda kaldı: Sert ve soğuk bir rüzgâra direnmek durumda kaldı, dolu bir havuzda yüzmeye çalıştı ve en sonunda da ateş ayaklarını yaktı: hava, su, ateş… tüm bunlar niyeydi?

Odunu şekillendirdikten sonra Gepetto tabii ki ilerleme kat etti ama hala arzu ettiği mükemmellikten uzaktı; bu sırada ilk bölümlerdeki tez canlı, çabuk sinirlenen adam olmaktan uzaklaşmıştı ve kukla da bir odun parçası olmaktan gittikçe uzaklaşıyor ve insani davranışlar içerisine giriyordu. Yanmasından sonra ayakları tekrar yapıldı ve Pinokyo bazı muhakemeler yapmaya başladı: “Söz veriyorum babacığım, okula gideceğim, okuyacağım ve onurlu bir insan olacağım… Beni sizin yaşlılığınızın dayanağı ve güvencesi yapacak bir meslek edineceğim.” Gepetto, eserini gördükten sonra eski kazağını satıp bir alfabe almakta hiç tereddüt etmedi ve o andan itibaren masalın tümü okul ve kuklanın olgunlaşması üzerine kuruldu.
Pinokyo Ateş yutan canavarın ocağında yanma tehlikesinden kurtuldu, babasını kurtarmak için kendini denize attı, çocuklar tarafından boğulsun diye bir eşek görünümüyle denize atıldı ve tüm bu maceraların her birinden daha da güçlenmiş olarak çıktı.

Peki ya Küçük Peri? Böyle bir karakteri unutmak mümkün mü? Mümkün değil çünkü masalın içinde sürekli olarak bulunmasa da masalın ruhunu oluşturan etmenlerden biri de bu karakter: Akıl ve Hikmetin dile gelişidir Peri. Masala girişleri ne sadece inançla, ne umutla, ne de iyilikseverlikle açıklanabilir. Peri basitlikten, sadelikten ilham alan bir akılcılıkla açıklanabilir.

Anlatımda, Küçük Peri ilk kez, boynundan asılı duran Pinokyo’yu kurtarmak amacıyla kapıyı çalarak hikâyeye girer: Pinokyo’yu aydınlık evine alır ama önce ona Pinokyo’nun canlı mı yoksa ölü mü olduğunu söylemesi için üç doktorun görüşüne ihtiyacı vardır. Pinokyo’nun canlı olduğunu ispatından sonra Küçük Peri Pinokyo’ya “Sen benim küçük Kardeşim olacaksın…” der.

Peri ve Pinokyo’nun ikinci karşılaşışında, Pinokyo ona ilk kez isteğini, gerçek bir çocuk, bir insan olma isteğini açıklar.

Peri ona bazı sınavları geçmesi gerektiğini söyler ve öncelikle de okula gidip öğrenmelidir: Pinokyo söz verir, ortaya şerefini koyar… Masalın devamında, Pinokyo doğru yolu izler ve bir gün Peri ona ertesi gün etten ve kemikten bir insan olacağını söyler. Bir şenlik düzenlenir ve davetliler belirlenir. Ama dünya Pinokyo’yu bir kez daha büyüler ve onu Kuklalar Ülkesine sürükler.

Bu deneyimden sonra Pinokyo Periyi üçüncü kez görür; ölüm ve tekrar doğum. Denize atılan Pinokyo kurtulmak için yüzerken bu kez de bir balina yutar Pinokyo’yu. Bilinci yerine geldiğinde Pinokyo kendini mürekkep dolu bir hokkanın içindeymişçesine siyah ve derin bir karanlıkta bulur.

Bu karanlığın içinde, korku; bir zehir gibi içine işler ve Pinokyo küçük bir ışık huzmesi görür: “belki yaşlı bir balık bana kaçış yolunu gösterecektir” diyerek bu ışık huzmesinin aydınlattığı yolda ilerlemeye başlar. “İlerledikçe ışık artmakta ve netleşmektedir.”

Kukla sonunda bu ışığın kaynağına ulaşır: bu Geppetto tarafından yakılmış bir şamdandır. Yazar ve eseri işte tekrar bir aradadır, birleşmiş ve onlara yıldızlı bir gökyüzü şeklinde görünen ışığı görmeye hazır vaziyettedirler. Pinokyo Geppetto’yu sırtına alır ve onu güvenli bir yere götürür: Geppetto eseri sayesinde hayata geri döner.

İşte bu noktada kukla insana dönüşmeye hazırdır: sadece son aşama kalmıştır: sadece cilası eksiktir. Kukla insan olmaya çok yaklaşmıştır.
Pinokyo okumaya ve çalışmaya başlar ve aynı zamanda çalışmasının sonuçlarını Peri’ye yollar.

Ve o an gelir: bir sabah Pinokyo gözlerini açar ve bir kukla olmadığını, artık bir insan olduğunu farkeder; asil bir sadelikle, iyi döşenmiş bir odada olduğunu farkeder. Artık zengindir, çünkü Periye kendi parasını kazandığını kanıtlamak amaçlı yolladığı kırk kuruş ona kırk altın olarak geri dönmüştür.
Pinokyo yan odadaki fakir babasına koşar ve Geppetto’yu sağlıklı, yaşam dolu ve mutlu bulur. İnisiasyon tamamlanmıştır.

Sahne Tapınakta Geppetto’yla birlikte son bulur: Pinokyo’nun insan oluşunu izlemektedir, yani eski odun parçasının insan oluşunu. İşte masalın farklılığı, orijinalliği buradadır: Pinokyo bir metamorfoza uğramamıştır, insana dönüşmemiştir, aksine kukladan yeni bir varlık doğmuştur ve kukla neredeyse bir devamlılık mesajına tanıklık etmiştir.

Romanın son cümlesinde Collodi’nun Pinokyo’ya söylettiklerinde, varmış olduğu hali kıyaslatışını görürüz:

Pinokyo baktı, baktı, baktı, sonra büyük bir sevinçle kendi kendine:
– Ne gülünçmüşüm kuklayken! dedi. Şimdi iyi bir çocuk olduğum için nasıl mutluyum!

3.932 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler