felsefe taşı

Kıtmir’in orda işi ne?

Kıtmir’in orda işi ne?
Ocak 06
15:06 2014

Bir gün, şu Yedi Uyurlar (Eshab-ı Kehf) üzerine çalışıyordum, Yedi Cüceler’e geçiverdim nasıl olduysa, ortaya Pamuk Prenses yazısı çıktı.

Sonra, yine aklıma geldi Yedi Uyurlar, yine başladım, bu defa da Yedi Uyurların yanlarındaki köpek Kıtmir’e takıldım.
Bu yazı çıktı.
Anlaşılan o ki, üçüncü Yedi Uyurlar maceramızda, mağaraya girilecek.

Neyse, biz gelelim konumuza, köpeğin (Kıtmir) ne işi var orada?
Orası neresi?
Mağara.

Dilerseniz, kısa bir giriş yapalım şu mağaraya giren uykucularla ilgili. Zamanın birinde, putperest hükümdarın sarayında çalışan 6 delikanlı, inançlarını korumak için kaçarlar, yolda köpeğiyle dolaşan bir çoban da onlara katılır ve birlikte bir mağaraya saklanırlar. Saklanırlar saklanmasına da, ekibin içerdeki uykusu 300 yılı bulacaktır. Sonra, başka bir devirde uyanırlar… Hıristiyani ve İslami kaynakların paylaştığı bir öyküdür. Diyebilirsiniz ki, “eh bunda anlaşılmayacak ne var, köpek de ekibe gözkulak olacak, onları koruyacak.”

Bu kadar basit olabilir, öyleyse zaten yazı da burada biter. Ama, böyle olmaya da bilir. Gelenek koridorunda binlerce yıldır aktarılmış bir öykünün bu kadar yüzeysel olması mümkün müdür? Bizim işimiz de mümkün olmadığını göstermek olsun.

Köpeğin gelenek koridorunda ortaya çıkışına taa Eski Mısır’da rastlanıyor. Eski Mısırlılar’ın her gördükleri köpeğe, her daim kutsiyet atfetmeleri diye birşey yok tabii. Bazen insanları (özellikle mahkumları)aşağılamak için ‘firevunun köpeği’ dedikleri bile olurmuş. Boyun eğin, itaat edin alçaklar anlamında olsa gerek.
Ne yapıyorlar onlara kutsiyet atfederek? Örneğin, ölenlerle birlikte köpekleri de mumyalanıp, gömülüyor.
“Sahibi öldü, köpek ölene kadar bekleniyor mu?”
Ne gezer!

Burada can alıcı soru şudur, “köpeğin öte alemde sahibi koruma dışında, başka bir işlevi olabilir mi?”
Olabilir. Ruha seyahatinde ışık tutmak mesela.
Nasıl mı? Görelim.

Çakal başlı Anubis’i tanır mısınız? İsis ve Osiris’in oğlu olduğu düşünülürmüş. Biz bu dedikodulara itibar edip, gerçek evlad Horus’un şerefini lekelemeyelim. Osiris’i mumyaladığı için mumyalama tanrısı olarak biliniyor Anubis. Mezarları korumak gibi bir asli görevi de var.
Neden? Çünkü, ölüyü gömdükten sonra mezarlara köpekler ve çakallar dadanıyor. Eh, onlara söz anlatacak birini seçmek isabetli tabii.
Oldu mu şimdi? Yine yüzeydeki bilginin esiri olup çıktık.
“Bu yorumu yapmak için mi abla oldun sen?” derler insana.

Bu arada, yandaki resim mezardan çıkmış bir köpek mumyasına ait, tazı olabilir mi?

Anubis’in elinde tutmayı alışkanlık haline getirdiği bir haç (ankh haçı) önemli. T sembolünde aktarmıştık, ona ek olarak yatay eksenin üzerinde bir de yuvarlak var ankh haçında. İnsana da benziyor değil mi?

Tıpkı beş köşeli yıldız gibi.

Ankh haçı sıklıkla İsis’in elinde de görülür. Nedir anlamı? Bu konuda bir sürü yorum var.
Bana göre, ankh haçı tamlanmış bir anahtar.
Yani, yükseliş ve geçişlerde gerekli kapıları açabilmeye yarıyacak, bireyi sırra ulaştıran bir sihirli anahtar.

Köpeğin yanındakine göz kulak olması tamam da, ışıklığı nerden geliyor?
Biraz sabır.
Ne diyorduk, köpek Kıtmir!

Mısır’dan biraz doğuya gidelim, İran’da duralım.
Zerdüştçülüğün (Mazdaizm) kutsal metinleri Avesta’da köpek önemli bir figürdür.

Turan Dursun’un yorumu şudur: “…insan ve köpek ilişkisi Avestaların bel kemiğini oluşturur…köpek kavramı ve olgusu etrafında yaratılmış bir kast ilişkileri bulunuyordu. Yani orada tek bir kopek değil, farklı fonksiyon ve özellikleri olan farklı köpek totemli topluluk ve bireyleri anlatan bölümler vardı. ”

“-Ey Zerdüşt! Ben Hürmüz (Tanrı), köpeği yarattım. Giyimi-kuşamıyla” ayağında ayakkabısıyla ve keskin dişlerinden oluşan sila­hıyla birlikte: her an tetikte ve uyanık biçimde yarattım. İnsan onu do­yurmalı ki, o da onun malını, mülkünü sağlamca bekleyebilsin. Ben Hürmüz, köpeği, hırsıza karşı koyacak özellikte yarattım bu dünyada. Kafası yerinde olduğu zaman köpek bu özelliği gösterir; insanların mallarını koruyabilir. En küçük sesle kim uyanabilir ey Zerdüşt? Ne hırsız, ne de kurt, köpeği uyandırmamayı başarabilir ve evden bir şey götürebilir. Köpek kurdu öldürür, ezer, kovar, kar eritir gibi eritir.” (Avesta, Vendidad, Bölüm: 13.)

“-Ey Zerdüşt! Bu dünyada kocamışlık, köpeğin başına çok erken gelir. İnsanların yanı başında çöküp bekçilik yaparken aç bırakılırsa köpek, iyi ruhun yarattığı öteki yaratıklardan çok daha hızlı biçimde kocar. Onun için köpek beslenirken, etle birlikte süt ve yağlı besin ve­rilir. Köpeğin hakkı olan besindir bu.” (Avesta, Vendidad, Bölüm: 13.)

Turan Dursun, farklı insan topluluklarını (kentli, çoban, çiftçi, savaşçı gibi) Avesta’nın farklı köpek cinsleriyle simgelediğini söyler ki rahmetlinin bu görüşüne katılmam pek mümkün değil.

Çünkü, şöyle bir ipucu, bizi bu fikirden uzaklaştırır. Zerdüştlük üzerine kurulmuş olan Yazidilikde, bütün ruhların 72 yıllık aralarla insan ve hayvan bedenlerinde dolaştığına inanılıyor. (ilginçtir ki, Yezid’in askerlerinin Kerbela’da Hüseyin ile birlikte öldürdüklerinin sayısı da 72 dir ve Kerbela’nın 72 şehidi olarak bilinir)

Bu gibi metinlerde bir sayı görünce orda durmak lazımdır.
Neden 72?
Bölgede Mazdaizm’i etkileyen inanç Mani dini. Mani inancına göre, inananlar beş sınıfa ayrılıyor (neden beş?). Birinci sınıfdaki Öğretmenler 12 kişi, ikinci sınıfdaki Uskuflar 72 kişi, Üçüncü sınıfdaki Büyükler 360 kişi, diğer iki sınıf sayı sınırlaması getirilmeksizin, en ağır işleri yüklenenlerden oluşuyor.

Demekki büyükler 360 derecelik açıyla bir tamlık (daire) sergiliyor. Tamlığın beşte biri Uskuflar, onlar da 72 kişi, dairenin beşte birlik bölümü yani, yani 72 derecelik açı (üçgenler).
İlginçtir, hep beş sayısıyla karşılaşıyoruz; Zerdüştlük’de dünyanın beş elementten oluştuğuna inanılıyor. Su, toprak, ateş, hava, bitki. Çoğu ‘bitki’ yerine, ‘eter’ bekler burada, ‘tahta’ bekleyenler yoktur ama.

Neden bitki?
Tamam, tamam… ara sokaklara sapmak yok!

Unutmadan söylemeli, Avesta beş bölümden oluşuyor ve Avesta’nın en eski kısımları olduğu bilinen Galatlar diye anılan Yesnalar 72 bölümdür. Bunlar Zerdüşt’ün öz sözleri.
72 quantile (beşte birlik) bir açı. Bir çemberi kenarlarından eşit olarak beşe böldüğünüzde (bu bölme işlemini 72 derece açılmış bir pergel aracılığıyla yapabilirsiniz) karşınıza pentagon çıkar (aman!) yani beşkenar; pentagon içinde biraz oynarsanız (içeri girdik de oynaması kaldı) alın size beş köşeli yıldız, pentagram.

Ama, olayın heyecan verici tarafı daha gelmedi, bakın daha nerelere gideceğiz. Varsayalım ki, pentagramı çizdik.

Yıldızımızın üzerinde şöyle bir formül gizlidir: MN/MR = MR/RN

Ne olmuş eşitse?
Pentagramın köşesindeki bu oran bize aşağıdaki formül üzerinden, o ünlü altın oranı sunar.

Pentagram üzerindeki farklı kombinasyonların oranları bizi hep altın orana götürür. Toplamında 20 kez karşımıza çıkar. M.Ö. 3300 yıllarına ait Kalde’deki Ur şehrinde bir lahitin üzerinde şu yazıyı kazılmıştır “Tanrısal oranı yıldız beşgende de bulabilirsiniz. Onu yalnız bir defa değil, bir Sümer vatandaşının el ve ayak parmaklarını saydığı kadar bulacaksınız”.

Leonardo da Vinci; elleri ve bacaklarını açmış, daire içinde bir adam resmi çizmiştir. Rönasans sanatının bu tasvirine göre “beş” kosmosun merkezine yerleştirilmiş haldeki insanın sayısıdır.(Raoul Berteaux’ya teşekkürler)
Vay canına ki vay canına.
Nefes aldırmıyor insana.

“Kosmosun merkezine yerleştirilmiş insan” diyorlar baksanıza!
Daire kosmos mu?
Tüm gök cisimlerinin biçimi olan, mükemmel şekil kürenin iki boyutlu şekli olan dairenin başlangıcı ve sonu yoktur.
Evren’i, reankarnasyonu, sürekliliği, başlangıç ve sonun birleşmesini, kosmosu, tamlığı, bütünü, bölünmez olanı… simgeler daire.
Şimdi, zihnimizdeki tüm kanalları açalım, bir daire oluşturalım.
Varsayalım ki bu daire biz istersek ve de becerebilirsek(?) evrenin sonsuzluğuna doğru yayılacak.
Şimdi, bu mükemmelin ortasına bir başka mükemmel (yıldız) konuşlanacak.
Oooo! Sembolün muhteşemliğine bakar mısınız?

Pentagram (Akyıldız) bizim bayrağımızda da var. Osmanlı döneminde 8 köşeliydi (Venüs) 1842′de 5 köşeli oldu.
Beş köşeli yıldız, Eski Mısır geleneğinde Sirius yıldızını temsil edermiş.
Ayrıca Eski Türklerde Demirkazığı (kutbi merkez) temsil eder, Çin’de, Hindistan’da, Simyacılarda, Keltlerde, Mayalarda… Heryerde var beş köşeli yıldız ve heryerde Sirius.

Neden beş?
Sirius’a döneceğiz ama şu beş sayısını bir halledelim.
Pisagorculara göre beş kutsal evlilik sayısı. Çünkü, ilk çift ve dişil sayı olan iki ile, ilk tek ve eril sayı olan üç’ün birliğidir beş. “İlk tek sayı neden bir değil ki?” diyenler, cevabı eski bir yazımıza bulabilirler. Bu macerada Bir’i sayıdan saymıyoruz.
Nasıl, güzel değil mi? Yerin ve göğün birliğini, bir tür birleşmesini (hierogamos) sembolize eden sayı (5) kosmosun içine yerleşmiş bir insan, üstelik altın oranı da içeriyor.

Zerdüşt geleneğinde güneş, yıldız ve ateşin önemi büyük. Çünkü hepsi nur’un, ışığın kaynakları. Zerdüşlükde, ışık ve aydınlıkların Tanrı Ahura Mazda’nın fiziksel temsili olduğuna inanılır.

Nereye kayboldu bizim Kıtmir?
Hemen çağıralım.
Belli oldu ki, gelenek koridorunda pentagram Sirius Yıldızı’nı temsil ediyor. Zerdüşt inancında (ve diğerlerinde de elbet) pentagrama oldukça önem verilmiş.
Köpek de önemli.
Ama köpek ile yıldızı nasıl birleştireceğiz?

Bilin bakalım, bu Sirius yıldızının içinde bulunduğu yıldız takımına insanevladı ne ad vermiş?
Büyük Köpek Takımyıldızı (Canis Major).
Bir de Canis Minor var.
Derler ki, Sirius gökyüzünün en parlak yıldızıdır. “Alev Saçan Yıldız” dememiş muhteremle zamanında.

Neden köpek adı verilmiş bu takıma?
Pek çok kültürde bu yıldız kümesinin adı köpekle anılıyor.
Çinliler, göksel kurt, göksel sarayın bekçisi diyorlar.
Eski Mısır, Pers ve Yunan Mitolojisi’nde köpek yıldızı olarak yeralıyor.
Kuzey Amerika yerlilerine ne demeli? Onlar da köpek veya kurtla isimlendirmişler Sirius’u.
İnuitler boş durur mu? Hemen atılmışlar ortalığa: “Bizimki Av Köpeği” olsun.
Ne diyelim? Olsun!
Eskiden köpek sıcakları/köpek günleri diye bir kavram varmış. Temmuz başından, Ağustos ortasına kadar (11 Ağustos) geçen sürede millete bela olan bunaltıcı sıcakların Sirius’un başının altından çıktığı düşünülürmüş, çünkü hazret Güneş’e bu kadar destek vermese dünya hamama dönmeyecektir. Romalılar yılın bu dönemine dies caniculares (köpek günleri) derlermiş.
İyi de, taa İnuitlere kadar Roma’lılar mı söyledi “köpekler sıcaklarda çok bunalıyor, bunda böyle bu yıldız kümesinin adı köpek olacak!” diye.
Değil tabii, başka bir nedeni olmalı.

Eski Mısırlılar (yine mi?) inanırlarmış ki, beden ölünce ruhlar Sirius’a gidiyorlar. Kimileri bu gidilen yere “galaktik sevk-idare merkezi” diyorlar. Kur’an’da adı geçen tek yıldız Sirius’dur. Necm (yıldız) Suresi’nde, Şi’ra adıyla anılır ki zaten Sirius’un Arapçasıdır Şi’ra.
Mu’cular, UFO’cular ve Ruh’çular(bu giriş biraz sarkastik oldu ama, kusuruma bakmasınlar artık) Sirius’un varlıklarını bir başka boyutun varlıkları olduğunu ve onların boyutuna ancak şuur hallerimizle nüfus edebileceğimizi söylerler.

Köpekler bunu hissediyorlar mıydı?
“Bir gün geldiler ve onları sadece köpekler ve ileri şuur boyutuna erişmiş kişiler farkedebildiler.” Böyle bir cümleyi, birileriyle dalga geçmek veya aşağılamak için kurmadık elbet. Birçok eski ve yeni bilginin bizi götürdüğü yerden çıkan cümle bu gibi görünüyor zira.
Belki de yanılıyorum.
Devam edelim.
Enteresan bir bilgi, Arapça’da köpek, kef, lam ve be harfleriyle yazılıyor ve kelb olarak okunuyor. Aynı harflerle yazılan kalp de var. Bildiğimiz kalb işte. Sadece birinde kaf harfi yerine diğerinde kef harfi var.

kaf ile kef arasındaki ilişkiyi yorumlayacak bilgiye sahip değilim.
Ancak, bu iki harfin çevresinde dolanıp, minik varyasyonlar üretebilirim.
Kehf (arapça mağara demek). Ezoterik dünyanın bastığı yeri görmek isteyen, temkinli yorumcuları mağara için “insan vicdanını simgeler” derler. Oysa, denize cumburlop atlayanlar, mağara için tereddütsüz “orası bir rahimdir” deyiverirler. Ki, öyledir.
Keza mezarlar da sembolik olarak ana rahmidir. Ölü Toprak Ana’nın rahmine konur, üstüne de Gök Baba’nın suyundan dökülür ki bir an önce ruhu gideceği yere sağ-salim varsın. (Adres: Galaktik Sevk ve İdare Merkezi, Cumhuriyet Cd. Sirius. Tamam tamam bu işin şakası olmaz, üstelik Mu’cu o kadar eş dost varken, ayıp valla)

İnisiye girdiği mağaradan (rahim) ölüp yeniden (yeni bir şuurla)doğar. Bu yeni doğuş semboliktir kuşkusuz.
Evet, kef böyleyken, kaf başka bir türdür. Akla hemen Kaf Dağı’nı getirir. Kaf Dağı tasavvufda Benlik Dağı olarak biliniyor. Masallarda bir türlü aşılamayan Kaf Dağı’nın egoyla ilişkilendirilmesi anlamlı.

Köpek ile kalp arasındaki etimolojik ilişki bizi nereye götürebilir?
Kalp (gönül) ışık kaynağı mıdır yoksa?
Yoksa, onca lafın özeti şu mudur? “Arkadaş bırak şu Sirius’u, sen hele Kaf Dağı’na doğru çık bir yola, kurtul şu üstündeki kir pastan, kibirden, egodan, hırslardan, ihtiraslardan… vicdanını ağırlıklarından arındır, fırsat ve çıksın içerdeki cevher, bak gör o zaman kimmiş alev saçan yıldız”.

Sahi Kıtmir’in mağarada ne işi var?

2.971 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Razı olmak…Razı olmak… Razı olmak... Rıza gösteren olmak... Yani hoşnut olarak, memnun olmak... Terazi kelimesi "birbirine rıza gösteren" anlamındadır aslında. Kefeler karşılıklı olarak tesviyede ise […]
  • Asgari İnsan BedeliAsgari İnsan Bedeli Eski, ahşap kapının aralığında duruyordu çocuk. Bir ayağında çorap vardı, diğerini kendi çıkarıp atmıştı. Çocuktu işte…. Oturma odasında kısık sesle konuşan aile heyetini sessizce […]
  • The Populist BomontiadaThe Populist Bomontiada Bir Akdeniz Esintisi Bomontiada, nadir bulunan güzellikte bir atmosfer sunuyor bana kalırsa. Sıcak bir Akdeniz şehrinin arka sokaklarına daldığınızda, hiç beklemediğiniz bir anda […]
  • Bütünü Gözden KaçırmakBütünü Gözden Kaçırmak Günümüzde insanlığın, belki en büyük derdi, detaya odaklanmak. Detaylara o kadar düşkün olduk ki, bir şeyleri gözden kaçırdığımızı bazen hissetmiyor/görmüyoruz. Bu durum hayatın her […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler