felsefe taşı

Ufuk açmak, gazoz açmaya benzemez..!

Ufuk açmak, gazoz açmaya benzemez..!
Şubat 13
06:22 2019

Türkiye aslında uzun süreden beri bir değişim içinde diyebiliriz. Sosyal yapısı, ekonomik yapısı, kültürel yapısı değişiyor. Bu değişim dünyada aynı yöndeki değişim trendlerinden çok farklı olmasa da hissedilir bir yapıda. Bu değişim dünya ortalamalarının üzerinde değil ama en azından farklı. Değişimler bazı konularda ileriye, bazı konularda geriye doğru. Ama dünyadaki eğilimlerden farklı bir değişim olduğu kanısındayım. Her değişimde olduğu gibi bizimkinde de içsel ve dışsal parametreler var elbet.
İçsel bakacak olursak; Türkiye’deki göç ve nüfus, eğitim yapısı, ekonomideki yeni tercihler ve iletişim. İlk nüfus sayımının yapıldığı 1927’de ülke nüfusu 13,6 milyon.Bu oranın%3,3’ü şehirli, %10,3’ü ise köy nüfusundan oluşmaktaydı. 1927 yılına gelindiğinde ise nüfusun%75’i köylerde, %25’i ise şehirlerde yaşıyordu. Şubat 2018’de açıklanan rakamlara baktığımızda ise 80,8 milyonu geçen nüfusumuzla 92 yılda 6 kat arttığımızı görebiliyoruz. Toplumumuzun 60,3 milyonu il ve ilçelerde yaşarken 20,5 milyon kişi ise belde ve köylerde ikamet ediyor. Ters yüz olmuş kısaca…
Demek oluyorki şehirli nüfus artarken köylü nüfus gerilemiş, 92 yılın özeti Türkiye’nin köylülükten şehirliğe geçmesinin resmidir. Bu ciddi bir değişim ama ne yazık ki nicelik olarak köylülükten şehirli olmaya geçiş nitelik olarak da aynı değişimi yansıtmıyor. Yaşadığımız yeri değiştirince ya da büyük bir yere taşınınca hayat kalitemizin artacağını düşünüyoruz ancak bu söz konusu değil ne yazık ki. Kafa yapımızı değiştirmedikçe uzayda yeni bir koloni dahi kursak, düşünce yöntemlerimizi yenilemedikçe, farklı çözüm yöntemleri aramadıkça aynı düzeni farklı yerlerde sürdürmüş olacağız. Bu değişim ekonomik sorunlardan kaynaklandığı gibi eş zamanda yeni ve büyük ekonomik sorunlarıda beraberinde getiriyor.Buna birde göçmen ve sığınmacıları koyarsak durum daha da vahim bir hal almakta..!
Global bir dünyada yaşıyoruz artık ve globalizm pek çok değişikliği de beraberinde getirdi. Ekonomik sonuçlara geçmeden önce ilgimi çeken başka bir konuya değinmek istiyorum. Globalizm pek çok şeyi değiştirdi.Artık dil, din, ırk gibi kavramlar çoktan geride kaldı. Önemli olan ortak dili konuşabilmek, düzenli ekonomi sistemlerine ve hukuk düzenlemelerine sahip olmak. Azerbaycan asıllı bilim insanı IgorAshurbeyli tarafından 2016 yılında uzayda kurulan ilk ülke olarak lanse edilen Asgardia’nın vatandaşlık başvuru koşullarında ise üniversite ya da daha yüksek bir akademik geçmişe sahip olmak, ortak dil olarak İngilizce bilmek, bilgili bir birey olmak ve belirli bir zeka seviyesinin üstünde olmak gerekiyor. Hatta Haziran 2018’de yapılan açıklamaya göre artık adaylar IQ testine tabi tutulacaklar. Dünya üzerinden başvuruları kabul eden Asgardia’nın ilk başvurularında 31 bin 853 kişi ile Çin birinci sırada yer alırken 29 bin 82 başvuru ile Türkiye ikinci sırada yer aldı. Mottosu “Yeryüzünde bulunan diğer ülkelerin kısıtlamalarından bağımsız, özgür yaşama ortamı” olan Asgardia globalleşmenin en ilginç sonuçlarından biri oldu.
Dışsal gelişmelerde ise globalleşme çerçevesinde toplayarak bakabiliriz. Gerçek dünyaya ve ülkemize dönecek olursa, Türkiye hep dışa açık bir ekonomiydi ama bu global yapı,iletişimi tümüyle farklı bir yere taşıdı. Bu süreç içinde bazen olumlu ve olumsuz süreçler yaşandı. Günümüzde, bundan 25 yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz miktarlarda yabancı sermaye girişi oluyor. Yatırımlar çoğalıyor, daha fazla turist geliyor ve bilinirliğimiz artıyor.Bu sermayeyi çekebilmenin bir yolu kendi kültürel alt yapımızda değişiklik yapılmasıydı. Türkiye farklı mozaikleriyle farklı kültürlere hitap edebiliyor ve turizmden ticarete birçok alanda insan potansiyeline ulaşıyor.Ticari açıdan bakacak olursak en çarpıcı örneği cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türk ekonomisini ayakta tutan kamu işletmeciliğinin artık bu yeni değişim sürecinde tutunması olanaksızdı. İşte bu nedenle özelleştirmeler devreye girerek bunca yıl uyguladığı ekonomik modeli değiştirmek zorundaydı, öyle de oldu.
Türkiye’nin dış dünyayla kurduğu ilişkinin en tepe noktası AB ile tam üyelik müzakerelerinin başladığı döneme denk gelir. Bu süreçte yabancı sermaye girişinin yükselmesi, yabancı yatırımcının özelleştirmelerle birlikte ilgisinin artması gibi ekonomik sonuçlar doğururken, bir taraftan da birçok uluslararası standartlara ve normlara uyum sağlanmasını gündeme getirdi. Böylece ülkemizde kuralcılık biraz da olsa işlemeye başladı ve her alanda daha açık, şeffaf, hesap verebilir bir yapıya girmek için çaba sarfedildi. Ancak bu süreçteki zorluklar unutulmamalı ve üstüne ekleyerek ilerlememiz gerektiğini unutmamalıyız. Bugün geldiğimizde noktada hukuki ve siyasi ilişkilerimize dikkat etmek gerekiyor. Şu sıralar siyasi ve ekonomik faaliyetlerimizle dünyadaki kredi notlarımız tekrar düşüşe geçti. Bir ülkenin kredi notunun düşmesi demek o ülkenin kültürel, sosyal ve ekonomik olarak puan kaybedip, değerinin düşmesi anlamına geliyor. Kısacası güven vermek gerekiyor.
Herzaman olduğu gibi bu uzun süreçteki değişime karşı olanlar ve destek verenler oldu. Tabiki birçok uzman bu değişimin yaratıcılığı bitireceği ve batı modeli standartlaşmanın gelişime sınırlar getireceğini savunurken daha kalabalık bir uzman kesimide tam tersine global sisteme uyum sağlamış bir Türkiye’nin çok daha ileriye gidebileceğini ifade ediyor olmasıydı.Ancak burada dikkat çekilmesi gereken bir nokta var. Her ülkenin yapısının farklı olması nedeniyle başka bir yerde gerçekleştirilen modellerin birebir uygulamalarının her zaman her ülkede aynı sonucu veremeyeceğinin bilinmesi gerek. Burada önemli kısım, batı modelinin ya da başka herhangi bir modelin birebir uygulanmayıp, ülkenin kendi dinamiklerine göre planlanmasıyla olumlu sonuçlara ulaşılabileceği noktası.
Birkaç yıl önce karlı bir İstanbul… TheRitzCarltonOtel’ de öğlen yemeğinde ünlü düşünür, felsefeci ve kültür eleştirmeni SlavojZizekilekısa bir sohbet etmiştik.Zizek; “Aklın kötümserliği ile iradenin iyimserliği”ni öne çıkartarak Mao’nun o meşhur sözünü hatırlattı: “Gökkubbenin altında büyük bir keşmekeş var, vaziyet harika!” Zizek, televizyon reklamlarından etkilenip aşırı tüketime kaçmadığını çok para harcamadığını belirtip,12 yaşındaki oğlu Tim’le Slovenya’nın başkenti Ljubljana’da yaşadığını söyleyip “Deli bir adamım, üst başa para vermem üzerimdeki tişörtü katıldığım bir etkinlikten aldım, pantolonum akrabamın, iç çamaşırlarımı ise ucuz bir mağazadan satın aldım” dedi. Reklamların kitlelere farkında olmadıkları şeyleri hatırlattığını söyleyen Zizek “Reklamcılar, yaptıkları işlerde fantezi öğesini kullansınlar. Bu şekilde anlatmak istediklerini direkt olarak değil, dolaylı olarak vermiş olurlar. Tüketiciler arzuladıkları şeyleri doğrudan almak istemezler. Örneğin benim favori ürünüm Kinder sürpriz yumurta.” Aslında her söyleminde işi biraz dalgaya vurarak yöneltilen soruyu kendi espri anlayışı veüslubuyla etrafına söyleyeceklerini komiklik ve şakaların içine gizleyerek ifade ediyor. Eğer cevap uzarsada hep aynı nakarat içinde kalıyor…

653 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • İhtiyarlara Yer Yok!İhtiyarlara Yer Yok! İnternetin yararlı olduğunu da unutmamalı. Ondan sadece eğlence amacıyla istifade edenler için zor olsa da. Doğrusu internetin yararlı bir araç olduğunun giderek unutulması düşündürücü. […]
  • Savaşma Seviş…Savaşma Seviş… Hiroşimalı çocuk; Bana gözlerimi geri verin , dünya sizin olsun diye bağırıyordu.. YoshiroYamawaki (83):Nagasaki'ye 2.2 kilometre uzaklıktaydık. Atom bombası yerden 500 metre yüksekte […]
  • “Yan Bakma”“Yan Bakma” Haberi duydunuz mu? Dün Ankara Sincan'da bir düğünde çıkan çatışmada damat, havaya sıkılan tabanca mermisinin tavandan sekerek göğsüne isabet etmesi sonucu hayatını […]
  • Küçük Çaplı AydınlanmaKüçük Çaplı Aydınlanma Bilmiyorum, belki de yaşlandıkça garip, garip adetler edinmemden olabilir, detaylara takılıyorum zaman, zaman. Bir seneden fazla zamandır iş nedeniyle Cezayir'de Relizan diye bir kentte […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Ekim 2019
P S Ç P C C P
« Eyl    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031