felsefe taşı

Kendini beğenmişlik ve tepeden bakış epidemisi

Kendini beğenmişlik ve tepeden bakış epidemisi
Eylül 07
12:46 2014

Adamo’nun ünlü “Her yerde kar var” şarkısı; gündemin kaza, bela, kavga, cinayet, ağır ihmal, linç girişimi türünden haberlerini izlerken; nerdeyse “her yerde öfke, her yerde kan var”a dönüşüyor.
* * *
Futbolun gündemi biraz daha değişik; her ne kadar orada da, sille tokat çatışmalarla, hakemin üstüne yürümeler bitmiyor olsa bile…
* * *
Bir de “Jet sosyete” haberleri var. Jet sosyete, şimdiden bayram tatiline başlamış yurtdışına uçarak…
İstanbul’un değişik semt, sokak ve çarşılarında bir yığın da lokanta göze çarpıyor; kapılarının üstünde “Sosyete köftecisi”, “Sosyete kokareççisi”, “Sosyete börekçisi” diye yazan…
* * *
Ya reklamlar?…
“Şöyle giyinirseniz derhal fark edilirsiniz”, “Böyle tıraş olursanız derhal fark edilirsiniz”, “Fark atan araba, işte bu araba” falan filan..
* * *
“Sokaktaki vatandaş”, sıradan vatandaş…
Kentlere akan genç kuşaklar üstünde esen rüzgâr ise; sıra dışı olmak, havalı ve fark edilir olmak…
Kendini beğenmek ve önüne geleni küçümsemek, adeta salgın bir moda…
* * *
Gerçi “kendini beğenmişlik” eskiden de vardı; şimdilerde unutulmuş bazı halk deyimleri, onları şöyle tanımlardı:
-Küçük dağları ben yarattım, diye dolaşan biri…
-…
-Koltuklarının altına 2 karpuz sığmıyor…
-…
-Ekin iti gibi, kafası hep dik…
-…
-Ne oldum delisi olmuş… V.s.
* * *
Bir de aşırı “Ben” merkezli olma var:
-Ben kimim biliyor musun?
-…
-Ben işte bunu asla yapmazdım.
-…
-Ben bunu kaç kez söyledim o zamanki başbakana.
-…
-Benim bir huyum vardır, saygısızlığı asla affetmem.
-…
-Benim çocuklardan biri Tokyo’da, öteki New-York’ta çalışıyor. V.s.
* * *
Kabalık, bencillik, hödüklük, hırtlık, megalomanlık, resmiyet, kibarlık, zarafet, incelik, kıl kuyrukluk, yağcılık türü “tavır belirleyen soyut kavramlar”; tanımlaması çok zor olan kavramlar.
* * *
O nedenle de, isteyen istediğine dilediği etiketi çok kolay yapıştırıyor.
Biri, beğendiği biri için:
-Ne kadar iyi biliyor gönül almasını, derken; öteki:
-Bırak şu züppeyi, mutlaka vardır bir çıkarı, demede…
* * *
Romanlarda, öykülerde, tiyatro oyunlarında, filmlerde sürekli değişik insan tipleri, insan karakterleri işlenir.
Örneğin Conan Doyle’un yarattığı ünlü polis hafiyesi Sherlock Holmes; piposu, şapkası, dik duruşu ile kendini beğenmiş bir portredir.
Komser Kolombo ise; pardösüsü oraya buraya takılan, adresleri şaşıran, tam ayrılırken geri dönüp bir soru daha soran; saftirik, sevimli bir dedektif…
Ama suçluyu da mutlaka bulur.
* * *
2400 yıl önce de Socrates’in en aklını taktırdığı söz, Delfi tapınağının ön kapısı üstünde yazılı olan sözmüş; “Kendi kendini tanı.”
* * *
Mümkün müdür insanın kendi kendini tanıması?
İnsan, kendi yüzünü bile başkaları kadar göremeyen biri; hatta bazen aynada kendini gördükçe, şaşıran biri.
* * *
Ne diyor Cahit Sıtkı:
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
* * *
Kendi kendine övünüp durmanın, bir tatminsizlikten kaynaklandığı da bilimselleşmiştir.
Sadece “tatminsizliğin” nerden kökenlendiğini saptamak kolay değil.
Toplum olarak da, övünme dozu bir hayli aşırıya kaçmış durumdayız; toplumdaki çeşitli kutuplaşmalarda da öyle.
* * *
Gerçi Ziya Paşa:

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
Demiş ama…
* * *
Birleşmiş Milletler’in yeni yayımladığı, 169 ülkeyi kapsayan “En yüksek insani gelişme endeksi”nde 83’üncü sıraya düşmüşüz.
Almanya 10’uncu sırada, Yunanistan 22’nci sırada.
* * *
AB İlerleme Raporu’nda ise yine Kıbrıs sorunu, en temel sorun.
“Yavru vatan” için, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği toplam 65 milyon euro’luk ağır para cezaları da dahil; kaç milyar dolar harcanmış olduğunu açıklayabilecek bir “ferd-i vahit, tek bir kişi” var mı Türkiye’de?
Bendeniz hiç sanmıyorum ve aklıma bir beyit geliyor:
Kendi muhtacı himmet bir dede
Nerde kaldı gayrıya himmet ede
* * *
Kim kendini beğenirse beğensin; mademki içi öyle rahat ediyor.
Socrates ise:
-Tek bildiğim şey, hiçbir şey bilmediğimdir, demiş.
2400 yıldan bu yana, hâlâ üstünde duruluyor söylediklerinin.
Çevresindekilere tepeden bakmak, silinip gitmekten kurtaramıyor kimseyi…

İlk yayın: Milliyet Gazetesi – 10.11.2010

3.763 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Mona Lisa’nın Teğellenmiş HikayeleriMona Lisa’nın Teğellenmiş Hikayeleri Bütün gün bir vitrinin içinde, el el üstünde, yüzünde yarım bir gülümseme ile tek başına oturmak hiç de kolay değil. Her akşam Oyuncak Müzesi kapandıktan sonra bir oh çekiyor, ayağa kalkıp […]
  • Ege’nin en “in” rotalarıEge’nin en “in” rotaları Palmarina, sadece Türkler için değil, tüm mega yatlar için öne çıkacak. Göcek, Fethiye, Kaş ve Kekova rotası ile Orta Ege’deki Yunan adaları yelkenliler için tercih edilen rota […]
  • KopenhagKopenhag Sevgili Tuğrul Şavkay, Galatasaray Lisesi’ nden sınıf arkadaşımdı ve yazılarında yemekten çok yaşam dersi verirdi. Bu yazımdan itibaren ben de Sevgili Tuğrul’ un anısına yazılarımın […]
  • GERÇEK DEĞİL SİMÜLASYON(MUY)UZ !GERÇEK DEĞİL SİMÜLASYON(MUY)UZ ! Acaba insanoğlu, internet ile, dijitalleşme ile kendinden önceki değil de kendinden sonraki uygarlıkların nasıl bir şey (olacağını değil) “olduğunu” mu anlamaya çalışıyor? Liseden […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler