felsefe taşı

İnsanın Evrimi

İnsanın Evrimi
Mayıs 06
14:20 2015

Bu yazımızda felsefeden ya da bilimsel felsefeden de uzaklaşmak ve tamamen bilimin içine girmek istiyorum. Bilim derken elbette genetikle desteklenmiş insan evrimine. Birkaç aydan beri her yazıda buraya doğru ilerlemeye çalıştım ve şimdi insanın evrimini başlangıçtan bu yana inceleme zamanı geldi bence. Her şeyden önce en iyi bilim kurgu bilimin hele kanıtlanmış bilimin ta kendisidir. Belki uzaylılar, yaratılma gibi ilginç konulardan bahsetmeyeceğiz bu yazıda o yüzden belki bazılarına sıkıcı gelecektir, ancak lütfen sonuna kadar okumaya çalışın çünkü dediğim gibi genetik ve arkeolojik kanıtlarla desteklenen gerçek insan evrimini okumak üzeresiniz.

Önce çok söylenen ve neredeyse doğru gibi kabul gören bir yanlışı düzelterek başlayalım. İnsan maymundan türemedi, maymunla insanın atası ortaktır. Çünkü insanı da kapsayan primatların tek bir atası vardır. Ve daha geriye gidersek önce kuşlarla, sonra sürüngenlerle, sonra balıklarla, sonra bitkilerle ve sonra tek hücrelilerle atamız da aynıdır. Tekrar belirtiyorum bu söylenenler genetik kanıtlarla bugünün bilim dünyası tarafından desteklenmektedir.

Evrimi anlayabilmek için elbette arkeolojik kanıtlara bakmak gerekmekte bu da fosiller anlamına gelmektedir. Fosiller toprakta ne kadar derinlikte bulunursa bizden o kadar uzaktaki bir canlıya ulaşmışız demektir. Elbette fosilin bilimsel analizi, yaş testleri, tür testleri çok uzun bir süre gerektirmektedir.

Öncelikle insana giden evrimsel gelişmenin 65 milyon yıl önce büyük olasılıkla dünyaya düşen bir göktaşı nedeniyle dünya üzerindeki türlerin % 95’inin ve bu arada dinozorların da yok olmasıyla başladığını belirtmekte yarar var. O dönemde ortaya çıkan küçük bir memeliden milyonlarca yıl içinde bugünkü bütün memeliler türemiştir. Ve bugünkü insana giden evrimsel yoldaki canlılara da Hominidae denir. Daha sonra günümüzden 46 milyon yıl önce Darwinius masillae isimli tam maymunların ortak atasına yakın bir tür yaşamış ve ancak bundan 6 milyon yıl önce insansılar yani Hominidler ortaya çıkmıştır. Bu noktada da insansılarla maymunları birbirinden ayırmak gerekmekte. Uzak akrabalarımız olan Yeni Dünya ve Eski Dünya Maymunları maymun adını almaktadır ancak daha yakın akrabamız olan Orangutanlar, Goriller ve Şempanzeler maymun değildir, onlar insanlarla aynı grupta olan insansılardır. Bunlar köken canlılarından ayrılarak evrimleşen alt türlerdir ve insan da bu Hominidlerin alt türlerinden biridir. Ancak insansılar, insan, eski dünya ve yeni dünya maymunları ve diğerleri Primatlar grubunun üyesidirler. Sonuç olarak insana giden yoldaki ilk üye 6 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır. Ancak evrimin bir türden ötekine atlayan ve önceki türün ortadan yok olduğu bir süreç olmadığını tekrar hatırlatmak isterim. Evrim dallanarak ilerler ve bir önceki evrim kuşağıyla bir sonraki yani ata ile torun aynı anda yaşayabilir. Çünkü diyelim ki coğrafi koşullar nedeniyle birbirlerinden izole olmuşlar ve iki ayrı türe dönüşmüşlerdir. Ancak tekrar bir araya gelip birlikte yaşayabilirler, çiftleşebilirler ve bazen ata, bazen torun bazen de çiftleşmelerinden doğan hibrit tür evrimsel başarı kazanarak diğerleri yok olmaya başlarlar.

İnsana giden yılda 7 milyon yıl önceye geldiğimizde insanla şempanzenin ortak atasına en yakın tür olan Sahelanthropus tchadensis’e geliyoruz. Bu türün beyni 350 cc civarındadır. Şempanze de bugün bu beyin kapasitesine sahiptir ancak insan beyni 1350 cc’dir. Daha sonra 6 milyon yıl basağına geliyoruz ve orada Orrorin tugenensis’i buluyoruz. Bu tür hem ağaçlara tırmanabiliyor ama hem de iki ayak üstünde durabiliyordu. Işte bu tür bizim şempanzelerle ve kendi atamız olan Australopitecus’la ortak atamızdır. Bu türden sonra aradaki bazı türleri atlayarak ilk atamız Australopithecus anamensis‘ e gitmek istiyorum. Bu tür 4,2 ile 3,9 milyon önce kadar yaşamıştır. Bu türün kafatası ilkel ancak bedeni modernleşmiştir. Insan bacak kemiği tibia’nın ilkel hali bu türde oluşmuştur ve bu iki ayak üzerinde yürüyebildiğinin kanıtıdır. Bu türden itibaren farklı insan türleri birarada yaşamıştır. 3,5 milyon önce ortaya çıkan Kenyanthropus platyops, bizim atamız değil şempanzeler gibi kuzenimizdir anrcak tamamen yok olmuştur. Sonra 3,9 ila 2,9 milyon yıl önce yaşayan ve Lucy olarak bilinen Australopithecus afarensis gelmekte. Bu tür Homo Sapiens’in yani bizim doğrudan ilk atamızdır. Beyin hacmi bir miktar büyümüş ve 430 cc’ye çıkmıştır. Bu türle birlikte erkek ve dişi bireyler birbirinden farklı görünmeye başlar. Erkekler artık daha irileşmiştir bu da sosyal statülerin oluşmaya başlaması demek olabilir. Ondan sonra ortaya çıkan Australopithecus africanus 3 ila 2 milyon önce yaşamış ve artık bu türle birlikte insansı özellikler özellikle yüzde ve kafada türe yerleşmeye başlamıştır. Beyin büyüklüğü ise artık 500 cc’ye ulaşmıştır.
Bu noktada tekrarlamakta belki yarar var, insanı insan yapan özellik beyninin evrimleşmesidir. Daha önce el- beyin koordinasyonu gibi, sosyal beceriler gibi konulara değinmiş ve özellikle alet yapımının beyni büyüttüğünü ve böylece zeka arttıkça insanı insan yapan özelliklerin ortaya çıktığını söylemiştik. O yüzden her türle birlikte beyin hacminin büyümekte oluşunu göreceksiniz. Arada geçen bazı başka türlerden sonra 1,9 milyon yıl önce yaşayan Australopithecus sediba’nın Australopithecus ile Homo arasında geçiş türü ve kafatası hacmi 430 cc civarında. Ama çene yapısı ve diş yapısı Homo erectus ile aynı. Artık alet yapımı da başlamış ve Australopithecus türleri içinde alet yapımında en başarılı tür budur.

Bu türden sonra artık bizim de içinde olduğumuz homo türü dünya üzerinde görülmeye başlıyor. Iik tür arasındaki geçişin tekrar dallanma şeklinde olduğunu unutmayalım. İlk homo türü Homo gautengensis‚dir. Günümüzden 1,9 milyon yıl önce ortaya çıkan tür günümüzden 600 bin yıl önceye kadar yaşamını sürdürmüştür. Bu tür eti daha fazla yemeye başlamıştır ve ateşi kontrol altına alan ilk tür olabilir. Bu türden sonra ortaya çok önemli bir insan türü çıkmıştır Homo habilis. Yani elini kullanan adam. Tür elini kullanmakta ve alet yapmaktadır. Homo Habilis 2,33 milyon yılla 1,4 milyon yıl arasında yaşamıştır. Beyin hacmi 650 cc’ye çıkmıştır ve bazı homo habilis bireylerinin 500 bazılarının ise 800 cc beyin hacminde olduğu bulundu. Ilki Australopithecus’a ikincisi ise Homo erectus’a yakındı. Yani aynı tür içinde farklı akrabalara yakın bireyler vardı.

Bu noktada evrimin bir bireyin kendisinde oluşmadığını söylemekte yarar var. Bir birey bir sonraki türe evrimleşmez, tür bazında bakarak bir türün farklı nesillerinin çok yavaş bir süreç içinde farklı özellikler geliştirerek farklı bir türe evrildiği görülebilir. Homo habilis beyni üzerinde yapılan incelemeler onun anlamlı sesler çıkarabildiğini ve konuşma temellerinin bu türle başladığını göstermektedir. Homo habilis Olduwan türü taş aletler üretmiştir ve zor koşullarda hayatta kalabilmiştir.

Daha sonra gelen tür Homo ergaster adını taşır. Tür günümüzden 1,8 ila 1,3 milyon yıl arasında yaşamıştır. Bu tür Homo sapiens ve homo neanderthalensis türlerinin doğrudan atasıdır. Bu tür daha gelişmiş çift yüzlü balta gibi aletler yapmıştır. Bu tür ilk avcı-toplayıcı kabile yapısına ulaşan türdür ve konuşmaya benzer sesleri çıkarabilen de ilk türdür. Artık soyut düşünce üretemese de insan oğlu bu aşamaya yaklaşmış durumdadır.

Artık en ünlü üyelerimizden birine ulaştık Homo erectus. Bu tür 1,9 milyon yıl öncesinden 100 bin yıl öncesine kadar yaşamıştır. Yani Homo sapiens homo erectus ile en azından 50 bin yıl kadar birlikte yaşamış gibi görünüyor. Bu türe ait ilk fosiller Endonezya Java adalarında bulunduğu için ona Java adamı adı da verilir. Daha sonra bu türe ait fosiller dünyanın her yerinden çıkarıldı. Görünüşe göre insan göç etmişti! Homo erectus 750 ila 1225 cc’lik bir beyin hacmine sahipti. Homo erectus‘a bildiğiniz gibi dikilen adam da denir çünkü günümüz insanından bile daha iyi bir yürüme yeteneğine sahip olduğu düşünülüyor. Çünkü vücut şekli daha gelişkin ama beyin daha hafifti. Zaten bu türün dünyanın her yerinde bulunması onun çok rahat yürüyebildiğini göstermektedir. Homo erectus hem ateşi kullanmakta hem de çok daha karmaşık taş aletler yapabilmekteydi.
Böylece türümüzün son atası Homo heidelbergensi‘e ulaştık. Bu tür bizlerle Neanderthallerin ortak atasıdır. Günümüzden 600 bin ila 400 bin yıl arası önce yaşamıştır. Son örnekleri günümüzden 250 bin yıl öncesine kadar ulaşmaktadır. Katafası hacmin 1100 ila 1400 cc’ye ulaşmıştır. Bu beyin büyüklüğüyle artık soyut düşünceye ulaşmış olması kesindir. Ilginçtir ki bu tür ölülerini gömme adetini geliştirmiştir. Ölümle yaşamı birbirinden ayırt etmektedir. Tür büyük olasılıkla ilkel bir konuşma yetisine sahiptir. Avcılık gelişmiştir ve mızrak üretmektedir. Bu türün neanderthal insanına nasıl evrimleştiği tam çözülemese de bir kısım bireylerin Avrupa’ya gittiği bir kısmının ise Afrika’da kaldığı düşünülmektedir. Avrupa’ya giden bireyle neanderthalleri oluşturmuş Afrika’da kalanlar ise homo sapiens’e evrimleşmiş olmalıdırlar.
Işte geldik Homo neanderthalensis‚e yani Neandertal insanına. Bu tür homo sapiensle yani bizlerle çiftleşebilmekte ve döl verebilmektedir. Bu nedenle de Denisova insanlarıyla birlikte en yakın kuzenlerimizi oluşturmaktadırlar. Ancak bu iki türün kaybolduğu düşünüldüğünden en yakın kuzenlerimiz olarak 6 milyon yıl önce atalarımızın birbirinden ayrılıdğı şempanzeler söylenmektedir. Neandertaller günümüzden 600 bin yıl öncesinden 30 bin yıl öncesine kadar yaşamıştır. Neandertallerin neden yok oldukları ya da yok olup olmadıkları! bilinmemektedir. Ancak beyin hacimleri bizimkinden daha büyüktür; 1450 cc! Onlar çok karmaşık taş aletleri üretmişlerdir. Soğuk bölgelerde yaşadıkları için vücutları çok güçlüydü. Beyin büyüklüğüyle birlikte kolları ve elleri de bize göre çok daha güçlüdür. Neandertaller avcılık yaparlardı ve ölülerini gömerlerdi. Yemeklerini pişirerek yerlerdi. Homo sapiensle olan etkileşimden dolayı yok olduğu sanılmaktadır. Ancak bizlerle çiftleşebilmekte ve döl verebilmekteydiler, bu da bugün Avrupalılarda bulunan yüzde 1,5 oranında Neandertal geninin nereden geldiğini göstermektedir. Yüksek olasılıkla günümüz insanlarının bir kısmı Neandertal hibrididirler. Ayrıca bulunan bir yerleşim yerinde insan ve neandertal anne babanın ve hibrit 3 yaşındaki bir çocuğun fosili bulunmuştur. Anne ve babanın homo sapiens tarafından öldürüldükleri çünkü dönem kurallarına aykırı olarak çiftleştikleri ve çocuk yaptıkları sanılmaktadır. Ne yazık ki, dışlanmış olan aile bireylerinden çocuk annesine sarılmış ve yüksek olasılıkla açlıktan orada ölmüştür.
Bu uzun evrimsel yolculuğun sonunda Homo sapiens’e ulaşıyoruz, bilinen ilk insanlar cro-magnon adıyla bilinirler ve günümüzden 43 bin yıl öncesine aittirler. Homo sapiens ise günümüzden 380 bin yıl ila 150 bin yıl arasında Afrika’da ortaya çıkmıştır, cro magnon insanın yükselişini temsil eden popülasyonlardır ve afrika’da evrimleştikten sonra Avrupa’ya göç eden homo sapiens örneklerine bu isim verilmiştir. Homo sapiens Doğu Afrika’dan yola çıkarak dünyaya yayılmış ve bulunduğu coğrafi koşullara bağlı olarak çeşitli insan ırklarını oluşturmuş ancak aralarındaki iletişim kesilmediğinden olsa gerek insan tek bir türe indirgenmiştir. Avrupa’ya ulaşıp farklılaşan türe de cro magnon insanı denmiştir. Bu türde avcılar ve toplayıcılar birbirinden ayrıdır ve tür kendi içinde konuşabilmektedir. Bu tür ilk sanat eserlerini ve duvar çizimlerini yapmıştır. Çok çeşitli aletler üretmişlerdir ve hem et hem de bitki yemektedirler. Cro magnon insanı arkalarından gelen homo sapiens türü içinde erimiştir ve genleri genel homo sapiens gen havuzu içinde erimiştir. Homo sapiens türü bütün dünyaya yayıldığı ve etkileşimini sürdürdüğü ve izolasyon imkanları ortadan kalktığı için ayrı bir insan türü oluşmamaktadır.
Homo sapiens kendisinden önce gelen birçok canlı türü gibi –dinozorlar, böcekler ve tek hücreliler- dünyada çok başarılı olmuşlardır bunun baş nedeni de vücut büyüklüğümüze göre çok büyük olan beynimiz ve ellerimizin kavramayı sağlayan yapısıdır. Bu konuyu daha önce anlattığım için oraya girmiyorum. Insan biyolojik evrimini bir noktaya taşıdıktan sonra soyut düşünme yeteneği, elini kullanabilmesi ve konuşma yeteneği ile kültürel evrimini geliştirmiştir. Nasıl bir alet kendinden önceki daha basit bir aletten ortaya çıkıyorsa ve biz bunu garip karşılamıyorsak insanın ve onun da bağlı olduğu canlılığın evrimi de aynı şekilde daha basit yapılardan daha karmaşık yapılara doğru gitmekte ve evrim kendi yolunda akmaktadır.

İşte böyle evrimin geleceğini zaman gösterecektir belki ama ne yazık ki bizler kendi evrimimizi göremeyeceğiz çünkü evrim bugünün insanlarının pek kabul edemediği biçimde ama bu yazıdan da anlaşılacağı üzere milyonlarca yıl süren son derece yavaş bir süreçtir ve bir zincir olmadığını bir dallanma şeklinde yürüdüğünü yani farklı türlerin aynı zaman dilimi içinde bazen aynı ortamda yaşayabildiklerini son kez hatırlatmakta fayda var.

Ve son söz, bugün Darwin’in Evrim Teorisi bütün gücüyle ayakta durmaktadır çünkü genetik bilimi dünya üzerindeki canlıların ve son olarak insanın genetik haritalarını çıkararak tüm canlıların tek bir atadan köken alan aynı biyolojik evrimle oluştuğunu hatta içinde yaşadığımız evrenin de bu evrimin bir parçası olduğunu kanıtlamıştır. Işte günümüz Noetik bilimi ya da felsefenin bilimle birleşme süreci de burada başlamaktadır çünkü gerçekten de evreni oluşturan bütün maddeler farklı görünseler de aslında aynı maddelerin sadece farklı görünümleridir farklı kimyasal dizilimleridir ve Einstein’in E=mc2 formülüyle kanıtladığı gibi madde ve enerji birbirlerinin farklı görünümleri ve sadece farklı titreşim halleridir. O yüzden Hermes’in ünlü sözüyle yazımızı kapatabiliriz, her ne kadar bu sözde ifade edilmek istenen şey başka bir düşünce olsa da, o düşünceye ulaşabilmek için de günümüz evreninin yapısı için o sözü kullanarak bir algı düzeyi oluşturmakta yarar vardır:
Aşağıdaki yukarıdaki gibidir, yukarıdaki aşağıdaki gibidir.

4.412 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Organik Moleküllerden Volvox’aOrganik Moleküllerden Volvox’a Sevgili okuyucu yolculuğumuzun yeni bir aşamasına ulaştık. Daha önceki yazılarımızda atlamalar yaparak evrimin değişik aşamalarına yer vermiş ve bir yazıda amino asitlerin dünya ve […]
  • Bir Kum Tanesidir, Bütün EvrenBir Kum Tanesidir, Bütün Evren İlk yazımda hayat ölümden doğar demiş ve gerçek bir olguyu anlatırken felsefeden yardım almıştım. Sonra Evrenin ve Evrimin Birliği dedim ve Büyük Patlamadan evrimin dünyada ortaya çıkışına […]
  • Bilim KilisesiBilim Kilisesi Bilgi toplumunu, sanayi toplumu paradigmasıyla yetişenlerin elinden almak imkansız mı? Hani şu otuz sene içinde “metodu gereği” iki dünya savaşı çıkaran zihniyetin elinden! Geçen hafta […]
  • Yaşam Nedir?Yaşam Nedir? Geçtiğimiz günlerde üniversiteden arkadaşlarım arasındaki e-posta grubunda bir fikir alışverişi yaptık. Yaşam üzerine konuştuk biraz. Yaşamın ne olduğu konusu biyolojinin en temel […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler