felsefe taşı

Horoz’un Sembolik Görevi

Horoz’un Sembolik Görevi
Mayıs 06
13:49 2015

Ey muhterem okur, bu yazımızda, horoz efendinin tarih boyunca semboller alemindeki görevine kulak vereceğiz.

Öncelikle, horoz=ışık/güneş, yani aydınlanmadır.

Güneş doğarken ötmek suretiyle, güneşin (Baba) gelişini müjdeleyen horoz, doğal olarak güneşin (Baba) sembolüdür; doğal olarak erildir (buna şüphe zaten yok), yine doğal olarak ışığın ve aydınlanmanın habercisidir. “İyi ama horoz neden güneş doğarken öter?” gibi bir soruyla, daha yazının başında kurdeşen dökmeyelim lütfen! Her şeyin sırası var, hele de sözkonusu horoz ise.

Horoz sembolünün Avrupa’da, özellikle orta çağda, inanç ve ümidin simgesi olarak sıklıkla kullanıldığı biliniyor.

Şefkat yok mu? Biraz ararsak, onu da bulacağız, sabır.

Orta Çağ’dan çok önceleri horoz, Hermes, Thot ve Merkür’e adanmış bir kuş olarak tanınıyor. “Kim bu arkadaşlar?” diyenlere söyleyelim, gelenek koridorunda kadim bilginin taşınmasında yol gösteren, öncülük yapan, efsanevi kişilikler. Bu ekibe İdris’i de katabiliriz. Hepsinin de görevi aynıdır. Bilgiyi taşır hazretler.

Yani, ışık!

İslam ve Türk geleneklerinde de horozun, özellikle de beyaz horozun önemli bir sembol olduğunu görüyoruz (örneğin Mevlevi dergâhlarında). Horozun olduğu yere uğur geleceğine inanılırmış. İranlılar horoza, güneşin doğumunu müjdelediği için, sabah müezzini derlermiş. Erken Hıristiyanlık dönemlerinde Portekiz’de horoz güneşin simgesi olarak görev başındadır. Horoz kurban etme törenleri (ki Anadolu’da horoz kurban etme görülen bir gelenektir halen) gün dönümlerinde yakılan bir ateşin çevresinde yapılırmış. Kesilen horozlar soyulur, temizlenir, kızartılır ve yenirmiş. Bu törene Hristiyanlar “missa do Galo” (Horoz ayini) adını vermişler. Ayinle ilgili pek çok detay horoz ile güneş arasındaki sembolik ilişkilere dairdir (horozun rengi, güneşle birlikte ötüşü – ışığın gelişini haber vermesi, vs.).

Ermeni halk inanışında da, semavi horozun kutsal bir yeri var; bu horoz, yeryüzü horozunun ötüşünden önce tanrı’nın övgüsü için melekler korosunu topluyor.

Horoz sembolünün yer yer bir hegzagram (Mühr-ü Süleyman – altı köşeli yıldız – Davut yıldızı) içinde görüldüğü de oluyor. Hem de Anadolu’daki kazılarda bulunmuşluğu var bu sembolün.

Hegzagram içinde horoz çok etkileyici bir kurgu. Şöyle bir ipucu sunalım, gerisi size kalsın: Ucu aşağı dönük olan üçgen yukardan aşağı inişe; tersi olan da yükselişe dairdir. Yer-Gök hierogamosunun (kutsal birleşmesi) kesişme kümesine horozu yerleştirmek bizi nerelere nerelere götürür? Kral Süleyman ile horoza dair bir efsaneyi de burada anmak gerekir: Süleyman’a Saba melikesi Belkıs’ın cevabını gizlice götürecek olan Belkıs’ın dadısı Sarahil, sol kolunun altına kırmızı gözlü, beyaz horozu alır, Belkıs’ın karşısına oturur ve şahadet parmağını kaldırıp, sol elini hayvanın göğsüne dayayıp yüksek sesle “buna cevap veren bu günahsız horoz aracılığıyla, ya Allah … Günü haber vermekle görevli bu horoz aracılığıyla, ötüşüyle gecenin kötü cinlerini kaçıran gözü açık bu horoz adına, ışık ve hayatın simgesi bu horoz adına …” diye yemin edip yola çıkar.

Kabalacılar da horozun, ötüşüyle gecenin kötü cinlerini kovduğuna inanırlar (çünkü ışığı/bilgiyi çağırır).

Uzak Doğu geleneğinde horozun beş fazileti sembolize ettiği bilinir:
1.Başındaki ibiğinden ötürü uygarlık fazileti (ibiğin verdiği soylu/nüfus sahibi kişilik).
2.Ayaklarındaki mehmuzlarından ötürü askeri bir kişilik.
3.Dövüşlerdeki davranışlarından dolayı cesaret.
4.Yemleri diğerleriyle (tavuklarla) paylaştığından ötürü iyilik.
5.Gündüzün başladığını haber vermedeki isabeti nedeniyle de güven.

Kadim geleneğin ezoterik okullarında horoz sembolünün sıklıkla kullanıldığı bilinir. Geleneğe yeni dahil olacak haricinin içinde bulunduğu karanlıklardan aydınlığa çıkışının müjdecisi olarak haricinin önünde, inisiyasyon öncesinde bulunurmuş horoz.

Bu gibi yazılarda etimoloji can sıkar ve okuyana “ne de uydurmuş!” dedirtir. Ama, yüksek müsadenizle bir minik bukle sıkıştıracağım araya: Horus, Eski Mısır tanrılarından güneş, ışık tanrısıdır, bir zamanlar bunun etrafında halk toplanarak halka halinde dans ederlermiş ki bu dansın adına da horon denirmiş. Horus, hor, hur, horizon, … gibi kelimeler bizi doğrudan güneşe götürür. Bununla ilgili sevgili Ümit İriş’in bir etimolojik çıkarsamasını da iletmek isterim: Horus zaten Grekçe, Mısır dilinde Hor yani bugün Almanların tanrı ve erkek için kullandığı gibi Herr. Bizde evcilleşip Horoz olmuş.

İslamiyette, Hz. Muhammed’in miracı anlatırken şunları söylediği anlatılır: “Sonra, bir melek gördüm. Horoz suretinde idi. Gayet büyük başı yüce arşla beraber olmuştu. Ayakları yedi kat yerden aşağı idi. İki kanadı vardı. Onları açtığı zaman, meşrıkla mağribi doldururdu. O meleğin makamı: Sidre-i Münteha olup tafsili inşaallah orada gelecektir. O meleğin vücudu beyaz inciden; ibikleri kızıl yakuttan yaratılmıştı.”

İslamiyette beneksiz beyaz horoz beslemenin önemi bu nedenle büyüktür. İnanışa göre sadece beyaz horozu besleyenin değil, komşularının dahi başını belalardan, felaketlerden, şeytandan, kâhinlerin ve büyücülerin kötülüklerinden korur horoz. Bu anlamda Hz. Muhammed’in şunları söylediği rivayet olunur:
“Çatal ibikli beyaz horoz benim dürüst dostumdur. Cebrail’in dahi arkadaşı ve dostudur. Düşmanım şeytanın da düşmanıdır. Beslendiği evin sahibini ve çoluk çocuğunu, civarında bulunan dokuz evin hane halkını korur.”

Aynı şekilde inananlara namaz vaktini duyurduğu için de horozun ötüşü mübarek kabul edilir. Türk – İslam inanışında beyaz horoz öterken edilen dua kabul edilir. Cinler, şeytanlar dağılır, kaçarlar (tüm inançlarda horoz ışık -bilgi- ile karanlığı kovalıyor). Hacı Bektaş-ı Veli’nin beyaz horoza binip keramet gösterdiği rivayet edilir.

Horoz bu önemli sembolik değeri nedeniyle önemli bir kurbanlık hayvan olmuş tabii. Anadolu’da halen insanlar küçük dileklerinin yerine gelmesinde horoz adarlar ve keserler. Eskiden İstanbul’da Eyüp Sultan’ın bahçesinde kurbanlık horoz satılırmış. Alevilerin de Cem ayinlerinde horoz kurban ettiklerini duydum. Hatta Alevi kültüründe horoz adamaya “Cebrail adadım” derlermiş. Anadolu’da bazı yerlerde (Erzurum ve çevresinde örneğin) halen horozla ilgili inanışların sürdüğü belirtilir. Buna göre horoz vakitsiz öterse ev büyüğü ölürmüş. Tüyleri istisnasız beyaz olan horozun geldiği yerde kadınların ayağa kalkması gerekir, çünkü o horoz molla sayılırmış. Ayağa kalkılmaması günah kabul edilirmiş.

Bizden söylemesi, kadınların beyaz horoz görünce ne yapacaklarına dair detaylı önerilemiz ne yazık ki daha fazla değil, ama horozun erkeklere dair yönüyle biraz ilgilenebiliriz. Horoz denilince pek çok uygarlıkta akla erkek gelir. Belli ki horoz’un karşı cinsi ile sürdürdüğü fütursuz ilişki insan evladının er cinsine cazip gelmiştir. Bu nedenle de bir süre sonra (1500 lerden itibaren daha çok) hemen hemen tüm Latin dillerinde “cock/coq” argo haliyle penis ve kalkmak / dikilmek / diklenmek anlamlarına kullanılmaya başlanmıştır (bizde de horozlanmak terimi vardır).

Her haliyle ve her gittiği yerde erkeğim ben diyen horozun Arapçası ve Kürtçesi “dik” tir ki bu da aklımıza Latin dilindeki kullanıma çok da uzak olmayan Türkçe karşılığı hemen getirir elbet.

Horozdan ayrılmadan bir de Fransızların horoz macerasını anlatmak gerek. Rönesansla birlikte Fransızların sembolü oldu horoz (ayağa kalkan/diklenen millet ne de olsa). Fransızların krallık armasında ve hatta paraların üzerinde de kullanıldı. Daha sonra devrimle birlikte ulusal bir sembol haline geldi. Peki, Fransaya horoz sembolünü kim taşıdı? Rivayet o ki, MÖ. 600’lerde Pers istilasından kaçan Fokia’lılar (bizim Foçalılar yani) gemilere doluşup Akdenizde sefer ederlerken, kaş göz arası, Fransa sahillerinde de Marsilya kentini kurarlar ve Anadolu’daki sembolleri olan horozu Fransa’ya taşımış olurlar. Marsilya Limanı’nda kentlerinin Fokia’lılar tarafından kurulduğuna dair bir de plaket olduğu söylenir ki, gözümle görmedim.

Devrimin ardından Napolyon Cumhuriyeti imparatorluğa dönüştürür ve “horozun bir gücü yok ki, Fransa gibi bir imparatorluğun sembolü olsun” der. Kalkıp horozu kartalla değiştirir. Bu değişiklikte horoz sembolüyle birlikte gelen cinsel güç içeriğinin imparator üzerinde oluşturduğu olumsuz etki rol oynamış mıdır? Bilemeyiz, ayrıca bizi de ilgilendirmez.

Aa! Tabi ya, “horoz neden sabahları öter?” sorusuna cevap verecektik. Efendim, aslında güneşin doğuşuyla tüm gündüz beslenen kuşların aktif oldukları zamandır ve güneş doğunca hepsi öterler. Yalnız, bu bizimkinin sesi gür olduğu için ve evlere de yakın yaşadığı için, biz sanırız ki sadece horoz öter!

“Şu hayatta hiç bir şey çalmadım” diyenlere duyrulur, bir cümle olsun çalıverin şurdan, vallahi bir şey demem.

4.810 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Diyelim ki, kokoreççisin…Diyelim ki, kokoreççisin… Diyelim ki, kokoreççisin. Nasıl meslek? Şahane... Tüm gece, elinde satır, önünde bir kesme tahtası, o yoğun dumanın içinde, kokoreç kokuları üstüne sine sine .... taka taka taka ... […]
  • BabaBaba Baba; iskele babası, mafya babası, mahallenin babası, dert babası, telli baba, şambaba, baba adam vesselam… Babalığın atfedildiği acı ve tatlı, şiddet ve şefkat içeren daha nice […]
  • Heykeltıraş RasimHeykeltıraş Rasim Bir arkadaşım var, Rasim. Heykeltıraş Rasim. Heykel yapar. Bir elinde çekiç, bir elinde taşçı kalemi, sabah akşam tak tuk taka taka tuk tuk tuk… Geçen gün yanındaydım, “bi dön […]
  • Huşu Guru ile Sohbetler – 1 (Meleklere Takla Attırma Sanatı) Huşu Guru ile Sohbetler – 1 (Meleklere Takla Attırma Sanatı) “Kendini güçlü gösteren herkese taparız” Haluk Bilginer Huşu Guru: Kardeşim sana hep yol gösteriyorum halen bir sevgi kelebeği, koşulsuz sevgi kumkuması olamadın. Bu gidişle tırtıl bile […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler