felsefe taşı

Greenpeace

Greenpeace
Ekim 08
12:05 2014

Ne yemek istersiniz? Zehir mi alırsınız yoksa sağlıklı yemek mi?

4,54 milyar yıldır canlıları besleyen doğayı sadece 40-50 senede iflah olmayacak şekilde hakladık. Şimdi o çöplüğe çevirdiğimiz dünyayı tekrar nasıl düzeltiriz, sağlıklı yaşamına nasıl çeviririz diye kara kara düşünüyoruz. Düzeldiğini görmeye benim tevellüttüm yetmez de kaç göbek sonram görür onu da kestiremiyorum.

Topluma önemli görevleri üstlenen ancak niyetleri, vizyon ve misyonları tam anlaşılamayan yapılar tarihte olduğu gibi günümüzde de vardır. İşte Greenpeace de tam bunlardan birisi. İnsanoğlunun acımasız bencilliği ile yok edilen doğanın tekrar küllerinden yeşermesi için savaş veren, kimine göre gizli örgütlerin, istihbarat birimlerinin hızla ilerleyen halkları ve devletleri durdurmak için desteklediği, benim gibi kimi insanlara göre ise bağımsız hareket eden ve doğru misyonla insanlığa hizmet veren bir uluslararası sivil toplum kuruluşu.

Basında gözü kara, dünyayı kirletenlere küçük öğrenci grupları halinde şiddetli mi şiddetsiz mi belli olmayan kendisini öne atan bir avuç genç hayalperestmiş izlenimi verilen bu uluslararası sivil toplum kuruluşu aslında bize gelecek nesiller için emanet edilmiş dünyamızı bizler için bizlerden korumaya, kollamaya, toplumu bilinçlendirmeye çalışan köklü bir örgüt. 1971’de doğmuş ve hali hazırda 40’ın üstünde ülkede örgütlenmiş. Hiçbir kurum veya kuruluşun sponsorluğunu kabul etmeksizin, kendisine gönül veren bendeniz gibi 3 milyona yakın insanın minicik bağışları ile ayakta duran kocaman yürekli bir sivil toplum örgütü…

Bu koca yürekli gönüllüler ordusu dünyayı korumak için çaba sarf ederken hükümetleri kontrolü altına alan vahşi sermaye orduları tarafından, kontrolleri altındaki basın gücü ile küçük, romantik, maceraperestler topluluğu olarak tanımlanmaya ve tanıtılmaya çalışılıyor. Çünkü bu barışçı aktivistlerin güçlenmesi o sermaye topluluklarının doğayı renkli ambalajlar içinde sundukları ürünlerini üretirken çevreye verdikleri geri dönülmez zararı gözler önüne serecek, onlara gereksizmiş gibi görünen önlemler ve maliyetlerin doğmasına sebep olacak.

Greenpeace’in gündeminde olan tüm kampanyalar aynı zamanda bizlere daha sağlıklı ve daha lezzetli yiyeceklerin sofralarımıza ulaşmasına, çocuklarımızın sağlıklı yetişmesine katkıda bulunacak.

Greenpeace Nükleer’e HAYIR diyor. Çözümü de hayır derken ortaya koyuyor. Boş muhalefet değil yani. Nükleer enerjinin birçok gelişmiş ülkede yaygın kullanımı kimi insanların üzerinde bizim gibi ülkelerin geri kalması için hazırlanmış bir oyun gibi gözüküyor. Peki, Chernobyl’i unuttuk mu? Radyasyon yüklü çayları hükumetin TV promosyonları ve desteği ile içtiğimiz unutuldu mu? Radyoaktif atıkların toprakları ve suları nasıl da zehirlediği aklımızın bir köşesinde mi hala? Daha da komiği ‘Nükleere Hayır!’ kampanyasına muhalif olanlar ABD, Almanya, Hindistan, İspanya ve İngiletere’nin nasıl da hatalarını anlayarak yenilebilir enerjiye doğru çark ettiği göremiyorlar mı? Yenilebilir, doğa ile dost enerji üretimi sofralarımıza temiz ve sağlıklı ürünlerin taşınması sağlayacak. Temiz nefes almak, temiz su içmek, temiz ekmek yemek istemez miyiz? Soframıza gelenlerin, doğal kaynaklardan edinmemiz gereken yiyecek hammaddemizin sağlıklı, kirlenmemiş, zehirlenmemiş topraklarda temiz su ile beslenerek yetişmesi sağlanmalı.

Nükleer kaza her sene olmaz. Ama olduğu zamanda geri dönüşü yok. Anadolu topraklarına böylesine güneş ve rüzgar bahşedilmişken “Neden nükleer?” diye sorarlar. Bizim sahip olacağımız nükleer santralin asla kazaya uğramayacağının garantisini verebilecek kimse var mı? Nükleer sofraları zehirleme potansiyeline, yaşamımızı yok etme potansiyeline sahiptir, farkında mıyız?

GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar)’lu gıdalara karşı da savaş veriyor Greenpeace. Açlık dünya için büyük tehlike. Genleri ile oynanmış tohumları piyasalara sürenlerin en büyük kozu verimliliği arttırarak dünyayı daha kolay beslemek. GDO’lu bu tohumlar ise piyasaya dev şirketler tarafından sürülüyor. Açlık ile baş etmenin yolu GDO’lu genleri ile oynanmış gıdalardan değil, korunacak su havzalarından, tarım arazilerinden, organik tarımdan geçiyor. Bugün sofralara genleri ile oynanmış ürünler sunanlar yarın da soframıza günlük 3 adet hapı aynen bilimkurgu filmlerinde gördüğümüz gibi koyuverecek ve ‘Afiyet olsun’ diyecekler. O zaman ne lazanya kalacak, ne fındık lahmacun, ne de baklava… Belki bize bir kıyak geçip salatalık kokulu ve lezzetli hap üretirler ama ondan da emin değilim. “Alıştırmayalım, hatırlatmayalım” deyip aromasızı ile idare etmek durumunda kalabiliriz. Çözüm GDO değil; çözüm suyu, toprağı, havayı korumak ve resetliyerek tanrının bahşettiği fabrika ayarlarına dönmek. GDO’lu ürünlerin kendini ispatlaması en az bir asırlık bir dönemde olabilecektir. Bakalım dünyaya ve insanlığa olumlu-olumsuz katkıları neler olacak. Ama sorun değil, belki bizi de GDO’layıverirler.

‘Akdeniz’i Koruyoruz’ da Greenpeace’in dosyalarından birisi. Greenpeace’e devamlı çamur atanlar acaba bu kampanyanın da yabancı güçlerin istihbarat dairelerince desteklendiğini mi düşünüyorlar? Biz çocukken denizden bereket fışkırırdı, bereket. Şimdi tekneden atılan oltalara balık denk gelirse ne ala. Pet şişeler, tanker kazaları, korsan balıkçılık, denize dökülen kirli ve zehirli sular, denizlere atılan ‘cıgara’ izmaritleri ve bunların sonucu sadece %1’i koruma altında olan çölleşmiş, verimsiz Akdeniz. Eğer hemen, acilen gereklerini yapmazsak çocuklarımız sadece suni balık esansı ile zenginleştirilmiş, balık görünümünde bir şeyler yiyecekler.

Bunlar Greenpeace’in üstünde hassaslıkla beyaz savaş verdiği dosyalardan yalnızca üçü. Net görüntü ortada, bu kuruluşun her dosyası yediklerimizi ve torunlarımızın yiyeceklerini direkt olarak etkileyen kampanyalar. Bu ve bunun gibi, sermaye baronlarının ve siyasi güçlerin cenderesine sıkışmamış her girişim desteklenmeli. Doğa zincirinin ZAYIF halkası İNSAN. Tanrının zekâ bahşettiği insanoğlu eğer zekâsını kötüye kullanmaya devam ederse yalnız kendisini değil, dünyayı da cehenneme çekiverecek.

İlk Yayın: Apelasyon Dergisi

962 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Otel mi? Tımarhane mi?Otel mi? Tımarhane mi? Mehmet Mülayim, otuz sene karakteri birbiri ile tamamen zıt, otellerde yaşadığı, zihninin kara kutusunda yer edinmiş otelleri, ünlüleri ve olayları satırlara döktü. Yaşadığı her şaşırtıcı […]
  • TutunamayanlarTutunamayanlar Yokuşun başındaki büfeden biraz tuzlu fıstık , birkaç bira aldı . Yavaşça yürürken hava kararmaya başlamıştı, tuhaf bir hafta diye düşündü. Yol sağa doğru kıvrıldığında epeydir önünden […]
  • ThemisThemis Adaletin sağlandığı yerin “adliye” olmadığını anladığımın üzerinden çok zaman geçti ama adliye kelimesinin “dişil” olduğunu öğrendiğimde, aklıma ilk olarak gözleri bağlı olarak elinde […]
  • Theodore (We Are The Brothers)Theodore (We Are The Brothers) Sene 1991. Frankfurt – Atina – Chios (Sakız adası) uçak yolculuğum, Avrupanın 1,5 km.lik en kısa pistlerinden olan LGHI / RW01’de noktalanmış. Taksi ile limana gidiyorum. Ve Çeşmeye ilk […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler