felsefe taşı

Estetik Kavramına Bir Bakış

Estetik Kavramına Bir Bakış
Şubat 09
13:52 2015

“Estetik” kelimesi Yunanca da ilk,temel duyum anlamına gelen “aisthesis”le ,varolan şeyler karşısında duyumları,duyguları ve sezgileri yoluyla duyarlı olan kişi anlamına gelen aisthetikos” tan türer. Duyum, duyular, algı, duygu ile algılamak gibi anlamlar taşır. Bu kelimelerden çıkarılabilecek olan, estetiğin, duygusallığın sağladığı bilgilerin bilimi olmasıdır.

Estetiğin kurucusu Alexander G.Baumgarten sayılır. (1714-1762). Ona göre mantık, düşünce ve zihne bağlı yukarıdaki bilgilerin doğruluğunu inceleyen bir bilimdi. Estetik de duyu ve duygulara bağlı bilgilerin doğruluğunu inceleyecekti. Yani estetik mantığın ikiz kardeşi veya duyulara dayalı bilgilerin mantığı olarak ortaya konmuştu.

Baumgarten, ilk kez Estetik’ten özel bir bilim dalı olarak söz etmektedir. Baumgarten’e göre iki tür bilgi vardır: duyusal bilgi, akılsal bilgi. Duyusal bilgiyi bulanık tasavvurlarla; akılsal bilgiyi açık ve seçik tasavvurlarla elde ederiz. Bu iki tür tasavvur arasında, açık olduğu halde seçik olmayan, yani karışık olan tasavvurlar vardır. Başka bir deyişle, açık ama karışık olarak duymak olanaklıdır. İşte, açık ama karışık olarak duyulan bu bölge, Estetik’in alanıdır, sanatın gerçekleştiği yöredir.

Duyu bilgisi, tam olmayan bir bilgidir. Asıl bilgi akılla elde edilendir. Duyu bilgisi de iki basamakta gerçekleşir: Ya bulanıktır ya açık. Bir şeyi, yeniden gördüğüm zaman tanıyabilecek kadar kavramamışsam, bu şey hakkında sahip olduğum tasavvur bulanıktır; bir şeyi, yeniden gördüğüm zaman net bir biçimde tanıyabilecek kadar algılamışsam, bu şey hakkında sahip olduğum tasavvur açıktır. Ne var ki, bilginin açık olması, onun aynı zamanda seçik olması anlamına gelmez. Seçiklik ancak, duyusal izlenimlerimizde birtakım ayrımları görüp belirlemek ve tanımlamakla elde edilir. Baumgarten, Leibniz’in izinden giderek, üçüncü bir bilgi türü ortaya koymuştur. Bulanık duyumla seçik kavrayış arasına açık olan duyusal bilgiyi yerleştirmiştir. Bu açık duyusal bilgi ise sanattır. Bulanık duyumdan açık ve seçik kavrayışa geçişi sağlayan bir ara evre olan sanatsal etkinlik, aslında
duyusal etkinliğin içinde kalmakta, ama bu etkinliğin en üstün derecesini oluşturmaktadır. Estetik’e, yukarıda belirttiğimiz sınırlarla da olsa özerklik tanıyan Baumgarten’a göre Estetik’in görevi, bütün sanatlar için geçerli olan yasaları araştırmaktır.

Bu kavramlara karşı çıkışlarda vardır örneğin;
Kant, ilk kez 1781 yılında yayımladığı Saf Aklın Eleştirisi adlı eserinin hemen ilk sayfalarında, Baumgarten’ın bu görüşünü eleştirir. Çünkü Baumgarten’ın yaptığı gibi güzellik yargısını akılsal ilkelere indirgemek ve bu yargının kurallarını bilim düzeyine yükseltmek olanaksızdır.Ayrıca Yargı gücünün eleştirisi adlı eserinde güzellik ve beğeni yargıları üzerine felsefi düşünüm diye tanımlamıştır.

Hegel de, Estetik Dersleri’ne başlarken şöyle bir uyarıda bulunuyor; “Estetik sözcüğü, aslında duyu bilimi; duyma bilimi anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, bu derslerin asıl konusunu yansıtmaktan uzaktır. Estetik adından hoşnut olmasak da, bu adı kullanmakta bir sakınca yoktur. Yeter ki Estetik dediğimiz zaman, güzel sanatın felsefesi anlaşılsın.”

Felsefecilere girmişken Felsefe tarihinde diğer dönemlerde düşünürlerin bakış açılarına kısaca göz gezdirirsek,

19 yy ikinci döneminde estetik mülahazalarla felsefenin ötesine geçip bilimsel bir estetik yaratma teşebbüsleri vardır.Bu teşebbüsler içinde en önde geleni Alman materyalisti ve psikolojisti Gustav Theodor Fechner ‘in psikoloji üzerine bir estetik yaratma teşebbüsüdür.

20 yy başlarında estetiğin temel probleminin’ Sanat Nedir?’ Sorusunu cevaplamak değil de ‘sanatın ‘ ne tür bir etkinlik olduğu sorusunu yanıtlamaktır şeklinde bir açılımı vardır.

Hazcı yaklaşımlarda kendisinden haz alınan malzemenin niteliğinin ,sezgi yoluyla kavranan niteliğin önemini vurgulayan bağlamcı yaklaşımın en önemli temsilcileri Henri Bergson ve Benedetto Croce dur.

Yine bir başka düşünce de estetik deneyimde güzelliğin doğa da ve sanat eserlerinde bulunduğu hissedilen barış ve birlik sembollerinde olduğunu dile getiren teoride Schopenhauer ve Bradley in başı çektiği bir gruba aittir.

Şimdi bunlara girmişken Platon ve Aristo’ dan bir şeyler söylemezsem olmaz .Formcu bir yaklaşımları vardır.Aristo ya göre sanatçı bireysel varlıkları ,fiziki tikelleri değil de bu nesnelerin kendisinden pay aldığı tümel form ya da özü taklit etmelidir.Öyle ki bu sayede sanat tarihin statüsüne değil de ,bilimin statüsüne eşdeğer bir konuma yükselir.

Çağdaş estetiğin alanına girmek öncelikle ve doğrudan doğruya sanatın alanına girmektir. Eski estetik kuramsal estetikti, metafizik estetikti:düşünceden yola çıkıyordu. Yeni estetik tümüyle somuta yani yapıta, güzelin kendisine dayanıyor. Estetiğin alanına girmek sanatın alanına girmekse, sanatın alanına girmek de güzelin alanına girmektir.Çağdaş estetik sanattaki güzelle ilgilenir ya da ilgilidir. Güzeli çeşitli sanatlarda değişik görünümler altında buluyoruz. Her sanat güzeli kendine göre, kendi olanaklarına kendi yöntemlerine kendi teknik olasılıklarına göre belirler ya da biçimler. Her sanat güzeli oluştururken başka başka gereçler kullanır: kimi tahtayı yontar kimi boyaları karıştırır kimi sözcüklerle oynar. Tahtanın kıvrımların da, boyaların arasında, sözcüklerin kümelenişinde parıldayan şey güzelin kendisidir.

Güzel Kavramı ;
Estetiğin en önemli problemi, güzelin ve güzelliğin ne olduğu problemidir.
Bu konuda öncelikle doğal güzellik ile sanatsal güzellik arasındaki ilişkiler tartışma konusu olmuştur. Natüralist ya da realist görüşü savunanlar doğal güzelliğe, romantikler ise sanat güzelliğine önem verirler.
Platon: Güzellik ideaların özelliğidir. Bu gelip geçici dünyadaki nesneler ise idealarına benzediği ve onları yansıttığı ölçüde güzeldir. (ideal güzelliğin kopyaları)

Aristoteles: Güzelin nesnel ölçütleri düzen, oran ve sınırlılıktır. Düzen; parçalardan meydana gelen bir bütünde, bu parçaların birbirleriyle bir birlik meydana getirecek şekilde düzenlenmiş olmasıdır. Oran; simetri yani parçaların birbirlerine göre doğru ya da uygun orantısıdır. Sınırlılık; gereğinden büyük ya da küçük olmamasıdır.

Plotinos: Platon’un görüşlerini devam ettirir. Güzellik esasta ideaların özelliğidir. Madde, kendi başına düzensiz ve çirkindir. Ona biçim vermek suretiyle güzellik kazandıran, ideadır.

Kant: Güzel çıkarsız olarak hoşa gidendir. Güzel olan şeyin bize verdiği haz, yarar gözetmeyen hazdır. Güzelin bir başka özelliği, herkesin hoşuna giden olmasıdır. Kant güzel ile hoşa gitme arasındaki ilişkiyi şöyle belirler: Güzel, hoşa gidendir. Ancak her hoşa giden güzel değildir. Çünkü hoş olanda bencil ve kişisel bir yan vardır. Buna karşılık, güzel karşısında duygumun veya beğenimin başkaları tarafından paylaşılmasını beklerim. O halde güzelde herkesin hoşuna gitme özelliği vardır. Güzel ayrıca, kendi dışında hiçbir erek olmaksızın hoşa gidendir. Güzel, zorunlu olarak hoşa gidendir. Güzellik yargısı, evrensel olduğu için zorunlu bir yargıdır. Kısaca Kant’ın deyişiyle güzel “kavramsız olarak zorunlu bir haz almanın konusu olan şeydir.”

Hegel: Güzellik, düşüncede, akılda, ruhta bulunur. Maddi-fiziki dünyada bulunan güzellik ise bu “mutlak ruh”un, “akıl”ın bir yansıması, ışımasıdır. Buna karşılık sanat, kültürel dünyaya ait olduğu için, sanattaki güzellik, gerçek güzelliğe daha yakındır, onu daha iyi yansıtır.

Orantı ve simetri:
Özellikle güzelliğin matematik olarak belirlenmesi sırasında karşımıza çıkan ilk orantıdır.Güzel unsurların orantılı olarak birleşmesidir. Orantısız şey güzel olamaz. Platon’a göre güzellik, doğru orantıdan başka bir şey değildir. Aristoteles’te ise güzel, düzene ve büyüklüğe dayanır. Eskiden beri sanatçılar ve filozoflar tüm güzellikleri açıklayacak büyülü bir matematik formül aramışlar ve bunun “altın kesit” orantısında bulmuşlardır.

Orantıya bağlı olan güzelliğin bir başka niteliği simetridir. Güzel olan bir bütünün parçaları arasında ölçüye dayalı bir düzen vardır. Doğadaki güzellik büyük ölçüde simetriye bağlıdır. Canlıların bedeni sağ ve sol olarak simetriktir. Sanat eserlerinin de güzel olarak algılanmasında simetri çok önemlidir.

Uyum (Harmoni) :
Bütün güzellikler için, parçaların uyumlu birleşmesi önemlidir. Hem hareketli hem de hareketsiz bütünlerde uyum önemlidir. Zaten uyum olmaz ise güzellik de kalmaz, bütün de. Sanatçı, evrendeki ve varlıklardaki gizli uyumu yakalayıp onu eserlerinde yansıtmak ister. Güzellik, bir varlıkta karşıtların gerilimine dayanan bir uyumdur. Evrendeki bu uyum sanat eserlerine de yansırsa, onlar da güzel olur. Harmoninin, temelinde çoklukta birlik bulunur. Evrende herşey çok ve karmaşık gibi görünür. Ama çoklukta birlik sağlanınca bir uyum, bir güç, bir güzellik ortaya çıkar.

GÜZELLİK – HAKİKAT- İYİ- HOŞ- YÜCE ilişkisi :

İYİ VE GÜZEL :
Platon güzeli iyiye özdeş kılar.Tolstoy da benzer bir görüşe sahiptir. Ona göre ahlak duygumuzu geliştirmeyen sanat, sanat olamaz. Yani sanat iyiyi ifade etmeli, ahlaka hizmet etmeli.

Aristoteles de sanatın ahlaki bir yönü olduğunu söyler. “Tragedyanın ödevi, uyandırdığı acıma ve korku duygularıyla ruhu tutkulardan kurtarmaktır” der.
18. yüzyıl İngiliz filozofu Shaftesbury “Dünyada en doğal olan güzellik; dürüstlük ve ahlaki doğruluktur” der.

Yukarıdaki görüşler ve felsefe tarihinde Kant’a gelinceye kadar ki büyük çoğunluk güzel ve iyiyi özdeşleştirmiştir.

Kant iyi ve güzel kavramlarını birbirinden ayırır. Güzellik duygularla (estetik haz alma, hoşa gitme ile) ilgilidir. İyilik ise akılla kavranan bir kavramdır. Yasaları da vardır. Oysa bir çok güzellik vardır ki, onların ahlakla, ahlaklılıkla hiçbir ilişkisi yoktur. Ahlaki bakımdan iyi olan da her zaman sempatik ve çekici gelmeyebilir.

GÜZEL VE DOĞRULUK :
Platon’a göre; idealar var, gerçek, doğru, güzel ve iyidir. İdealar vardır; bu yüzden gerçektir. Gerçek bir şey aynı zamanda doğrudur. Ayrıca varlık, gerçek varlık, hakiki (doğru) varlık; bir iyiliktir. Bu özellikleri olan bir şey güzeldir.
Kant bu görüşe karşı çıkar. Çünkü ona göre; doğruluk bilgiyle ilgilidir. Konusuna uygun olan bilgi doğrudur. Bir önermenin doğruluğunun bize estetik haz vermesi söz konusu olamaz. “Amipler ikiye bölünerek çoğalır” önermesinin estetik bir değeri yoktur. Sanat eserinin doğruluk değerinden bazı durumlarda söz etmek mümkün olabilir. Örneğin; bir resmin, bir manzarayı doğru yansıtması bakımından doğruluk değeri vardır. Ama resmi güzel yapan, onun modeline uygun olması değildir. Ayrıca başka pek çok sanat için (örneğin müzik) doğruluk değerinden bahsetmek söz konusu olamaz. Doğruluk ile güzellik arasında birbirini gerektiren bir ilişki yoktur.

GÜZEL VE FAYDALI:
Bizler günlük konuşmalarda “güzel faydalı olmalıdır” ya da ”faydalı olan şeyler güzel de olmalıdır” gibi temenni (dilek, istek) ifadeleri kullanıyor olsak da yarar, çıkar, fayda ve benzeri kavramlarla güzellik kavramı asla aynı değildir. Tıpta kullanılan ve ne hoş ne de güzel bulunabilecek (hatta korkunç ve tiksindirici bulabileceğimiz) bir uygulama bir hastanın sağlığı için olağanüstü faydalı olabilir. Aynı şekilde su faydalıdır ama, suyun faydalı olduğu ve onu güzel bulduğumuz zamanlar her zaman aynı değildir.

GÜZEL HOŞ VE YÜCE :
Yücelik, genellikle alışılmışın dışında oran ya da miktarlar, büyüklük, sınırsızlık gibi kavramlarla ortaya çıkan bir durumdur. İnsanın kontrol sınırları dışında kalan, gücünü yüksek oranda aşan ve onu neredeyse ezen olaylar, biçimler karşısında içine düştüğü acz ile de ilişkilendirilebilecek bu duyum güzellik dediğimizle her zaman uyuşmaz. Bir sanat yapıtında korkutucu oranda yücelikle donatılmış biçimler illa güzel olmak durumunda değildir. Yüce genellikle aşkınlık, boyun eğme, akla sığmama ve hayranlık gibi durumları doğurur ve esas kaynağı güzelde olduğu gibi ölçülülük değil bunun tam tersi bir durum olan ölçüsüzlüktür.

Yunan düşüncesinde özün belirişi olarak kavranan güzellik, hemen düzen ve ölçü anlamlarını, yani tek sözcükle söylemek gerekirse yetkinlik anlamını yüklenir. Yücelik de bu durumda kökünü kaostan alıp ona düzen vererek güzelliğe ulaştırması yüzünden, aracı bir terim olma özelliğine bürünür.

İster gücünden, isterse büyüklüğünden kaynaklansın, yüceliğin görünümü canlandırılabilir bir şey değildir.

İyi ,güzel,doğru gibi kavramlara farklı bir örnekle yaklaşmak isterim;
Hepimizin tanıdığı Robin Hood zenginden aldı fakire verdi.Kendince DOĞRU yu buldu fakir bu yapılan İYİLİĞE sevindi Robin Hood onun gözünde YÜCE bir insandı ama terazinin diğer kefesindeki zengin ise tüm bu yapılanları DOĞRU bulmadı …İşte kavramlar böyle akıp gidiyor bir an da .

Her sanatçı doğal gereçlerle iş görür, yapay bir nesne olan yapıtını doğal gereçlerle oluşturur. Amaç hangi koşulda ya da biçimde olursa olsun güzeli yaratmaktır. Böylece güzelin anlamı kendini gösterir: güzel ayrı ayrı görünümler ayrı ayrı biçimler altında tek bir şeyi, insan olmanın anlamını ortaya koyar. Sanatları kardeş kılan budur, tüm estetikleri kucaklayacak tek bir estetiği olası kılan budur. Estetikler elbette her zaman vardır. Bir yapıtın estetiğinden bir sanatçının estetiğinden bir sanatın estetiğinden söz edebiliriz. Estetik bütün özel estetikleri kucaklar, tek bir araştırma alanında bir araya getirir, onların ortak özelliklerinden giderek tek bir bilgi alanı hatta bir bilim kurar. Her sanat öbür sanatlara hiçbir şey söylemeyen apayrı bir güzelin peşinde olsaydı elbette estetikten yani tek bir estetikten söz edemeyecektik, belki estetiklerden, ayrı ayrı estetiklerden, birbiriyle hiçbir bağlantısı olmayan apayrı güzel araştırmalarından söz edebilecektik. Böylesine bir oluşum elbette bilimsel diyebileceğimiz köklü açıklamalar getirmekten uzak olacaktı, parçalı kalacaktı. “Tüm sanatlar kardeştir, her sanat öbür sanatları aydınlatır”der Voltaire. Şiirdeki bir özellik müzikteki bir oluşumun açıklanmasana katkıda bulunacaktır, resimdeki bir nitelik mimarlıktaki bir özel durumu görmemizi sağlayacaktır. Dufrenne şunları söyler: “Her sanatın kendine özgü bir tekniği vardır, her sanat özel bir kuruluş biçimini gerektirir; bir tablo bir roman gibi, bir bale bir anıt gibi kurulmuş değildir.”

Sanatçı güzeli nerede hangi koşullar altında yakalayabileceğini ya da kurabileceğini bilen kişidir. Sanatçı güzeli bütün boyutlarıyla yaşayan ve yaşatan kişidir. Sanatçı güzelin yaratıcısı olduğu kadar bir güzel uzmanıdır ya da ustasıdır. Sanat denilince güzel denilince özgür yaratma düşünülür. Sanatçı özgürlük içinde yaratandır. Sanatçının özgürlüğü her şeyden önce bilincinin yetkin oluşumunda ve bağsız koşulsuz etkinliğinde kendini gösterir. Sanatçı her şeyden önce kendini kendinde ya da kendine karşı özgür kılmış kişidir. Sanatçı özgürlük içinde yaratandır. Özgürlük onun esenliğinin de kaynağıdır. Ancak sanatçının düz bir esenlik duygusu içinde varlığını sürdüren biri olduğunu düşünmek yanlış olur. O yapıtını başta kendisi olmak üzere her şeyle tartışarak kurar. Sanatının gelişimini bu tartışmaya borçludur. Sanatçı da herkes gibi acı içinde doğurur. Théodore Jouffroy Estetik dersleri’nde şöyle der: “İki şeyden birini seçmek gerekir: ya gelişmek için acı çekmek ya da acı çekmemek için gelişmemek. İşte yaşamın seçeneği, işte dünyada olma koşulunun ikilemi.”

Her insan sanatçı olamayabilir ama hepimizin gelişimi ,gelişmeyi seçmesi önemlidir.Aklın özgürlüğü sağlanmalı ve kişi kendi yaşamı sonlanana kadar estetik bir bakış açısı kazanmalıdır.Doğruyu ,iyiyi güzeli daima aramalıdır.

Kaynakça:
Estetik, Afşar Timuçin
Estetik, Bakış Afşar Timuçin
Felsefeden estetiğe, Afşar Timuçin
Güzellik ve yücelik duygusu üzerine, Kant
Sanat ve estetik, Peter de Bolla
Estetik, Bedrettin Cömert
Estetik, İsmail Tunalı

4.309 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • AsklepiosAsklepios Tıp, oldum olası şanssız bir alandır. Hasta iyileşirse Allah’tan, düzelmez veya kötüleşirse Hekimdendir… Sağlıkla uğraşanların şanssızlığı taa Mitolojideki Tıp Tanrısı Asklepios 'tan […]
  • “Via Sebaste” Antik Roma Yolu“Via Sebaste” Antik Roma Yolu “Via Sebaste” adı verilen antik Roma yolunun kırk sene imparatorluk yapan Augustus (Octavious) tarafından özellikle Kilikyalı korsanlarla mücadele etmek amacıyla inşa edildiği mil […]
  • Bilgi ve FikirBilgi ve Fikir Bilgi kelimesi Türkçe’de aslında tam doğru kullanılmıyor. Daha doğrusu bilgiyi “knowledge” kelimesinin karşılığı olarak kullanmakta bir sıkıntı yok ama Türkçe’de “information” kelimesinin […]
  • Bir Zamanlar İnternet Yoktu!Bir Zamanlar İnternet Yoktu! Efsaneler sis bulutu gibi ortama egzotik bir hava veriyordu. Bilgi ise güneşli, açık bir hava hissi yaratıyor. Sis çok yavaş ilerlememize neden oluyordu, şimdi açık havada koşabiliyoruz. […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler