felsefe taşı

BEYAZ

BEYAZ
Mart 06
09:50 2020

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler; demiş Özdemir Asaf… Ne kadar anlamlı, ne kadar doğru… İşte biz de bugün, Renklerin Dilinde, beyazın o özel dünyasına misafir olup, tarih sahnesindeki anlamlarını incelemeye çalışacağız. Kimi zaman bir gelinlikle gelen masumiyet, kimi zaman bir güvercinle gelen özgürlük, kimi zamansa kefenle gelen ölümdür beyaz… Tüm renklerden bir tutam vardır içinde sanki…

İnsanlık tarihinin o en eski dönemlerine gittiğimizde, biliyorsunuz ki, insanları en çok korkutan ya da en çok sevindiren olaylar, bir şekilde mağara duvarlarına resmediliyordu. Özellikle bereket, verimlilik, bolluk, temizlik gibi olumlu anlamdaki figürleri betimlerken de, yine mağaralarda beyaz renk kullanımını tercih ettiklerini rahatlıkla görebiliyoruz. M.Ö. 30000 Fransası’nda Şove Mağarasına baktığımızda da, besili, sağlıklı hayvanların beyaz renkte çizildiğini görebiliriz. Peki ya mitolojide beyaz ne anlama geliyordu?

Yapılan antropolojik araştırmalar gösteriyor ki, mağaralarda kullanılan beyaz, siyah ve kırmızı renkler hemen hemen her toplumda vardı. Tarihöncesi dönemlerde, toplumların dinsel inanışları ile renkler arasında kayda değer bir bağlantı olduğu gözlemlenmektedir. Şu bilgiyi de özellikle vurgulamak gerekir ki, Antik dönemde, beyaz; tüm açık renkleri, siyah da tüm koyu renkleri temsilen kullanılıyordu ve tüm renklerin siyah ve beyazdan türediği düşünülüyordu. Haliyle, bir düalizm oluşmuş ve iyilik tanrısı ile kötülük tanrısı şeklinde bir düşünce sistemi doğmuştu. Tabii ki iyilik tanrısı için aydınlık ve ışık olarak beyaz renk; kötülük tanrısı için de karanlık olarak siyah renk zihinlerde şekilleniyordu.

Mitolojik dönemlere bakalım… Hemen hemen her kültürde renklere verilen anlamlar değişiklik gösterse de, beyaz renk çoğunlukla olumlu anlam içermektedir. Tabii ki istisnalar dışında… Örneğin; ak sakallı dedeler, mitolojik hikâyelerde her zaman bilgeliğin ve olumlu kavramların nişanı iken; ak sakallarıyla doğan çocuklar için aynı imgelemeyi göremeyiz. Bilakis, bu figür oldukça olumsuz kabul edilmektedir. Yine Mısır’ın meşhur Ölüler Kitabına baktığımızda, Osiris beyaz bıyığı ve başındaki beyaz tacı ile, tapınağın tepesinde bekler halde durmaktadır. Antik Mısır’da, İsis ile ilintili olan renk de yine beyazdır. Yunan Mitolojisine baktığımızda ise, Tanrıların kralı olan Zeus’u, beyaz saçı ve sakalı ile betimlenirken görürüz. Bu duruş ona, güç, bilgelik, saygı ve liderlik izlenimi vermektedir. Fransız mitolojisinde ise, durum biraz farklıdır. Zira Dames Blanches olarak adlandırılan beyaz kadınlar, efsaneye göre, köprüleri geçmek isteyen yakışıklı erkekleri durdurup onlarla dans etmek isterler. Eğer delikanlılar teklifi kabul ederse sorun yok ama eğer beyaz kadını reddederlerse, vay onların haline! Zira her türlü ızdırap onları bekliyor demektir. Eski Türklerde ise, beyaz kuğu aslında kutsal bir kızdır. Bu kız, kuğunun beyaz tülünü üzerine giyince kuğu, çıkarınca ise, sade bir kız olur.

İlkel toplumlarda ise, beyaz renk ile ilgili ilginç bir ritüel göze çarpmaktadır. Ergenliğe girecek olan adaylar, hayaletlere benzeyebilmek için kendilerini bembeyaz pudrayla boyarlar. Buradaki amaç, ölmeden ölümü tadabilmektir. Pek çok kabilede, ruh ve ölüm ötesi düşüncesini yaşayabilmek adına, beyaz renge boyanan bedenleri görmek mümkündür. Kimi Afrika zenci kabilelerinde de, kabile mensuplarının cenaze törenlerinde vücutlarını ve özellikle de yüzlerini beyaza boyadıkları görülmüştür. Bunun sebebi tam olarak bilinmese de, en kayda değer iddia, beyaz rengin tanrıyı sembolize etmesinden ve ölünün gittiği âlemin aydınlatılması düşüncesinden olduğudur.

Apaçiler, yönlerle renkler arasında bir bağlantı kurmuş ve dört ana yön il dört rengi eşleştirmişlerdir. Onlara göre, kar yağışının geldiği kuzey yönü, karın rengi olan beyazdır. Omaha Kızılderililerinden Elk klanında ise, eğer bir erkek geyiğe dokunulursa, vücutta beyaz noktalar çıkar ya da bir yılana dokunulursa, dokunan kişinin saçları beyazlar.

Malaylar, krallarının kanlarının beyaz renkte olduğuna inanırlardı. Dini törenlerde Zulular, beyaz elbise, başlık ve cübbe giyerlerdi. Zulu olmayan birisi, rüyasında beyaz görürse, bunun anlamı olarak, onun Zulu inancını benimseyeceği düşünülürdü.

Avustralya’nın yerli kabilelerinde ise, adet gören kadın, o dönemde kabileden soyutlanarak uzaklaştırılır. Hiçbir erkeğe görünmemesi sağlanır. Eğer yanlışlıkla bir erkek tarafından görülürse, öldürülür. BU özel dönemi bitince, kadın beyaz ve kırmızı renge boyanarak yeniden kabileye kabul edilir. Başına da değişik tüyler takılarak süslenir.

Peki acaba, beyaz renk ile kurbanlar arasında bir bağlantı var mıdır acaba! (
Moğolların bir kolu olan Kalmuklar’da, “Cennet koçu” olarak nitelendirilen ve hiçbir zaman kırkılmayan ya da satılmayan bir beyaz koç vardı. Bu beyaz koçun varlık amacı, kefaret için kurban edilmekti. Kurbandan sonra, konu komşunun davet edildiği büyük bir şölen düzenlenirdi.

Antik Yunan’da ise, Olymposlular için adanan kurban muhakkak beyaz renkte olmalıydı. Sunulan kurban tamamen yakılırdı ve onu hiç kimse yiyemezdi.
Timoreseler, yağmur yağdırması için yer tanrıçalarına siyah; güneş için ise, güneş tanrısına beyaz domuz kurban ederlerdi.

Eski Türkler’de, beyaz at kurban etmek de oldukça önemli bir törendi. Özellikle güneşe ve gün doğumuna adanırdı. Manas’ın kahramanları muhakkak alnında beyaz noktası ve ya akıtması olan kısrakları kurban ederlerdi.
Bir başka kurban çeşidi de insan kurban etmekti. Kurban edilen canlılar genelde beyaz renkte seçildiğinden, insanların da en beyazı yani en temiz ve masum olanı anlamında, bakire ve çocuk olanları tercih edilmekteydi.

Ancak Hint topraklarında daha farklı bir kurban ritüeli daha var, biraz da ondan bahsetmek gerekir. Hindistan’da kocası ölen bir kadın, eski dönemlerde eşiyle birlikte yakılıp öldürülüyormuş ancak zamanla bu tören acımasız bulunduğu için, İngiliz sömürgesi döneminde yasaklanmış. Günümüzde ise, dul kadınlar öldürülmese de, beyaz sari giymeye zorlanıyor. Beyaz giymekteki amaç, o rengârenk Hint kıyafetlerinden, takılarından, süslerinden kadını mahrum bırakmak ve onun yaşamdan zevk almasını durdurmak… Yani beyaz, ölüm ile de ilintilendirilebiliyor. Şimdi biraz da dinler ve beyaz renk ilişkisine göz atalım mı?

Tarih boyunca karşımıza çıkan tüm inançlarda, beyaz rengin ayrı bir yerinin olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Bunun altında yatan anlamın da; namus, erdem, temizlik, masumiyet, günahsızlık olduğu aşikârdır. Aynı şekilde din adamları da beyaz renk kıyafet giyerek törenlerde yerlerini almaktadırlar. Çünkü onlar tanrının dünyadaki temsilcileridir ve ışık ve beyaz ile simgelenirler. Yehova, Harun’a kutsal mekâna girerken muhakkak beyaz elbise giymesini emretmiştir. Ahura Mazda’nın da beyaz elbise giydiği belirtilmektedir. Yine aynı şekilde Mısırlı rahipler, tıpkı Levililer gibi beyaz cübbe giyiyorlardı. Eski Yunan’da da kutsal ilahiler okunurken beyaz elbise giyilmesi mecburiyeti vardı.

Budizm’de de ilginç bir efsane söz konusudur. Çok eski devirlere dayanan Budist efsanelerine göre, Buda’nın annesi Mayadevi, hamileliği sırasında gördüğü bir rüyada altı dişli beyaz bir filin gökten inerek bedenine girdiğini görür. Budist inanışında, beyaz fil hükümdarlık göstergesidir. Çin’de Ocak ve Şubat aylarında düzenlenen festivallerden birinin adı da “Beyaz Fil Takdimi” festivalidir ve üç gün devam etmektedir. Budizm’deki beyaz fil figürü için, Hıristiyanlıktaki “Beyaz Güvercin” figürü ile benzerlik gösterdiği söylenebilir.. Bazı Budist mezhepleri beyaz fili kutsal kabul etmekte hatta neredeyse tanrı konumunda görmektedirler. Tüm bu inanışların altındaki felsefeyi, aslında, karanlıkları aydınlatan bir güneş olarak düşünmek sanırız çok da yanlış olmaz.

Gelelim Hinduizm’e… Hindu inanç sisteminde ise, her bir toplumsal kasta bir renk verilmiştir. Bazı kaynaklarda, en üstteki din adamları yani brahminler beyaz renkle sembolleştirilmektedir. Brahminler, alınlarını üç yatay beyaz çizgi ile boyarlar. Buddist Tanrı Tara beyaz renkli resmedilmektedir. Peki ya şamanizm ve diğerleri!

Beyaz, Türkler için temizlik, arılık, ululuk, yaşlılık, tecrübe, büyüklük ve kutsallık demektir. Beyaz elbise giymek ise, Mani dininin bir özelliğidir. Rahiplerin elbiseleri ve başörtüleri beyazdı. Türk mitolojisine bakıldığında, Ak Şaman ve Kara Şaman olmak üzere iki tür şaman karşımıza çıkmaktadır. Kuş, geyik ve ayı biçimindeki beyaz elbiseleri giyerek başlarına beyaz kuzu derisinden yapılmış külah takan AK Şamanlar, iyi ve aydınlık ruhlar şerefine kansız kurban ve ayin törenlerini idare ederlerdi. Uğurlu ve kutsal olan beyaz atlara biner ve gökyüzüne çıkmayı betimleyen hareketler yaparlardı.

Yin yang, binlerce yıldır Asya’nın geniş bir kesimini içine alan coğrafyada hüküm süren; evren ve doğayı gözlemleyip, bunların temelini oluşturan yasaları açıklayan bir kuramdır.Amblemi ise siyah ve beyaz renklerden oluşmaktadır. Yin sözcük anlamıyla bir tepenin gölgelikli kuzey yanını, yang ise güneşli güney yanını tanımlar. İkisi bir arada iken, Tao’yu meydana getirirler. Tao ‘yol’ anlamına gelmektedir. Beyaz iyiliği, siyah kötülüğü simgelerken; beyazın içindeki siyah nokta; iyiliğin içindeki kötülüğü, siyahın içindeki beyaz nokta ise; kötülüğün içindeki iyiliği anlatmaktadır.

Yahudilikte beyaz renk, fiziksel ve entelektüel saflığı sembolize etmektedir. Duruma göre bazen ölümü bazen de yaşamı simgeler. Yom Kippur, yani kefaret günü, Yahudiler için yılın en kutsal ve dini ağırlığa sahip günüdür. Günün ana temaları kefaret ve tövbedir. Yahudiler genel olarak bu günü oruç ve dualarla sinagogda geçirirler. Birçok evli erkek, genelde evlendikleri gün giydikleri, kittel adlı röpdeşambır benzeri beyaz elbiseler giyerler. Beyaz giyinmek Yom Kipur’da kişinin saflığını sembolize eder.

Hıristiyan sembolizmine baktığımızda 3 ana renk öncelikli olarak görülmektedir. Kutsal üçlemenin yani baba –oğul ve kutsal ruh’un renkleri olan kırmızı, mavi ve sarıdır bunlar… Pek çok filmde de , katedrallerin, tapınakların, kiliselerin camlarından içeriye doğru bir huzme şeklinde sızan bu üç renkteki ışık vurgulanmıştır. Ancak Paskalya ve Noel gibi özel günler söz konusu olduğunda, Katolik din adamları vaaz esnasında muhakkak beyaz renk giymeyi tercih ederler.

İslamiyet’te de, kutsal dini görevlerden biri olan Hac görevini yerine getirirken, Hac’ca giden kişilerin kıyafetleri muhakkak beyaz renkte olmalıdır. Sosyal ve ekonomik konumlarını gösteren dünya kıyafetlerini, bir kenara bırakarak, Allah önünde herkesin eşit olduğunun sembolü olarak, iki basit giysiye bürünmüş olurlar. Giyindikleri beyaz örtüler içindeki hacılar, barış sembolü beyaz güvercinlere benzeyerek, barış meydanına gireceklerdir. İhram, aynı zamanda, ölen her Müslüman’ın giyeceği kefeni de temsil etmektedir. Hacca giden Müslüman’ın ihrama girerken büründüğü giysi ile kabre girerken bürüneceği kefenin birbirine benzerliği de dikkat çekmektedir.

Japon dini ve mitolojisinde ise, güneşin gücü son derece önemli bir yer tutmakta ve bu inanışın izleri de Şintoizm’de halen daha görülmektedir. Haliyle güneş ışığının rengi olarak, beyaz rengi kutsal saymaktadırlar. Şinto rahiplerinin giydikleri beyaz elbiselerde de bu izleri görebiliriz.
Ayrıca Japon Şamanizmi’nde, eğitimini tamamlayan rahibe adaylarının, bir ayine tabi tutulduğu ve bu ayin sırasında da “ölüm elbisesi” denilen beyaz bir cübbe giymek zorunda olduğu da bilinmektedir.

Yine Japonya’da henüz bir aylık olan bebekleri, beyaz kıyafetler giydirerek, tapınağa kutsanmaya götürme âdeti de vardır. Temizlik ve günahsızlığın sembolü sayılmaktadır.

Japon evlilik törenlerinde de beyaz rengin ayrı bir yeri vardır. Gelin evlenince önceki hayatının ölümü gerçekleşir. Kocası ile yeniden canlanacaktır. Bu yüzden de kefene benzeyen beyaz bir gelinlik giyer. Bu sembolün anlamı, kız tarafı için, artık kızlarını kaybetmiş olmalarıdır.
Bizim kültürümüze baktığımızda da, gelinlerimizin giydiği o bembeyaz gelinlikler, onların masumiyetlerinin göstergesi kabul edilir ve yepyeni, tertemiz bir başlangıç gerçekleşir.

Doğu kültürlerinde beyaz matem rengidir ve de ölümü sembolize etmektedir. Japonya’da özellikle beyaz karanfiller ölüm ile ilişkilidir.

Peki ya geçmiş zaman Avrupası… Avrupa’nın önemli kraliyet ailelerinden biri olan Burbon Hanedanlığı kralları, ilk olarak Navarra krallığına ve Fransa’ya on altıncı yüzyılda hükmettiler. On sekizinci yüzyılla beraber Bourbon hanedanı üyeleri İspanya, Napoli, Sicilya ve Parma’da da saltanatı ele geçirdiler. Fransa’daki hâkimiyetleri 1792’de Fransız Devrimi’nin ardından sekteye uğradı. 1814’te yerlerine geri döndüler ve 1815’te ilk Fransa İmparatoru’nun düşmesinin ardından saltanatı tekrar ele geçirdiler. Nihayet, 1830’da Temmuz Devrimi ile tahttan uzaklaştırıldılar. İşte bu köklü krallığın sancaklarının rengi de beyazdı ve o dönemde beyaz bayrak, kraliyetin rengi olarak görülüyordu.

Tabii ki beyaz bayrak sadece Burbon Hanedanlığı ile ilintili değildir. Aynı zamanda barış elçilerinin, güvenlikli alanların, start hakemlerinin, teslimiyetin de rengidir beyaz… Ama maalesef her zaman iyi anlamı ya da zihinlerde iyi kalan yeri olmayabiliyor bu rengin… Irkçılıkla da ilgili önemli bir yeri var maalesef…

İnsanoğlunun dış görünüşü ile ilgili olan yorumlamalar, tarih boyunca bazı ayrışmalara sebep olmuştur maalesef… Hatta Amerika’da bilinen meşhur bir söz de vardır; “ eğer beyaz isen, haklısındır, siyah isen, çek git…” Bu ayrımcılığı ilke edinen ve çok kötü nam yapmış bir ırkçı örgüt de beyaz rengin temizliğine gölge düşürmüştür. KU KLUX KLAN örgütü… 24 Aralık 1865’te ABD’nin Tennessee eyaletinde kurulan, siyahi karşıtı, beyaz üstünlükçüsü, göçmen karşıtı, ırkçı bir gizli örgüt olan KU Klux Klanlar, Amerikan İç Savaşı sonrasında siyahilerin kazanmaya başladığı haklara, özgürlüklere ve siyah-beyaz eşitliğine karşı çıkmıştı. Amaçlarına ulaşmak için şiddet ve teröre başvurmuşlardı. Ve bu şiddet saçan eylemleri sırasında da, tanınmamak amacıyla yüzlerini de örttükleri bembeyaz kıyafet giyiyorlardı. Örgüt iki defa dağılmasına rağmen 1950 ve 1960’larda tekrar canlanmıştır. Günümüzde bazı bölgelerde sadece küçük çapta propaganda yapmaktadır.

Dünyadaki Beyaz mimari eserlere göz atalım mı biraz da? Belki de dünyanın bilinen en meşhur beyaz mimari eseri, Beyaz Saray’dır… Amerika Birleşik Devletleri devlet başkanlarının Washington’da bulunan resmî ikametgâhıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk başkanı George Washington, başkentin yerini tespit edip planlar çizdirmiş olsa da yeni kurulan başkentte hiç oturamadan 1799 yılında öldü. Ölümünden bir sene sonra başkanlık binasının açılışı yapıldı ve bina baştan başa beyaza boyandı. John Adams’tan beri bütün ABD başkanları burada oturmaktadır.

Wat Rong Khun veya diğer bilinen adıyla Beyaz Tapınak, Tayland’ın kuzeyinde Chiang Rai bölgesinde bulunan ilginç ve muhteşem bir tapınak… Budist ve Hindu mimari tarzında tasarlanan yapının yapımına 1997 yılında başlanmış ve günümüzde de yapımı hala devam etmekte… Bir budist tapınağı olan beyaz tapınak, Buda’nın saflığını ve bilgeliğini temsil etmek için beyaz renkte yapılmıştır.

Şimdi bambaşka bir konuya geliyoruz… Beyaz Devrim’e… İran, şüphesiz Orta Doğu’nun en etkili ülkelerinden biridir… 20. yüzyılın sonuna doğru İran dünyanın ilk “İslam Cumhuriyeti”ni kurmuştu.1953’te milliyetçi Başbakan Muhammed Musaddık’ın Batılı istihbarat servislerinin planladığı şekilde devrilmesi ile, 20. yüzyılda bir kez daha, dış müdahale İran siyasetinin çehresini belirlemişti. Başbakanı mat eden İran Şahı’nın da özgüveni yerine gelmişti… Özgürlük ve bağımsızlıktan söz eden Şah Rıza Pehlevi, petrol gelirlerini kullanarak, ülkeyi dünyanın en kalkınmış beş ülkesinden bir haline getireceğini ilan etti. Toprak reformu, kadınlara oy hakkı verilmesi, özelleştirme, sosyal güvenlik sistemi gibi adımları içeren; batılı giyim ve yaşam tarzının teşvik edildiği “Beyaz Devrim”, 1963 yılında tarihteki yerini alıyordu.

Kimi zaman dini ögelerin, kimi zaman devrimlerin, kimi zaman tapınakların rengidir beyaz… Saflığın, masumiyetin, iyi niyetin işaretidir… BU haftalık beyazın yolculuğu bu kadardı… Başka bir renkte buluşmak umuduyla…

Kaynak – RENKLERİN DİLİ BELGESELİ – KANAL B

190 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • İyiler de kazanır … Ken Loach ve “ümit etmek” üzerine !İyiler de kazanır … Ken Loach ve “ümit etmek” üzerine ! Metin ve Kemal Kahraman’ın gönlünden dökülen eserdeki gibi; “Çılgın zamanlarda yaşamak bize düştü Ölümün acımasızlığı her zamankinden beter Gidenler Gelenler Düşenler Ah zamanın […]
  • İhtiyarlara Yer Yok!İhtiyarlara Yer Yok! İnternetin yararlı olduğunu da unutmamalı. Ondan sadece eğlence amacıyla istifade edenler için zor olsa da. Doğrusu internetin yararlı bir araç olduğunun giderek unutulması düşündürücü. […]
  • Nasıl?Nasıl? Keşke bilsek! Neyin ne zaman ve nasıl olacağını yani... Çoğu yaşamsal kavramın ya da kimi zaman "kaza" denebilecek yaşantıların kendi içinde hazırlık süreci olsa da bilincimizin ve […]
  • Yusuf’u anlamak ya da yoksunluğumuzun tarifsizliğine dair mahsun eserYusuf’u anlamak ya da yoksunluğumuzun tarifsizliğine dair mahsun eser Dağ başında, kıraç mı kıraç bir coğrafyada yaşamayı kader olarak kabul etmiş bir köye gittik geçen gün. Bu yıl ikinci gidişim. Yusuf var orada, adı Yusuf değil ama şimdilik Yusuf. 56 […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Nisan 2020
P S Ç P C C P
« Mar    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930