felsefe taşı

Zen ve Budizm

Zen ve Budizm
Ağustos 07
16:46 2015

“Siz kendiniz olduğunuzda, Zen de Zen olur. Kendiniz olduğunuzda, nesneleri oldukları gibi görür ve çevrenizle bir olursunuz.”

Budizm:
“Budizm, bugün Dünya üzerinde yaklaşık 500 milyon takipçisi bulunan din ve öğretiler topluluğu. İlk önce Hindistan’da ortaya çıkmış, daha sonra zaman içinde Güney, Güneydoğu ve Doğu Asya’da yayılmıştır. Farklı bakış açılarına göre din veya felsefe olarak tanımlanan Budizm’in hedefi, hayattaki acı, ızdırap ve tatminsizliğin kaynaklarını açıklamak ve bunları gidermenin yollarını göstermektir. Budizm’de öğretilerin ana çatısını meditasyon gibi içe bakış yöntemleri, reenkarnasyon denilen doğum-ölüm döngüsünün tekrarı ve karma denilen neden-sonuç zinciri gibi kavramlar oluşturmaktadır.”

M.Ö. 6. yüzyıl, dünyada büyük düşünürlerin ortaya çıktığı bir dönemdir.Çin’de Konfüçyüs ve Lao Tzu, İran’da Zerdüşt, İyonya’da Pitagoras ve Heraklitus, Hindistan’da Buda. “Sosyolojik ve tarihsel plânda Budizm’in, Hindistan’ı işgal eden Aryan topluluklarının beraberinde getirdiği Brahmanizm’e karşı bir tepki olarak ortaya çıktığı söylenebilir.” “Budizm, Sanskritçe ve Pali dillerindeki eski Budist metinlerinde ‘uyanmış kişi – farkında olan’ anlamına gelen “Buddha” kelimesinden türetilmiştir. “Tarihî Buda” da denilen Siddhartha Gautama (M.Ö. 563 – M.Ö. 483), Budizm’in kurucusu olarak kabul edilir. Siddharta’nın hayattaki acıların kaynağını açıklamak amacıyla yaptığı uzun çalışmalar sonucu ızdırabı sona erdirecek bir mânevî anlayışa ulaştığı ve böylelikle Budalık’a eriştiği kabul edilir.”

“Eldeki kaynaklar, Buda’nın M.Ö. 560 yıllarında Himalayaların güney eteklerinde küçük bir ülke olan Kapilavastu’da bu ülkenin beyinin ya da kralının oğlu olduğunu gösteriyor. Oğlunun adı “Amacına ulaşan” anlamında Sidharta’dır. Sidharta mutlu bir yaşam sürerken üç gün arayla bir parkta yoksul ve yaşlı bir adam, hasta bir adam, dilenen bir rahip görür. Bu gördüklerinin yarattığı, her insanın sonu olabileceği düşüncesi onu dünyanın geçici zevk ve heveslerinden soğutur. Ertesi sabah yirmidokuz yaşındayken eşini ve yeni doğan oğlu Rahula’yı uyandırmadan, babasından izin alarak evini terk eder.”

“Gerçeği kavramak, aydınlanmak uğruna yedi yıl çaba gösterecektir. Sidharta düşünmeye yine devam eder. Evinden ayrıldıktan yedi yıl sonra bir Hind inciri “Bilgi ağacı” altında aydınlanır ve Buda olur.
Buda, aydınlanma sonucu, olağanüstü keskin bir biçimde canlıların sonsuz bir döngü içinde doğup, büyüyüp, öldüğünü ve sonra yeniden doğduğunu görmüştür. “Niçin” diye kendi kendine sormuş, “niçin yeryüzündeki bu bitmez tükenmez acılar, sıkıntılar her yeni doğumla yinelensin, bu dönüp durmaya bir dur demenin, bu zinciri kırmanın bir yolu yok mu?” diye düşünmüştür.” “Buda bu öğretileri aydınlanmaya ulaşmanın bir aracı olarak görmüştür. Buda ayrıca ruhani bir otoritenin bulunmaması gerektiğini de özellikle vurgulamış, hatta kendi otoritesini bile eleştirerek, herkesin kendince Buda’lığa erişmesi gerektiğini savunmuştur.”

“Budizmde her varlık sonsuz bir ölüm ve yeniden doğum döngüsü içinde, Altı Âlem denilen farklı yaşam formları arasında tekrar tekrar varolur. Karma, eylem anlamına gelmektedir. Budizm’de ise erdemli veya zararlı istemlerin ve bunların yol açtığı zihinsel etmenlerin, canlıların yeniden doğum süreçlerini ve yazgılarını şekillendirmesini ifade eder. Olumlu ya da olumsuz her eylemin karması, bizzat o yaşam süresinde veya daha sonrakilerde meyve verecek bir tohum yaratır.” Reenkarnasyon ve Karma Buda’dan önce Hint felsefesinde bilinen kavramlardır.

“Dört Yüce Gerçek ve Sekiz Aşamalı Asil Yol bütün Budist okullarında itibar edilen öğretilerdendir.
1. gerçek, Dukkha: acı hayatın ve varoluşun bir parçasıdır.
2. gerçek, Samudaya: acıların kaynağı arzu ve isteklerdir.
3. gerçek, Nirodha: istek ve arzular bırakılırsa acılar sona erdirilebilir.
4. gerçek, Magga: acıların sona erdirilmesinin yolu Sekiz Aşamalı Asil Yol’dan geçer. Doğru kavrama, doğru düşünce, doğru söz, doğru eylem, namuslu kazanç, doğru çaba, uyanıklık ve doğru konsantrasyon.”

“Sekiz Asil Yol’un tüm düşünceleri; ayırmadan, ötekileştirmeden birbirine bağlayıcı özelliği vardır. Buda’nın yolu aşırılıktan uzak bir yoldur. Budist yolda nihai hedef olan Kurtuluş (Nirvana), gerçekliğin doğru bir şekilde algılanmasıyla yakından ilgilidir. Kendinin ve tüm olguların gerçek doğasının farkına varan kişi, ızdıraplardan (Dukkha) ve sonsuz yeniden doğum döngüsünden (Samsara) kurtulmuş olur.”

Mahayana metinlerinden biri olan Kalp Sutra’da Buda’nın öğrencilerinden olan Bodhisattva Avalokiteshvara şunları söyler ve Buddha da bu gerçeği kavradığı için onu över: “Form boşluktan farklı bir şey değildir; boşluk formdan farklı bir şey değildir. Aynı şey duygu, idrak, oluşum ve bilinç için de geçerlidir. Bütün olgular aslında boşluktur. Onlar ne yaratılmış, ne yok edilmiştir; ne kirlidir, ne de temiz; ne artarlar, ne de azalır. Bu nedenle boşlukta form, duygu, idrak, oluşum veya bilinç yoktur; göz, kulak, burun, dil, beden veya zihin de yoktur…”

“Form olmadan zihin diye bir şey olmaz çünkü hiçbir şeye tepki vermez ama zihin olmadan da form hiçbir şey ifade etmez. Bütün Dünya aslında altı organın altı farkındalık biçiminin ilüzyonundan ibarettir. Duyu organları ve beynin yarattığı düşünce yetisi de ilgili farkındalık biçimlerini algılar. Ama bunlar “gerçeklik” değildir, gerçeklik bunlardan oluşmaz. Buddha’ya göre aslında “gerçek zihin” beyinde yahut vücudun içinde de oluşmaz.”

“Budizmde, “Prajna” bütün fenomenleri ve evrendeki olayların hepsini içine alan geniş kapsamlı bilgeliği tasvir etmektedir. Budizm öğretilerine göre Prajna, beden ve ruh dengesini kurarsa ve Samadhi’deki özne ve nesnelerin ayrımına varırsa dolaysız ve sezgisel bir deneyim elde edecektir. Bu duruma gelebilmek için Zen-Budizm’deki oturma meditasyonunun (Zazen) alıştırmaları uygulanmaktadır. Budist meditasyonu temelde iki tema ile ilgilenir: Zihnin dönüşümü ve bu zihnin kendisinin ve diğer olguların keşfi için kullanılması. Prajna genelde dişil olarak kabul edilir. Bilgelik, Budizm’deki kutsal Asil Sekiz Yol’un birinci ve ikinci aşamasından sayılmaktadır.”

“Buda’nın öğretilerine göre kişilik, insanın kendi deneyimleri ve Dünya’yı algılamasıyla birlikte beş gruptan oluşmaktadır: Vücut, duyu, idrak, ruhsal farkındalık ve bilinçaltı. Budizm’de reenkarnasyonun sadece ‘ruh göçü’ değil, karma bir dürtü olduğu anlaşılır.”

Kişisel gelişimlerinin özü şu dörtlükte yatar:”Temeli sözcük ve harfler üzerine atılmamış, doğrudan insan zihnini hedefleyen, yazıların dışında özel bir ileti, insanın kendi doğasını kavrayıp budalığa erişmesi.” En derin gerçeğin sözle iletilemeyeceğine inanılır. Kişisel gelişme de, zihinde birtakım sözlerin birikimi değil, belki de tam tersine, birikmiş sözlerden, başka bir deyişle, edinilmiş bilgiden arınmadır.

Zen Budizmi:
“Zen, kökeni Hindistan’daki Dhyana okuluna kadar uzanan bir Mahayana Budist okulunun Japonca’daki ismidir. Zen Budizm, Hind ve Çin geleneklerinin ortak bir ürünüdür.12.yüzyıldan sonra Japonya’ya da geçerek Japon kültürü içinde gelişmesini tamamlamıştır. Zen Budizm Çin ve Japonya’da çokça rağbet gören bir Budist okuldur. 20. yüzyılda Batı’da tanımaya başlanan bu okul, İngilizce ve diğer Batı dillerine Zen ya da Zen Budizm ismiyle girmiştir. Zen diğer Budist okulların arasından aydınlanma amacıyla yapılan meditasyona verdiği önemle ayırt edilir. Meditasyon anlamına gelen Japonca “zazen” kelimesi Ch’an/Zen kelimesinden türetilmiştir.” “Mahayana Budizmindeki diğer okullarda olduğu gibi, Zen’de de tüm duyarlı varlıkların Buda doğasına sahip olduğu kabul edilir ve bunun zihnin kendi doğasından başka bir şey olmadığını vurgulanır. Zen uygulamasının amacı her bir bireyin içindeki bu Buda doğasının, günlük yaşamda meditasyon ve farkındalık yoluyla keşfedilmesidir. Zen uygulayıcıları bu çalışmanın varoluş hakkında yeni bir perspektif ve kavrayış kazandıracağına ve nihayetinde aydınlanmaya ulaşılacağına inanır.” Zen, kural karşıtı veya anti-teorik bir öğreti olarak değerlendirilebilir.

“Zen de ne kutsal kitap, ne de dogma vardır. Zen onu izleyenlere hiçbir şeyi inandırmaya ve hiç bir inancı kabullendirmeye zorlamaz. Zende bir şeyi bilmek onu iç gerçek durumuna dönüştürmeyebilir. Bu nedenle de kişisel deney ve kişisel yaşam herşeyden daha önemlidir. Geniş bir tanımla Zen, “Herşeyden önce zihnimizin yaratıcı ve özgür gücünü öne vererek,bir takım genel kavramlarla değil, hayatın yaşayan gerçekleri ile uğraşmak, özne ile nesne arasındaki ikilikten zihni koparıp, aklı da, anlayışı da aşarak kendi derinliğimizin farkına varmanın yoludur.” Zen yolunun sonu Nirvana’dır. Nirvana aydınlanmada doğal olarak kendiliğinden ortaya çıkacak zihinsel bir durumdur. Aydınlanmak ise kavramların ötesine geçip dünyayı gerçek böylesiliği ile görmektir. “Nirvana, sözcük anlamı olarak, bir alev sönünce ortaya çıkan durum. çoğunlukla biçimsiz, içsiz ya da boş gibi kelimelerle değerlendirilmektedir. Fakat içsizlik sadece “hiçlik” olarak değerlendirilmemelidir. Bu aslında tam aksine tüm biçimlerin özüdür ve bütün hayatın kaynağıdır. O nedenle Budistler de en son gerçekliği “Sunyata” yani içsizlik ya da boşluk olarak isimlendirilir.”

“Zen diğer Budizm modellerine kıyasla yazmalara daha az önem atfeder ve gerçeğe doğrudan rûhânî atılımlarla ulaşılacağını vurgulamayı tercih eder. Zen Budist öğreti paradokslarla doludur, burada amaç egonun bağlarını gevşetmek ve Buda’nın kendisiyle eşdeğer tutulan, Gerçek Benlik ya da Şekilsiz Benlik Âlemi’ne girişi kolaylaştırmaktır.” “Zazen olarak anılan meditasyon, Zen uygulamarının temelini oluşturur. Bodh Gaya’daki Bodhi ağacının altında aydınlanmaya ulaşan Buda’nın oturuşunu ve onun Sekiz aşamalı yol’da öğrettiği, farkındalık ve konsantrasyon kavramlarını canlandırır.” Lotus duruşu Buda heykellerinin oturuş biçimidir.”

“Oturarak yapılan meditasyon, Zazen Zen pratiğinin merkezini oluşturmaktadır. Dikkat kişinin duruş biçimi ve nefesine yöneliktir. Zazende genel teknik, iç ve dış uyarılara tümüyle açık olmakla, sınırsız bir farkındalık, bilinçlilik hali ve uyanık olma durumudur. Zazen uygulaması sırasında her türlü iç ve dış algı, önem sıralaması, seçim yapılmaksızın izlenmelidir. Günlük yaşamda deneysellenmesi mümkün olmayan, yaşanmayan bir bilinçlilik haline ulaşmaktır. Olağan insan bilincinin yapısının, o tek merkezli benlik ve bilinç duygusunun aşılarak, çok merkezli bir bilinç yapısına ulaşılma çalışmasıdır ve zazenin amacı budur.” “Zazende, diğer birçok meditasyon tekniğindeki gibi, olağan, kendiliğinden düşünsel akımlara müdahale edilmez. Tersine zazendeki kişi, bu zihinsel akımları bilinçli olarak izlemektedir. Zazende esas olan sınırsız bilinçliliktir, uyumdur, düşünce akımları konusunda da böyledir. Zende uyum esastır.” “Bir yandan da zihinde olup bitenlerin sürekli bilincinde olmak, zihnin uyanıklığını, haberliliğini sürdürmek zen’in yoludur. Gelecek üzerine kurulmuş umutlar, hayallerle yapılan, bir amaçla yapılan Zen gerçek Zen değildir. Başka bir deyimle insan Buda olmak için Zen uygularsa bu uygulama onu Buda’lığa götürmez. İnsan Zen’i uygulayarak Buda olduğunun farkına varır.”

“Zazen bize zihnimizi tanımak; asıl yaradılışımızı tanımak fırsatını verir. Bir kere insan zihnini derinlemesine tanıdı mı bir daha kaba düzeydeki eski durumuna geri dönmez. İç görü, sezgi (parajna), şefkat, sevecenlik duygusu (rakuna) uyandı mı gerçek özgürlüğe, bağımsızlığa götüren “kapısız kapıdan” geçilmiş demektir. Kendi yaratımız olan doğru eğri, haklı haksız, uygun uygunsuz gibi ön yargılar, düşünce kalıpları, kavramlar, ön seçimler, gökteki ayın parlaklığını görmemizi engelleyen bulutlar gibidir.”

Bir Zen üstadı meditasyon tekniğini şöyle anlatıyor: “Dikkatinizi hiçbir dış konuya yöneltmeden iyice rahat ettikten sonra birkaç derin nefes alınız. Sonra düzenli olarak yavaş bir tempoyla derin nefes alış verişini sürdürünüz. Zihin iyice sakinleşip nefes alış verişinizi sürekli ve rahat tempoya oturtana kadar alıp verdiğiniz nefesleri sayınız. Böylece nefes alıp verme işlevi üzerinde dikkati yoğunlaştırmak kolaylaşacağı gibi bir yandan da zihinden kaba düzeydeki düşünceler de uzaklaştırılmış, düşünce dalgaları yatıştırılmış olacaktır. Ya nefes alışı, ya nefes verişi sayınız yani nefes aldığınız zaman bir, tekrar nefes aldığınız zaman iki ve bunun gibi saymayı sürdürünüz. Hiçbir sebeple ya da alışkanlıkla ondan daha fazla saymayınız on olunca on bir diye değil, bir diye saymaya devam ediniz. Bu arada zihninize gelip gidecek düşünceleri zihninizden kovmaya ya da tutmaya çalışmayın… Bırakınız onlar serbestçe gelip gitsinler. Yalnız zihnimizde olup bitenlerden bilincinizin haberli olsun bu yeter… Bir dalgınlık içine düşmemeye özen gösterin.” Meditasyon ile zihin boşaltılır.

“Kendiniz kendinize ışık olun, dışınızda olan, dışınızdan gelebilecek hiç bir şeyden destek, dayanak aramayın. Kendinize yalnız gerçeği ışık yapın. Kendi dışınızda hiç ama hiç kimseden destek, dayanak aramayın.” der Buda.

“Buda’ya göre varoluşu birleşerek oluşturan en son ve en küçük parçalara Dharma adı verilir. Sayısız Dharma vardır. Dharma deyince canlı bir öz, bir ruh ya da canlılık anlaşılmaz, dharma’lar cansız parçacıklardır. Canlı ve cansız bütün varlıkların, dağların, taşların böyle küçük cansız dharma’ların bir araya gelmesiyle oluştuğu kabul edilir. Demek ki tüm varoluş küçücük drahma’lardan oluşmuş bir görüntüdür. Bir dharma ayrıca kalıcı ve sürekli değildir. Oluşan ve hemen sonra yok olan kısa süreli bir görüntüdür. Sürekli,kalıcı bir varlık ise hiç yoktur ve olmamıştır. Yalnızca sürekli bir çevirim ve akış, dharma’ların kesintisiz bir oluş ve yokoluş süreci vardır. Her varlık geçicidir ve bir an için parlar, parlayarak algılandığı anda yine sönerek geçmişte kalır. Yalnız içinde yaşadığımız şimdiki an gerçektir ve evren sürekli yinelenen “şu an’lardan” geçiciliğin sürekliliğinden başka bir şey değildir.

“Kalıcı bir kişilik, benlik olamaz. Bilincimiz, duyularımız, ruhumuz her an yeniden oluşur ve çözülür.
Her dharma kendinden önceki beşka dharma’ların oluşturduğu koşullar ve ortam içinde bir kurala bağlı olarak ortaya çıkar. Etki-tepki yasasıyla herşey birbirine kaçınılmaz ilişkiler ağıyla bağlanmıştır. Budacılıkta kalıcı olan bir şey varsa işte o da varoluşun bu yasasıdır.” “Sanskrit Dharma kelimesi Budizm’de şu anlamda kullanılmaktadır: Dünyayı oluşturan etmenler, olgular topluluğu ve doğa yasaları (dharmalar).” “Zen öğretmeni, Dharma’yı öğretmek, öğrencilere meditasyonda yol göstermek ve çeşitli törenleri yönetmek üzere Zen geleneğine dâhil her hangi bir okulda rahipliğe atanmış bir kişidir. Japonca “sensei” kelimesidir.”

“Kelime olarak “fikir aracı” anlamına gelen “Mantra”, Sanskritçede dînî şiir demektir. Meditasyon ve görselleştirmenin yanı sıra Mantra’nın sözlü geleneği de özel tantrik araçlar arasında yer alır.” “Kullanımı mantra ile ilişkili ve okul ve felsefesine göre değişiklik gösterir. Kelimeler ve oluşan titreşimlerden faydalanarak kişinin daha yüksek bir bilince ulaşmasını amaçlar.”

“Koan; genelde Zen veya Budist tarihle ilişkili bir hikâye ya da diyaloglardır; aralarında erken dönem Çinli Zen ustaların anekdotları en fazladır. Ünlü Zen öğretmenlerinin bilgeliklerinin bir göstergesi sayılan bu anekdotlar, öğrencilerin Zen uygulamasında ulaştığı seviyeyi ölçmek için kullanılabilir. Koan’ın cevabını bulmak için öğrenci kavramsal düşünceyi ve dünyayı düzenlerken sarıldığımız mantıksal yolu bir kenara bırakmalıdır; böylece sanatsal yaratıcılıkta olduğu gibi, uygun kavrayış ve cevap kendiliğinden, kendiliğinden olarak zihinde belirecektir.”

Buda şunları söyler: “Dünya ne iyidir ne de kötü. İnsanın mutsuzluğu dünyanın kötü oluşundan değil, dünyayı olduğu gibi, olduğu durumuyla içimize sindiremeyişimizdendir. Ve dünyadan verebileceğimizden fazlasını istememizdendir.” “Herşey geçicidir, hiçbir şey kalıcı değildir. Doğum ve ölüm vardır; büyüme ve çürüyüp bozulma; birleşme ve ayrılma vardır.”

Bir alıntı şöyledir: “Nan-in konuğa çay sunar. Profesörün fincanını doldurur ama durmaz, çayı fincana döker de döker. Konuk taşan çaylara bakadurmaktadır. Bir süre sonra kendini tutamayıp, boşalır.
– “Taştı, artık almaz ki…”
– “Bu fincan gibi sen de kendi düşüncelerin, kurgularınla dolusun. Önce fincanını boşaltmazsan sana Zen’i nasıl gösterebilirim.” der Nan-in.”

Zen ustası Chao-chou’nun yaklaşımına göre: “Zen sizin her günkü düşüncenizdir. İşin aslı kapının menteşesinin ne tür takıldığıdır. Kapı içeri de açılabilir, dışarıya da…” Zen’e göre, “Geçmişe bakış açısı şükran, şimdiye hizmet, geleceğe de sorumluluk olmalıdır.” Zen’in amacı insanın kendi öz yaradılışını tanımasıdır. Kendi kendini tanımanın “bir araştırıcısıdır.” Zen, bilincimizi keskinleştirmek, bizi uyandırmak, duyguların girebilmesi için gönlümüzde bir aralanma yapar.

“Budha’nın öğretisi onun çağında izdeşleri olmuş kişiler tarafından ağzından çıkan lafları kaydederek oluşturulmuş ve zaman içinde bu sözlere Dhammapada adı verilmiştir. Her ne kadar binlerce yıl önce yazılmış bir eser olsa da “Kendinize yalnızca kendiniz ışık olun. Kendi dışınızda bir ışık aramayın.” diyen bir aydınlanmışın mesajının her çağ için olduğu gün gibi açıktır.” Dhammapada (Gerçeğe giden yol)dan bir alıntı şu şekildedir: “Bugünkü yaşamımız dünkü düşüncelerimizin, yarınki yaşamımız da bugünkü düşüncelerimizin eseridir. Yaşam aklın eseridir, hayatımızı, zihnimiz yaratır.”“Kişinin kendini yenme çabasında harcadığı her anın değeri, o kişinin yüzlerce yıllık ibadetinden daha büyüktür.”

“Buda’nın öğretileri, Pali diliyle Dhamma, evrenin ve insanın oluşum ve değişim kurallarıyla yapısal özelliklerini düzenleyen yasaların tümü, aynı zamanda insanı acıdan, ızdıraptan kurtarıp, Nibbana (Nirvana)’ya eriştiren öğretilerdir. Dhammapada ya da Dharmapada insanın bilmeye, uyanmaya, görmeye, farkında olmaya giden gayretlerine yol göstericilik yapar. Buda’nın bu öğretileri iki yüz yıl kadar dilden dile aktarılmış ikiyüz yıl sonrasında Pali Derlemeleri olarak yazılı hale getirilmiştir.”

“Zen Budizmi şöyle özetlenebilir: Zen zihni başlangıç zihnidir. Gerçek zihin sessizdir. Gerçek zihin şekilsizdir. Hindular ve Budistler bilinçaltını araştırmaya çok uzun zaman önceden başlamışlardır.” Bir din değil bir yoldur, amaç “insan gibi insan” olmaktır. “O, hiçbir şeyi peşin kabul etmez ya da reddetmez. Soru sormaktır asli sebebi. Ruha dinginlik veren zen doğaya döndürür insanı yeniden.”

“Bir şey yapmadan sakin sakin otur, Nasıl olsa bahar gelir, otlar da büyür.” tavrı mistiklikten biraz da miskinliğe giden bir tavırdır ki Buda bunu önermez. “Siddhartha, çileci yaşam yerine, ne nefsin her isteğine boyun eğen, ne de vücudu yıpratacak kadar mahrum bırakan ve Orta Yol olarak tanınan bir yaşam şekli geliştirir.” “Buda’nın yolu tüm büyük inisiyelerinki gibi orta yoldur, aşırılıktan kaçınılmasını öğütler. Buda’nın sözleri, insanlık âleminin öz ve içsel varlığını belirleyen bütün evrensel inançların ana düşünüş sistemlerine uyar.” Denildiği gibi sadece “Bağdaş kurup boş boş oturmakla Buda olunmaz.”

Farklılık ve zaman içerisinde kazanılan farkındalık gelişmenin ön koşullarından biridir. Yolcu yolunda her durağı tanır, tüm düşünce ve inanış biçimlerini araştırır. Gerçek insan, tek yönlü bilgilenmenin de kimi zaman bilgisizlik kadar tehlikeli olduğunu çok iyi bilir. Tek bir yola ya da tek bir yolun tek bir ince şeridine kısılıp kalıp diğerlerini küçümseyip aşağılamaz. Sayısız pencereden yaşama yollar açılmaktadır ve tek bir pencerenin belli aralığından bakarak dünyayı, kendimizi, evrensel bütünü ve varoluşun nedenlerini anlamak zordur.

Uzakdoğu yolları ile ilgilenenin aşırı miskin, batı ezoterik sistemleri ile bütünleşenin aşırı rasyonel gibi etiketlerle nitelemek yanlıştır. Yolcu kendi kabını hürce kendi açık büfesinden seçerek doldurur ve en sonunda başkalarının söylediklerini söyleyerek onları tekrar ederek değil; başkalarının düşünmediklerini düşünerek, gerçekleştiremediklerini hayata geçirerek kendi özgün yolunda aydınlanmayı yaşar…

Bir Zen uyarısı şöyledir: “Eğer çalışmanız iyiyse, ondan gurur duymaya başlarsınız. Fakat bu gurur fazladan eklenmiş bir şeydir. Yaptığınız şey iyidir ama ona fazladan bir şeyler eklenmiştir. Doğru çaba fazladan eklenmiş şeylerden kurtulmak demektir.”

Ve Buda aydınlanma yolundaki engelleri hatırlatırken şöyle bitirir: “Eğer aydınlanma ile arana “Buda” girerse; Buda’yı da öldür!”

Kaynakça:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Budizm
http://tr.wikipedia.org/wiki/Zen
http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/HTMLdosya1/zenbudizm.htm
http://www.dusuncegezgini.com/budizm.htm ; Özkan Aras
Zen Budizm Bir Yaşama Sanatı; İlhan Göngören Sf. 157 – 176
http://www.historicalsense.com/Archive/buda1_1.htm
Gerçeğin Yolu Dhammapada; Dr. Refik Algan
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mantra

2.759 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Çam Süsleme Geleneği ve NarduganÇam Süsleme Geleneği ve Nardugan Tüm dünyada Hıristiyan alemi her yıl 25 Aralık tarihinde İsa’nın doğumunu Noel adı altında, bayramla kutlar. Bu doğuş bayramı, Kutsal Doğuş veya Milat Yortusu olarak da bilinir. 20. […]
  • Mitolojik açıdan 3 sütunMitolojik açıdan 3 sütun KÖKEN : Myhtologia kelimesinde iki zıt kavramın birleştiğini görüyoruz. Mythos ( efsane ) ve Logos ( söz, anlam, düşünce, akıl,gerçek ) Logos, her şeyin nedeni olan tanrısal […]
  • MitolojiMitoloji “İnsana değerini veren sahip olduğu yahut sahip olduğunu zannettiği hakikat değil, ona yaklaşmak için harcadığı çabadır; zira mükemmelleşmesi hakikate sahip olmakla değil, onu araştırmakla […]
  • AsklepionlarAsklepionlar Tarihin ilk çağlarında tıbbi tedavi, harici incinmeler ve yaralarla sınırlıydı. Savaş meydanlarında vücuda saplanan silahlar çıkarılır, kanama bandajlarla durdurulmaya çalışılırken, […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler