felsefe taşı

Yobazlık ve Bağnazlık

Yobazlık ve Bağnazlık
Mart 22
13:19 2016

“Bilinende sınır vardır, bilinmeyende sınır yoktur. İnsan aklı anlaşılmazlığın engin okyanusunda barınacak bir ada sağlar. Her kuşağa düşen iş, bu okyanustaki adaya biraz daha toprak katarak büyütmektir.” T. H. Huxley

Yobazlık, bağnazlık ve gericilikle ilgili bazı tanımlar şu şekildedir: “Yobaz; dinde bağnazlığı aşırılığa vardıran, başkalarına baskı yapmaya yönelen kimse ya da bir düşünceye, bir inanca aşırı ölçüde bağlı olan kimse anlamına gelir.” “Bağnaz ise bir düşünceye, bir inanışa aşırı ölçüde bağlanıp ondan başka bir düşünce ve inanışı kabul etmeyen, mutaassıp, fanatik anlamındadır. Bağnazlık bir görüş, kanı ya da tutumun tartışma ve eleştirilere kapalı tutulması ya da en aşırı biçimiyle benimsenmesi durumu, hoşgörüsüzlük durumudur.” “Gericilik ise toplumda çağdaş değerlere ve yeniliklere önem vermeyen, her yönüyle eskiyi özleyen veya eski düzeni yaşamaya çalışan görüştür.”

Bağnazlık; herkese, her şeye önyargılarla ve itina ile yargılayarak yaklaşmaktır. Bağnaz bir korku içersindedir ve kendine güveni yoktur. Bağnaz hep uçlarda yaşar. Diğerini dinlemez, etiket ve yaftalama huyu vardır. Anlamak için çabalamaz. Kişi kendini anlattığı kadar vardır oysa. Bağnaz dinlemez, bir başkası konuşurken mimiklerin, donuk bakışların hatta vahşi karşı çıkışların ve öfkenin vatanıdır bu yapı. Farklı fikre yaşama izni vermediği gibi farklılıkları tek potada eritmek için çabalar. Yeni fikirler onda alerji yapar. Yeniliklere, yeni düşüncelere kapalıdır. Değişimleri, gelişimleri takip etmez. Atgözlüklü, katı dogması ile bir ömür kendi yaşadığı kafeste sözde mutlu ve mesut yaşar.

Yobazlık, bağnazlığın dinle örülmüş halidir. Samimi dindarlık ile yobazlık birbirinin zıttıdır. Sözde çağdaş entelektüellerin bir kısmı burada sınıfta kalır. Dindarlık samimi bir yaşam biçimi ise saygı duyulmalıdır. Yobazlar yani hem kendini hem de etrafını yakanlar ise tehlikelidir. “Bunlar kendi hayat görüşleri ve dini yorumlayış tarzlarına göre kâfir olarak gördükleri insanları Müslüman da olsa, diri diri yakma hakkını kendinde gören insan bozuntularıdır.”

Yobazlık, bağnazlık dinde, bilimde, düşünce yapısında kısaca her alanda mevcuttur. Sosyolog Dr. Murat Çağatay, şöyle bir üçlemeye dikkat çekiyor: “Dinci, dindar, dinden geçinen.” Tüm kavramlar için geçerli olan bu üçleme şu şekilde açıklanabilir. Yobaz, fanatik dinci, samimi dininin gereklerini yerine getiren dindar ve dinden para kazanan dinden geçinen gözleri çevrede sadece dolar gören yapı.

Dini çerçevede, sosyal hayatı ıskalama ve cemiyetleşememe sebebi ile cemaatleşmiş, özgürlüğünü, hürriyetini, benliğini bir üst iradeye(şeyh, şıh vs…) biat ederek teslim etmiş, yaşayan ölülerdir yobazlar. “Dinden soğutan hareketlerin toplum içerisinde uygulayıcılarıdır. Zihniyetleri köhneleşmiş, iletişim kurmanın deveye hendek atlatmaktan daha zor olduğu insanlardır.”

Her görüşün bağnazlığı zehirdir. Aklın rafa kaldırıldığı, yerine naklin konduğu, düşünmenin, sorgulamanın olmadığı bir akıl tutulması halidir. Bağnazlığı sadece dine bağlı bir kavram gibi düşünmemeliyiz. “Bağnaz kelimesi sadece bir kesime hitap etmemelidir, entelektüelim diye geçinen bağnazlar da çoktur. Vatan gazetesinde Tuğçe Baran’ “Kaşınan yaralar ve kompleksler” başlıklı yazısı şöyle:”

“Zır kapı. Biri kız biri erkek iki genç:”Biz A.D.D.’inden geliyoruz. Atatürk düşmanlarına karşı mücadele ediyoruz. Bütün Atatürkçüleri ayağa kaldırıyoruz. Şu kitap neler yapmamız gerektiğine karşı bir rehber kitap. Almak ister misiniz? Süper bir zamanlamaları vardı. Tam da şu “bizim” laikler neden bu kadar haşin ve de alıngan mevzuunun ikinci bölümünü yazmaya hazırlanıyordum. Fazla uzatmak istemedim “Hayır” dedim “teşekkür ederim.” “Niye?” dedi kız. “Gerici misiniz?” O yeee… Kitabı aldın “ilericisin”, kitabı almadın “gericisin”! “Evet” dedim “gericiyim. Saltanat geri gelsin istiyorum. Hatta hilafet de gelsin” “İnanmıyorum” dedi çokbilmiş ADD kızımız. “Neden” dedim. “Tipiniz öyle göstermiyor.” Üzerimde askılı bluz vardı. Bir çift bluz “askısı”mıydı benim bütün referansım? Askı var tamam, askı yok gerici. “Ah” dedim. “Yobaz dediklerine karşı mücadele verirken ne kadar
yobaz olduğunun farkında mısınız?” Sinirlenip gittiler… Sorum hâlâ geçerli: Kim daha az şekilci? Kim daha az muhafazakâr? Kim daha az dogmatik.”

Afşin Selim “Patolojik bir vaka: Yobazlık” isimli yazısında şunları söylüyor: “Yobazlık her şeyde ve her yerde görülebilir pekâlâ! Yargı, düşünmeksizin verilir. Bütünüyle reddiyeci ve kalıpçı bir bakışsızlık açısızlığı kuşatır algıyı. İnsan denilen varlık, başkasının benliğini hizaya getirmekle oyalanırken, kendi benliğine karşı cesur olamıyor. En büyük düşmanının yine kendisi olduğunun farkında değil muhtemelen… Yobaz göremez, yalnızca bakar. Yobaz ambalajcıdır. İdeolojik yobazlığın genelleyiciliği ise, etiketçiliğinden sirayet eder. Şartlanmışlık yaşatır. Tahammülsüzlük normalleşmiştir. Farklılıkların her biri düşman olduğu için yok edilmelidir. Düşünmek sorgulamaktır. İdeolojik yobazlık, özeleştiriden yoksundur. Kişi büyüklendikçe küçülür.”

Eskimiş, kokuşmuş, kirlenmiş, bozulmuş, miadını doldurmuş olan düşünce ve yaşam biçimini inatla savunan, bunun doğruluğuna katî bir şekilde inanan ve bu doğruluğu kendine yaşam biçimi seçerek dolaylı ya da direkt bunu diğer insanlara dayatan insan yobazdır.

Haşmet Babaoğlu bir yazısında şunları söylüyor: “Yobazlığın sağı solu yok. Çoğu zaman irticacı kadar yobaz laik de; çoğu zaman gelenekçi kadar yobaz yenilikçi de! Kendini bilimden yana görenin yobazlığı bazen en hurafeciden bile daha sert, daha kuru, daha insafsız! Yobazın milliyetçisi, enternasyonalisti; liberali, muhafazakârı, sosyalisti, Kemalisti yok! Hepsi bir anda ve nasıl da kolayca yobazlığa dönüşebiliyor! Hepsi çevresini dikenli tellerle örüyor, hepsi dışlayıcı, hatta yok edici. Ve ne yazık ki, hiçbir teori, hiçbir inanç yobazlığa karşı doğal bağışıklık sağlamıyor.”

“Nedir yobazlık? Nedir bağnazlık? Bir zamanlar Ahmet İnam çok güzel tanımlamıştı:” Yobazlar dünyayı boydan boya ikiye ayırırlar. Bizimkiler ve onlar…” Bir de… En büyük yanılgımız okumanın, öğrenmenin yobazlığa engel olduğunu sanmak, yobazların cahiller olduğunu sanmamızdır. Okur yobazlar, bol bol yazan yobazlar vardır. Ama sürekli kendilerini haklı kılmak için okur, yazar yobazlar. Bir de… Bana sorarsanız… Vazgeçtim gündüzlerinden… Gece kafayı yastığa koyunca hemen uyumayıp kendilerine “nereden geldik, nereye gidiyoruz?” diye sorsalar… Biraz kuşkulanıp sorgulasalar bildiklerini, öğrendiklerini, fikirlerini… Düşünce ve inanç tembelliklerini biraz olsun terk etmeyi göze alsalar… Belki o zaman yavaş yavaş kalkmaya başlar yobazlığın karanlık örtüsü!”

“Tüm idealistler, hizmet ettikleri davaların her şeyden önce dünyanın tüm öteki davalarından üstün olduğunu düşünürler. Kendi davalarının biraz olsun başarılı olması için, bu davanın tüm öteki insan girişimlerine gerekli olan aynı pis kokulu gübreye açıkça ihtiyacı olduğuna inanmak da istemezler. Bir düşmanla savaşarak yaşayan kişinin, düşmanını hayatta bırakmasında fayda var.” diyor Nietzsche.

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat “Dünyanın ve insanlığın hal-i pür melali” isimli makalesinde şöyle diyor: “Kolaycı ve indirgeyici kafalar için ise, gökkuşağı diye bir mes’ele yoktur. Başkalarının fikirlerini, ideolojilerini, hazırlop sunuluvermiş “brainnet”lerini kolayca benimserler; başka her türlü düşünceye düşman birer fanatik, sekter, hatta yobaz olurlar. Bunların renk ve istikametleri çok farklı tezahür edebilir: Solcu, sağcı, Freudcu, Darwinci, Müslüman, Hristiyan, ateist… Her kılığa bürünebilirler ama ana yapı aynıdır: İndirgeyicilik, hizipçilik ve kendinden olmayandan nefret etmeyi bir kaba koyup iyice çalkalayın, üzerine de biraz sevgisizlik ekleyin, işte mamûlünüz hazır! Bilimle uğraşanları kendi ekollerinin haricindekilere düşmanlık ederler, politikada yer alanları farklı düşünenleri ellerinden gelince öldürürler, asla demokrat olamazlar. İşin vahim yönü, pek çok alanda en faal ve örgütlü olanlar da brainnetçilerdir. Kendilerini aşmak çabaları olmadığı için, enerjilerini kendi dünya görüşlerini diğerlerini yok ederek yaymak amacıyla harcarlar.”

“Yobazlık her hangi bir ideolojiye körü körüne bağlanmak şeklinde açıklarsak, bütün dünyanın sorunudur, toplumun bütün katmanlarında olabilir… Her mesleğin, her ideolojinin yobazı olur, mesela din yobazı, fen yobazı, devrim yobazı, evrim yobazı, siyaset yobazı, laiklik yobazı… Yobazlık bir düşünce tembelliği halidir, insanın düşünce yeteneğine açıkça ihanetidir… Düşünce tembelliğinin sonucu olarak, yargıları bir analitik süzgecin delikleri arasından geçmeyeceği için davranış kodu ezberletilmiş doğadaki hayvanlar gibi hayatın her aşamasını şekil ve format üzerinden sınıflandıracak ve kafasında etiketlediği kodlara uygun bir durumda kendisine ezberletilmiş veya daha da kötüsü kendi kendisine ezberlediği davranış kütüphanesinden uygun karşılığı çıkaracak ve uygulayacaktı, bu ‘uygun’ karşılığın ‘akla uygun’ olmasını beklemek neticede tüm dünyanın kendi kafasındaki doğrulara göre olmasını isteyen, hastalıklı ve oldukça tehlikeli bir düşünce biçimidir.” diyor Aydın Kaptan “Yobazlık” adlı makalesinde.

Yobazlık konulu bir fıkra ise şöyledir: “Köprüden geçmekte olan yobaz, bir adamın intihar etmek üzere olduğunu görür. Koşarak yanına gelir ve “Dur, sakın yapma” der. Adam “neden” deyince yobaz, “yaşamak için birçok sebep var” karşılığını verir ve aralarında şu konuşma geçer:
— Dindar mısın? — Evet.
— Ben de… Hristiyan mısın Budist mi? — Hristiyan.
— Ben de… Katolik mi yoksa Protestan mısın? — Protestan.
— Ben de… Episkopal mi yoksa Baptist misin? — Baptist.
— Ooo, ben de… Tanrının Baptist Kilisesi’nin mi, yoksa İsa’nın Baptist Kilisesi’nin mi üyesisin?
— Tanrı’nın Baptist Kilisesi’nin.
— Ben de… Tanrı’nın Reformcu Baptist Kilisesi mi, Tanrı’nın Orijinal Baptist Kilisesi mi?
— Tanrı’nın Reformcu Baptist Kilisesi.
— Ben de… 1879 tarihli mi, yoksa 1915 tarihli reformdan yanasın? — 1915.
Yobaz, “Vay kâfir vay” diyerek adamı köprüden aşağı iter!”

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk; “Çağdışı ve çağdaş yobazlık” adlı makalesinde şunları söylüyor: “Tüm yobazlıklar belli bir zamanın değerlerini ilahlaştırma ve bu ilahlaştırmanın uzantısı olan tabuları insana egemen kılma illetine dayanmaktadır… Yobazlık, insanın daha iyiye ve daha güzele doğru kanat açmasından rahatsız olan bir şuuraltının ürünüdür. Yobazlık ‘‘daha iyi’’nin olabileceğini asla kabul etmez. Yeni ufuklara yükselme yerine hep aynı çukurda çakılıp kalma ve o çukurun dışında kalanları yetersiz veya ‘‘zararlı’’ ilan etme tutkusu, yobazlığın bir tür ‘‘alâmetifarika’’sıdır. Yerleştiği çukurun dışında dünya kabul etmemek, yobazlığın dini-imanıdır. Durmadan yürümek ve sürekli değişmek, varoluşun omurgası olduğu için, yobazlık, hayata ve insana kurulmuş pusuların en zararlısıdır.” “Çağdışı yobazlık, eskiyi putlaştırır; çağdaş yobazlık ise içinde yaşanılan zamanı.”

Yobazlık, inat, dışa kapalılık ve dar kafalılığın kanserleşmesidir hatta bir kültürel intihardır. Bilinmeyen daima ‘tehlikeli’ sayılmıştır. Eric Ho¬ff¬er’ın tabiriyle “kesin inançlılar” yani taassup sahipliği ve yo¬bazlık bir hayat ve düşünce tar¬zının ismidir. Bu geniş kitleler, at gözlüklerini takmışlardır. Bağnazlık ve taassup her yerde yaygın ve evrenseldir. Dogma, bilgisizlikten ve karanlıktan doğan yanılgılar ve taassup ise, saplantı halindeki bir kanıya aykırı düşen her düşünceye, körü körüne saldırmaktır. Yobazlığın, tutuculuğun, kör inançların belirli bir yurdu, ulusu yoktur.

Ahmet İnam; Akşam gazetesinde “Yobazlık diye bir sorunumuz var mı?” isimli yazısında şunları söylüyor: “Bir dünya görüşünü, o görüşe karşı çıkan diğer görüşleri, ona ilgisiz kalanları tanıma, öğrenme duyarlığından uzak düşüp, görüşünüzü irdeleme, tartışma, eleştirme gücünden yoksun olarak yaşıyorsanız, kendinize yobazlık testi yapmalısınız ya da yaptırmalısınız. Elbette bu duyarlık bir bilinçlenme başarısı gerektirir. ‘Neyin enayisiyim ben? Nelerin kolaylığına, tembelliğine, ucuzluğuna kapıldım?’ Bunun gibi sorulara nasıl yanıt verdiğinize bağlı olarak yobazlık testinden bir sonuç alabilirsiniz.” “Yobazlık, çağımız insanının en kolay kapılabileceği bir düşünme ve yaşama bağımlılığıdır. Bir çeşit hastalıktır. İnsanların güven gereksinimi, ruh tembelliği, yobazların sayısının çok fazla olmasına yol açıyor. Unutmayalım, her düşüncenin, her inancın yobazı olabilir. Yobazlık, sahip olduğumuz bilgiyi, inancı nasıl yaşadığımıza bağlı olarak kendini gösterir. Kendimi yenileyemeyip, özeleştirinin keskin bıçağını zihnimden uzak tuttukça, yobazlar arasına kendimi de katabilirim.”

“İnsanlar çocukken bir şeyleri öğreniyorlar; evlerinde, okullarında, sokakta belli topluluklarda bu öğrendiklerini giderek değişmez hakikatler olarak kabul etmeye başlıyorlar. Bu inançlarını bir daha sorgulama, zenginleştirme, tazeleme, irdeleme enerjisini kendilerinde kolay kolay bulamıyorlar. Araştırma, arama zahmetine girmeden, bize her nasılsa hazır giysiler gibi giydirilen düşüncelere bağlanıvermek ne de rahattır!” “Giderek teknolojinin getirdiği rahatlık içinde büyümeye başlıyor düşünme tembelliği. Edinmeye çalıştığımız bilginin ana kaynaklarına gitmeye üşeniyoruz. Onun için el kitapları ile idare ediyoruz. On derste mutlu oluyoruz, on derste düşünüyor, doksan dakikada felsefe öğreniyoruz. Kolaylığın getirdiği bir şey yobazlık.”

Prof. Dr. M. Kerem Doksat “Epistemoloji” isimli makalesinde “Eric Ho¬ff¬er’ın tabiriyle “kesin inançlıların” elinden nasıl kurtulacağız? Taassup (yo¬bazlık) bir hayat ve düşünce tar¬zının ismi. Sadece dindarın değil, her fikrin müdafîinin mutaassıbı vardır: At gözlüklerini takmış, kendisininkinden başka hiç bir fikre veya düşünceye saygısı, tahammülü olmayan yobazların kolayca kutup değiştirebildikleri de bir vâkıâdır. Kızılken kara olurlar, yeşilken mor. Tedavisi çok zor bu illetin temelinde ise kendine güvensizlik, yetersizlik, cehalet, beyin yıkanması gibi sebepler ya¬tar.” diyor.

“Muhafazakârlık, bugünü düne bağlayan, zengin tecrübe ve kültür mirasından yana bir tavır takınmaktır. Muhafazakârlık, yeniliklere karşı koyma hareketi değildir. Sadece, yeniliklerin geçmişe ait değerler hazinesini tahrip etmesine karşı olmaktır. Kısacası, muhafazakârlık tarihi, tarihten kazanılan tecrübe ve kültür zenginliklerini, toplumsal değerleri korumayı amaçlar, yeniyi ve yenilikleri reddetmez; şayet yeni ve yenilikleri reddederse bu eylem muhafazakârlıktan çıkarak irtica olur. İrtica, dinde bağnazlığı aşırılığa vardıran, başkalarına baskı yapmaya yönelen kimselerin eylemi olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü üzere, muhafazakârlık ile irtica aynı şey olmadığı gibi, irtica ve yobazlık da, aynı şey değildir. Yobaz ise, samimi değildir. Öncelikle, geçmişin hortlamasını ister, tarihin, din ve milliyetçilik esaslarının ne olduğunu bilmez. Muhafazakârlık veya irtica eğilimlerini istismar ederek kargaşa çıkarmak, rakiplerini ezmek, geçici bir nüfuzla bazı dünya nimetlerini elde etmektir. Osmanlı tarihindeki irtica hareketlerinin hepsi birer yobazlık hareketidir. Bu hareketlerin tamamı dinin otoritesini temin için değil, bu bahane ile makam ve servet elde etmek için gerçekleştirilmiştir. Yobaz, bilgisiz ve haristir; yobaz münakaşa etmez, söver, kendinden daha bilgisizleri kışkırtır.” diyor Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk “Allah ile aldatmak” isimli kitabında.

Milay Köktürk ise “Akademik yobazlık üzerine” isimli makalesinde şöyle diyor: “Akademik yobazlık “farklı” olanı asla kabullenemez. Farklı olan, daha en baştan değersizlik damgasını yer.” “Yobazlığın genel özellikleri, akıl kullanımının söz konusu olduğu olgular karşısında kapılarını her türlü akılcı-analitik yaklaşıma kapatmak, daha en baştan “katı ve kesin” bir tutum benimsemek, bu tutum ve anlayışın “ezelî ve ebedî doğruluk”a sahip olduğuna inanmak; dünyada olup bitenler hakkındaki -onların içeriği ne olursa olsun- tüm kararlarını bu doğruluk kabulüne göre vermektir. Kişi önce kararını verir, sonra bunu, en baştan ezelî-ebedî doğru saydığı tutumunda temellendirir. Yobazlıkta “farklı bir öteki”nin varlığına tahammül yoktur.”

“Bu açıdan düşününce, yobazlığın dinî içerikli davranışlardan dünyevî, yani dindışı tavırlara kadar geniş bir yelpazeye yerleşebileceği ortaya çıkmaktadır. Yobazlık çerçevesinde, “fikir yobazları”ndan da söz edebiliriz. Onlar fikirlerini yeni baştan ve tekrar tekrar gözden geçirip kendilerini zihinsel olarak tekâmül ettiremedikleri gibi, başka fikirleri anlama çabası da göstermezler. Fikir yobazları kendi fikirlerinin ezelî-ebedî doğru olduğuna daha en baştan deyim yerindeyse iman etmiş gibidirler.” “Bir kişi, belki hayatını da vakfedecek tarzda herhangi bir fikri benimseyebilir. Bu tutum onu yobaz yapmaz. Ama ne zaman ötekinin hakkını sırf “öteki” olduğu için yok saymaya başlarsa, işte o zaman fikir yobazı olmuş olur. Bu ruh, değişen zamana, mekâna, ortamlara ve kurumlara rağmen değişmeden kalır; hem de olanca katılığıyla.”

“Yobazlığın akademik dünyada hiç var olmaması gerekir; çünkü orada bilimsel tavır esastır ve bilimin de ilk ve olmazsa olmaz özelliği, “eleştirel tavır”dır. Akademik ruh eleştiriye kapalı olamaz ve her türden katılaşmayı reddeder. Eleştirinin olduğu yerde akıl kullanımıyla birlikte farklı tezler de vardır. Dolayısıyla katı tavırla bilimsel zihniyet bir arada barınamaz. Akademik yobazlık “farklı” olanı asla kabullenemez.”

Çağdaş, sorgulayıcı eğitim toplumsal aydınlanma için vazgeçilmezdir. Evrensel insan, varlığını ve yaşamını bütün insanların yaşamıyla birleştiren insandır. Yobazlık kişiyi dar bir gruba zincirleyip toplumun diğer bölümlerinden koparır. Körleşmiş yobazlık ile yolunda mutlaka engellenecek olan kahraman, her tür zorbalığa ve yobazlığa elbette üstün gelecektir. Her kesimden yobaz orta yolcu (dinamik dengede aklı ve sezgisini dengeleyen) kahramanı taşlamak için fırsat kollar. Kendi hakları, özel menfaatlerini koruyan ya da kazanmak isteyen birbiri ile yarışan farklı yapılar, yeni paylaşımlar için savaşırken objektif kalmaya özen gösteren insan gibi insandan haz etmezler.

Bağnazlar hep uçtadır, aslında hepsi birbirinin aynıdır, tek farkları ise kıyafetleridir. Kula kulluk, biat, hür iradenin teslimiyeti olduğu için “insan gibi insan” Tanrı ile aklı arasına kimseyi sokmaz. Diğer tüm konularda da kendini geliştirme ve değiştirme yetisine sahiptir. Kendisini sürekli yenileme özelliğine sahiptir. Ne bilimsel ne de siyasal anlamda bağnaz dogmatik bir bakış açısı ile ezber yaşamlar sürmez. Yaratıcı, farkında birey geleceğe emin adımlarla yürürken yolunda bağnazlık, yobazlık ve gericiliğin tehlikeli engellerini birer birer aşacaktır…

“Bir önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zordur.” Einstein

Berk Yüksel

Kaynakça:

“Epistemoloji”; Prof. Dr. M. Kerem Doksat
http://blog.milliyet.com.tr/yobazlik/Blog/?BlogNo=43944
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/babaoglu/2009/06/06/yobazlik_her_yerde_herkeste
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=12166
http://www.haber10.com/makale/2488/
http://www.gezmek.org/pageID_6760018.html ; Aydın kaptan “Yobazlık”
http://aksam.medyator.com/2010/04/26/yazar/16924/ahmet_inam/yobazlik_diye_bir_sorunumuz_var_mi_.html
http://www.ortakyasam.org/derleme/2200-yobazlk-ve-gericilik-mehmet-yavuzkan
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-89063
http://haber.gazetevatan.com/Haber/121175/1/Gundem

1.854 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • En Güçlü Tanık: VicdanEn Güçlü Tanık: Vicdan “Vicdanımız yanılmaz bir yargıçtır, biz onu öldürmedikçe.” Balzac Vicdan; kendi kendimizi suçlayabilme, sorgulayabilme, direnebilme ve gerektiğinde kendimize bile savaş açabilme, […]
  • Temel Kural ve Kendimizin Çocuğu OlmakTemel Kural ve Kendimizin Çocuğu Olmak Ne çok din, ve ne çok ahlak sistemi var. Tarih boyunca insanlığın ahlak normları sürekli değişmiş. Eski Mısır’da kullanılan ve bugün hala kolayca aşamadığımız Maat’tan, tek tanrılı […]
  • Hipokrat ve GalenHipokrat ve Galen Antik Anadolu tıbbının, tıp tarihi açısından en önemli doktorları, kuşkusuz Hipokrat ve Galen’di. Bu yazımda kendi topraklarımızda yetişen bu iki doktordan bahsetmek istiyorum. Eğer […]
  • Tolerans KavramıTolerans Kavramı İki dünya savaşı ve birçok küçük savaşlarla geçen 20. yy son günleri İnsanlık âlemine artık zorbalık, bağnazlık ve istibdat günlerinin geride kalacağı bir 21 yy umudunu yeşertmişti. Oysa […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler