felsefe taşı

Sade ve Güzel: Dena DeRose – We Won’t Forget You… An Homage to Shirley Horn

Sade ve Güzel: Dena DeRose – We Won’t Forget You… An Homage to Shirley Horn
Ekim 08
11:04 2014

Her ne kadar sosyal medya, önüne çıkan her şeyin olduğu gibi, bunun da içini boşaltmış olsa da büyük düşünür Mevlana’ya atfedilen o bilindik söz geçerliliğini hala koruyor: “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”

Amerikalı piyanist-vokalist Dena DeRose yirmili yaşlarının hemen başında, karpal tünel sendromu nedeniyle piyano çalamaz hale geldiğinde yaşama küstüğünü söylüyor. Öyle ya, daha üç yaşındayken piyano eğitimi almaya başlayan, büyüdüğünde ne olmak istediği sorulduğunda, New York’a yerleşip piyanist olmak istediğini söyleyen başarılı bir öğrenci için bu durum, o yaşına kadar kurduğu tüm hayallerin yıkılması anlamına gelmiştir. DeRose bu hastalığın tümüyle tedavi edilemeyebileceğini anladığında bazen günler boyu ağzına tek bir lokma bile koymadığını bazen de patlayıncaya kadar yediğini, çoğu zaman sızıncaya kadar içtiğini, tam anlamıyla dengesini yitirdiğini söylüyor: “Piyano çalmak dışında başka bir gelecek tasarlamamış bir insan için bu durum, yaşamın sonunun gelmesiyle aynı anlamı taşıyordu.”

DeRose bir süre sonra başına gelenler üzerine düşünmekten, hayatla didişmekten vazgeçtiğini söylüyor: “Evrenin bazen anlaşılmaz ve tuhaf bir işleyişi var. Bir yandan başıma gelenler yüzünden bunalıyorken, öte yandan bu durumun yeni fırsatların belirmesine neden olduğunu farkettim. Yaşadığım süreç bana geriye doğru değil hep ileriye doğru bakmam gerektiğini öğretti. Böylelikle kendimi akışa bıraktım.”

Bir dizi ameliyatın sonunda alçılar söküldükten sonra doktoru, bundan sonrasının kendisine bağlı olduğunu ve tümüyle iyileşmesini sağlayacak yegane terapinin piyano çalmak olduğunu söyler. DeRose, işte bu süreçte, neredeyse sıfırdan başladığı piyano eğitimini ve eksersizleri sürdürmenin yanı sıra hocasının da zorlamasıyla şarkı söylemeye başlar. Bir yılın sonunda eski formunu kazanır ve artık piyano çalıyorken şarkı söyleyebilen bir müzisyen haline gelir.

1991’de New York’a taşınır ve düğün, kokteyl, jam session, konser ayırt etmeden karşısına çıkan her fırsatı müzik yapabilmenin bir fırsatı olarak değerlendirir. 1997’de yayınladığı ilk albümü “Introducing Dena DeRose” ile birlikte müzik çevrelerinin dikkatini çekmeye ve sonrasında ardı ardına albümler yayınlamaya; Smoke, Blue Note, Jazz Showcase ya da Jazz Standard gibi ünlü kulüplerde, Monterey, Providencia, The Red Sea gibi dünyaca ünlü festivallerde sahne almaya başlar. Artık hayatın altının üstünden daha iyi olabileceğinin farkında, saygın ve iyi bir müzisyendir.

Dena DeRose kariyerindeki 10. albümü HighNote etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayınladı. “We Won’t Forget You… An Homage To Shirley Horn” adını taşıyan albüm bir stüdyo çalışması ve adından da anlaşılacağı üzere, piyanist-vokalist geleneğinin en büyük isimlerinden Shirley Horn’un şarkıkitabından seçilmiş şarkıları içeriyor. Cazkolik Shop’dan da edinebileceğiniz bu albümde, Hammond B3 org çaldığı ikisi hariç piyanoda ve tabii ki vokalde yeralan DeRose’a 15 yılı aşkın bir süredir birlikte çalıştığı iki usta müzisyen eşlik ediyor: basta Martin Wind ve davulda Matt Wilson. Tenor saksofonda Eric Alexander, trompette Jeremy Pelt ve bariton saksofonda Gary Smulyan gibi, günümüz cazının üç önemli ve usta isminin de konuk olarak yeraldığı albümde toplam 11 icra yeralıyor.

DeRose’un, Shirley Horn’a saygı albümü yapmış olması hiç de tesadüfi bir durum değil. Eleştirmen ve Washington City Paper yazarı Joel Siegel da aynı fikirde olmalı ki DeRose’u Shirley Horn’dan bu yana çıkmış en yaratıcı ve en çok ilgi uyandıran piyanist-vokalist olarak niteliyor. Her ne kadar DeRose’un Horn’un sanatından ya da üslubundan doğrudan etkilendiğine dair herhangi bir tespit yapılamıyor olsa da, her ikisi de öncelikle çok iyi birer müzisyen ve her ikisi de piyanoyu yetkin düzeyde çalıyorlar. Nat King Cole ekolünden geliyor olmakla, her ikisi de ne piyanistliğin vokalin önüne geçmesine izin veriyor, ne de sözlerin, şarkıcılığın müziğin önüne geçmesine. Her iki zanaatı da diğerini tamamlayacak, güzelleştirecek şekilde icra ediyorlar. Ve her ikisi de standard şarkı kitabının mücevherlerini, kendilerine has üslupla, nezaketle ve büyük bir ustalıkla yorumluyorlar.

786 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Bilimsel Yaklaşım ve İnanç ve Bilginin Aktarılma Yolu Olarak EzoterizmBilimsel Yaklaşım ve İnanç ve Bilginin Aktarılma Yolu Olarak Ezoterizm Bu yazımda bilimsel yaklaşım ve inanca kısaca değinmek istiyorum. Çünkü ne yazık ki toplumumuzun gittiği yön çağdaş dünyaya yakışır bir yön değil gibi gözüküyor ve bilimsel yaklaşım ve […]
  • İnsanın Temel Denklemiİnsanın Temel Denklemi Güçlü oldukça “iyi”, güçsüzleştikçe “kötü”. İnsanın temel denklemi bu mudur? İnsan aklının kendini en çaresiz, en sefil ve en güçsüz bulduğu durum ölümdür. Ölüm karşısında akıl, […]
  • Şiddet Üstüydü, Şiddet Nesnesi OlduŞiddet Üstüydü, Şiddet Nesnesi Oldu İnsanın oluşumunda evrime ya da yaratılışa inanmak gibi zıt kavramlar var düşünsel arenamızda. Evrime inanıyorsanız; binlerce yıl öteden bugüne gelene kadar insan şiddetin mağduru olmuş, […]
  • Bütünü Gözden KaçırmakBütünü Gözden Kaçırmak Günümüzde insanlığın, belki en büyük derdi, detaya odaklanmak. Detaylara o kadar düşkün olduk ki, bir şeyleri gözden kaçırdığımızı bazen hissetmiyor/görmüyoruz. Bu durum hayatın her […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler