felsefe taşı

Bilimsel Yaklaşım ve İnanç ve Bilginin Aktarılma Yolu Olarak Ezoterizm

Bilimsel Yaklaşım ve İnanç ve Bilginin Aktarılma Yolu Olarak Ezoterizm
Nisan 21
14:41 2016

Bu yazımda bilimsel yaklaşım ve inanca kısaca değinmek istiyorum. Çünkü ne yazık ki toplumumuzun gittiği yön çağdaş dünyaya yakışır bir yön değil gibi gözüküyor ve bilimsel yaklaşım ve eğitim azaldıkça inanç bilim üzerine baskısını artırdıkça bunun tek bir kaybedeni olacaktır, toplum. Bu nedenle Atatürk’ün çağdaş medeniyetler düzeyi dediği noktaya ulaşmak için inancımızı kalbimize gömüp dünyaya bilimsel gözlerle bakmaya başlamak gidilecek tek yol gibi duruyor.

Basit olarak bildiğiniz gibi inanç insanların ilk kez bir araya gelip toplu halde ve bir çit içinde yaşamaya ve toprağı ekip ürün almaya başlamasıyla ortaya çıkmıştır. Çünkü insan böylece ilk kez doğaya bağlanmakta ve onun insafına terk edilmektedir. Bu nedenle doğa güçlerine olan inanç ortaya çıkmış, onların öfkelenmemeleri için insanoğlu adaklar, kurbanlar sunmuş ve zamanla ortaya animistik dinler yani doğa tanrıları ortaya çıkmış, zaman içinde bu da evrilerek insan tek bir yüce güç olan tanrı dediği kavrama inanmaya başlamıştır. Çünkü yaşamı doğaya bağlıdır, tanrı ya da tanrılar kızarsa ürün alamaz ve artık toplayıcı avcı olmaktan uzaklaşan insan açlığa mahkum olur hale gelir. Bütün yaşamını bulunduğu coğrafyaya göre oluşturduğu inancın içerisinde geçiren insanın bu inanca bağlı olmayanları cezalandırma dönemleri de elbette bunun ardından gelmiştir. Böylece insan yine kendi yarattığı tanrı ile kendisi arasına aracı olarak bazı kişileri koymuş onlara din adamı demiş ve onların kendini kontrol etmesine ve iktidarı sahiplenmesine neden olmuştur. Bu olgudan kurtuluş yolunu ise Rönesans ve reformlardan itibaren geliştirilen bilimsel bakış açısı bulmuştur. Böylece inanç insanın vicdanına hapsedilmiş ve kişiyle tanrı arasındaki bir mesele haline getirilmiş, dünyasal işler ise bilimsel yöntemlerle idare edilmeye başlanmıştır. Bu olgu bütün dünyada hemen hemen aynı çizgiyi izleyerek yürümüştür elbette bilimsel açıdan öne geçip üretimini artıran toplumlar geride kalanların aynı yolu yürümesine engel olmak ve böylece zenginleşmek istemişler ve sömürü de böyle doğmuştur.

Bir de bilimsel yönteme kısaca göz atalım. İnsanlar elbette dinlerden önce, sırasında ve sonrasında bilimsel çalışmalar yapmışlardır. Ancak bilim tanımlandıktan sonra önceki çalışmalara bilimsel sözcüğü yakıştırılmamış ancak deneysel dönemden sonrakiler bilimsel kabul edilmiştir. Yine de bu olgu örneğin Arşimet’in suyun kaldırma kuvvetini bulmasının, Hypatia’nın Güneş sistemi çözümlemesinin bilimsel olmadığını göstermez tersine bunlar da bilimin tarihinde yer alan bireysel çabayla oluşturulmuş aşamalardır. Ancak Rönesans döneminde felsefede ortaya çıkan Ampirizm akımı bilgiye sadece deneyle ulaşabileceğini söylemiş ve bu durum bilimsel yaklaşımın temelini oluşturmuştur.

Bugün evet bizler bilgiye gözlem ve deneme yanılma süreçlerinden geçerek ulaşıyoruz. Bugün artık bilim bireyler eliyle değil bilim adamlarının oluşturduğu bilim grupları tarafından yapılıyor ve bir olayın gözlemlenmesi, teorinin üretilmesi, üretilen teorinin kontrollü deneylerle kanıtlanması ile gerçeğin bulunması yoluna gidiliyor. Ve elbette insanoğlu bu süreçte en büyük yeteneği olan aklını kullanıyor. Teoriyi sezgileriyle üretiyor ya da gözlemleriyle ama kanıtı sadece ve sadece deneylerle buluyor. Bulduğu zaman da yine de hiçbir bilim adamı kanıtlanan o gerçeğe bile kimi zaman kesin gerçek olarak bakmıyor. Çünkü ilerleyen teknoloji, gelişen deney ve gözlem yöntem yetenekleri bir süre gerçek olarak bulunan bir teoriyi çürütebilir ve üzerine yeni bir teori kurabilir her zaman. Bu nedenle bilim kendini sürekli yanlışlayarak doğrulayan kutsal bir olgu olmayı sürdürüyor ve bu nedenle dünya insanı için olmazsa olmaz kurumlardan biridir bilim kurumu. İnsanoğlu ancak bilim kurumunu yücelttiği sürece başarılı olabilir çünkü yaşamının temelinde bilimsel yaklaşım var. Teori- gözlem- deney- kanıt süreci.

Peki insanoğlu bilgiye sadece bilim yoluyla mı ulaşır? Hayır elbette, geçmişte inanç olarak kabullenilen bilgiler bugün bilimsel yöntemlerle gerçekliği kanıtlanan olgular haline gelebiliyorlar. Bu durumun açıklaması ise sadece ve sadece bize vahiy yoluyla gelmesi ve bir ilahi gücün bunları yollaması ile açıklanabilir mi? Yoksa geçmişten gelen bazı bilgiler aslında bilimsel bilgilerdi de biz bugünkü dünyamızda onlara gelişen bilimsel teknolojimiz sayesinde ancak mı ulaştık? Eğer böyleyse bu bilgiler nereden, kimlerden gelmektedir?

Görünüşe göre bize anlatılan tarih gerçek tarih değil. Bu ayrı bir konu olsa da örneğin son yıllarda bulunan Göbeklitepe bulguları bize anlatılandan öte bir tarih olabileceği gerçeğini gözlerimizin önüne sermiştir. O zaman belki bilgiyi bize iletmek için başka yollar denemiş geçmiş uygarlıklar mı var acaba? Peki şöyle düşünün, şu anda dünyada nükleer bir savaş olsa ve hayatta kalan sınırlı sayıda insanın elinde ateş dahil olmak üzere hiçbir teknoloji bulunmasa ancak bu insanların beyninde bütün dünyanın teknolojik bilgisi bulunsa ne yaparlardı dersiniz? Daha doğrusu kendi öz bilginizle şu anda dünyada yapayalnız kalsanız ve elinizde kullanabileceğiniz hiçbir alet olmasa ne yapardınız? Beyninizdeki bilgiyi bir gün dünya üzerinde çoğalıp alet yapabilecek insanlara nasıl iletirdiniz? Belki de bunu yapmak için semboller kullanırdınız, eskiden uçulduğunu göstermek için kanatlar çizerdiniz bir yerlere belki? Belki ilettiğiniz bilgi bozulmasın diye bildiğiniz şeyleri sadece kendi çevrenizdeki arkadaşlarınıza sembollerle iletirdiniz? Ya da hep birlikte sembolleri kullanarak bir bilgiyi gelecek kuşaklara aktarırdınız? İşte bilginin bu iletilme yöntemine ezoterik yöntem diyebiliriz, çünkü ezoterizm aslında gizli olmayan, herkesin bilmesi istenen, ancak o bilgiyi aldığında değerlendiremeyecek insanların bilgileri artıp verileni anlayabilecek hale gelinceye kadar bilgiyi parça parça edinmelerini sağlamak isteyen yöntemin bir tanımıdır. Burada amaç örneğin araba kullanmayı bilen kişilerin bir araya gelerek bir araç kursu oluşturmaları ve kendilerine gelen öğrencilere önce arabayı çalıştırmayı, bunu başaranlara vitesi geçirmeyi, bunu başaranlara gaza basıp arabayı direksiyonla yönlendirmeyi öğretmeleri gibidir. Bilgiyi almayı hak edinceye kadar yani onu kabul edip kendin için uygulayıncaya kadar bir üst bilgiye ulaşmamalı öğrenci. Bunun amacı da sadece ve sadece o öğrenciyi korumaktır, yanlış yapmasını bilgiyi aldığında yanlış bilgiyle onu saptırmamasını sağlamaktır o kadar.

O zaman Ezoterizme şöyle de bakabilir miyiz? Ezoterizm bilimle inancın bir araya gelmesini sağlayan en önemli öğreti olabilir mi acaba? Temel bilgi aslında tekse, bu bilgiye ulaşanlar bunları yazarak ya da söyleyerek anlatmışsa önceleri ve bozulup saptırıldığını gördüklerinde kapalı gruplar oluşturup onlar aracılığıyla ve aşamalı bir öğretim sistemiyle ve herkesin kendi aklını ve sezgisini kullanarak kendi yorumunu çıkarması ama başkalarının yorumlarını yönlendirmemişini sağlamak istemiş olabilirler mi?

Yani ezoterizm bilgiyi ya da bir başka deyimle ışığı taşıma yöntemidir. Amaç bu bilgiyi kapalı bir grupta bırakmak değil, bu grup aracılığı ile bütün insanlığa yaymaktır. Peki Ezoterizm ne değildir:

1- Gizli değildir
2- Tek Tanrı inancı değildir.

İnsanlar neye inanırlarsa inansınlar burada önemli olan kendilerini tanımalarıdır. Ancak kendini tanıyan insanoğlu önce kendi gerçeğine sonra evrenin gerçeğine ulaşabilir. O gerçeği tanımlamak bir kişiye bırakılamaz çünkü o gerçek herkesin kendi içindeki kendi gerçeği olacaktır. Ve onun adına herkes başka bir şey diyebilir, bilim işte bu yüzden inancın üzerine aklı koyarak ilerlemek ve bilimi sonraki kuşaklara taşımak durumundadır. Çünkü inanç dogmalardan oluşmak zorundadır ancak bilim dogmalara sırtını tamamen dönmüştür. Bilimde tek kural her şeyin yanlışlanabilir olmasıdır. O zaman bizim de geçmişteki tabularımızı, inançlarımızı, dogmalarımızı kapının dışına bırakarak bilgi evinin içine girmemiz gerekmez mi?

Bireysel inançlarımızı, geçmişten getirdiğimiz tabularımızı yıkmadan ne ezoterik ne bilimsel gerçeğe ulaşamayız. Bunu yapabilmek için hiçbir bilgiye, hiçbir inanç sistemine bağlanmadan kendimizi olayların dışına alıp yukarıdan aşağıyı gözler gibi kendimizi gözleyerek bilgiye ulaşmaya çalışmalıyız. Ama bildiklerimizi ya da sübjektif inançlarımızı başkalarına empoze etmeye kalkıştığımızda oradan çıkacak sonuç hiçbir zaman gerçek olmayacaktır.

1.907 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • İnsanın Temel Denklemiİnsanın Temel Denklemi Güçlü oldukça “iyi”, güçsüzleştikçe “kötü”. İnsanın temel denklemi bu mudur? İnsan aklının kendini en çaresiz, en sefil ve en güçsüz bulduğu durum ölümdür. Ölüm karşısında akıl, […]
  • GERÇEK DEĞİL SİMÜLASYON(MUY)UZ !GERÇEK DEĞİL SİMÜLASYON(MUY)UZ ! Acaba insanoğlu, internet ile, dijitalleşme ile kendinden önceki değil de kendinden sonraki uygarlıkların nasıl bir şey (olacağını değil) “olduğunu” mu anlamaya çalışıyor? Liseden […]
  • Bütünü Gözden KaçırmakBütünü Gözden Kaçırmak Günümüzde insanlığın, belki en büyük derdi, detaya odaklanmak. Detaylara o kadar düşkün olduk ki, bir şeyleri gözden kaçırdığımızı bazen hissetmiyor/görmüyoruz. Bu durum hayatın her […]
  • Bilim KilisesiBilim Kilisesi Bilgi toplumunu, sanayi toplumu paradigmasıyla yetişenlerin elinden almak imkansız mı? Hani şu otuz sene içinde “metodu gereği” iki dünya savaşı çıkaran zihniyetin elinden! Geçen hafta […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler