felsefe taşı

Mağara Devrinden Bu Yana İnsanlığın Sağlığı Nasıl Korundu?

Mağara Devrinden Bu Yana İnsanlığın Sağlığı Nasıl Korundu?
Haziran 22
16:30 2015

Dünyanın en eski ilacı 110 yaşında ise daha önce nasıl tedavi oluyorduk? diye düşünüyordum…

Gerçekten tek tedavi yöntemi Ortodoks Tıbbı dediğimiz bu gün ki tıp mıdır? İnsan odaklı olmaktan çok uzaklaşmış sadece ilaç sektörünün ve bağlantılı olan sektörlerin karlılığına odaklı tıp mıdır?
Alternatif tıp diyerek bir kenara attıkları tıp değil midir insanlığı 200.000 yıldır tedavi eden, bu günlere kadar insan ırkının varlığını sürdürmesine neden olan?

En eski ilaç Aspirin ya da asetilsalisilik asit (kısaca ASA) 1897 yılında üretildi ve o güne kadar bildiğimiz anlamda ilaç imalatı yoktu. Homopatlar, fitoterapist daha önceki çağlarda şaman bilgeler insanlığı u güne taşıyabilecek gerçek tıp bilgisine sahipti ve tamamen doğadan çözümlerle tedavi olabilmemizi sağlıyorlardı. Taki ilaçları seri üretimine başlanması ve yıllar geçtikçe bunla bağlantılı kişi ve kuruluşların buradaki kazancı görerek tıbı tekellerine almasına kadar.

Bu gün hastalıkların zayıf bağışıklıktan kaynaklandığını ve ilaçlarla sadece belirtilerin ortadan kaldırdığı ve böylelikle tedavi edilmeyip bastırılan semptomların değişim ve dönüşüm geçirerek farklı sirayetlerle daha komplike hal alarak daha büyük bir kar getirecek hastalıklara sebebiyet verilmesine neden olunduğu gerçeği artık hepimizin gördüğü bir gerçek.

Aksi olsaydı yani tedavi söz konusu olsaydı 4 ayrı tansiyon ilacı ile tansiyonunu dengede tutması için 15 senedir tedavi adı altında ilaç alanların ilaçlarını 24 saat almadıklarında tansiyonlarının fırlamaması gerekmez miydi?

Kuzey İtalya’da 1991 yılında, geri çekilen bir buzulun altından mumyalanmış bir ölü bedeni çıkarıldı ve ona “Buz adam” adı verildi. Yaklaşık olarak 5310 yıl önce yaşamış olduğu tahmin edilen “Buz adam” üzerinde yapılan çalışmalar göstermiştir ki, aslında eski olan sadece bedenin kendisi değil aynı zamanda o bedenin rektumunda saptanan mantarlardı. Piptoporus betulinus adındaki bu mikroorganizmaların mikobakterilere karşı antimikrobiyal etkilerinin bulunduğu bilinmektedir ve belki de “mikroorganizmalarla savaşan mikroorganizmalar” kavramının temelleri o zaman, hatta daha da öncesinde atılmıştı. İnsanlık, yüzyıllar boyunca enfeksiyonları akıllara durgunluk veren bir yaratıcılıkla tedavi etmeye çabaladı. Ve başarılı olmuştur ki 5310 sene önce yaşayan bu adam ve benzerleri olan atalarımız bu günlere benzer tedavi yöntemleri ile gelebildi. Oysa antibiyotiğin atası olan penisilinin keşfi 1928 yılında olmuş fakat seri üretimi 2. Dünya savaşı dönemine rastlar. 1940 II. Dünya Savaşı sırasında doğanan antibiyotik ihtiyacını karşılamak için ABD’deki ilaç firmaları büyük ölçekte penisilin üretimine başlamıştır. Kısacası en eski ilaç 118 yaşında diğer ilaçların %99 ise sadece 1940lardan beri var.

O halde yapılacak en doğru şey, bağışıklık sisteminizi sağlıklı tutmak ve bu yolla hastalıkları kapınızdan sokmamak.

Bunun için yapılacaklara gelecek olursak kısaca maddelemek istiyorum:
Beslenme sistemimizde bulundurmamız gereken koruyucu, bağışıklık sistemi güçlendirici gıdaları mutlaka ve mutlaka gerekli miktarda tüketmeliyiz.
Bunun yanısıra düzenli spor ve aktiviteyi bu beslenme sistemimizin yanına mutlaka eklemeliyiz. Hiç bir aktivitesi olmayanlarımızın dahi en az günde 5000 adım atması gerekiyor.

Gdo’lu, katkılı, koruyucu içeren, pakete girmiş gıdaları mutfağınıza sokmayın.
Probiyotikleri hafife almayın sizi birçok aklınıza gelmeyecek hastalıktan korur.
Vücudumuzun asit baz dengesine dikkat etmeli Alkali beslenmeliyiz.
Vücut ağırlı başına 32 gr su tüketmeliyiz.
Gazlı ve boyalı içecekleri hayatınızdan tamamen çıkartın.
Hazır, işlenmiş, koruyucu içeren hiç bir gıda, kozmetik, temizleyici kullanmayacaksınız.

Çiğ beslenmeye beslenmenizin bir bölümünde mutlaka yer verin (taze sıkılmış sebze meyve karışımları inceleyin beğendiğiniz formüller oluşturun ve tüketin son derece keyiflidir. Baharatlar mutfağınızda daha çok yer verin Özellikle zerdeçal(bağışıklığı güçlendirdiği için)

Tuz tüketiminizi sınırlandırın.
Meyve ve sebzeleri organik ve mevsiminde tüketmeye çalışın.
Evde yapabileceğinizi satın almayın: Eski yöntemlere dönüş yapın, hem sağlıklı, hem ekonomik. En kolaylarından mesela: Salça, peynir, yoğurt, ile başlayabilirsiniz…
Ekmeğin her türlüsünü ve şekeri beslenme düzenimizden çıkartın (inanın alışılıyor)

Cep telefonu gerekmedikçe kapalı tutun. Konuşurken kulaktan (beyinden) en az iki santimetre uzak tutulmalı ve gsm telefonu kesinlikle kalp, bel ve göğüs bölgesinde bulundurulmamalı. Cep telefonu gerekiyorsa, SAR değeri 1 W/kg’dan daha az olanlar tercih edilmelidir. Çocukların cep telefonu kullanması mutlaka önlenmelidir. Radyasyon yayan akıllı telefonlarınızın Sar oranlarına bakıp, mümkün olduğunca ihtiyaç halinde kullanacaksınız(en doğrusu eski tip telefonlar)

Kullanmadığınız elektrikli aletleri ya kapalı tutunuz ya da fişten çıkarınız. Cihazlar “Stand by” konumunda kaldığı sürece elektromanyetik kirlilik yaratacaktır.
Ekonomi (halojen ve floresan) lambaları okuma lambası olarak kullanmamaya özen gösteriniz.

Cep telefonu baz istasyonlarının ev çatılarına, okullara veya yakın çevreye takılmasına izin verilmemeli, bu konudaki duyarlılı olun belediyelerin ilgili birimlerine meskun mahal yakınındaki baz istasyonları şikayet etme hakkınız var, kullanın.

Kurutma makinesi, mikro dalga santrifüjlü çamaşır makinesi, su ısıtıcıya kadar tüm elektrikli ev aletlerinin radyasyon yaydığının bilincinde olarak kullanacağız.
Kararsız kaldığımızda doğayı örnek alıp, her şeyin en ilkeli, en naturel olanı bizim için en doğrusudur mantığını benimsemek pratik bir çözüm yolu olabilir.
Sezaryenle doğan çocuklarda ki astım oranı vb hastalıkların görülme sıklığı normal yolla doğan bebeklerden katbe kat fazla. Annenin doğum yolunda bebeğe hazırlık olarak son aylarda oluşan probiyotik sıvı salgılarının artışı yeni doğacak bebeği dikkat eksikliği, alerji, astık gibi bir çok hastalığa karşı koruyor.

Liste uzar gider ama burada benim acizane şahsi önlemlerin en başında yer alanların kısa bir özetini yapmak istedim. Beslenme sistemimizde ki acilen yapılması gereken değişiklikler çok kapsamlı bir konu. Ancak bunun yanı sıra günlük aktivite ile dengelenen bir beslenme düzenlemesi gerekiyor.

Faydalanılan Kaynaklar:
http://www.gidaraporu.com/probiyetikler-insan-sagligi-onemi…
http://www.milliyet.com.tr/radyasyondan-kurtulmak-icin-one…/
http://www.aksiyon.com.tr/kapak/dalga-dalga-oluyoruz_532043

1.481 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Razı olmak…Razı olmak… Razı olmak... Rıza gösteren olmak... Yani hoşnut olarak, memnun olmak... Terazi kelimesi "birbirine rıza gösteren" anlamındadır aslında. Kefeler karşılıklı olarak tesviyede ise […]
  • Selefîyye ya da SelefîlikSelefîyye ya da Selefîlik Selefîyye ya da Selefîlik sözcükleri gündemimize girdi. Ne demek Selefilik? Hani, “Halef/Selef” sözcükleri var ya? Selef halefin tersidir ve tarihsel olarak “Önde olanlar” anlamına gelir. […]
  • Tanıdık Bir SokakTanıdık Bir Sokak Gelin hep beraber sizinle bir sokağa girelim. Burası adresi belli bir sokak değil, hepimizden bir yer. Yolda park eden hiç araba yok, 7 -8 çocuk japon kale maç yapıyor. Muhtemelen […]
  • Genç Osman veya etme bulma dünyasıGenç Osman veya etme bulma dünyası Bildiğimiz gibi Osmanlı’da taht kavgalarına son vermek için Fatih Sultan Mehmet Kardeş katline izin vermiş, hatta gerekli görmüş ve emretmiştir. Bu konuda Prof. Ahmet Mumcu, “Osmanlı […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler