felsefe taşı

Köylüyüz işte, var mı ötesi?

Köylüyüz işte, var mı ötesi?
Haziran 09
15:51 2014

Geçenlerde havaalanında uçağa binerken, vatandaş sıra olmak yerine güruh olmayı seçtiği sırada geldi aklıma şu mübarek soru:
“Köylülük nedir? Kentlilik nedir?”

Uçağa binince, eğlence kaynağım belli olmuştu.
Önce, bir balya gösterge geliştirdim, kentliliğe ve köylülüğe dair.
Sonra, anladım ki biz ‘kentli’ diye aslında ‘batılı’ olanı tanımlıyoruz.
Yoksa, adına ‘kent’ dediğimiz, mekansal kompozisyon içinde dolaşan kişiyi kentli’den saymıyoruz (üzgünüm).

“Tarihin ilk kentlerini Anadolu halkı kurdu, naabeeer” diye gürültü yapmanın anlamı da yok bu minvalde.

Temel gösterege bence, toplumsal sözleşmelerin yazılı veya sözlü oluşlarıyla belirginleşiyor.

Kentli zihin, yazılı sözleşme oluşturuyor, buna uymayı taahhüt ediyor ve uyuyor. 

Köylü zihin, geçmişten taşınmış olan sözlü sözleşmelere uyuyor, onları bazen güncelliyor, imgelerle zenginleştiriyor…

Köylü, kesinlikle yazıyı sevmiyor. 

Sözleşme, protokol… yok!

Yazılı kurallarla sabitlenmiş işbirlikleri, ortaklıklar da yok. 

Yazılı belge tutma, arşiv oluşturma zaten yok.

Günlük tutma?

Mektup?

Muhasebe kaydı?
Bir, mezar taşına bir kaç satır diyeceğim, o da zaten dün çıktı piyasaya.

Köylü zihin yazıyı, doğada serbest dolaşan düşüncenin sabitlenmesi, katılaşması olarak görüyor. Bu sınırlama, katılaşma hali onun dengesini sarsıyor.
“söz uçar, yazı kalır”

Köylü, ağzından çıkan söz uçsun istiyor, kentli ise kalsın derdinde.

Biraz düşünürsek, günlük yaşamımızda bu göstergelerin bizi ne kadar keskin hatlarla ‘taraf’ yaptığını görebiliriz. 

Örneğin, trafik ve biz?

Ortada bir sürü yazı var ama kime ne? 

Korna çalmak bence en tipik sözlü trafik iletişim göstergesi
”yürü dedim, yürrrüüüüü…”

… 

Peki, halihazırda muhterem Anadolu halkı ne durumda?
Bu kritere göre manzaraya bakıldığında, Anadolu halkının sınıfsal yapısı üçe ayrılır: 1. Köylüler; 2. Kır dışını kent sanan, mekan değiştirdiğinde de kentli olduğuna inanan köylüler; 3. Kentli olduğuna iyiden iyiye inanan köylüler.
Sözün özü: Anadolu’da kentlilik bir inanç işidir.
Şimdi, “alçaklık etme, ben yedi kuşak kentliyim” diye, bazıları itiraz edecekler bu genellemelere.

Yedi değil, yetmiş yedi kuşak olsan ne yazar, koca bir köyde yaşamayı bağrına basarak kabullanmiş, o köyün ruhunu içine sindirmiş bir köylüsün sen de.
Anadolu halkı, adına “kent” demeyi marifet bildiği, kowboy dekoru benzeri süslemelerden müteşekkil cadde ve binalar bütününde nefes alarak kentli olduğu illizyonuna kapılıyor.

Yalan tabii…
Koccaman bir yalan!

3.657 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Seine Nehrinden Rhein NehrineSeine Nehrinden Rhein Nehrine Paris'in tadı damakta kalır Öyle bir kent ki şu Paris, oraya ne kadar çok gitmiş olursanız olun onu asla tam olarak tanıyamıyorsunuz, insanın karşısına her defasında bir başka yüzüyle […]
  • Kent ve GörmeKent ve Görme Günlük yaşamımızda karşılaştığımız birçok güzellik genellikle gözlerimizi kamaştırır. Bu durum, ne yazık ki bir süre görünenle yetinmemizi sağlar. Oysa gördüğümüz sadece bize yansıyan […]
  • İzmirİzmir Çok duymuşumdur, ya da belki duymuşsunuzdur, Ankaralıların ve özellikle İstanbulluların İzmir'le ilgili olarak eleştiri yaptıklarını. Muhtemel Ekşi'de okumuştum bi'zaman ve çok tutmuştum […]
  • Kent Üzerine Aforizmalar 2Kent Üzerine Aforizmalar 2 Aforizma 16: Mezarlıklar, kentin varoluşunun öteki yüzüdür. Aforizma 17: Trajedi; insanın duvarı kendi eliyle kendi çevresine örmesidir. Aforizma 18: Alışveriş mekânlarında […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler