felsefe taşı

Kabala ve Yaratıcı

Kabala ve Yaratıcı
Eylül 22
14:50 2014

“T-nrı, T-nrı’dır!O’nunla karşılaştırılabilecek hiçbir şey yoktur. T-nrı, T-nrı’dır! O, O’dur!”

Kişi Kabalayı öğrenmek ya da hakkında fikir sahibi olmak istiyorsa başlaması ve mutlaka idrak etmesi gereken ilk ve en önemli nokta,“Yaratıcı” ve “Yaratılış” kavramları ve bunların birbirleriyle ilişkisidir. Bu kavramların kabalistik anlamını en azından bir miktar kavramadan bu konuda ilerlemek mümkün olmaz.

Hemen söyleyelim ki burada Yaratıcı derken o Yücelerin Yücesi’nin bizim aklımızın kavrama sınırları içine girebilen kısmından bahsediyoruz. Yoksa Kabalada Yaratıcı bir bilinmez ve idrak edilemezdir! Asla tanımlanamaz, tarif edilemez, doğası hakkında fikir dahi ileri sürülemez. Dolayısıyla biz burada Onun Özünden değil, sadece aklımızın sınırları dâhiline karşılık gelen fikrinden bahsediyor olacağız.

Gördüğünüz gibi daha bahsetmeye başlamadan bile kaybolduk! Bunu yazmamdan amaç bu kavramın aslında ne kadar karmaşık, bilinmez ve bizden ne kadar yüce ve ulaşılmaz olduğunu göstermektir. Dolayısıyla burada yazacağımız her tür ifade O’nu tanımlamaktan çok çok uzak olacaktır. Gene de bu konuda bir yaklaşımda bulunmadan kabalistik sistemden bahsetmemiz söz konusu olamayacaktır.

Kabala ve Yaratıcı Kavramı:

Yaratıcıdan bahsedildiğindekarşımız ilk çıkan Ad AINdir. AIN İbranice “Hiç” anlamına gelir. Bu kavram Varoluşun ötesindedir. O ne aşağıdadır, ne yukarıda!Ne hareketlidir ne de sabit! O hiçbir yerdedir! Yaratıcı Mutlak Hiçliktir.

Fiziksel ve ruhsal âlemleri yaratan AIN(Hiçbir Şey) sıfır sayısıyla ifade edilir. Kabala’ya göre Başlangıç’ta (!) sadece O yani “Hiçbir Şey” vardı ve başka “Hiçbir Şey” yoktu. Oldukça karmaşık görünen AIN yani hiçlik kavramı insan idrakinin, aklının ve düşüncesinin tümüyle ötesindedir. O, “bilinen ya da idrak edilebilen tüm niteliklerin yokluğu” olarak açıklanır. Bu kavram Kabala’da insan aklının ve düşüncesinin ulaşamadığı ve asla ulaşamayacağı bir seviyeyi gösterir. O tanımsızdır ve bilinen her şeyin ötesindedir. Sonsuz ve sınırsız derecede soyuttur. Ancak bizler ve fiziksel Evrenimiz somut varlıklar olduğundan, ruhsal ve fiziksel varlığımızı ortaya koyan, idrak edilebilir bir varoluştan bahsedebilmek için bir şekilde bu sonsuz derecede soyut kavramdan, nispeten daha somut fiziksel âlemlere yani Varlık kavramına bir geçiş söz konusu olmalıdır. Kabalistik öğretiye göre bu amaca yönelik olarak, Yaratılış’ın var edilmesi öncesinde, sonsuz derecede soyut olan AIN’densonsuz derecede somut olan AIN SOPH (Sınırsız Olan) tezahür etmiş ve bunu da AIN SOPH AUR (Sınırsız Işık) izlemiştir. Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli nokta burada asla bir çoğalma olmadığıdır. AIN, AIN SOPH, AIN SOPH AUR farklı tanrılar ya da varlıklar değillerdir. Onlar, idrak edilemez Yaratıcı’nın, Yaratılış’ın var olabileceği ve insanın da bunu idrak edebileceği bir aşamaya ya da seviyeye doğru kademeli tezahürüdür. İşte bu önemli nokta Kabalanın temelini oluşturur. Buna göre;Var olmayan, var olan ve var olacak olan Her Şey ve Hiçbir Şey Birdir ve Yaratılış Bir Olan’ın çoğalması sonucu değil, tezahürü sonucu var edilmiştir!İşte bu nedenle denir ki:

“O’ndan başkası yok!”

Kabala, AIN’den ve sonrasında AIN SOPH-Sınırsız Olan’dan tezahür eden ve başlangıç seviyesine oranla biraz daha somutlaşmış olmakla birlikte fiziksel âlemlerin var olabilmesi açısından hâlâ çok fazla soyut olan Sınırsız Işığın, tezahürün devam eden aşamasında bir kademe daha tezahür ederek bir merkeze yoğunlaştığını ve bu sayede “ilk pozitif fikrin” tezahür ettiğini öğretir. Öncesindeki üç tezahüre oranla nispeten somut olan bu pozitif fikir ise Kabalada KTHR,Kether (Taç) olarak adlandırılır. O, Yaratılışta İlk Olandır Fiziksel ve Ruhsal Yaratılış’ın başlangıcıdır ve Bir Numaradır. tanrısal tezahürün devam eden aşamalarında ise bu Birden (1), Ona (10) kadar olan diğer Tecelliler (Sefirot)tezahür eder ve böylece sayılar bir ondalık skala oluştururlar. On sayısı ise Kabala’da Bir’in Sıfır’a dönüşünü temsil eder ve böylece Tanrısal Tezahürün döngüsü tamamlanır.

Kabala’nın temel kavramı: Denge

Işığın Kitabı Zohar’ın ilk bölümü olan ve esas olarak Yaratılış öncesi Tanrısal Varlığı ve Tanrısal İlk Çıkış Âlemini anlatan Örtülü Gizem Kitabı şu garip sözlerle açılır: “Örtülü Gizem Kitabı dengenin muvazenesinin kitabıdır.”

Denge ve muvazene Kabalanın en temel kavramlarındandır. Entropiye, yani çokluğun ve tüm kapalı sistemlerin (Evren) kararsızlığa olan eğilimlerine karşın, tüm Yaratılış, Yaratıcının görkemini ortaya koyan mucizevi ve sonsuz bir denge halindedir. Dengenin muvazenesi (İng. equilibrium of balance) ise bu sonsuz dengeyi (ve dolayısıyla Yaratıcının varlığını) ortaya koyan diğer önemli bir kavramdır. Bu yüzden bu konuyu biraz açalım.

Denge kavramı birbirine karşıt ama eşit iki farklı gücü simgeler. Peki, nedir bu birbirine eşit ama karşıt güçler? Evrenin ve maddenin yapısından ruhsal âlemlere kadar tüm evrensel, ruhsal, fiziksel, moral ya da duygusal kavramlar bunun içine girer: Negativite-Pozitivite, Işık-Karanlık, İyilik-Kötülük, Sevgi-Nefret, Sertlik-Merhamet vs. Muvazene ise bu birbirine eşit karşıtların denkliğinden doğan uyumdur. Birbirine zıt ama aynı zamanda eşit güçlerin birbiriyle çatıştığı ve dolayısıyla hareketin donduğu durgun merkez, orta noktadır ve kadim sembolizmde “daire içinde nokta” olarak gösterilir.
Örtülü Gizem Kitabı ilerleyen bölümünde şöyle der: “Muvazene negatif olarak var olan bölgede asılı durmaktadır!”Bu kısacık ve basit gibi görünen cümle aslında son derece ağır bir sembolizmi içinde barındırmaktadır. Kabalistik açıklaması; “Birbirine zıt ama eşit güçte evrensel kuvvetlerin sonsuz ve mükemmel bir muvazenesi durumunda bulunan tüm Yaratılış, negatif olarak var olan bir yerde varlığını sürdürmektedir!” şeklinde verilir. Bu ağır sembolizmin bu basit açıklaması bile insanın aklına hemen bir cevabı olup olmadığı bile tam olarak söylenemeyecek derecede karmaşık pek çok soru getirebilir: Tüm Yaratılışı içeren bu “yer” acaba neresidir? Bu yerin negatif olarak var olması ne anlama geliyor? vs. Tüm bu soruların yanıtları Kabalada verilmektedir. Bu cümle, üzerinde düşünmeye başlandığında da anlaşılabileceği üzere bizi Yaratıcı kavramına doğru götürmektedir. Ancak Kabalada Yaratıcı kavramını açıklamadan önce negatif ve pozitif varoluş kavramlarını biraz tanımlamaya çalışmak yerinde olacaktır.

Negatif ve Pozitif Varoluş

Negatif ve pozitif olarak varolmak kavramları Kabalada, Yaratıcı fikrinin en can alıcı noktasını oluşturur. Bu, Yaratılışın başlangıcı üzerine olan tartışmada tüm ezoterikve ekzoterik öğretilerin ve dinlerin ayrılma noktasıdır. Konumuz Kabala olduğundan ekzoterik öğretilerin ve dinlerin bu konuya olan yaklaşımından bahsetmeyeceğiz. Negatif varoluş ve pozitif varoluş kavramlarını açıklamaya başladığımızda aynı zamanda, Yaratıcının Hiçlikten Varlığa ve oradan da, bizim de içinde bedenen bulunduğumuz sonlu, fiziksel âleme doğru tezahürünü yani Yaratılışı kabalistik açıdan açıklamaya başlıyoruz demektir.

Negatif Varoluş ya da negatif olarak var olmak gibi bir kavram insana ilk bakışta oldukça garip hatta saçma gelir ve insanın zihninde değişik sorular uyandırır. Nedir Negatif Varoluş? Neden yok oluş denmiyor da negatif olarak var oluş deniyor? Ya da bir Varoluş neden yok anlamını çağrıştıran negatif kelimesi ile tanımlanmaktadır? Bu ve buna benzer tüm soruların cevabı negatif var oluşun son derece belirsiz, gerçekte tanımlanması mümkün olmayan bir kavram olmasında yatar. O bilinmez, tanımlanmaz, sınırları olmayan bir kavramdır. Zaten açık bir şekilde tanımlanması mümkün olsaydı o zaman negatif varoluş olmaktan çıkar,bilinen, tanımlanabilen, sınırları belli olan, somut bir kavram haline dönüşürdü. Bu nedenle Kabalada Yaratıcıyı ifade etmek üzere kullanılan; Hiç Olan (Ain), Sınırsız Olan (AinSoph) ve Sınırsız Işık (AinSophAur) kavramları insan kavrayışının ötesinde kavramlar olarak kabul edilir ve “Negatif Varoluş’un Üç Örtüsü” (İng. Three Veils of NegativeExistence) adını alırlar. Bu terimleri ayrıntılı biçimde yazımızın ilerleyen bölümlerinde açıklamaya çalışacağız.

İnsan bu kavramların üzerinde düşünmeye başladığında, anlamaya, nasıl kavramlar olduklarını bilmeye çalıştığında zihninde ancak belli belirsiz soyut bir düşünce oluşturabilir belki. Düşünmeye devam edip meditasyon, tefekkür ve benzeri yollarla daha ileri aşamalara geçtiğinde ise, başlangıçta zihninde bir türlü somutlaştıramadığı bu tanımsız kavramın yani henüz fiziksele tezahür etmemiş şekli ile Yaratıcı olarak nitelendirebileceği o bilinemeyen, sınırsız olan, tanımlanamayan ve adı konulamayan Mutlak Olanın temel şeklinin ancak böyle olabileceğini farkeder. “O Mutlaktır!” şeklinde bir tanım yapılabilir belki ilk anda. Ancak sonra fark edilir ki O’nu tanımlamak da olanaksızdır. Buna cüret etsek bile, anlayışımıza ve kavrayışımıza sığmaz. Çünkü tanımlanabildiği anda mutlak olmaktan çıkar. Peki, o halde Negatif, Sınırsız ve Mutlak kavramları -onları tanımlayamadığımıza göre- mantıksız kavramlar mıdır? Değillerdir! Çünkü zaten onları tanımlamamız mümkün olsaydı bu bize onları “bilme” şansını verirdi.Böylece onları sınırlandırmış olurduk ve bu durumda aklımızdan üstün olamazlardı. O zaman da o artık Yaratıcı olmazdı. Neden? Çünkü bir nesneyi tanımlamak demek ona bazı sınırlar konması anlamına gelir. Bu da Sınırsızı ya da Mutlak Olanı sınırlandırmak anlamına gelir ki bu olanaksızdır. Dolayısıyla “negatif olarak var olmak” ya da “negatif varlık” kavramı kişinin zihninde ancak bir fikir olarak var olabilir ama onu tanımlamak mümkün değildir. Çünkü bu tanımlamanın doğasına tamamen aykırıdır. Yine de, hiçlikten varlığa doğru giden tanrısal tezahürü sürdürebilmek için negatif ve pozitif var oluş gibi birbirine zıt bu iki kavram arasında bir bağlantı gerekli olduğundan bu bizi, pozitif varoluşa yakın olmasına karşın yine de açıkça tanımlanamayan bir başka kavrama,“potansiyel varoluş” biçimine götürür.

Potansiyel var oluş ise “olası bir biçimde var oluş!” şeklinde tanımlanır.Bu kavramı kabalada çok bilinen bir örnekle açıklamak istersek; “bir tohumun içinde, ondan yeşerecek ağacın gizli olması” şeklinde bir ifade kullanabiliriz. Burada, tohumun içinde gizli olan ağaç potansiyel varoluş durumundadır. Tohumda gözükmemektedir. Ama yine de vardır. Ancak henüz tanımlanabilir değildir. Bu, potansiyel olarak tohumun içinde var olan ağacın vereceği sonraki tohumları ve onlardan gelecek ağaçları da düşünürsek bu tanımlamaya giderek daha da uzak olacaktır. Bu durumda potansiyel varoluşa benzer olmasına rağmen henüz o kademeye erişmemiştir (yani negatif olarak vardır).Pozitif varoluş ise bunun tam tersine, tanımlanmaya açık bir kavramdır. Sınırları vardır, dinamiktir, belirli güçlere sahiptir ve dolayısıyla negatif varoluşun karşıt kavramını oluşturur. Yani o, artık tohumda gizli olan ağaç değildir. Ağacın kendisidir. Ancak; bir başı, sonu, sınırları olmakla birlikte yine de dayanak olarak başka bir biçime ihtiyacı vardır. Çünkü arkasında negatif varoluş olmadan dengesiz ve dayanaksızdır.

AIN’den, sonraki aşamada tezahür eden ve AIN SOPH ise “Sınırsız Olan” (İng.TheLimitlessOne) anlamına gelir. Kabala öğretisinde AINhiçbir yerde var olan Yaratıcının adıyken; AIN SOPH, O’nun tezahürü olan ve her yerde var olan Yaratıcı, yani tezahür etmiş durumunun Adıdır. Asla ayrı bir varlık değildir. Bu önemli noktaya dikkat etmek gerekir. AIN SOPHvar olan ve olmayan her şeyin toplamıdır. O, her yerde var olan T-nrı yani Mutlak Her Şeydir. Hiçbir sıfat içermez. Çünkü sıfatlar sadece Varoluş içinde tezahür ederler ve Varoluş ise sonludur. O ise tüm şeyleri doğuran tanrısal enerjidir. Bu nedenle hiçbir şekil, karakteristik ya da irade içermez. Hiçbir harekette bulunmaz. Sınırsız bir sükûnetve denge halindedir. O sadece O dur! Var olan tüm şeyler AIN SOPH’un sadece bir yansıması, bir tezahürüdür. İşte tam bu noktada, Kabalada Yaratıcı kavramı aniden, kendiliğinden ve bütün ihtişamı ile ortaya çıkıverir. Mutlak Hiçlik, Mutlak Varlık ve Sınırsız Işık kavramlarını bir araya getirdiğimizde ortaya Yüce T-nrı’nın zihnimizdeki soyut “fikri”çıkar. Buna, tanımı demek asla doğru olmaz. Sadece bir fikir! Sonsuz derecede soyut ve tanımsız bir fikir!

Bu durumda tanrısal tezahürün buraya kadar bahsettiğimiz aşamalarını özetleyecek olursak karşımıza şu sıra çıkar: 1. AIN.Mutlak Hiçlik, Negatif Olarak Var Olan ya da Hiçbir Şey, 2.AIN SOPH.Mutlak Varlık, Sınırsız Olan ya da Her Şey,3.AIN SOPH AUR. Sınırsız Işık.

Ve bu kavramlar ışığında: “O, Yaratılmış olan her şeyin ve tüm ölümlülerin idrakinin ötesinde, asla kavranamayan, bilinemeyen, Adı konulamayan, hiçbir zaman tanımlanamayan ve asla tanımlanamayacak olan, Mutlak Olandır!”deriz.

Torah’ta O’nun varlığının doğasına istinaden karşımıza çıkan ilk deyiş, “EheiehAsherEheieh” biçiminde karşımıza çıkar. Bu deyiş çeşitli kaynaklarca, farklı biçimde; “Ben Ben Olanım!”, “Ben Var Olanım!” ya da “Varoluş Varoluştur!” olarak tercüme edilir. Kabalada üzerinde çok durulan bu önemli ve temel deyişi, Yaratıcının Adları kısmında ayrıntılı olarak açıklamaya gayret edeceğim.

Kabalanın sözlü geleneğinde Yaratıcının Yaratılışı var etmenedeni ise şu ünlü deyiş ile açıklanır:

“T-nrı T-nrı’yı görmek istedi.”

Buna göre var oluş öncesinde, henüz Yüzün Yüze bakmadığı yani “Yaratıcının Kendini henüz Varoluş aynasında görmediği” bir var olmayış yani hiçlik durumu vardır. Ve tam bir serbest irade hareketi ile Mutlak Hiçlik (Ain), Mutlak Her Şeyi (AinSoph) çekip çıkarır (ya da Kendini sınırlar!) ve içinde Varoluş aynasının tezahür edebileceği bir boşluk yaratır. İşte bu eylem Kabalada “çekilme” yada “sınırlama” (tzimtzum) olarak adlandırılır ve “T-nrının mekânı Âlemdir, ama T-nrı Âlemin mekânı değildir!” deyişinin arkasında var olan harekettir.

Sınırsız Olan seviyesine kadar insanın kavrayışının ötesinde olan tanrısal eylemin, idrak edilebilir aşamaya gelmesi ise Rabbi Isaac Luria tarafından olmak üzere Kabala’da şöyle açıklanır: Sınırsız Olan’dan büzülme sonucu tezahür eden ve yaratılan bu boşluğun etrafını saran T-nrı’nın Sınırsız Işığı içinden bir ışık ışını (iplikçiği) çıkarır ve bu ışın çevreden merkeze doğru işler. Tanrısal İradenin bu Işını Kabala’da kav olarak adlandırılır ve on ayrı aşamada soyuttan somuta doğru tezahür eder. İşte bu on değişik aşama Kabala’da Sefirot yani Tanrısal Tecelliler ya da Tanrısal’ın Sıfatları, Nitelikleri adını alır.

Yaratılışın tanrısal kaynağının bizim sonlu fiziksel evrenimize doğru kademeli tezahürünü ya da şekillenmesini açıklamaya devam etmeden önce Yaratıcı kavramına ünlü kabalistlerin gözünden bir kez daha bakalım. Aşağıdaki somut örnekler Kabalanın Yaratıcıya bakış açısını yansıtması açısından oldukça yararlıdır. Böylece yukarıda anlattığımız karmaşık, soyut tanımların somut örneklerini bulmamız mümkün olabilecektir:

“Dualite yoktur! Sadece O, Ain Soph dışında hiçbir şey yoktur! Tanrısalın Özü tek tek her şeyde mevcuttur! O’nun dışında hiçbir şey yoktur! O her şeyin var oluş nedeni olduğundan O olmadan hiçbir şey yaşayamaz! O her şeye yaşam verir! O’nun varlığı her varlıkta mevcuttur! Sizler T-nrı’ya asla dualite ithaf etmeyin! T-nrı yalnızca T-nrı’dır! Eğer Ain Soph’un belirli bir noktaya kadar tezahür edip o noktadan sonrasının O’nun dışında olduğunu varsayarsanız O’nu dualize etmiş olursunuz. T-nrı korusun! Bunun yerine Ain Soph’un her varlıkta var olduğunu anlayın. “Bu bir taştır T-nrı değildir!” demeyin. Tüm Varoluş T-nrıdır ve taş yalnızca O’nun tarafından kapsanan bir şeydir…”(Moses Cordovero, Shi’ur Qomah.)

“Herhangi bir şey henüz tezahür etmemişken sadece O, Ain Soph vardı. O var olan her şeydir. Yine var olan bu her şeyi var ettiğinde yine O’ndan başka hiçbir şey yoktur. O’nun dışında olan hiçbir şey bulamazsınız. T-nrı var olan her şeydir. Bununla beraber var olan her şey T-nrı değildir. O her şeyde vardır ve her şey O’nun tarafından var olabilir. Hiçbir şey O’nun tanrısallığının dışında değildir. Her şey O’nun içindedir. O ise her şeyin içinde ve her şeyin dışındadır. Hiçbir şey yoktur sadece O vardır…” (Moses Cordovero, Elimah Rabbati, 1558)

“T-nrı’nın varlığı tüm şeyleri ayakta tutar: Hiçbir şey T-nrı’nın dışında değildir. Buna göre küçük ya da büyük, var olan her şey yalnızca onları saran, içlerinden akan tanrısal enerji sayesinde var olabilir. T-nrı’nın bakışı yalnızca bir an bile [Varoluş’tan] çekilse tüm Varoluş bir anda yok olur. Bunu anlar ve bilirseniz alçak gönüllü olursunuz, düşünceleriniz saflaşır…” (Moses Cordovero, Or Yaqar, 16 YY.)

“O, Ain Soph her türlü anlayışın ve açıklamanın ötesindedir. Her ne kadar kavranamaz ve her şeyde varsa da ve her ne kadar O’nun dışında hiçbir şey yoksa da, O elbette açıklanamaz. Hiçbir harf, hiçbir isim, hiçbir yazı, hiçbir şey Onu sınırlayamaz. Ain Soph hiçbir irade, hiçbir istek, hiçbir niyet, hiçbir düşünce, hiçbir konuşma, hiçbir hareket içermez. Yine de O’nun dışında hiçbir şey yoktur…” (Gerona’lı Azriel, On Sephiroth Üzerine Yorumlar, 12 yy. )

“Hiçbir yerde Ain Soph’u araştıracak bir görüş yoktur. O’nun hakkında hiçbir şey bilinemez, çünkü O mutlak hiçliğin gizeminin içinde saklı ve gizlidir…” (David ben Judah he-Hasid, Aynalar Kitabı 1300)

“Hiçbir harf ya da imaj Yaratıcı’ya uygulanamaz. Ain Soph resmedilemez, hakkında konuşulamaz, yargı ya da şefkat, heyecan ya da öfke gösterilemez. O değişmez ve sınırlandırılamaz. Uyumaz ve hareket etmez ve O’na hiçbir özellik atfedilemez. Ne tezahür etmeden önce, ne de şimdi…” (Moses Cordovero, Or Ne’erav. 1587)

Devam Edecek…

2.804 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Püf NoktasıPüf Noktası İkili ilişkilerde yediğimiz en büyük halt, hemen akıl verme moduna bağlamamız oluyor. Birisi ağlıyor mu, canı mı sıkkın, yüzü mü asık... Hemen ona akıl satmaya başlıyoruz, gidip ona […]
  • Püf noktasıPüf noktası İkili ilişkilerde yediğimiz en büyük halt, hemen akıl verme moduna bağlamamız oluyor. Birisi ağlıyor mu, canı mı sıkkın, yüzü mü asık... Hemen ona akıl satmaya başlıyoruz, gidip ona […]
  • Hayal ettiğim ülke bu değildi!Hayal ettiğim ülke bu değildi! "Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini göremeden ayrılacağım bu dünyadan. Torunlarımıza bırakmayı hayal ettiğimiz ülke bu değildi. Gene de bir hayal kırıklığı yaşamıyorum. […]
  • Meselenin Özü: Sabır, Ya Sabır…Meselenin Özü: Sabır, Ya Sabır… Her birimiz hayatın içinde pürtelaş koşarak yaşamıyor muyuz? Sanki hayat kaçıyor, biz ne olduğunu bilmediğimiz bir şeyleri yakalamaya çalışıyoruz. Oysa bir tek günün içinde bir hayat […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler