felsefe taşı

Işığın ve İnsanlığın Öyküsü

Işığın ve İnsanlığın Öyküsü
Mart 23
14:04 2015

Işık, karanlığın koynunda zamansızlık çağından beri devam eden derin uykusundan, “Ol Emri” ile uyandırıldı. Ve ışığın maddesel dünyada yeni şekli ile sürdüreceği bu uzun yolculuğu da böylece başladı.

Bilinmeyen bir süreden beridir karanlığın ısız boşluğunda uyutulmuş olan
kaddim ışık, madde elbisesinin sonsuz seçenekli hal ve oluşları ile
biçim kazanarak boyut buldu. Böylelikle ışık için kozmik tarihin
karanlık dönemi artık son bulmuştu. İşte sürekli genişlemekte olan Evrenimiz o an dan bu yana var…ve bilmem biliyor musunuz ama, “Ben” de o an dan bu yana, “Var” ım. Yani bilimin son verilerine göre her birimiz en az 13,7 milyar yıldır varız.

Hepimizin Var olmak denildiğinde anladığımız bir diğerininki ile az çok
benzerlikler taşımakla beraber farklılıklar gösterir, ister farklı
kültürlere ait çeşitli yaratılış efsaneleri, ister kadim yazıtlar,
isterseniz farklı inançlara ait kitap ve peygamberlerin sözlerine bakın
göreceğiniz şu bilgi olacaktır: Tüm benler aynı ışık kaynağının farklı
biçimsel formlarına bürünmüş halleri ile varlık göstermektedir.

Ben dediğimiz bedensel varlığımızın öncesinde yaratılmış olan
ruhsal/enerjisel varlıklarımızda, o koskoca gezegenler gibi enerjiden
var edildiler. Ve işte bundandır ki, aslında, “Ben” denen ben ve tüm
evren ışığın madde boyutundaki farklı kesif görüntülerinden ibaret
olmaktan daha fazla bir başkalığa sahip değiller. Çünkü: Bu kozmik
tarihçenin “Ol Emri ” ile başlatıldığı o anda, her şey ama herşey
ışıktan oluştu ve aradaki boşluk esir ile dolduruldu…ve o gün bu
gündür etrafımızda gördüğümüz ne var ne yoksa madde haline gelmiş
ışıktan oluşmuş (ayrısı gayrı aslında olmayan) maya denen ilüzyonun
yarattığı sahte algıyla, farklıymışcasına sanal bir algı nedeniyle ayrı
düştüğümüz aynı benin başkalaşmış hallerinden ibaret.

İşte ışığın maddeler dünyası da yeni formları ile ile dans etmeye
başlamasından milyarlarca yıl sonra insanlığın var oluşu ve ardından
birlik bilincinden kopan ve ışıktan ayrı düşen insanlığın gölgelerin peşine düşüp aslını unutmaya başlaması ile beraber “aslını ve evrende ki amacını arayan insan” kavramı da doğmuş oldu.

Aslında felsefe tarihi ve bir anlamda da insanın düşünsel ve var oluşsal tarihi ışığın tarihinden başka bir şey değildir. Böylelikle ışığın maddeye dönüşmesinin ardından, bir yandan da insanlığın kendini arayış öyküsü yazılmaya başlandı. Maalesefki özünden uzaklaşarak, kendinden ayrı düşmüşlük hissi ille kendini unuttan yeni insan, gölgeleri gerçek sandığı mayanın içerisinde aldanmışlığı üzerine
sürdürdüğü yaşam yolculuğunu milyonlarca yıldır devam ettiriyor.

İşte bu sebepten: Karanlıkta kalan insanın ışığı arayış öyküsü insanlık
tarihin boyunca sürecek olan en zorlu yolculuğun da öyküsü olmuştur.
Oysa ki, kişinin gerçek arayışını farkındalık kazanarak “ışıktan ayrı
düşmesi” ne odaklandırması ile bu zorlu seyahatin bambaşka bir evrende
yola almaya dönüşeceğinin bilgisi yüz yıllardır büyük bilgeler,
inisiyeler,peygamberler aracılığıyla verilmektedir.

Gölgeleri asıl zannederek geçirilen hayatların Eflatun’un kaleminden
betimlendiği bu öykü ile yazımı bitireceğim.

“Karanlık bir mağara içinde elleri birbirine zincirlenmiş, boyunları
geriye döndürülemeyecek şekilde sabitlenmiş, sırtları mağaranın ışık
sızan kapısına dönük, arkalarında çok yüksek olmayan bir duvar bulunan
bir grup insan, karşılarındaki duvara yansıyan gölgeleri varlık
âleminin kendisi olarak düşünüyor. Böyle düşünmemelerini sağlayacak
herhangi bir sebep de yok. Oysa onların gördükleri, arkalarındaki duvar
üzerine sıralanmış çeşitli kalıpların yansımalarından ibaret. Bu
insanların hakikati idrak etmeleri için başlarını geriye çevirip gün
ışığındaki âleme bakmaları yeterli. Zincirlerinden kurtulup geriye
bakmayı başarabilen ilk kişi, diğer insanlara karşılarındaki duvarda
gördükleri yansımaların sanal olduğunu, gerçek dünyanın mağara dışında
bulunduğunu haber verir. Ama elleri ve başları zincirli olanlar, bu
hakikat habercisini yalanlarlar; çünkü onların dünyası ‘gölgelerin
dünyası’dır. Asılların dünyası onların çok uzağındadır. ”

Işık hepimizle Ol’sun…

2.514 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • YaşYaş OL- Neye ağlıyorsun yine? AĞ- Yok bir şey... OL- Ne demek yok bir şey? Var bir şey ki akıyor yine... AĞ- Yok bir şey dedim! OL- Yokmuş... AĞ- ... . . . OL- Hep böyle […]
  • Mağara Devrinden Bu Yana İnsanlığın Sağlığı Nasıl Korundu?Mağara Devrinden Bu Yana İnsanlığın Sağlığı Nasıl Korundu? Dünyanın en eski ilacı 110 yaşında ise daha önce nasıl tedavi oluyorduk? diye düşünüyordum... Gerçekten tek tedavi yöntemi Ortodoks Tıbbı dediğimiz bu gün ki tıp mıdır? İnsan odaklı […]
  • Otantik olmakOtantik olmak İngilizcesi ''authentic''. Türkçe'ye otantik olarak çevrildiğinde çoğu kişiye bir anlam ifade etmediğinden dolayı, devamını getirmek, açıklamak gerekiyor. Gerçek, aslına uygun olan […]
  • İdealler yarının gerçekleridirİdealler yarının gerçekleridir 1986. 18 yaşındayım. Erdal Öz "Gülünün Solduğu Akşam"ı yayınlamış. Deniz'ler, Yusuf'lar, Hüseyin'ler. Hikayeleri ve idamları. O zamanlar günde en az bir kitap okuyordum.. Ama o gün […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2017
P S Ç P C C P
« Kas    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Arşivler