felsefe taşı

İnsanın Anayasası

İnsanın Anayasası
Ocak 06
11:32 2014

“Irgatlık yapamadım; yoktu çalacak cesaretim.
Bu yüzden herkesi memnun edecek yalanlar söyledim.
Şimdi bütün yalanlarım ortaya çıktı, katlettiğim insanlarla yüzleşme vakti çattı.
Acaba hangi hikayeyi anlatsam yarar işe, öfkeli ve aldatılmış gençliğime?”
Rudyard Kipling

Abraham Lincoln’ü aktör Daniel Day Lewis’in canlandırdığı “Lincoln” adlı yapımda belki de en fazla aklımda kalan kısım Abraham Lincoln’ün “Do you think we choose the times into which we are born? Or do we fit the times we are born into? (Doğduğumuz zaman dilimini seçebiliyor muyuz, ya da zamanı doğduğumuz zaman dilimine göre düzenleyebiliyor muyuz?)”sorularını sorduğu kısımdı. İçinde yaşadığımız zaman diliminde bu sorunun yanıtına “hayır” diyebiliriz. Hiçbir teoriyi, kuramı veya kurumu son ve kesin olarak benimsemeseniz bile “insanın ne zamandır varolduğu” konusunda bilin(ebil)enler, bin yılları hatta milyon yılları kapsayan bir süreçten bahsediyor. Bu sürecin ne kadarı ile ilgili bilgiye ve mirasa sahip olduğumuza bakarsak da, henüz pek de büyük bir kısmına ilişkin birikimimizin olmadığını anlıyoruz.İnsanların varolduğu her geçen saniye, her geçen yıl ve yüzyıl hikayemize yeni şeyler ekle-niyor ve insanoğlu hikayenin en başına doğru da ilerlemek için çabasına devam ediyor.Zaman ileri doğru aktıkça, insan da elinde bulundurdukları ile en geriye doğru bakmaya ve zamanda geri kalanları görmeye çalışıyor.

Paul Eluard ne güzel açıklıyor hep tekrar eden ama her seferinde farklı ürünler veren hikaye(leri)mizi:

İnsanlarda tek sıcak kanun;
Üzümden şarap yapmaları,
Kömürden ateş yapmaları,
Öpücüklerden insan yapmalarıdır.
İnsanlarda tek zorlu kanun;
Savaşlarda yoksulluğa karşı
Kendilerini ayakta tutmaları,
Ölüme karşı yaşamalarıdır.
İnsanlarda tek güzel kanun;
Suyu ışık yapmaları,
Düşü gerçek yapmaları,
Düşmanı kardeş yapmalarıdır.
Hep var olan kanunlardır bunlar;
Bir çocuğun tâ yüreğinden başlar yayılır, genişler, uzar gider ta akla kadar …

İnsanın kendi anayasası olur mu? Olur elbet, yazıya dökmese de, salt kendisi için geçerli ise de vardır insan(lar)ın anayasası … Anne karnından gözlerini evrene açtığı doğum ile başladığı yaşamı ve yaşamı boyunca yaşadıkları ile oluşan, kimi zaman uyduğu kimi zaman ihlal ettiği, bazen değiştirdiği ve son nefesini verip kendi ile beraber nokta koyduğu anayasası vardır her insanın. Hepsi insanların kendi şahıslarına münhasırdır.

“İki şey, üzerlerine sık sık eğilip ısrarla düşünülürse, insanın ruhsal yapısını hep yeni, hep artan bir hayranlık ve korkunç saygıyla dolduruyor: Üzerimdeki yıldızlı gök ve içimdeki ahlak yasası. Her ikisini, karanlıklarda gizlenmiş ya da benim ufkumun ötesinde aşkın alandalarmışçasına aramama ve sırf tahmin etmeme gerek yok ! Onları görüyorum ve doğrudan doğruya benim varoluşumun bilincine bağlıyorum.”diyerek bu olguyu daha ustaca ifade ediyor Immanuel Kant. Yazıya dökmeye çalıştıklarım kendi insan anayasamı sizlere anlatma ya da “ideal bir insan anayasası” tasviri yapma amacı taşımamaktadır.Zaten bu yazının belirli bir amacı da yoktur, yalnızca bir çabanın ürünü olma durumu söz konusudur. Bu nedenden ötürü hepimizin idrakinde olduğunu düşündüğüm şeyleri dilim
döndüğünceve kendimce ifade etmeye çalışacağım.

Zaman Kavramı

Yazının başından bu yana birkaç kez “zaman” kavramıyla ilgili ifadeler kullandım. Hiç aklınıza “hayatında zaman kavramı olmayan bir insan” gelir mi? Eminim değişik biçimlerde bu soru hemen herkesin aklına geliyordur. Tıpkı; sayılar, elektrik, ulaşım araçları vb. konularda olduğu gibi “… yok iken insanlar ne yapıyormuş?” diye merak ettiğiniz oluyordur. Şimdi bazılarınız diyeceksiniz ki “zaman gibi hep var olan bir şeyi bu örneklerle kıyaslayamayız ki, zamanın durumu farklı”, evet ama ötekilerin de hep var olduğunu düşündüğümüz/bildiğimiz şeylerden türediği de ortada değil mi? Tıpkı zaman gibi …

Kabaca bir mantık ve bilgi ile düşünecek olursak işin en başında; soğuk, sıcak, yağmur, kar gibi olguları belirtmek için (yani hasat, göç, barınma gibi hayati durumları etkileyen koşulları) mevsimlerle yetinen insanoğlu, giderek daha küçük birimlere ihtiyaç duymuş ve mevsimleri yıla tamamlamış; yılı
aylara ve haftalara, haftaları günlere, günleri saatlere, saatleri dakikalara ve saniyelere bölmüştür.

Yani bilinen evrenin var olan gezegen hareketlerinden; insanoğlunun idraki ile “zaman” kavramı doğmuştur. Burada lafı uzatmamak için “sayılar”ın oluşumunu ve gelişimini detaylandırmıyorum ancak sayılar da zaman kavramı gibi insanoğlunun varolan bir takım şeyleri ihtiyaçları doğrultusunda kullanma yönteminden oluşagelmemiş midir?Bu yöntemler ki, insanoğlu bunlardan bağımsız olarak ne kendini ne de varolan başka herhangi bir şeyi ifade edebilmiş olsun; dünümüz, bugünümüz, yarınımız, dünyamız ve içinde bulunduğumuz evren …

Evren ve Dünya

İnsanın ne zamandır varolduğu konusuna eşdeğer düzeyde cevabını merak ettiği ve üzerine çaba harcadığı diğer konu ise yaşadığımız gezegen olan dünyanın ne zamandır var olduğu ve bu süreçte nelerin gerçekleştiği konusudur. Özellikle henüz yeni geride bıraktığımız 19.ve20.yüzyıl, insanoğluna hem dünya hem de onu içinde barındıran evrenle ilgili sorularına yönelik büyük aşama kaydettiren olaylara sahne olmuştur. En az İnsanoğlununki kadar eski ama daha devasa bir geçmişe sahip olan gezegenimizile ilgili milyar yılla ifade edilen saptamalar söz konusudur. Öyle ki bu saptamaların yapıldığı ve halen devam süreçte insanoğlu, sınırlarını dünyanın uydusu Ay’a ve evrenin bazı belirli noktalarına dek ulaştırmıştır.

Dünyadan evrene ve diğer gezegenlere taşan keşif çabaları yeryüzünde de sürekli olarak süregelmektedir. İnsanoğlunun kendini keşfi, gezegeni keşfi ile paralel olarak ilerlemektedir. Diğer canlılarla birlikte insanoğlunu barındıran dünya, gerek kendi yapısından gerekse evrendeki diğer unsurlarla olan etkileşiminden kaynaklı olarak sürekli doğa olaylarının gerçekleşmesine sahne
olmaktadır. Bu döngüyü henüz hiçbir canlı kontrol edememekte yalnızca kendi yetilerince buna ayak
uydurmakta ve etkide bulunmaktadır.

İnsan Aklı

Alışılageldik bir ifade ile insanları diğer canlılardan ayıran önemli bir özelliği vardır. Bu özelliği O’nun diğer canlılarla, doğa ve evrenle olan ilişkilerinin daha farklı gelişmesine neden olmuştur. İnsanın doğa ve diğer canlılarla olan etkileşiminde çizdiği yola yön veren olgu; düşünebilme yeteneğinin niteliği ve düşüncelerini organları ile eyleme dökmedeki yetisidir.Bu eylemleri yönüyle diğer canlılardan ayrılmasının nedeni ise daha gelişmiş bir beyninin olmasıdır.Bu daha gelişkin beynin üretmiş olduğu düşünceleri uygulayabilecek organları olmadığı sürece de bir sonuca ulaşması mümkün olmayacağı aşikardır. Bu yüzden el adını verdiğimiz organ insanoğlunun, dünyanın ve evrenin uzun hikayesinde anahtar bir öneme sahiptir.

Bugün bilgisayarları, arabaları, uçakları ve yaşamımızda yer alan birçok araç-gereci kullanmamızı sağlayan elimiz; hikayenin en başında tehlikelerden korunmak için taş atmaya, sakınmaya ve vurmaya, yiyecekleri toplamaya ya da yiyecek elde etmek için aletler yapıp avlanmaya, ilkel düzeyde barınacak yerler oluşturmaya yarıyordu. İnsanı diğer canlılardan farklı kılan “aklı”nın ilk ürünleri “el” vasıtası ile ortaya çıktı; izleri bugün bize kadar ulaşan medeniyetler, icatlar, edebi eserler, mimari, teknoloji ve sayamadığımız bir çok şey fikirden elin becerisine uzanan bir sürecin mirasları olarak bizlerekadar uzandı .İnsanoğlu’nun elini kullanabilmesi, “düşünen ve üreten insanın” ortaya çıkışıdır dersek kanımca yanlış bir ifade kullanmamış oluruz.

Bu uzun girişten sonra insan aklının ürünü deyince aklımıza bilebildiğimiz insanlık tarihi çıkacaktır. Bilebildiğimizin dışında belki de çok daha fazlası vardır ancak bilebildiğimiz kısmı; uygarlıkları, savaşları, bilimi, sanatı özetle hikayenin başından beri insan aklının ürettiği ve birikimli
olarak günümüze dek taşıdığı herşeyi içermektedir.

Günümüzde yaşadığımız sistem, insanoğlunun evrenle; evrenin içinde bulunan dünya ve dünyadaki
diğer canlılarla olan etkileşimin son halidir. Bu unsurlar varlığını sürdürdükçe etkileşim devam etmekte ve sistem de “sürekli değişerek” işlemektedir.

İnsan İradesi ve Vicdan Kavramı

İnsanlar çok uzun süredir irili ufaklı topluluklar halinde “birlikte” yaşamaktadır. Bu durum gezegenin sonlu (kıt) olan yapısının ve kaynaklarının dünya üzerinde yaşayan canlılar ve nesnelerce paylaşılmasının doğal bir sonucudur . İnsanları, gezegende bir arada olduğu canlılar içerisinde farklı kılan şey az önce bahsettiğimiz gibi aklını daha etkin kullanabilme yetisidir. Bu yeti insanların
yaşamlarını kolaylaştırdığı kadar zorlaştıran da bir olgu olmuştur.

Her canlının hayatta kalabilmesi için ihtiyaç duyduğu gereksinimler vardır. Canlılar bu gereksinimleri elde etmede kendi türlerinin gelişimleri doğrultusunda metotlar kullanagelmiştir. İnsanın sürekli gelişen aklını kullanabilme yetisi, insanların doğayla ve diğer canlılarla olan ilişkilerinde gereksinimlerini karşılama noktasında ona büyük avantajlar sağlamıştır. Öyle ki, insanoğlu hayvanları ehlileştirebilmiş, doğal ortamdaki varlıklardan gıdalarını temin edebilmiş, kendine barınacak yerler inşa etmiş kısacası gezegende -tabiri caizse- “özne” konumuna gelmiştir.

İnsanoğlunun yönlendiren ve biçimlendiren bu konumu, insan türünün bireyleri arasında “sürekli bir mücadele” halinde vücut bulmuştur. Mağara duvarlarına çizilen resimlerden, en eski yazılı kaynaklardantutun da nesillerden nesillere aktarılan mirasımızın tüm öğelerine dek geçmişimiz, en fazla“savaş” olgusunu içinde barındırmaktadır. Ve ne yazık ki insanların ölümü ile sonuçlanan insanlar arası bu “mücadele” halen devam etmektedir.

Savaş deyince akla ilk gelen silahlı mücadele kavramının yanısıra, maddi bir takım şeyler uğruna ve manevi hazlar uğruna bireyler arasında, toplumlar arasında kıyasıya bir rekabet yaşanmaktadır. Yaklaşık olarak 6.5 milyar insanın yaşadığı dünyada 900 milyona yakın kişi yeterli olarak besleneme-mekte yani açlıkla mücadele etmekte, 2 milyar civarında insan yoksulluk sınırında yaşamını sürdürmektedir. Birçok insan yaşamını azami normlarda devam ettirebileceğiekonomik, siyasi, kültürel ve sanatsal faaliyetlerde bulunamamakta, üretememekte ve hepsiyle ilintili olarak sağlıklı biçimde yaşamını sürdürememektedir.(Rakamlar, geçerli istatistiki araştırma ve verilere göre yaklaşık olarak yazılmıştır.)

Peki tam başlangıcını bilmesek de binlerce yıldır birlikte yaşayan ve sürekli gelişen aklına ve aklının ona sunduğu nimetlere rağmen halen neyin mücadelesini vermektedir insanoğlu? İnsan aklı bu mücadeleye “birbirini yok etme ve birbirine zarar verme” kavramlarından yoksun bir çözüm mü getire-memektedir yoksa bu mücadelenin tek ve biricik nedeni insan aklının ta kendisi midir?Yoksa insan aklının dışında insanın doğadaki ve türü içerisindeki konumunu belirleyen başka bir olgu mu vardır?Ve bütün bu soruların cevabı ve sorunların çözümü bu olguda mıdır?

Şanslı olan çoğunluğumuz gözümüzü bir ailede dünyaya açarız. Birlikteliklerinden ortaya çıktığımız bir anne ve babası vardır hepimizin ve yine şanslı olanlarımız yeni dahil oldukları bu ailede anne-baba ve varsa kardeşleri ile büyürler. Aile denilen bu en küçük insan topluluğu, yavru insanın ehlileşmeye ve kendi türü ile “birlikte” yaşamaya başladığı ilk ortamdır. Duyularımızla algıladığımız doğal ve çevresel olguları büyüdükçe idrak edip gerekli tepkileri vermeyi öğrenmemizin yanısıra coğrafyadan coğrafyaya kültürden kültüre ve aileden aileye değişiklik gösterebilen bir takım soyut kavramları da doğrudan veya dolaylı olarak ilk önce ailede öğreniriz. Buraya kadar hemen herkesçe bilindiği ve kabul edildiği varsayılan şeyleri söyledik. Şimdi az once sorduğumuz sorular üzerinden bunları düşünecek olursak insandan kaynaklanan sorunların temelinde ne yattığı noktasında bu soyut kavramların yeri nedir diye bir düşündüğümüzde oldukça karmaşık bir durumla karşılaşırız.Çünkü adeta tüm insanları kendi etrafında ortak bir noktaya getiren ve aslında insan aklının ürünü olan inanışlar ve sistemler vardır.Bunların tamamına yakını da yukarıda saydığımız sorunların varolmasına hiç fırsat vermeyecek öğretilerle doludur.Lakin ortak noktada görünen insanlar arasında da, bu ortak noktaların arasında da insanlık olarak içinde bulunduğumuz tabloya neden olan “mücadele” vardır.

John Lock’a göre; “insan doğuştan boş bir kağıt (tabula rasa) olan bir bilme yetisi ile doğar” ve yaşamı boyunca deney ve tecrübeler ile bu boş kağıdı doldurur.William Golding “Sineklerin Tanrısı” adlı ese-rinde özetle; “günümüz dünya ve toplum düzeninde içinde büyüdüğümüz ailenin, aldığımız eğitimin, bulunduğumuz sosyal çevrenin bizi belli doğruların ve davranış kalıplarının içine soktuğunu ve bizlerin de koşulsuz-sorgusuz bunları uyguladığımızı ancak bunlardan yoksun salt yaşamsal gereksinimlerin azami ölçüde karşılanabildiği bir ortama düşersek bir süre sonra yalnızca yaşama içgüdüsü ve bunun sonucu olan özellikler ile yırtıcı, bencil ve acımasız olacağımızı” anlatır. Ve bunların insanların her ne kadar kabulü için mücadele verse de onların içlerindeki canlı özelliklerinden geldiğini ima eder.

Yale Üniversitesi Çocuk Bilişsel Kavrama Merkezi’nde yapılan bir araştırma ise 3-6 aylık bebeklerin bile iyi ve kötü kavramlarını büyük ölçüde seçebildiklerini, sonuçları kesin olmamakla birlikte halen devam eden araştırmaya katılan bebeklerin yüzde 75’inin, evrensel bazda doğru olarak kabul edilen (örneğin yardımseverlik gibi) olumlu davranışları ayırt edebildiklerini iddia etmektedir. Sunulan örnekte, 3-6 aylık bebeklerden, farklı davranışlar sergileyen kuklalar arasında seçim yapması istenmekte ve , kuklalarla yapılan mizansen sonucunda sahneyi izleyen bebeklerin yardımsever kuklaya doğru uzandıkları gözlemlendiği dile getirilmektedir. (http://www.sciencedaily.com/releases/2012/08/120815093230.htm)

İrade adını verdiğimiz kavram en basit tabirle eylemlerimiziaklımıza uygun gerçekleştirme mekanizmasıdır.Bu insanların tüm hayatını ve insanların birbirlerinin hayatlarını etkileyen bir kavramdır.Mekanizmanın doğuştan gelen özellikleri ve yaşam içerisinde geçirdiği değişiklikler vardır.Vicdan ise insanın davranışları hakkında muhakeme yapmasını ve bir yargıda bulunmasını sağlayan, kendi düşünce evre-nive benimsemiş olduğu değerleri baz alarak özüne dönük gerçekleşen bir olgudur.

Bu kavramların sistematik yapıları halen çeşitli alan ve disiplinler için araştırma ve tartışma konularıdır ancak yadsınmaz oldukları da ortadadır.Yukarıda verdiğimiz örnekler ve daha nicesi bunların ve bunları çözebilme merakının örnekleridir.

“İnsanın kendi anayasası” aklının bir uzantısı olan iradesi ve akıl-duyu yoluyla damıtarak oluşturduğu vicdanınınbir arada olduğu görünmez bir bütündür; bu bütünden bilinçli veya bilinçsiz olarak yararlanır ve buna göre yolunu çizer.Hiç farkında olmadığı noktaları ve belki de bunların hiç farkına varamadan yaşamını yitireceği gerçeği vardır.Diğer insanlarla, çevre ve doğayla, dünyayla, evrenle olan karşılıklı ilişkisi bu anayasa üzerinden yürür.Bu anayasaya akıl hakimdir elbet ancak insanın iradesi ve vicdanı insanoğluna biçilen erdemlere dönük değilsehiçbir düzen, inanış ya da sistem onu yırtıcı, acımasız ve bencil olma durumlarından tek başına alıkoyamaz.Beden ve zihin sağlığı yerinde olarak dünyaya gelen her insan, doğumundan itibaren ölüme yaklaştığı her geçen zaman diliminde tür olarak sahip olduğu yetkinlikleri kendisi ve tüm insanlar için kullanabilmeyi keşfe çalışmalıdır.Bugün içinde yaşadığımız bu adil olmayan düzen ve gezegen ile insanlığın gelmiş olduğu son durum bu yetkinliklerin başka amaçlar uğruna kullanılmasının ve aklın egemen olmayışının sonucudur.Ve bunu düzeltebilecek yegane şey de bireyin aklının ta kendisidir; vicdanı ve iradesidir.Anayasasına kendi akıl ve hikmetini hakim kılma kudreti; yaşamları, insanlığı ve gezegeni güzelleştirecektir.Bunun dışında tutulan her yol tıpkı sihir olduğunu bile bile bir sihirbazlık gösterisinin gerçekolduğuna kendini inandırmaya benzer.The Prestige (Prestij) adlı filmde sihirbazın harikulade dile getirdiği gibi:
“Her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur.Birincisi “Vaat” bölümüdür.Sihirbaz size sıradan bir şey gösterir.İskambil destesi, bir kuş ya da bir insan.Bu nesneyi size gösterir.Son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister.Fakat gerçek, farklı olabilir.İkinci perdeye “Dönüşüm” denir.Sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür.Hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız.Çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. Siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz. Henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir.Onu geri getirmeniz gerekir.İşte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur.İçlerinde en zorlusu.Bizlerin deyişiyle “Prestij” “.

Bir gösteri kadar kısa olmayabilir hayatlarımız ya da bir sırrın peşinde koşmaya değecek kadar uzun olmayabilir ama her iki durumda da kandırmayla ya da kandırılmayla sürmemesi ve bitmemesi gereken sürededir.Dönüp bakınca geride kalan zamanlara baş döndürücü bir yolculuk çıkıyor karşımıza ve aynı bizim gibi teker teker insan hikayelerinden hepimizin hikayesi, her birimizin anayasalarından anayasası insanın … Can Yücel ustası Paul Eluard’a cevap veriyor:

Kan yasası bu insanın:
Üzümden şarap yapacaksın
Çakmak taşından ateş
Ve öpücüklerden insan!
Can yasası bu insanın:
Savaşlara yoksulluklara
Ve binbir belaya karşın
İlle de yaşayacaksın!
Us yasası bu insanın:
Suyu şavka döndürüp
Düşü gerçeğe çevirip
Düşmanı dost kılacaksın!
Anayasası bu insanın
Emekleyen çocuktan
Uzayda koşana dek
Yürürlükte her zaman

1.669 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • 8 Saniyede 20158 Saniyede 2015 Gözlük, yüzük ya da saat gibi giyilebilir akıllı cihazlar, sanal gerçeklik, mobil ödeme yapıları, ev ya da otomobil ile entegre çalışan uygulamalar, fiziksel alışveriş anında dijital […]
  • Zamanda geri dönebilseydikZamanda geri dönebilseydik Bilim olguları anlamamız için en önemli yardımcımızdır. Ancak bilimi kendi düşüncelerine alet eden ve çıkarları için kullanan pek çok insanın varlığı da bir gerçek. Şu sıralar kuantum […]
  • Selefîyye ya da SelefîlikSelefîyye ya da Selefîlik Selefîyye ya da Selefîlik sözcükleri gündemimize girdi. Ne demek Selefilik? Hani, “Halef/Selef” sözcükleri var ya? Selef halefin tersidir ve tarihsel olarak “Önde olanlar” anlamına gelir. […]
  • Evrenin Birliği ve Evrimin BirliğiEvrenin Birliği ve Evrimin Birliği Daha önceki yazımda hiçlikten varlığa ya da ölümden yaşama geçişi ve bunun bir döngü oluşundan bahsetmiştim. Peki evren bu düzeni nasıl oluşturdu? Bugünkü bilgilerimizle evren […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler