felsefe taşı

G.D.O. (Global Düzenbazlık Oyunu)

G.D.O. (Global Düzenbazlık Oyunu)
Nisan 08
12:28 2016

Beslenme; günümüzde bir çoğumuz için sosyalleşme aracı, bazılarımız için de mutlu olmanın en ulaşılabilir yolu iken,bazılarımız için ise sadece doymak için yapılması gereken bir işlem…

Hangisi olursa olsun, sonuçta her canlı organizmanın yaşamının devamı için besin tüketmesi bir gerekliliktir. Bu aşamada şu çok önemli bilgiyi unutmamak gerekir: Eğer yedikleriniz hücrelerinizi beslemiyorsa beslenmiş olamayız.
Bu da demektir ki: Yediklerimiz ile aldığınız gıdaların içeriklerinin, insan vücudu ile uyumlu yaşamsal enerji taşıyan besleyici öğeler içermesi gerekir.
Besleyici öğeler; doğada her han gibi bir işleme tabi olmadan alabileceğimiz temel esansiyel öğeleri barındıran, doğal karbonhidrat, doğal yağ, mineral ve vitamin içeren ve türüne göre probiyotik değeri olan, gıdalar olmalıdır.
Şimdi de dilerseniz, endüstireyl ürünlere bakalım: Bir çoğu biogenetik müdahale geçirmiş ürünlerdir. GDO’lu ürün deindiğinde, insan organizmasın yapısında hiç bir karşılığı olmayan, en basit anlatımla (genetilk müdahale yapılmış bitkisel ve hayvansal ürünlerde ve bu hayvanların yemleri de aynı kapsamdadır) gen yapısı uygulanan işlemler sonrasında, bütünselliğini yitirmiş, değişime uğrayarak türsel özelliklerini ve beraberinde türüne ait faydalı değerlerinin de yok edildiği, bir çok farklı bedensel ve ruhsal kalıcı hasara neden olan bir ürün söz konusudur.

Bir diğer yandan da ambalaja girmiş, konserve adı altında canlılığını yitirmiş, paketlenmiş ve bu işlemler yapılana kadar bir çok endüstriyel işlem görmüş, raf ömrü neredeyse insan ömrüne eşit :). uht işlemlerle yararlı tüm besin öğelerini kaybetmiş, katkı, esans, koruyu adı altında anılan ve aslında, kimya laboratuarlarında imal edilen sentetik, endüstriyel maddeleri ambalajlayarak market raflarına koymaktalar.

İnsan vücudunda ve doğada hiç bir karşılığı bulunmayan bu sentetiklerin vücudunuz alındığı durumda karşılığı neler olduğuna bir bakalım:
Gdo, tarım kimyasalları, bundan dolayı da daha önce doğada hiç görülmemiş olan bir maddeyi sokuyorsunuz. Biyolojiniz yediğiniz yiyecekleri dengelemeye çabalayarak aşırı çalışırken, yorgunluk ve aşırı toksin birikimi ve yorgunluğun yanı sıra depresif bir ruh hali en sık görülen biyolojik tepkilerdendir.

Bu gün 6 ile 15 yaş arası çocuklarda depresyon aşırı artış göstermiş durumda buna bağlı olarak antidepresan kullanımı dahi kanıksanmış hal almış haldededir. Durum bu iken, sofralarınıza market raflarından aldığınız, et, ve süt ürünleri ve ambalajlanmış her tür gıdanın tüketimine devam etmeniz her şey bir yana kendi öz varlığınıza kasit ile eş değerdedir.

Durum bu iken bütünsel anlamda bir sağlık tablosunun beklentisi hayal olmaktan öteye geçemeyecektir. Bu tür bir beslenme sisteminle damarlarınızda farkındalığın, anlayışın, bilgeliğin, dengenin ve huzurun akmasını nasıl bekleyebilirsiniz?

Aile içi şiddetten, kısırlığa, ahlaki yozlaşmadan, ruhsal problemlere kadar bir çok dramatik tablonun mümessilinin ağır metal zehirlenmesi olduğu kabul edilen bir gerçektir.

Tüketilen bu “gıda” adı altında satılan ürünlerdeki kimyasal bileşenler ve tarım ilaçlarındaki ağır toksit maddelerin yol açtığı bu tablo yeterince ürkütücüyken, bir yandan da ekmek gibi kutsal bir besinin tam bir biyolojik silaha dönüştürülmüş olması gerçeği söz konusu.

Buğdayın 1940 ların başlarında yapılan müdahale ile “cüce buğday” haline getirilip GDO aşılamaları ile 14 kromozolu (siyez/einkorn) halinin değişime uğratılarak 47 kromozoma çıkarılması. Sonrasında bu buğdaydan un ve unlu tüm mamüller yolu ile biogenetik yapımıza yapılmak istenen müdahale işin içinde görülenin çok daha fazlası olduğunu ortaya koymakta.

Bu gün GDOlu buğdayla açlığı bitirmek” söylemi ile yola çıkanlar ellerindeki bu silahla dünya nüfusunu kontrol almanın ve değiştirmenin en kolay ve masrafsız yolunu bulmuş durumdalar.

Kültürel, ekonomik, yada sosyal farklılıklar olmakla beraber tüm insanlığın birleştiği bir değer olan “beslenme” nin temiz kalması için gereken bilince ulaşılmanın zorunluluğudur. Acilen, gerçek gıdalarla öz ve temiz beslenme biçimine geçiş yapmalıdır. Aksi halde tüm dünya insanlığını açıkça tehtid eden bu planlı oyunun piyonu olmaktan başka bir seçeneğimiz kalmayacak.
Genetik müdahale yapılmış gıdalar, ambalajlı ürünler ve içine katkı ve koruyucu adı altında eklenen yüzlerce kimyasal, öncelikle bağışıklık sisteminizin kalkanlarını kırarak bizleri her türlü hastalığa açık hale getirmektedir.

İnsan vücudu yapısı gereği çok sağlam bir savunma mekanizmasına sahiptir ve kanser dahil hiç bir hastalık bu savunma duvarlarından sızamaz. Hücrelerimizin de kendi savunma kalkanları vardır. Ve kendini tüm bu saldırılara karşı, koruma becerisine sahiptir.

Ancak sur duvarlarının yıkıldığı durumda, içeri sızanlara karşı yapılabilecek çok da fazla bir şey kalmamakta… Bağışıklığımızı kendi ellerimizle çökertilmesine müsaade etmemeliyiz.

Laboratuarlarda üretilen virüsler ile oluşturulan sanal hastalıkların, sonrasında da ilacı aynı laboratuarlarda üretilerek pazarlanmaktadır.
o halde şu gerçeği kabul etmek gerekiyor: Tükettiğimiz gerçek dışı aromalı, renklendirilmiş, ambalajlanmış, kabul edilebilir sınırın çok çok üzerinde raf örü olan gıdalar, yapay fermantasyon ile üretilmiş peynir ve diğer probiyotikler, organik adı altında satılan tavuk yumurtalarına dahi antibiyotik iğnelerle aşılanan hayvanların yumurtaları, kanserojen mayalarla yapılan, organik un ve tam tahıllı adı altında ev yapımı diye satılan tüm unlu mamuller (ki, dna sı 1940 larda değişmiş bir buğdayın ununun ki organik olması mümkün değildir) tüketmeye devam ettikçe bağışıklık sisteminizin güçlü kalama şansı olmayacaktır.

Sağlıklı seçimler yaparak uzun ve sıhhatli bir yaşam sürmek elinizde…

960 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Küba Kansere Çare Buldu Mu?Küba Kansere Çare Buldu Mu? Efsane geri döndü. Tarık Akan akciğer kanserinden vefat edince, bunun üzerinden reyting sömürüsü başladı : Yaklaşık üç sene önceki haber tekrardan gündeme düştü. Hem de ne düşme ; […]
  • Dijital ParadigmaDijital Paradigma Paradigma önceleri “keşif” ile ilgiliydi. Kaos Teorisi ile başlayan süreç dijital devrim ile olgunlaştı; bugün paradigma artık sadece keşif değil aynı zamanda “icat” ile de […]
  • Sanal AltınSanal Altın 2008’de tanıtılan bitcoin sanal para yapısı 2013’e dek pek bilinmiyordu. Ancak AB’deki ekonomik kriz bir anda bitcoinin de radara girmesini sağladı. 20 dolar düzeyindeki değeri bir ara 220 […]
  • Bu kadar kolay nasıl hack’leniyoruz?Bu kadar kolay nasıl hack’leniyoruz? "Bu kadar kolay nasıl hack'leniyoruz?" Bir hafta önce, 2.500 kişinin üye olduğu bir gruba -uzman gözüyle- üstteki başlıkla uyarıcı, bilgilendirici bir yazı yazdım... Tek bir kişi bile […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler