felsefe taşı

DNA NEDİR NE DEĞİLDİR?

DNA NEDİR NE DEĞİLDİR?
Şubat 08
13:29 2018

Evrim üzerine birçok yazı kaleme almış olmama rağmen sanırım evrimin temelini oluşturan genlerimiz üzerine bir çalışma yapmadım şimdiye kadar. Geçen günlerde bir dostumun konferansı nedeniyle aramızda yaptığımız görüş alış verişi beni bu yazıyı yazmaya itti. Çünkü bir konunun üzerinde düşünce üretebilmek için o konu üzerinde yeterince temel bilgimizin olması gereklidir diye düşünüyorum. O temel bilgi üzerine kuracağımız düşünce alt yapısı (yani felsefe) sağlam olacak ve o zaman hakikate ulaşma yolunda bilim ile felsefeyi ve bunların da üzerinde olmak üzere belki de ezoterizmi, dengeli ve akılcı olarak kullanabiliriz diye düşünüyorum.
DNA nedir dedik. DNA mız dediğimiz şeyden kastedilen elbette genomumuz yani gen dizilimimizdir. Bunun ne olduğunu hemen başta söyleyelim; bize saç rengimizi, göz rengimizi, boyumuzu, derimizin rengini, yani vücudun dıştan görülen kısımları ile içte bulunan organlarımızın tipini, şeklini, boyutunu ve cinsiyetimizi veren genetik yapımızdır DNA.
Peki DNA ne değildir ona da hemen cevap verip detayı sonra görelim. DNA ya da genetik yapımız bize kaslı bir yapı vermez, kişilik vermez, inanç vermez, bilgi vermez, düşüncelerimizi oluşturmaz ya da var olanların değişimine neden olmaz.
Genlerimiz bizi oluşturan en küçük birimlerin biraraya gelmesiyle oluşurlar. Yani bazların. Genetik materyalimiz dört adet bazdan oluşur, bunlar Adenin, Guanin, Citozin ve Timin. RNA’da ise Timin yerineUrasil bazı bulunur. Adenin ile Timin, Guanin ile Citozinkarşılıklı olarak bir araya gelerek baz çiftleri oluştururlar ve bunların kombinasyonları ve dizilişlerindeki farklılıklar genetik yapımızı oluştururlar. Bu baz çiftlerinin belirli sayıda bir araya gelmesi bir gen parçacığını oluşturur ve bu gen bir karakterimizi belirler. Mavi göz gibi. Genler kromozomlar üzerinde dizilidirler ve vücut yapımızı ortaya çıkaran kromozom sayısı anneden 22 babadan 22 olmak üzere 44 adet kromozomdur. Anne ve babadan gelen eşey kromozomları dediğimiz X ve Y kromozomları ise cinsiyetimizi belirlerler.Anneden her zaman X kromozomu bebeğe geçer ve babadan ise X ya da Y kromozomu geçer. Yani spermlerin bazıları X bazıları Y kromozomu taşırlar. Bu yüzden döllemeyle birlikte bebeğin cinsiyetini belirleyen babadan gelen eşey kromozomudur (Hani erkek çocuk doğuramadı diye karısını öldüren ya da üzerine yeni bir eş alan erkeklere duyurulur). Kromozomların bu geliş tarzı daha sonra değineceğimiz kalıtsal hastalıklarda da önemlidir.
Şimdi isterseniz tekrar evrimin çok önemli noktası olan büyük patlamaya dönelim. Çünkü genlerimizin ve yaşamımızın sırrı burada saklıdır. Ve bizler bu sırrı bulmak için çok uğraş veren bireyleriz. Dolayısıyla asıl öğrenmemiz gereken şey maddenin yapısıdır ama hadi o başka bir yazının konusu diyelim ve doğrudan büyük patlamayla birlikte oluşan maddeden doğan kendi öz yapımıza yönelelim yani amino asitlere. Bilim dünyası kanıtlanan birçok deneylerle evrende benim bildiğim bugüne kadar 22 çeşit kadar aminoasit buldu. Ama bu aminoasitlerin 20 tanesi dünya üzerindeki canlıların yapısında bulunmaktadır. Dünyanın güneş çevresinde dönmeye başlamasıyla gaz halindeki ve sonradan soğuma nedeniyle taşlaşan dünyada kütle çekimi nedeniyle biliyorsunuz gazlar ve bütün maddeler hapis kalmışlardır. Aminoasitler de böyledir ve dünya denizlerinde bundan 4 milyar yıl önce oluşan organik çorba içinde amino asitler önemli yer tutmaktadır. Bugünkü bilgilerimize göre daha önce anlattığım ilk hücreyi ortaya çıkaran su ve yağ bileşikleri ortamdaki aminoasitlerle birleşerek bir süre sonra hücrenin içinde tuttukları aminoasitlerin varlığıyla ilk kez olarak DNA zincirini üretip bu zincirin kendini kopyalamasıyla ilk RNA molekülünü elde etmişlerdir. İşte bizim evrimimizin ve dünyadaki canlılığın en önemli verisi bu noktada düğümlenmektedir. Elimizdeki verilere göre ilk kez sentezlenen molekül DNA ve ondan sentezlenen molekül ise RNA’dır ama, daha sonra DNA’nın kopyalanmasını ve aminoasitlerden polipeptit zincirlerini bunların birleşimiyle de protein molekülünü yani canlı olmamızın ilk koşulunu yaratan molekül her zaman RNA’dır. RNA hücre içinde DNA’ya bağlanarak onun bir zincirinin kopyasını alır ve detayının burada anlatılmasına gerek olmayan işlemler sonucunda DNA’nın yeni bir kopyasını oluşturur. Bizler işte bu kopyalama işlemi sayesinde türümüze ait bilgileri ve kodları bir sonraki üyemize aktarırız. Unutmayalım DNA’yı RNA kopyalar ve yeni bir DNA zinciri oluşturarak hücre bölünmesindeki en önemli unsur olarak genetik maddenin aktarılması görevini yerine getirir. Türümüze ait bilgiler bu sayede bir sonraki kuşağa aktarılır ve döllenmeden itibaren türümüze ait (burada sadece insan değil her türlü canlı kastediliyor) yeni canlıda bu bilgiler depolanmaya başlar. Blastula safhası dediğimiz dört hücreli embryo 4, 8, 16, 32 şeklinde geometrik biçimde çoğalarak bugünkü insan bedeninde bulunan 10 trilyon hücreyi oluşturur (bkz. Yücelerin yücesi yazım), bu 10 trilyon hücrenin her birinde bize ait genetik materyal bulunmaktadır içeriğindeki bütün bilgilerle birlikte. Hücrelerimizde sadece mitokondri’nin DNA’sı farklıdır çünkü o aslında insanla birlikte yaşayacak şekilde zaman içinde evrimleşmiş bir bakteridir ve hücrenin ihtiyaç duyduğu günlük enerji ihtiyacının (buna ATP diyoruz) çok önemli bir kısmını sağlar, ama bu da ayrı bir konu.
Dediğimiz gibi genetik zincirimiz olan DNA, kromozomlarımızın içinde bulunur ve bunlar da bizim daha önce belirttiğim kalıtsal özelliklerimizi belirlerler. Peki mutasyonlar nedir ve genetiğimizde nasıl bir değişiklik yapar? Bakın bu noktadaki en önemli bilgilerden biri bizlerin bir hayat içinde hiçbir genetik değişime uğrayamayacağımız bilgisi olmalıdır. Eğer uğrarsak bu zaten aşırı uçta bir dış etken yüzündendir ve onun adına da radyasyon diyoruz ve sonucu kanser olup ölmemiz anlamına gelir ki, aslında yine genetik değişime uğramamışızdır, zarar gören vücudumuzun belirli bir yerindeki DNA’mızdır ve bu da onun bağlı olduğu organın düzgün çalışmamasına ve bozulmasına neden olarak hayatımızı kaybetmemize neden olacaktır. Bunun dışında DNA zincirinde coğrafik koşulların değişmesi, radyasyon (küçük miktarlarda), ozon tabakasından geçen ışınların miktar ve çeşitliliklerinde farklılıklar gibi dış etkenlerin etkisiyle sürekli değişkenlik olabilir. Yani örneğin ATCGTGC-TAGCACG dizilimi(lütfen bu dizilimi karşılıklı olarak okuyun), oluşan bir dış etken nedeniyle ATCGCGC-TAGCGCG şekline gelsin. Bu da bizim mavi göz karakterimizi belirlesin, ama ikinci yapı bizim kahverengi gözlü olmamıza neden olsun. Bu durumda o ortamda yaşayan sonraki kuşakların tamamı kahverengi gözlü olacaklardır ancak ortam koşulları orada sadece mavi gözlülerin yaşamasına izin veriyorsa bu tür yok olacak ya da koşullara direnip DNA’larındaki mutasyonla kahverengi göz geni geliştirebilenler yeni bir tür olarak yaşamlarını sürdürebileceklerdir. Ya da büyük bir deprem nedeniyle bir türün yaşam alanının tam ortasında derin bir vadi oluştuğunu düşünün. Vadinin iki dik yamacında yaşayan türler artık birbirleriyle çiftleşme olanaklarını kalmadığından, zaman içinde ortamda oluşan değişikliklerin getirdiği küçük mutasyonları birbirlerine aktaramayacaklar ve belirli bir süre sonra (elbette milyon yıllar ölçeğinden söz ediyoruz) çiftleşme yeteneklerini kaybedecekleri için, yine iki ayrı tür oluşmuş olacaktır. Dünyadaki evrim ve türlerin çeşitliliği de işte tam da bu nedenle olagelmiştir. Bu noktanın iyice anlaşılabilmesi için son bir katkı; bizler düşüncelerimizle, ya da dışarıdan aldığımız şu ya da bu ışınla, ya da İstanbul’dan Marmaris’e taşınarak kendi genetiğimizde bir değişikliğe yol açamayız. Bu değişiklikler yine çeşitli nedenlerden kaynaklanan sebeplerle milyonlarca yıl içinde birikerek o karakterin farklı bir şekilde ortaya çıkmasına neden olurlar.
Şimdi gelelim genetik ile kalıtsal arasındaki farka. İnsanda genetik bir deformasyonun ya da hastalığın ortaya çıkmasının anne babanın bu deformasyona sahip olup olmamasıyla ilgisi yoktur, ya da çocuklarına böyle bir kötülük yaptıklarını düşünmemelidirler. Örneğin Downsendromu, Turner sendromu ya da Otizm gibi hastalıklar döllenme sırasında nedeni bilinmeyen bir şekilde kromozomların birbirine yapışması ya da anne ya da babadan bir şekilde bir tane fazla ya da bir tane eksik kromozom gelmesiyle ortaya çıkar. Ama anne ya da babanın zaten var olan bir hastalığı değildir ve anne ve babanın bu olayda hiçbir suçu yoktur. Bu hastalıklar genetik dediğimiz hastalıklardır ve önceden oluşmaları için bir neden yoktur, sadece Downsendromu için 40 yaş ve üzeri kadınlarda riskin arttığı belirtilmektedir ve 4 aylık hamilelik sırasında yapılacak testlerle bebekte Down sendromunun olup olmadığısaptanabilmektedir.
Gelelim kalıtsal hastalıklara. İşte burada anne babanın suçu kimi zaman bilinçli kimi zaman bilinçsiz şekilde vardır işte. Çünkü kalıtsal hastalıklar anne ya da babada zaten var olan bir genetik bozukluk nedeniyle ya da var olmasa da bu ikisinden birinin taşıyıcı olmasıyla ortaya çıkan hastalıklardır. Örneğin Akdeniz anemisi olan bir annenin bebeğinde Akdeniz anemisi olma riski vardır ama taşıyıcı olacağı kesindir. Bu anne yine taşıyıcı bir babayla evlendiği takdirde çocuklarında bu ya da başka kalıtsal hastalık çıkma olasılığı ciddi biçimde yüksektir. İşte bu nedenle akraba evliliklerinde zeka geriliği, Akdeniz anemisi ve daha birçok anne babadan geçerek gelen hastalık çocuklarda ortaya çıkar ve akraba evlilikleri bu nedenle hoş görülmez, çünkü verimsiz yeni döller verir ve sayıca küçük toplumsal ortamlarda yaşayan bireylerde akrabalık oranı fazla olacağı için bu toplumlarda (küçük bir köy, mera, gettovb) kalıtsal hastalıklara sahip çocukların oranı çok fazladır, bu da bu çocuklara ömür boyu bakım gerektireceğinden toplumun üzerinde büyük bir ekonomik ve negatif yük oluşturmaktadır. Özellikle Y kromozomu üzerinden geçen hastalıklarda (buna Y” diyelim) bir babada bu hastalık varsa (XY”) çocuğu erkek olduğu takdirde hastalığın oluşacağı büyük olasılıktır, çünkü Y kromozomu üzerindeki hastalık geni erkek çocuğa geçtiği için bu hastalık otomatik olarak çıkacaktır. Ancak X geni üzerindeki bir kalıtsal hastalık (X”) ancak hem anne hem babadan taşıyıcılık özellikleriyle geldiği takdirde (X” babadan ve X’ anneden, yavruda X”X’) ortaya çıkacaktır, dolayısıyla bu anne babanın kız bebekleri taşıyıcı olan anne baba nedeniyle hastalıklı olarak doğacaktır. İşte bu nedenle akrabalar arası evlilik yapılmamalı, yapılacaksa ciddi genetik testlerle taşıyıcı bir hastalık olup olmadığı, varsa doğumdan önceki 4 aylık hamilelikte kromozom testleri yapılarak çocukta bu hastalığın olup olmadığı muhakkak saptanmalı ve hamileliğin devam edip etmeyeceğine bu bilinçle karar verilmelidir.
Umarım DNA’nın ne olduğunu anlatabilmişimdir. DNA bize sadece dışsal özelliklerimizi veren bilgidir. Ne olmadığına tekrar değinecek olursak, bizim kişiliğimizi, inançlarımızı, inandıklarımızı ya da bildiklerimizi önce ailemiz, sonra okulumuz ve sonra çevremiz oluşturmaktadır. Yani bunlar sonradan kazanılan özelliklerdir ve doğuştan çocuğumuza geçmezler. Ama biz kendi düşüncelerimiz çerçevesinde çocuklarımızı yetiştirdiğimiz için onlar da özellikle yaşamlarının ilk döneminde bizim gibi olmaktadırlar. Kişilikleri de bize benzemektedir elbette. Ancak daha sonra okul ve arkadaş çevresi onların sonraki yaşamlarında kazanacakları kişilik ve özelliklerini oluşturmaktadır. Bu konuda yapılan ikiz deneyleri bilim dünyasına çok önemli bilgiler kazandırmıştır. Ve bu bilgileri kullanan hükümetler de istedikleri tipte insan kuşaklarını yetiştirmek için okulları kullanmaya başlamışlardır zaten ve önümüzdeki en büyük tehlikelerden biri elbette bu konudur.

Son söz; DNA mız bize ait bütün bilgileri taşır. Dolayısıyla teorik olarak (elbette şu anki teknoloji buna izin vermemekte) tek bir hücremiz içindeki DNA’dan bizim tıpkımız yeni bir biz Ahmet= Ahmet1 gibi yapılabilir demektir. Şu anki çalışmalar daha çok organı yedek parça olarak üretme üzerine yoğunlaşıyor. Ancak zaman içinde bütün bir insanı yapmanın mümkün olabileceği kanaatimdeyim. Aynı şekilde yapay zeka ile oluşturulan bir androidin gerçek insan organlarıyla desteklenerek yapılması da çok uzak bir geleceğin hayali olmasa gerek.
Genetik materyalimiz bizim ve türümüzün hayatı demektir ve bence her insanın bu konuda yeterli temel bilgiyle donatılması hayati önem taşıyan bir konuyu oluşturmakta.

2.459 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Küba Kansere Çare Buldu Mu?Küba Kansere Çare Buldu Mu? Efsane geri döndü. Tarık Akan akciğer kanserinden vefat edince, bunun üzerinden reyting sömürüsü başladı : Yaklaşık üç sene önceki haber tekrardan gündeme düştü. Hem de ne düşme ; […]
  • G.D.O. (Global Düzenbazlık Oyunu)G.D.O. (Global Düzenbazlık Oyunu) Beslenme; günümüzde bir çoğumuz için sosyalleşme aracı, bazılarımız için de mutlu olmanın en ulaşılabilir yolu iken,bazılarımız için ise sadece doymak için yapılması gereken bir […]
  • Virüsler dünya dışı varlıklar mı?Virüsler dünya dışı varlıklar mı? Virüslerin kökeni, bilim insanları arasında akademik ölçekte tartışma konusudur. Bunun ilk nedeni, yaşamın evrimsel tarihinde kökeninin bilinmemesidir. Ki, bu da ayrı bir tartışmayı […]
  • Maslow Hiyerarşisi ve DijitalleşmeMaslow Hiyerarşisi ve Dijitalleşme Bir dijital göçmen açken internete girmeyi pek öncelikli bir eylem olarak değerlendirmez. Ama bir dijital yerli için acıktığında internete girip yemek siparişi vermek mutfağa gitmekten […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Ekim 2018
P S Ç P C C P
« Eyl    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Arşivler