felsefe taşı

Evrensel ahlak var mıdır?

Evrensel ahlak var mıdır?
Eylül 10
12:40 2015

“Madde bağımlılığı ahlak bozukluğuna yol açar”. Tıbbi veya kriminal açıdan bakarsanız giriş cümlesi çok doğru, bilindik ve sıradan bir tespittir. Bunu; “Maddiyat bağımlılığı veya hırsı, ahlak bozukluğuna yol açar” şeklinde söylemek de bakış açısını değiştirir, ama cümle yine doğruluğundan bir şey kaybetmez.

Tüm riskleri göze alarak uyuşturucudan sağlanan kara para ekonomisi neden vardır? İnsanlar miras paylaşımı için kardeşini, tarla sınırı paylaşımı için komşusunu neden öldürür? Daha da büyük çapta bakarsak; savaşların asıl nedeni nedir? Tamamının nedeni “maddiyat hırsı, rant paylaşımı”, yani Napolyon’un dediği gibi, “para, para, para” değil midir?İşte bu nedenle ideal toplum tasarımlarını içeren felsefi ve edebi yazılarda ve görüşlerde; yani tüm “ütopyalarda” mülkiyet ve para yoktur.

Güncel duruma bakarsak, toplumsal ahlakı;siyasal sistem, hukuk, eğitimve sosyal düzen sayesinde kontrol altına almaya çalışıyoruz.

Ya kişisel ahlak? İşte felsefe açısından o taraf bayağı karışık sayılır. En bilindik ahlak sistemi tabii ki “din”dir. Din ahlaklı olmayı öğütler ve bu öğüde uymayanlar için de birçok manevi ceza uygulanacağını söyler. Peki, “iman”a dayalı ahlak sistemi dışında durum nedir, nasıldır? Evrensel bir ahlak var mıdır, var olabilir mi? Yoksa ahlak kişiye, topluma ve zamana bağlı olarak değişken midir?

Ahlak; bir değerler ve kurallar sistemidir. Toplumdaki kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerini ve toplumsal düzeni sağlamaya yarar. Değer yargıları toplumdan topluma ve aynı toplum içinde zamandan zamana farklılıklar gösterir. Ahlak kuralları, hukuk kuralları gibi yazılı değil, yazısız kurallardır. Ahlakı konu alanfelsefe dalına ahlak felsefesi ya da etik adı verilir.Ahlak ile Etik (ahlak felsefesi) arasında farklılıklar vardır. Ahlak; değerler sistemindenoluşan kurallar bütünü iken, Etik;ahlakı felsefi açıdan inceleyen ve açıklayan felsefe dalıdır. Ahlakın ne olduğunu, ahlaki davranışın nasıl oluştuğunu, iyi ve kötü davranışların nedenini inceler. Yani etik, insan davranışlarının ahlaki özünü ve yapısını inceler. Ahlak iyi ve kötü davranışların, eylemlerin pratikteki değeri, etik ise iyi ve kötü davranışın teorisi şeklinde tanımlanır.

Etik için iyi, ahlaki açıdan değer verilendir. Örneğin, Epikuros’a göre “İyilik mutluluk demektir”. Bazıları, ödevi yerine getirmekle, bazıları sevgiyle, bazıları da toplumu,dünyayı eşitçe yaşanabilir bir duruma getirmek için eylemde bulunmakla iyiyeulaşılabileceğini savunmuşlardır.

Ahlak felsefesinin diğer önemli kavramları ise;erdem, sorumluluk,özgürlük ve vicdan’dır.

Erdem; ahlaki olarak iyiye yönelmedir. Bir başka deyişle erdem, bireyin iyi vedoğru eylemlerde bulunmaya karakter, eğitim ve moral olgunluk açısından yatkın olmadurumunu tanımlar. Erdem, insan varlığına gerçek anlamını veren ahlaki niteliklerin birtoplamına karşılık gelir. Ahlakın övdüğü, yapılması bireyden beklenen iyilik, dürüstlük,doğruluk, alçakgönüllülük, yiğitlik, adalet, cesaret vb.ahlaki nitelik taşıyan değerlere erdem adı verilir.

Sorumluluk; kişinin kendi davranış ve eylemlerinin hesabını verebilmesi anlamınagelir. Bir başka değişle, bireyin eylemlerinin doğuracağı sonuçları üstlenmesi durumudur ve irade özgürlüğünü gerektirir. İrade özgürlüğü bulunmayan, kendi istenciyle karar veremeyen bir kimsenin eylemlerinin sonuçlarınıüstlenmesinden söz edilemez. Örneğin; Çocukların ve akıl hastası olan bireylerinsorumluluğu yoktur.

Özgürlük; bireyin iyi ve kötü ya da değerli vedeğersiz olan karşısında bir seçim yapabilmesidir. İyi ile kötü arasında özgürce seçimyapamayan birey eylemlerinden ahlaken sorumlu değildir. Buradan da anlaşılacağıüzere; özgürlük olmadan sorumluluk da ahlaklılık da mümkün değildir.

Vicdan; sorumlulukla yakından ilgili olan bir kavramdır. Vicdan, bireyi kendi eylemleri hakkında ahlaki bir yargıda bulunmaya zorlayan duygu olarak tanımlanır. Birbaşka anlatımla, bireyin kendi iyileri ve değerleri üzerine doğrudan doğruya vekendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güce vicdan denir. Bir anlamda vicdan,insanın eylemlerinin ahlaki bakımdan iyi ve değerli olup olmadığına karar verenmahkemedir.

Vicdanın kaynağı konusunda iki temel görüşten söz edebiliriz. Bunlardan birincisinegöre; bireyin eylemlerini yargılayan yeti doğuştan gelmektedir. Yani doğa ya da Tanrıinsanı yaratırken başka yetilerin yanında bir de vicdanla donatmıştır. İkinci görüşe göre; vicdan doğuştangetirilen bir yeti değil sonradan kazanılan bir özelliktir.

Ahlak felsefesinin en temel problemi:kişi vicdanı karşısında evrensel bir ahlak yasasının olup olmadığıdır. Bu soruya verilen yanıtları iki başlık altında toplayabiliriz. Bunlar, kişi vicdanı karşısında evrensel ahlak yasasının varlığını reddedenler ve kabul edenler.

Evrensel ahlak yasasını reddedenlerşunlardır:Hazcılık (hedonizm), faydacılık (utilitarizm), bencillik (egoizm) ve anarşizm, bireysel görüş olarak da Nietzsche ve Sartre’dir.

Hazcılığa göre, insan acıdan kaçar hazza yönelir,mutluluk hazla mümkündür. Haz da kişiden kişiye değiştiği için evrensel bir ahlak yasasından bahsetmekmümkün değildir.

Hazcılık düşüncesini savunan düşünürlerden biri Aristippos (MÖ 435-355)’tur. O’na göre haz veren şey “iyi”, haz vermeyen “kötü ”dür. İnsan sadece kendi yaşadığı hazzı bilebilir.Başkalarının hazzını bilemez. Bu nedenle evrensel ahlak yasası yoktur.

Hazcılığı savunan bir başka düşünür ise Epikuros (MÖ 341-270)’tur. Ona göre insanlar dünyaya geldikten itibaren hazzı arar, acıdan kaçar. Haz, mutlu yaşamın hem başlangıcı hem de sonudur. Hazzı aramak, acıdan kaçınmak yaşamın en güçlü yasasıdır. Felsefenin ana düşüncesi mutluluktur. Temel amaç mutluluğa ulaşmaktır. Felsefenin görevi de buna göre belirlenmiştir; insanın mutluluğa giden yolunu araştırmak.

Faydacılığa göre, herhangi bir eylemin iyi ve doğru olduğunu belirten ölçüt, oeylemin sonucunda kişiye sağladığı faydadır. Yalnız buradaki fayda en çok sayıdainsana en yüksek fayda sağlayan şeydir. Herkese aynı anda fayda sağlayan şey olamayacağıiçin evrensel ahlak yasası yoktur.İnsanlar, rasyonel bir biçimde kendi çıkarlarını izleyen ve faydalarını en yüksek noktaya getirmeye çalışan canlılardır.

Faydacılığın kurucusu Jeremy Bentham (1748-1832) ve John Stuart Mill (1806-1873) fayda ahlakını ele almışlar ve yeni öğretiler ortaya koymuşlardır.

Bencillik anlayışına göre; bencillik insanın doğasında vardır. İnsanın tüm eylemlerineyön veren ilke bencilliktir. Bu anlayışta, her şeyden önce gelen ve endeğerli olan insanın kendi başarısı ve mutluluğu olduğu için, evrensel ahlak yasasındansöz edilemez.

Bencillik öğretisini savunan İngiliz filozof Thomas Hobbes (1588-1679)’a göre insan doğası gereği bencildir. Her şeyde olduğu gibi ahlakta da egemen olan şey çıkardır. Ona göre; evrensel ahlak yasası yoktur, bu kavram uydurulmuş boş sözden ibarettir.

Anarşizm anlayışına göre, bireyin haklarını ve özgürlüğünü sınırlayan ve denetim altına alan, kötüdür ve ortadan kaldırılmalıdır. Yasalar ve devlet, bireyin mutluluğunuengelleyen kurumlardır. Bu anlamıyla hem devlete hem de ahlaki değerlere karşı çıkar,gereksiz olduğunu savunur.

Anarşizmin kurucusu, Fransız Proudhon (1809-1865), en tanınmış temsilcileri ise Rus Bakunin (1814-1876), Kropotkin ve Alman Stirner (1806-1856)’dir. Proudhon, “Mülkiyet Nedir?” adlı eserinde, “mülkiyet hırsızlıktır” görüşünü savunur.

Ünlü alman filozofu Nietzsche de Hristiyan ahlakına karşı çıkmış, bu ahlakın, zayıfı koruyarak insanı güçsüzleştirdiğini, yaratıcılıktan uzaklaştırdığını, aldatmaca vesahtekârlıktan başka bir şey olmadığını savunmuştur. Hristiyan ahlakının tümünü reddederek,evrensel ahlak yasasını reddetmiştir.

Varoluşçuluğun kurucusu olan Jean PaulSartre(1905-1980)da evrensel evrensel ahlak yasasının reddeden bir filozoftur. Ona göre insanın dışında tüm varlıklar, belli bir amaç içinyaratılmıştır. İnsan taş, toprak, ağaç gibi basit ve bilinçsiz bir varlıkdeğildir. O bilinçlidir ve sonsuz değişme ve gelişme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle insan, ne olmak istiyorsa o olmak ve böylece kendisini yaratmak özgürlüğüne sahiptir.

Evrensel ahlak yasasını kabul edenler:İki gruba ayrılırlar, birinegöre ahlak yasasını öznel özellikler belirler, diğerine göre ise, ahlak yasası, insandan bağımsız, tamamen nesnel özellikler tarafından belirlenir.

Evrensel ahlak yasasını öznel özelliklerin belirlediğini savunan filozoflara göre, insanın ahlaki eylemlerine yol gösteren bir yasa vardır, ancak bu yasa insanın dışında,Tanrı gibi doğaüstü bir güçten kaynaklanmaz. Bu yasa insanın doğasıyla ve koşullarıyla belirlenir.“Faydacılık” düşüncesini savunanlar da bu görüştedir.

Evrensel ahlak yasasını nesnel özelliklerin belirlediğini savunan filozoflara göre ise, evrensel ahlak yasasının kaynağı insanın dışındadır ve kendisini insanlara zorla kabul ettirir. Bu görüşü savunan filozoflar; Sokrates, Platon, Farabi, Spinoza ve Kant’tır.

Sokrates ahlaki değerlerin ve doğruların insanın ruhunda doğuştan var olduğunu savunur. Filozofun görevi bu doğruların ortaya çıkmasına yardım etmektir. Bilgi bizi doğru eyleme, bilgisizlik ise yanlış eyleme yöneltir.Erdeminkaynağında bilgi vardır.

Spinoza panteist bir filozoftur. Panteizm, evren ile tanrıyı bir veaynı gören bir öğretidir. Ona göre, Tanrı evrenin yaratıcısı değil, töz ya da cevheridir. Spinoza’nın ahlak sistemi Tanrı temellidir. Spinoza’da evrensel ahlak yasasını belirleyen en önemli öge, insanın, kendisininde bir parçası olduğu doğa düzenini anlayarak ve bu bilgiye dayanarak ahlaki bir biçimde davranmasıdır.

Evrensel dinlerde tüm insanlar için geçerli olan evrensel birahlak yasasının varlığını kabul ederler. Bu dinlere göre, ahlak yasasının temelinde Tanrıvardır. Tanrı, insanların toplumsal yaşam içinde uymaları gereken ahlaki kuralları da belirlemiştir.

İnsan Ahlaki Eylemde Bulunurken Özgür müdür?
İnsan ahlaki eylemde bulunurken kendi iradesiyle, özgür bir biçimde mi davranır, yoksa başka iç ve dış faktörlerin etkisi altında mı kalır? Bu soruyu yanıtlayan farklı görüşler vardır.

Bunlardan biri, insan eylemde bulunurken özgürdür diyen indeterminist görüş, diğeri özgür olmadığını savunandeterminist görüş ve bir diğeri de ahlaki eylemikişilik ürünü olduğunu savunan otodeterminist görüştür.

İndeterminist yaklaşıma göre birey karar verirken tamamen özgürdür. İyi, kötü, değerli ve değersiz arasındaki seçimi kendi iradesiyle özgürce yapar.Özgürlük sınırsız bir biçimde vardır.

Deterministlere göre ise insan kararlarında ve eylemlerinde özgür değildir.Her şeyin önceden belirlenmiştir ve hiçbir biçimde değişmez. Determinizm böylelikle insanları kaderciliğe (fatalizme) götürür.İnsanın irade ve eylemleri, içten ve dıştan gelen nedenlerle belirlenmiştir. İradeyi belirleyen bu nedenler bireyin özgür karar vermesini engellemektedir.

Oto determinist görüşe göre de insan, aklını kullanarak ve bilgi birikimini artırarak özgürleşebilir. Dolayısıyla özgürlüğün, doğuştan getirildiği görüşüne ve doğanın bize armağanı olduğu görüşüne karşı çıkar. Bu görüş, ahlaki eylemin kaynağını kişiliğe dayandırdığından özgürlüğe de yer vermektedir

Ahlak yargıları, sanattaki beğeni yargılarından farklıdır. Daha açık bir ifadeyle, sanatta beğeni yargıları akla değil, duygulara ve coşkuya dayandığı için ahlak yargılarından farklıdır.

Ahlak yargıları, bilim yargılarından farklıdır. Bilimin yargıları yani kuram ve yasaları evrenseldir. Ahlak yargıları ise değerlerle ilgili yargılardır ve evrensel nitelik taşımaları tartışmalıdır.

Ahlak yargıları, dini yargılardan da farklıdır. Dini yargılar, kutsal sayılan din kurallarına dayanan yargılardır. Dine göre bunlar Tanrısal kurallar olduğu için,bu kurallar hiçbir biçimde değişmez. Oysa ahlak yargıları zamanla koşulların değişmesine paralel olarak değişmektedir.

Günlük rutin hayatımız sürdürürken, biz veya çevremizdekiler ne kadar kolay “ahlaksız” nitelemesini kullanıyoruz. Ahlak ve Etik, kavramsal olarak ne kadar çok birbirine karıştırılıyor. Bu kısa göz atmada bile tekrar; “öğrendikçe, cahilliğim artıyor” fikrinin doğruluğunu anlıyoruz. Önemli temel fikir şu ki; kişileri, gurupları, toplumları ahlaki açıdan değerlendirirken çok hassas ve dikkatli olmak gerekir.

5.464 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Ruhun Hoş MisafiriRuhun Hoş Misafiri Kutsal mekanlar, kutsiyeti oluşturmak için etrafı çevrilerek kutsal olmayan şeylerden her daim ayrılmıştır. Dünyanın farklı bölgelerinde, farklı kültür örneklerinde de göreceğimiz gibi […]
  • Pera’ya özlem…Pera’ya özlem… Pera’ya özlem... İstanbul neredeyse kuruluşundan bu yana, çok sayıda dil, din ve etnik çeşitlilik sergileyen insanların gelip geçtiği, yerleştiği hatta kuşaklar boyu yaşadığı bir dünya […]
  • Aydınlanma DönemiAydınlanma Dönemi 18.yy felsefesine 'Aydınlanma Felsefesi' denir.Bu felsefenin içinde yer aldığı döneme 'Aydınlanma Çağı' adı verilir.Burada ki aydınlanma ne demek,kim aydınlatılacak,aydınlatılmak istenen […]
  • Bohçacı ZümrütBohçacı Zümrüt Sıcak bir yaz günüydü. Böyle havalarda herkes kendini deniz kıyılarına atar, bizse oturduğumuz yerde kalırız. Kapı çalındı, açtım, karşımda bohçacı Zümrüt… Bir elinde en az on kiloluk bir […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler