felsefe taşı

Çocuk yetiştirme ve Sürü insanının yeni kuşaklara taarruzu

Çocuk yetiştirme ve Sürü insanının yeni kuşaklara taarruzu
Ağustos 07
13:49 2014

İlhan Selçuk: “İnsan yaşamı, kendi yonttuğu bir heykeldir.”
“Bu yolda hiç kimse kendisinde olandan başka bir şey bulamaz. ”

Düşünmeyen, sorgulamayan, ezbere yaşayan geniş kitlenin yeni kuşakları, kendi gibi birbirinden farksız, birey olamamış, sürünün birer üyesi yapma hastalığı bu yazının konusudur.

“Yaralı şahin kuşu, bir yaşlı kadının bahçesine kondu. Yaşlı kadın perişan görünümlü şahine acıdı, merhamet etti ve ya¬nına aldı. Aç şahinin önüne çocukları için hazırladığı hamur bulamacını koydu. Şahinin birden önüne konan tasa gagasını daldırmasıyla başını sallayarak geri çekmesi bir oldu. Çünkü şahin et yerdi; bu yüzden de hamur bulamacını yiyemedi. Yaşlı kadın, şahinin bu halini görünce üzüldü; “Vah!” dedi. “Gagan uzamış, kıvrım kıvrım olmuş. Yumuşacık bir ha¬mur bulamacını bile yiyemez olmuşsun. Senin önceki sahibin hiç mi Allahtan korkmazdı ki şu gaganı düzeltmemiş” dedi ve eline aldığı kör makas ile şahinin gagasını kes¬me-ye çalıştı. Şahin yaşlı kadının elinden kurtulmak için çırpınsa da nafile, kaçamadı. Sonunda yaşlı kadın şahinin gagasını kesti. Şahin çırpınırken yaşlı kadın, şahinin kanatlarını gördü. “Vah” dedi. “Senin eski sahibin sana hiç bakmamış, şu kanat¬ların ne hale gelmiş? Kimi uzun kimi kısa kalmış…” Bu düşünceyle eline makası alarak şahinin güzelim kanatlarını düzeltmeye başladı. Şahin acı ile kıvrandı, çırpındı… Çaresizce pençelerini kadının koluna attı ve tırnaklarını kadının koluna geçirdi. Yaşlı kadın şahinin kanatlarını güya düzeltirken koluna batan tırnakları gördü. “Vah, vah! Önceki sahibin ne kadar merhametsizmiş. Bir kere bile tırnaklarını kesmemiş. Tırnakların ne de çirkin olmuş” dedi ve elindeki makas ile şahinin av avlamakta kullandığı pençelerini söktü attı. Cahil, bilgisiz yaşlı kadının elinde rezil olan şahinin gözleri doldu. Yaşlı kadın, şahinin bu hali görünce hiddetlendi: “Kimseye iyilik yaramıyor ki… Ben iyilik yapıyorum, kuş ağlıyor” dedi ve elindeki kuşu “Git hadi bildiğin yere” diyerek kaldırdı, havaya attı. Şahin çırpındı uçmak için; ama kanatları kesilmişti bir kere, uçamadı. Acı ile yere inmek istedi, tırnakları sökülmüştü ye¬re de konamadı. Kendini yan üzeri bir kulübeciğin arkasına attı. Koca koca avları, gökyüzünde süzüle süzüle avlayan cesur şahin kuşu, cahil kadının elinde korkak bir kargaya dönüş¬müştü…” Sevgi, şefkat kusucuların, insanlık satıcısı ajitasyoncuların kafalarını zerre kadar çalıştırmadan yeni kuşaklara yılışmaları ve kendi ezberlerini dayatmaları aynen bu sonucu verecektir. Pedagog Âdem Güneş “Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar” adlı bir kitabında: “Hiçbir çocuk bir diğeri ile aynı değildir. Hepsi ayrı karaktere sahiptir. Bu kardeş bile olsa. Eğer çocukların bu farklılıkları göz önüne alınmadan, karakterleri tanınmadan çocuk terbiyesine soyunulur ise şahin karakterli bir çocuk, bir süre sonra korkak bir kargaya dönüşme riski taşır.” diyor. Denildiği gibi “ço¬cuk terbiyesinin en önemli maddesi çocuğu tanı¬mak¬tır.”; bireye göre kişisel yol olmalıdır.

“Çocuğumu Keşfediyorum” adlı çalışmasında Ethem Kocabaş şöyle diyor: “Dünyaya gelen her bebek anne ve babası başta olmak üzere aile geçmişinin genetik kazanımları ile doğar. Bu genetik etki ve kazanımların bir kısmı da davranış genleri ile yakından ilgili olan, nörogenetik etkilerdir. İnsanın varoluşu beynindeki nöronların faaliyetleri ile geniş ölçüde anlam bulabilmektedir. Bu nöronlar arasında oluşan sinaps bağlantılarından bazıları doğumu takip eden ilk dönemde genetik etkilerin kazanımlarıyla gelişir. İşte bu genetik etkilerle desteklenerek meydana gelen ilk sinaps bağlantıları çocuğun mizacının da temelidir.” “Mizaç karakter gelişiminde bir eğilim etkisi yaratır. Mizaç çocuğun seçeceği ve yaşamında baskın rol oynayacak karakter özellikleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Karakter özelliği için 0-7 yaş dönemi çok önemlidir.”

Geri kalmış yapılarda yığın çocuğun fazla soru sormasını, sorgulamasını sevmez. Bağlı değil, bağımlı ve sorunlu çocuk yetiştirmek temel amaçtır. Çocuk sorular sormaya başladığı zaman öcüler ile korkutulur. Yetmezse adres bellidir: Baba. “Seni akşam babana söylerim” sapkın tehdidi derhal devreye girer. Böylece çocuk baba ile şiddetin ilişkisini kurar. Babasından korktuğu için sözde saygı ve içte dinmek bilmeyen bir öfke oluşur. Baba ailede şiddet sembolü olarak iskele babası modelde devam ederken, sözde arabulucu rolünü üstlenip herkese yaranmaya çalışan alttan iş çevirici asalak model anne bu geri kalmış sürü aile tipinde promosyon olarak gelir.

“Duygu durum Bozuklukları İle Huy, Karakter ve Kişilik İlişkisi” adlı çalışmasında Dr. Aslıhan Sayın ve Dr. Selçuk Aslan şöyle diyorlar: “Huy (temperament), karakter (character) ve kişilik (personality) birbirinden farklı kavramlardır. Huy; kalıtımla geçen ve yaşam boyunca çok az oranda değişen yapısal özelliklerdir. Karakter ise; çevrenin ve yetiştirilmenin etkisi altında gelişmiş, öğrenilmiş tutumlardır, dolayısıyla zamanla değiştirilebilecek özellikleri içerir. Kişilik ise; genetik olarak gelen huyla, sonradan elde edilmiş karakterin birleşiminden oluşur.”

Yığın aile tipinde ebeveynler çocuklarına sürekli yalan söyleyebilirler. Çocuk yalan söylerse ağzı burnu dağıtılarak şiddet uygulanabilir. “Ben sana demedim mi?” girizgâhı ile başlayarak sözlü şiddet fiziksel şiddete de dönüşerek devam eder. Şark zihniyetinde mankafalarda çocuk şen şakrak yolda hoplayıp zıplarken yere düşerse ebeveyn gelip kafasına şaplağı yapıştırır. Bu tip sığır modelleri sokakta çocuğuna dayak atabilirler. Çocuğa en yakını tarafından ulu orta zarar verilmektedir. Sonuç; cesareti ve kendine güveni sarsılır, silik yapıda çobanının ayak izlerini takip eden bir sürü elemanı daha vatana millete hayırlı olsun diye büyütülür. Yedisinde ölüp, yetmişinde gömülen insanlar işte böyle yetişir.

Elele Çocuk ve Aile Psikolojik Danışmanlık Gelişim ve Eğitim Merkezine göre ebeveynler neler yapmalılar: “Çocuğu dinlemeli, duygu ve düşüncelerinin önemli olduğunu ona hissettirmeli. Çocuğu sevmeli, özel olduğunu hissettirebilmeli. Yaşına göre sorumluluk vermeli ve çocuğa güvenebilmeli, ona güvendiğini gösterebilmeli. Aşırı korumacı yaklaşmak yerine çocuk büyüdükçe yaşına göre bağımsızlığını desteklemeli. Aşırı korumacı yaklaşımlar çocuğu geliştirmez, bağımsızlık ve bireyselliğini desteklemez. Sağlıklı iletişimlerin yaşandığı güven temelli ev ortamları yaratabilmeli. Anne babalar çocuklarını onların birer uzantıları olarak görmek yerine onun gelişip bireyselleşmesini ve kendilerinden farklı bir birey olmasını saygıyla ve büyük bir merakla izlemek durumunda olduklarını hep hatırlamalılar.”

Sürü tipinde çocuğa yaklaşım farklılıklar arz etse de tüm farklılıkların ortak paydası yanlış olmalarıdır. Aşırı korumacı, kısıtlamacı, tepkisiz çocuklar yetiştirilir. Tarlada büyüyen sebzeler gibidir. Bu yapıda çocuk gerekirse azarlanıp, dövülür, zorla büyüklerin elleri öptürülür. Yığın aile tipinde çocuklar mühendis, doktor, avukat, eczacı, öğretmen olmalıdır. Çocuğun beynine devamlı bu işlenir. Bu tip aile yapısında her olay için ayrı bir örnekleme hazırdır. Her olay için “Ali Bey’in oğlu Yaşar şunu yaptı” şeklindeki söylemini menfaatine uygun zamanda kullanmak için hazır tutar.

Elele Çocuk ve Aile Psikolojik Danışmanlık Gelişim ve Eğitim Merkezi Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı Bihter Mutlu Gencer özgüven hakkında şunları söylüyor: “Özgüven nedir? Özsaygı; kendini sevme; kendiyle barışık olma; psikolojik olgunluk, yani duygusal farkındalık/içgörü sahibi olma; basit ve yalın olabilme; kendini doğal olarak iyi ve yeterli hissetme, böylece hayatın zorlukları karşısında yıkılmak yerine sağlıklı çözümler üretebilme; kendini güçlü ve güçsüz yanlarıyla kabul edebilme, eleştirilere açık olabilme; insanın yalnızlıkla kolaylıkla başa çıkabilmesi, tek başınayken de rahat ve huzurlu olabilmesi; düşünce ve duygularından rahatlıkla ve utanç duymadan söz edebilme; sağlıklı karar verebilme; karar ve düşüncelerine inandığı için bunları karşısındakine sağlıklı iletişim yollarıyla aktarabilme şeklinde açıklanabilir.” “Özgüven ne değildir? Özgüven sonsuz bir özgürlük duygusu değildir; kişinin “kendimi seviyorum” diye sınırlarını bilmeden hep kendi ihtiyaçlarını düşünerek hareket etmesi değildir. Kişinin bazı geliştirdiği sosyal beceriler sayesinde sosyal ortamlarda şişmiş bir ego ile çok rahatmış gibi davranması ama aslında derinlere bakıldığında sürekli bir iç huzursuzluğu yaşaması değildir. Kendi aksini suda gören Narsisus’un kendine âşık olmaktan başka seçeneği yoktu. Belki de ancak böyle kapatabilirdi ruhunda açılmış olan yaraları…” ve şöyle devam ediyor: “Ebeveynleri tarafından sürekli eleştirilen, müdahale edilen çocukta “utanç” duygusu gelişir. Hep bir şeyleri yanlış yapacakmış, yanlış bir şey söyleyecekmiş korkusu, zaten doğuştan “hatalıymış” duygusu gelir içine yerleşir… Hep ortada sıkışıp kalır.” “Diğer uçta aşırı korumacı tutumlar mevcut. Bu tutumlar çocukların gün gelip de okul ortamı veya sosyal ortamlar gibi ebeveynsiz ortamlarda bulunmak zorunda kaldığında “sudan çıkmış balık” gibi hissetmesine neden olur. Çocuk o güne dek başardığı şeyleri tek başına değil de hep anne babası sayesinde başardığını fark eder ve onlar yanında olmazsa bir hiç olduğunu düşünür. Bu duygular yetişkinliğe kadar taşınabilir. Bu nedenle çocuğun yetkinliğini hissetmesi gerekir. Yani “bunu ben başardım” duygusunu yaşayabilmesi için ona değişik ortamlarda defalarca fırsat verilmesi gerekir. Çocuk bir şey dener, başaramaz, tekrar dener, yine başaramaz, tekrar dener ve sonunda başarır. Böylelikle kendisi ve yapabilecekleri konusunda fikir sahibi olmaya başlar. Çocuk mutlu olsun diye anne babalar onun yerine düşünürse çocuğun düşünmesine gerek kalmaz; onun yerine karar verirse çocuk karar vermeyi öğrenemez; çocuğun işlerini yaparsa çocuk bağımlı olur, kendisiyle ilgili yanlış algı ve inançlara sahip olabilir.”

Gelişmemiş ülkelerin tüm düşünce sistemleri ve zihniyetlerinde her alanda sakatlık olduğu gibi bebek ve çocuk gelişim ezber modellerinde de nereyi tutsanız elinizde kalır. Ailelerin iletişim sistemi yüzlerce yıldır aynı şekilde gelmiş ve gitmektedir. Yeni bazı bilgiler çağdaş ailelerce işlenir ancak bunlar yığın içinde istisnalardır. Genel yapı eski, köhne, cıvık, plansız, disiplinsiz, tutarsız, birey olabilme şansını başlangıçtan yitirten klan tipi “sözde sevgi” ve “sözde eğitimi” yeni kuşaklara aşılar.

Bu modelde Üstün Dökmen Üstadın her zaman belirttiği gibi “her konuda az veri, bol fikir” vardır. Her konuda söyleyecek sözü vardır. Zira kendi anne ve babasından, birbirinin aynı köhne çevresinden ne gördü ise aynısını uygular ve şiddetle uygular. Sürü zihniyetinde eski yapılana yapışarak mümkün mertebe en az değişimle yaşamı sürdürmek geneldir. Değişim onlara hakarettir. Söyledikleri, yaptıkları düzeltilirse, kendine hakaret edilmiş sanarak öfkeden morarmaları geneldir.

Sağlıklı ve kendine yeten, birey olabilmiş çocuklar yetiştiremezler. Bağımlı olmalarını ister şark zihniyeti. Bakkala bile halay çekerek on kişi giden güruh için var olmak demek sadece bir arada olmak demektir. Oysa “Pedagoglar, terbiye açısından sağlıklı bir çocuğu tarif ederken `kendi ayakları üzerinde durabilen ve hayatının geri kalan kısmını kimseye muhtaç olmadan yürütebilecek cesareti kendinde bulan çocuk, sağlıklı yetiştirilmiş çocuktur…` diye tarif etmektedir.”

Sürü insanı modeli çocuklarının başarısızlıklarına odaklı modeldir. Oysa anne-babalar, çocuklarının başarısızlığına dikkat çektiği ve özen gösterdiğinden daha fazla çocuklarının başarılı oldukları sahalara eğilmeli, o konularda yollarını açmalı, destek vermeliler. “100” alınca “Neden 101 alamadın?” 2. olunca “Niye 1. olmadın?” diyen kaçık anne ve babaların çocuklarında intihar oranı daha yüksektir. Sadece başarınca seven aile tipi, çocuğu mutsuzluğa gark eder.

“Beklerdim ki…” zırvalaması ahmak aile tipinin mottosudur. Kendine tüm erdemlerden bir taht kurar, eksik aklı ile her durum için bir ezber “Beklerdim ki…” cümlesini hazır bulundurur. Ağzını doldura doldura her konuda “Bu budur” tavrı ile bekler. Bekleyen ömür boyu bekler ve beklediğini bulamadan bu dünyadan göçer gider.

“Olumsuz Aile Tutumları – Yanlış Anne baba Davranışları” makalesinin yazarı Dr. Psk. Doğan Demirkan Özdemir ise şunları söylüyor: “Çocuğun anne-babadan aldığı iki şey vardır: Sevgi ve Eğitim. Sevgi; kabullenme, koruma, kollama ve sevecenlik gibi bütün olumlu duyguları içerir. Eğitim ise; öğretilen her şeyi, verilen bilgileri, becerileri, yasakları, kuralları, inançları, değer yargılarını, görgü kurallarını ve insanın sosyalleşmesi için gerekli olan tüm toplumsal değerleri kapsar.” “Olumsuz aile tutumlarında ailenin verdiği sevgi ya yetersiz veya aşırı, eğitim ise gevşek ya da sıkı olmaktadır. Aşırı sevgi tutumunda, aile çocuğu sevgiye boğucu, onu çok koruyucu ve aşırı kollayıcıdır. Bunun sonucu olarak çocukta bağımlılık ve güvensizlik gelişir. Çocuk karşılaştığı her olayda anne-babasına yaslanır, onlara güvenir fakat kendisine güvensizdir. Sevgi yetersizliği veya yokluğu sonucu ise, çocukta kendine ve çevreye karşı güvensizlik ve olumsuz duygular gelişir.” “Sıkı eğitim, çocuğa olur olmaz yasaklar koyma ve yaşanmaz kurallar ile yetiştirmedir. Sıkı eğitim ve disiplin uygulayan anne-babalar çocuğu kendi tasarladığı bir kalıba göre yetiştirmek amacını güderler. Çocuk sıkı bir denetim altında tutularak en küçük yanılgı ve hataları gözden kaçmamakta, bunların önemle durulmakta ve düzeltilmesi istenmektedir. Bireyin kendine güvenini ortadan kaldıran, onun kişiliğini hiçe sayan bir disiplin yöntemi olan sıkı eğitim ile büyüyen çocuklar kibar, sessiz, uslu ve dürüst olmalarına karşın küskün, çekingen, kolay etkilenebilen, huysuz ve aşırı hassas bir yapıya sahip olabilmektedir. Gevşek eğitimde ise “hoş gör, boş ver” anlayışı egemendir. Bu anlayışta “Her şeyi hoş gör; çocuktur her şeyi yapar; çocuk özgür olmalıdır; onun her dediğini yapın; ona sevgi verin yeterlidir” şeklinde yüzeysel ve asılsız öğretiler vardır. Aşırı gevşek tutumla yetiştirilen çocukların bencil, sabırsız ve anlayışsız oldukları ileri sürülmektedir. Aşırı denetim çocuğu pasifleştirirken aşırı hoşgörü çocuğun şımarmasına neden olmakta ve olgunlaşmasını engellemektedir. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk hangi davranışın ne zaman ve nerede yapılacağını ayırt edemez. Tutarsızlık, bir günün bir güne uymaması biçiminde olabileceği gibi anne-babanın birbirine çok aykırı ceza ve eğitim anlayışlarının olmasından da kaynaklanabilir.”

“Anne-baba-çocuk ilişkilerini içinde yaşanan toplumun etkileri belirler. Türk aile ve eğitim sistemine bakıldığında, genelde otoriter, kısıtlayıcı, aşırı koruyucu ve kontrol edici bir yapının ortaya çıktığı, çocukların saygılı, başeğici, pasif ve uysal kişilik yapısıyla biçimlendiği, kurallara uygun davranışlar ödüllendirilirken; aktif, sorgulayıcı, atılgan davranışların cezalandırıldığı görülmektedir. Başka bir deyişle, toplumumuzda çoğunlukla pasif ve söz dinleyen çocuklar anne-babayla olumlu ilişkilere girmekte, kendi görüşlerini ifade edebilen aktif ve girişken çocuklar ise çatışma kaynağı olmaktadır. Hoşgörülü ve demokratik ailelerde büyüyen çocuklar, arkadaşları ile ilişkilerinde daha etkin, daha girişken, yaratıcı fikirler ileri sürebilen ve fikirlerini söyleme eğiliminde görülen çocuklar olmaktadır.
Toplumumuzda çocuk eğitimi ve gelişmesi konusunda yapılan en önemli yanlış aşırı koruyucu ana baba tutumudur.” Üstün Dökmen Üstad bu konuya dikkat çekiyor:

“Siz hiç yürümeye yeni başlamış çocukların, bir basamağa ya da bir koltuğa nasıl tırmandıklarını gözlediniz mi? Uğraşa debelene bir kaç dakikalık bir gayret sonucu, yerden 15-20 cm yukarıya çıkarlar. Çıkar çıkmaz da söyle bir dikilip, muzaffer bir komutan edasıyla etraflarına bakarlar. Büyük iş başarmışlardır çünkü. Simdi size sormak istiyorum: On dört aylık bir çocuğun, kan ter içinde bir koltuğa tırmanmaya çalıştığını görürseniz, ne yaparsınız? Büyük bir ihtimalle, çocuğu sevgiyle kaldırıp koltuğun üzerine koyarsınız. Az sayıdaki vatandaşımızın ve daha büyük oranda batılının ise bir yerlere tırmanmaya çalışan çocuklarına karışmadıklarını ve karışılmasından hoşlanmadıklarını gözledim. Bu gruptaki kişiler, tırmanan çocuklarına çevreden birisi yardım etmek istediğinde rahatsız oluyorlardı. “Dokunmayın kendisi çıkacak, kendisi çıkmalı” mesajını veriyorlardı.”

“Çocukların merdiven çıkmasına bilinçli olarak karışmayanlar muhtemelen “çocuğun egosu güçlensin” diye, “kendine güvensin” diye, seyirci kalmayı tercih ediyorlar. Yârdim eden bizler ise, kendimizi sorumlu hissediyoruz; kafalarımızdaki “ana-baba” tanımı çocuklara kol kanat germemiz gerektiğini söylüyor. Bugün, “tek başına beceremez” diye basamağı tırmanmasına yârdim ediyoruz; yârin okul ödevlerine yârdim ediyoruz; pek çok şeyi kendi başına yapabilecek yasa geldiği halde, yemek yemesine ve tuvalet temizliğine yârdim ediyoruz, lisede ÖSYS’ye başvurduğunda tercihlerini yaparken yârdim ediyoruz, üniversiteyi bitirince iş bulmasına yârdim ediyoruz. Çocuğun merdiven çıkmasına, “kendine olan güveni artsın” diye seyirci kalanlar, çocuklarını güçlendirmeye çalışıyorlar. Çocuğa yârdim eden bizler ise çocuğu güçlendirmekten ziyade, çocuk ile aramızdaki bağı güçlendirmiş oluyoruz… Bizler koruyucu ana-babalar olarak, bağımlı, hayat boyunca birilerinin desteğine ihtiyaç duyacak bir insan yetiştiriyor olabiliriz.” “Başka bir söyleyişle, batıdaki ana baba tavrını kopya etmeyelim; ama çocuklara aşırı karışma şeklindeki tavrımızı da sürdürmeyelim; yalnızca eksiğimizi belirleyip kendi tavrımızı geliştirelim. Belli bir olayda, çocuğumuzu hem koruyup gözetebiliriz, hem “adam” yerine koyup bireyselleşmesine izin verebiliriz.”

“Ağlama bak döverim!” tipi şuursuz ve mantıksız tepki cümleleri sürü modelinde rahatlıkla kurulur.
Yığıntı model hep ulur. Sürekli kızgındır, iletişim anırma eşliğinde sürekli bağırtı iledir. Yanlış bir şey yaparsa ona neden olduğunu dahi anlatılmadan derhal anırılır. Doğru ve güzel davranışlar ise takdir edilmez. Bu model konuşarak mantıklı bir çözüm bulmayı çocuklara sunamaz. Çocuk, iliklerine kadar hissettiği korku ile hiçbir şeyini paylaşmaz. Ailesinin ruhu bile duymadan farklı bir yaşam sürerken, anne ve baba ne kadar otoriter oldukları ile öğünürler.

Sürü modelinde aile tipinde yapı aşırıdır. Ne olursa, ne yapılırsa aşırı yapılır. İki uçtadır. Ya aşırı korumacı, ruh hastası modeldir ya da saldım çayıra Mevla’m kayıra modeli geçerlidir. Kazık kadar çocuğun peşinden sırtına mendil koymaya koşanlar; gürbüz olsun diye, doysa bile zorla ağzına yemek tepenler birer örnektir.

Ntvmsnbc’de yer alan “Yemek yedirmek savaşa dönüşmesin.” başlıklı haber şöyledir: “Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Gastroenteroloji ve Beslenme Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı, çocukların beslenmelerinin onların ileriki yaşlarında sağlıklı birer birey olmaları açısından çok önemli olduğunu söyledi. Bir yaşını doldurmuş çocuğun kesin olarak aile sofrasındaki yerini alması gerektiğini ifade eden Yağcı, ailelerin çocuğun erişkin hızında yemek yiyemeyeceğini unutmayarak ona karşı sabır göstermelerinin önemli olduğunu belirtti. Öğünlerdeki porsiyonların bitirilmesi için de ısrarcı olunmamasının önem taşıdığını kaydeden Yağcı, çocuğun istemediği takdirde yemek yemeyeceğini söyledi. Yağcı, “Bu nedenle çocuğa asla bağırmamalıdır. Bu konuda ısrarcı olan annelerle çocukları arasında bir çatışma kaçınılmazdır. İş bu noktaya geldiğinde, hem anne hem de çocuk için yemek saatleri bir kâbusa dönüşecek ve çocuklar aşırı ısrarcı anneye öğürerek veya kusarak karşılık vereceklerdir” dedi. “Annelerin (yemiyor, zorlayınca da kusuyor) diye çocuk doktorlarına başvurmalarının sık karşılaşılan bir durum oluğuna dikkati çeken Yağcı, “Daha çok ve daha kolay yesin diye çocuğun oyun alanı veya televizyon önü, yemek masası olarak kullanılmamalıdır. Tabak, kaşık ile çocuğun arkasında dolaşarak, ona yemek yedirilmemelidir. Özellikle oyun çağı döneminde pek çok anne bu yanlışı yapmaktadır” görüşünü dile getirdi.
Özellikle 0-2 yaş arasındaki çocukların sağlıklı birer birey olarak gelişebilmeleri açısından beslenmeleri çok önemlidir. Burada da anne sütünün önemi ortaya çıkıyor. Beyin gelişiminin yüzde 90, bağışıklık sisteminin gelişmesinin yüzde 80’i 0-2 yaş arası dönemde gerçekleştiği unutulmamalıdır.”

Sürü tipi aile yapısı eleştirilince yığın, her zamanki düşünce sistemine göre karşı atağa geçer. En zıt örneklemelerle kendi saçmalıklarını savunmaya kalkar. Sürü dinlemez, anlamak istemez ve farklı olanı sevmez. Sürü tipi belirtildiği gibi uçlardadır. “Yapma, etme, oturma, kalkma, koşma, terleme, tırmanma, düşme, inme, çıkma” çocuğun tepesinde dikilip soluk aldırmayan gestapo modeli veya yürüyebilecek yaşa geldikten sonra saldım çayıra modeli aynı yapının farklı uçlarıdır.

Ekonomik zorluklar sebebi ile değil annesinden öyle gördü diye salça ekmek yedirmek, yemek yemiyorsa burnunu sıkıp nefes alması için ağzını açmasını beklemek ve ağzını açınca bocalamak, anne-babaların yapmak isteyip de yapamadıkları şeyleri çocuklara yaptırmaya çalışmak, “erkek çocuk o bir yeri şişer” söylemi bu yapının özellikleridir.

Ortalıkta feryat figan “Kurban olurum ben sana” diye böğüre böğüre koşuşturan insanımsılar sürü insanının yeni kuşaklara taarruzunun en önemli sembolüdür. “Teyzen/Annen kurban olsun sana, seni verene kurban olayım, kurban olurumm, Ayy kıyamamm!” tipi ezber söylemler abartılı tepkilerle soslanır ve delice uygulanır. Her gördüğünde aynı tiyatro oynanır aynı ahmakça replikler ağızdan salyalar akarak tekrarlanır. Bu mide bulandırıcı kendini “kurban etme” yarışı sürer gider.

Sürü zihniyetinde aile içi tutarsızlık vardır, her kafadan bir ses çıkar, aile büyükleri her konuya maydanozdur, haddini bilmezler. Anne ve babanın tutarlı olması çok önemlidir. “Çocuğa konulan sınırların sürdürebilmesi için anne-babanın davranışlarında tutarlı olması gerekir. Ailenin çocuğa karşı tutumunun iki temel öğesi vardır; 1.Sevgi, 2. Disiplin. Disiplin, aile içindeki denge ve düzenin oluşturulmasında büyük önem taşır. Her ne kadar kelime anlamıyla “katılık” ve “kuralcılık” gibi kavramları çağrıştırıyorsa da gerçek anlamda disiplin, cezalandırma kadar ödüllendirmeyi de içerir ve çocuğun topluma uyumunu kolaylaştıran davranışın yönlendirilmesini amaçlar. Disiplin, çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretir, kendi kendini denetleme ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimini sağlar. Disiplin, tutarlılık ve esneklik gibi temel ilkeleri içermelidir. Katı ve baskıcı disiplinle davranışı yönlendirmeyi amaçlayan anne-baba; çocuğun kendilerine karşı korku, öfke ve kızgınlık içinde olmasına neden olur, çocuğa saldırgan olmayı ve sorunlarını şiddet yoluyla çözmeyi öğretir ve zayıf vicdan ve ahlak gelişimine yol açar. Araştırmalarda disiplin yöntemi olarak ödüllendirmenin ceza vermekten daha etkili olduğu saptanmıştır. Disiplin hem yeteri kadar hem de çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Kurallar açık olmalı ve uygulanabilmelidir. Ceza verilmesi gerekiyorsa hemen uygulanmalı ve üstü örtülmemelidir.”

Sürü ne yaptığını, niye yaptığını bilmeden, sonuçlarını düşünmeden yaşadığı için yeni kuşaklara da pervasızca saldırır. Bebeğin karşısına geçip yarım saat “Dede/Baba” diyerek bebeği kendinden geçirenler, dakikalarca hiç aralıksız köpek gibi uluyanlar ya da eşek gibi anıranlar görülmektedir. (Konu, hayvanların seslerini taklit etmek değildir). Karşısındaki mahlûkata tepkisiz bakan bebek bu böğürmenin bitmesi için artık bıkarak benzer bir tepki verir ve sonrada insan müsvettesi asalak “Aaaa bak aynısını yaptı” diyerek gülücükler saçar. Sürü zihniyetindeki kafaları benzer sesleri beş yüzer kez bebeğe ulumalarından kolaylıkla tanırsınız.

Kardeşi olan çocuğa “Artık senin pabucun dama atıldı” diye zırvalamak bu yapıda geneldir. “Biz her zaman en iyisini biliriz” mantığıyla çocuk yetiştirmek, derslerini etkiler diyerek hiç müzik, tiyatro, sanat faaliyetine izin vermemek, kilo kaybetmesin diye spor yaptırmamak, obez gibi beslemek ehil oldukları diğer alanlardır. Sürü aile tipi gence de yapışır. Yılışık yaşam stili ile büyüyen bireye her daim yanaşmak ister. Hayatın gerçek anlamı özgürlük iken, “Üniversitene geleyim, arkadaşlarını tanıyım”, bahaneleri ile gence soluk alacak alan bırakmaz.

Vurmayı, ısırmayı, kavga etmeyi, güreşmeyi, küfretmeyi öğretmek sonra da hayıflanmak, zorla bağırta bağırta denize sokmak, kucağına koyup araba kullanmak, yaramazlık yapan çocuğa “Bu abla sana iğne yapar” diye korkutmak, çocuğu ahmakça diğer çocuklarla kıyaslamak, çocuklarını yarıştırmak, çocuğa yetersiz olduğunu iliklerine kadar işleyecek şekilde hissettirmek, elinde yarım ekmek köfte ve yedek havlularla top oynayan çocuğunun peşinde koşmak bazı örneklemelerdir.

Sokrates “Sorgulanmamış bir yaşam yaşamaya değmez” derken sürü modelinde yetişmiş aile bireylerini kasteder. Çocuk ağladığında dövüp içine kapanmasını sağlamak ya da ne istiyorsa verip iyice şımartmak yani uçlarda olmak sürü için vazgeçilmezdir. Bu şark usulü zihniyette çocuk babadan bir şey ister, baba izin vermez; çocuk anneye ağlaşır, anne babayı yalanla dolanla ikna eder. Evde saman altından su değil petrol yürütülür, baba amiyane tabirle her şeyi bilir ama aptala yatar. Ezik anne modeli de bu sözde aracı konumunda yalan dolanlı, üçkâğıtçı yapıdan memnundur. Görmedim, duymadım modelinde üç maymunu oynayan ilkel aileye katıla katıla gülünür. Sürü zihniyeti koyunlarını kendi sisteminde yetiştirdiğinden koyunlarda bu yan yana yapışık zihniyeti benimserler çoğunlukla. Aile içi şiddet dahi uygulansa “kol kırılır yen içinde kalır” safsatası ile dışarıyı bu aptallık pazarlanır. Genç bir gece önce sözlü şiddete mazur kalır, üstüne fiziksel şiddet ile soslanır, ertesi gün arkadaşlarına kendi aile sisteminin ne kadar güzel olduğunu anlatır.

Sürünün yemek yedirme metotları ilginçtir. “Gece rüyana girer bak ye, ye anneciğim ye, yemezsen seni dilenciye veririm o seni yer” tipi akıl almaz cümleler kolaylıkla kullanılabilir. Çocuğun üç öğünde yiyebileceği yemeyi tek öğünde koyup bunu inatla yedirmeye çabalanır. Korku üzerine kurulmuş bir modeldir. Baba iskele babası olarak “höt, zöt” şeklinde iletişim kurar çocukla sonra ıskaladığı iletişimi telafi edeceğini düşünerek torunu olunca saldırır. “Hatta kendi çocuğumdan çok torunu seviyorum” şeklinde ruh hastası cümleler de kurabilir.

Büyüklerinin karşısında el pençe divan duracak, erkekse tüm kızların namusu ondan sorulacaktır ve çocukluğunu yaşamasına asla izin verilmeyecektir. “Sus yoksa ağzına biber sürerim.” Bu modelin mottosudur. “Oğlum göster amcalara; kızım amcanın çayı bitmiş koyuver” yaklaşımı bu modeli tasvir eder. “Kızını dövmeyen dizini döver.” tipi sapıkça bir atasözü bu yapıda duvara yazılıp ezberlenir. Çocuklarına disiplin ve sevgiyi bir denge içerisinde veremeyen onları ailede eğitemeyen sürünün tek silahı vardır: şiddet. Bu model kulak çekmek, tokatlamak ve her türlü darp ile eğitimi taçlandırır.
“Hem döver hem sever.” Akılsızlığı ailenin her alanına sirayet etmiştir. Babası tarafından ağzı gözü birbirine katıla bir kızcağız, bu yapıda yetiştiğinden kulaktozu da patlasa iki saat sonra sırıtan bir suratla gelen babayı görünce onun aslında ne kadar sevdiği düşünecektir. Bu ahmak yapı yeni kuşakları da ahmaklaştırır. Genç, her daim kuyunun dibinde bir sevgi kırıntısı arar ve mutlaka kendini bulduğuna inandırır. Eksik insanlar böyle yaratılır, ruhlar böyle ölmeden göçerler.

Çetin Altan Üstad, Sabah Gazetesinde bundan 25 yıl önce şöyle yazmış:
“Çocuk dediğin uslu oturur. Çocuk dediğin büyüklerin sözünü dinler. Çocuk dediğin her lafa karışmaz. Çocuk dediğin “ yapma “ deyince yapmaz. Çocuk dediğin “yat deyince ” yatar. Çocuk dediğin önüne konulanı yer. Çocuk dediğin yeni icatlar yapmaz. Çocuk dediğin ders çalışır. Çocuk dediğin dik kafalılık etmez. Çocuk dediğin çok soru sormaz. Çocuk dediğin karşılık vermez. Çocuk dediğin paylanınca önüne bakar. Çocuk dediğin evi dağıtmaz. Çocuk dediğin her şeyi istemez. Çocuk dediğin her duyduğunu söylemez. Çocuk dediğin anasından babasından korkar. Çocuk dediğin “şimdi seni gebertirim” deyince sus pus olur. Çocuk dediğin her önüne gelenle oynamaz. Çocuk dediğin büyüklerini üzmez. Çocuk dediğin ikide bir zırlamaz. Çocuk dediğin büyüklerin vurduğu yerde gül biteceğini bilir. Çocuk dediğin verilen öğütlerin dışına çıkmaz. Çocuk dediğin kapının önüne çıkar. Çocuk dediğin durmadan ıslık çalmaz. Çocuk dediğin yemekten önce kiraz yemez. Çocuk dediğin hep top peşinde koşmaz. Çocuk dediğin kuş peşinde koşmaz. Çocuk dediğin kız peşinde hiç koşmaz. Çocuk dediğin büyüklerinin bir dediğini iki ettirmez. Çocuk dediğin zırt pırt televizyonu açmaz. Çocuk dediğin söylenen işten kaçmaz. Çocuk dediğin anasının babasının odasını açmaz. Çocuk dediğin kapı çalınca koşar kapıyı açar. Çocuk dediğin insanın tepesine binmez. Çocuk dediğin akşama kadar bisiklete de binmez. Çocuk dediğin ıslak yerlere de basmaz. Çocuk dediğin sofrada adam gibi oturur. Çocuk dediğin büyüklerinin yanında oturmaz. Çocuk dediğin haytalık etmez. Çocuk dediğin çocukluğunu bilir. Çocuk dediğin saygı sevgi bilir. Çocuk dediğin dersini bilir. Çocuk dediğin insanın kafasını şişirmez. Çocuk dediğin pırtlatmak için avurdunu şişirmez. Çocuk dediğin çok gülmez. Çocuk dediğin çağırılınca gelir. Çocuk dediğin yemek saatinde eve gelir. Çocuk dediğin yüzüne bakılınca kendine gelir. Büyüklere gelince… Onlar büyüktür. Her şeyi yapabilirler. “Ve çocuklar yaşlanıp ölünceye dek, her şeyi büyüklerin yapabileceklerine inanarak yaşarlar.””

Bağırıp, çemkirip, çimdikleyip, dövdüğünde sözünü geçirebileceğini sanan cahil cühela ebeveyn sürü insanı tipidir. Saygı uyandıramaz. “Küfret oğlum amcaya, kavga et, güreş” ve “Sen bizim gözümüzde hep çocuksun” söylemleri bu yapıya aittir. Aşırı pohpohlama ya da aşırı disiplin ama illa ki ne uygulanıyorsa aşırı caziptir. Yüzmeyi öğrensin diye çocuğu iskeleden denize atan bozuk zihinlerdir. Çocuklarla pazarlık yapılmaz, tartışılmaz. Sınırlarını bilen çocuk duvara tırmanan çocuktan kat be kat mutludur. İdeal disiplin bir ortamda vardır, ama fark edilmez. Denge çok önemlidir.

Ayşe Aydın“Anneee, anne oluyorum” isimli kitabında şunları söylüyor: “Türk bebeği sürekli üşür, hep açtır ve her an hasta olmak üzeredir.” “En iyi Türk anası, çocuğunu en sıkı giydirendir. Bu nedenle olsa gerek, hamile kaldığınızın duyulduğu gün eve yün hırka ve yelek yağar. Çünkü Türk kara sahası “eser”. Tüm ülkede koca bir türbülans vardır ve bu türbülans, küçük bebekleri hasta etmek için fırsat kollar.” İzin verseniz çocuk kurdeşen dökünceye kadar giydirilecek, anne karnı bile içinde bulunduğu durum karşısında havadar kalacaktır. Odadaki tüm dişilerin Türk anası damarları kabarmıştır. Türk anaları, uzman görüşü karşısında çaresiz geri çekilse de huzursuzdur.” “Gâvur ellerinde sokakta parkta bir çocuk ağlıyorsa, herkes bilir, oynayan çocuk gâvur, ağlayan çocuk Türk’tür. O, ağlamakta haklıdır. Tehlikelerle dolu bir dünyaya doğar. İkinci Dünya Savaşı sırasında doğan çocuklar, daha az tehdit altında doğmuştur. Banyo yapan Türk bebeciği bir kaşık banyo suyunda ha boğuldu, ha boğulacaktır. Yattığı yerde kafasına sert bir cisim her an düşebilir. Emeklemeye başlasa, ‘’aman aman düşer kafasını çarpar”. Bir yere uzansa, ‘’maazallah elini sıkıştırır”. Parkta Allah korusun çalarlar. Çarşıda pazarda kaybolur. Başına iyi bir şey gelme ihtimali hali hazırda az olan çocuğunun, kırk yılda bir yaşadığı olumlu herhangi bir şey de bir sır gibi saklanır. Zira en hafifinden nazar değer.”

Ayşe Aydın şöyle devam ediyor: “Çocuğu yeterince sarıp sarmalayamayan dişiler, bu kez doyurmak ister. Zira Türk’ün çocuğu iştahsızdır. Türk anasını tatmin edecek kadar yiyebilen çocuk, daha dünyaya gelmemiştir. Eğer bu ülke sınırları içinde çocuk yapacaksanız, ‘’bu çocuk aç ‘’, ‘’ sütün yetmiyor”, ‘’sütün yağı az” ifadelerine maruz kalmadan yapamazsınız. Çocuğunuzu kucağınıza aldığınızda bu kolektif halet-i ruhiye etrafınızı sarar. Direniş çelik gibi bir karı koca dayanışması gerektirir.”

Güruh “gürbüz çocuk sağlıklıdır” der. Doğrusu dengeli beslenen çocuk zayıf da olsa sağlıklıdır. Çocukları yemek yeme konusunda zorlamamak gereklidir. Güruh, “çocuklar sıcak hava sever” der. Kanı donmuş güruhun her çer çöp bilgisi yanlıştır, burada da aksine çocuklar her zaman terlemeyeceği şekilde giydirilmelidir. “Aman terlemesin!” bunak söylem ile hareket etmesini kısıtlamaktansa onu spora yönlendirmek gereklidir.

Sürü tipinde en çok kullanılan cümlelerden biri “Biz bebek çok severiz.”’dir. Klan usulü aile yapılarında bebek minik hayvan yavrusu rolünde olduğundan o şekilde sevilir, oynanır. İnsan gibi muamele yapılmaz. Ortada koşturan, tavana tırmanan, ciyak ciyak bağıran yirmi kişinin ortasına aldığı ve yıllarca şaşırttığı minik insan zamanla bu aşiret usulü yapış yapış yaşamda ölmeden önce benliğini teslim eder. Bireylikten bir hiçliğe doğru hızlı adımlarla ilerler.

“Çok küçük, yalnız yatarsa korkar.” söylemi çocuğa gereksiz bağımlılıklar yaratmak isteyen kendini düşünen aciz sürü insanının söylemidir. O yapışmak, yılışmak için çocuğunun psikolojisini, bireysel gelişimini tarumar eder. Sonra da çıkar pişmiş kelle bir yüzle aptal bir bakış takınıp: “Ama o mutlu, seviyooo” diye ahmakça konuşur. 6 aydan sonra bebeğin odasının ayrı olması uzmanlarca önerilir. Kendine güvenli, sağlıklı bir birey olarak yetişmesi için bu şarttır. Tüm bunlara “Hıh” diye burun kıvıran sürmenaj kafalar elbette olacaktır. Onlar ezber feodal yaşamlarında kabile bozuntusu yapılarında mutludurlar.

Egoist zihniyetli geri kalmış toplum annesi bebeği bir hayvan yavrusu olarak gördüğünden ahmakça bir gülümseme eşliğinde:“Bebek mıncıklanmak içindir yoksa niye doğurdum” der ve bebeği daha minnacıkken derdest eder. “Kendini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez.” denir. Önce anne ve babanın kendilerine bakması da gereklidir. Bilginin temeli tüm kadim geleneklerde kendini tanımaktır. Okumaya, öğrenmeye, deneyimlemeye, eyleme geçirmeye ve değişmeye zaman yaratılmalıdır. Anne ve baba olmak için aslında bir ehliyet gereklidir. Bu roller kimseye yüklenerek, başından atarak yaşanmaz. Sürece önceden bilinçli hazırlanılması gereklidir. Eşlerin birbiri ile tutarlı olması çok önemlidir.

Dr. Yusuf Karaçay şöyle diyor: “Çocuğun zekâsının % 80’ i ilk 7-8 yılda geliştiği gibi, kişilik de büyük ölçüde bu dönemde oturur. Hele ilk 2 yıl çok önemlidir ve “temel güven duygusu”nun oluştuğu dönemdir. Çocuğunuzun bilinçli olmadığı o ilk yıllar aslında bilinçaltının şekillendiği en önemli yıllardır, unutmayın.” Dolayısıyla sorumluluk omuzlardadır ve bunu sizden başka taşıyacak kimse de yoktur.

Sürü insanı düşünmez ve aklını kullanmaz. Duyguların rüzgârında bir sağa bir sola uçar. Kendini dengeleyemez, zira kendini bilmez, tanımaz ve anlamaz. Yine bir uç hareket tarzı da çocuğu evin tek patronu yapmaktır. “Çocuk diktatörler devri” adlı Hürriyet Pazar ekindeki yazısında Mesude Erşan şunları belirtiyor: “Artık evin tek patronu onlar. Evin kral veya kraliçesine dönüşen zamane çocukları, eğitimli, orta ve üzeri sosyo-ekonomik düzeyden anne ve babalarının iplerini elinde tutuyor. Ebeveynler ise hayatlarını çocukların mutluluğu üzerine kurmuş, itaatkâr tebaaları. Babanın araba markasına, annenin saç rengine ve ne giyeceğine, kardeş yapılıp yapılmayacağına, hangi kanal ve programın izleneceğine, ebeveynlerin birlikte yatıp yatmayacağına, tatile gidilecek otele, yemek yenecek lokantaya kadar bütün kararları onlar veriyor.”

Çocukerkil ailelerden yazıda verilen bazı örnekler ise şöyle: “Psikolog bize, “İpleri eline almış, evi o yönetiyor. Artık frene basma zamanı” dedi. 6 yaşındaki oğlum lokantayı beğenmedik, çıktık.” “Kızım daha 2 yaşındayken halısından perdeye odasını kendi döşedi, her şeyi kendi seçti. Giysilerini internetten sipariş ediyoruz. Kendisi seçiyor. Oğlum bu yıl kot giymemeye karar verdi. Hiç giydiremedim. Tatil yapacağımız otelleri çocuklar seçiyor.”

Uzmanlar şöyle uyarıyor: “Ataerkil aileden çocukerkil aileye geçtik.” Sürü insan tipi tepkiseldir. Proaktif olmayı beceremez. Kendi çocukluğunda yansıtma yaparak gördüğü baskı ve sevgisiz ortamın tam aksi ucu yaşatmak ister ve her şeyi eline yüzüne bulaştırır. Dengesizdir. Hep etkiye tepki modeli kararlar ile yaşamına yön verir ve seçimlerini yapar. Durup düşünüp tartarak hareket etme kabiliyeti yoktur. Şenay Yılmaz şöyle diyor: (Pozitif Gelişim ve Özel Aile Danışmanlığı Merkezi Çocuk Gelişim Uzmanı): “Günümüzde ataerkil ailelerden, çocukerkil ailelere dönüşümden söz etmek mümkün. Genelde bu dönüşümü ebeveyn çocuk arasındaki etkileşim belirliyor. İki şekilde görüyoruz: Ya anne baba çocuğunu modern, medeni ve çağa uygun yetiştirmek adına çocuğun kararlarına öncelik veriyor. Ya da çocuğunun yapabileceklerinden korkarak onun her kararını onaylıyor ve uyguluyor. Ama sanılanın aksine çocuk sınırlarını bildiği ortamda kendini daha güvende hisseder. Sınırların kalktığı durumlarda doyumsuzluk başlıyor.”

Serkan Kahyaoğlu ise şunları ekliyor: (AÇEV Kurumsal Gelişim Bölümü Projeler Yöneticisi):
“Son 30-40 yıldır orta, üst sosyo-ekonomik seviyedeki anne babaların tutumları tavizkar. “Biz çocukken baskı gördük, ailemizde çok sevgi görmedik, çocuklarımıza bunu yaşatmayalım” diyorlar. Çocuğa aşırı bağlanma da nedenlerden biri. Tavizkâr aile modelinde çocuklar anne babaları üzerinde güçlerini kullanırlar. İleride anne-babası dışındaki insanlar ona tavizkar davranmayacağı için diğer insanlara karşı güveni de azalabilir. Çok içlerine kapalı ya da saldırgan olabilir.”

“Sınırlarını öğrenmesi için durdurulması gerekir.” diyen Prof. Dr. Emine Zinnur Kılıç bu yazıda şunları ekliyor: (Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı Başkanı) “Aileyi ebeveynler yönetir. Çocukların fikrini almak, çocuğun fikirlerine önem verildiğini düşünmesi açısından faydalı ama özellikle önemli konularda son karar yetişkinlerin olmalı. Çünkü çocuklar kısa dönemli düşünür ve kararların sonuçlarını gerçekçi biçimde değerlendiremeyebilir. Anne babalar çocukları mutlu olsun diye onları üzmekten korkuyor. Ama sınırlar ailede öğretilmezse çocuk dışarıda çok daha acımasız biçimde öğrenmek zorunda kalır. Çocukerkil ailelere dönüşümün toplumun tüm kesimleri için geçerli olduğunu düşünmüyorum. Bir tarafta çocuğun kişiliğine pek az değer veren ebeveynler, diğer yanda neredeyse çocuğu yaşamının tek amacı haline getirmiş ebeveynler.”

“Hayır demek çocuğa güven verir.” diyor Dr. Gözde Lus ve şöyle devam ediyor: (Humanite Psikiyatri Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı): “Çocuklar doğdukları andan itibaren bize güvenmek isterler. Eğer onlar adına verdiğimiz kararlarda tereddütlüysek, onlar da öyle olacaklardır. Örneğin 6 yaşındaki çocuğa “Yatman gerekli” kararlı bir şekilde söylenebilmeli. “Hayır” demek çocuğa güven verir. Aksi takdirde bu konuyu tartışabileceği ve aksine ikna edebileceği mesajı iletirsiniz. 9 yaşındaki çocuk evin duvarlarının renk seçimine katkıda bulunabilir. Ama araba alıp almamak gibi bir seçimi yapamaz. Örneğin anne babalar ikinci çocuklarını yaparken çocuğa soruyor. Ya da “o istedi, yaptık” diyorlar. Bunu söylemek çocuğa, “Sen bizi böyle idare edebilirsin” demek.”

Uçlarda yaşam sürü insanını anlatır. Bir tatil köyünde elinde dolu mama kasığı ile çocuğun peşinde koşturmak, deniz kıyısında elinde havluyla denizden çıkacak çocuğunu beklemek bu yapının aşırı hareketlerindendir. Medeni ülkelerde bebeklerden sokakta, bakkalda, markette, toplu taşıma araçlarında nerede yakalanırlarsa yanaklarından makas alınmaz, burunları çekilip bırakılmaz, oraları buraları mıncıklanmaz, tanınmadıkları insanların kucaklarında gezmez, ağzı gözü yalanarak öpülmez, sarsılıp delice sözde sevgi gösterisi yapılmaz.

Sürü sadece duygu ile harekete geçip, hiç düşünmeden hissiyat ile fevri konuşmalar yapar. Ağzına ne gelirse hemen herkes ile konuşur. Sürüye bebek ya da çocuk eğitimi ile ilgili bir şeyler söyleyecek olursanız direk her konuda olduğu gibi dinlemeyecek ve işine gelmediği için uç örneklerle savunmaya geçecektir. Acınasıların şu söylemleri geneldir: “Robot gibi yetiştirilen bebek dakik yedirilir, gezdirilir, belki kurallara uyar ama mutsuzdur gariban. Kuralcı ve çok sıkıcı ayy gelemem ben bunlara. Disiplin aşırıdır, şımarmasın diye ilgi ve sevgi odağı olmayacaktır, dolayısıyla bebekliğin ve çocukluğun gereklerini yaşayamayacaktır çocukcağız. Ailede sevgiyi tadamayacaktır. O yılışık, yapış yapış güruh, kabile ortamını o lakayt rezilliği teneffüs edemeyecektir. 18 yaşına geldiğinde ailesini bile terk eder gariban, yazık, kıyamammm…”

Medeni ülkelerde günlük hayata bebeğin katılımı erken olur. Çocuk doğduktan birkaç hafta sonra her yere götürülür. Şark usulü sistemde ise kıymet manyağı yapılarak bir serada yetiştirilir. Geri kaşmış toplumlarda çocukları TV büyütür ve ne yazık ki üreme kabiliyeti olan herkes çocuk sahibi olur.
Medeni ülkelerde bebekler kolay kolay üşümez sürü sisteminde bebek her daim üşür yazın göbeğinde lahana bebek gibi sarılıp sarmalanır, dışarı öyle çıkartılır.

Sürü zihniyetinde bebeğe veya çocuğa sürü yapısında ilkokula başlayıncaya kadar embesilmiş gibi davranılır. Sanki bebeklerin anladığı özel bir dil varmış gibi yırtına yırtına bağırarak(Sürü insanı tipinin önemli bir özelliği her zaman ayağına basılmış gibi bağıra bağıra her ortamda konuşmasıdır.), “cıss olur sonya”, “atta gidelim mi?” gibi birçok anlamsız cümle kullanılır. Medeni ailelerde bebeğin/çocuğun yetişmesi, giyinmesi, beslenmesi gibi konularında anne ve baba söz sahibidir. Sürü tipi ailelerde ise aç ya da tok olusunda, üşüyüp üşümediğine kadar aile büyükleri, komşu, akrabalar, yoldan geçenler, arkadaşlar ve akla kim gelirse yüzsüzce söz sahibidir. Anne/Baba zaten hep tırsak bir halde her an herkesin dediğine göre tutarsız davranışlar sergileyeceklerdir.

Yemek, banyo ve uyku gibi bebeğin gündelik basit olayları merasime dönüştürüp abartmak şark zihniyetinde geneldir. Medeni aile tipinde bebeğin düşüşünde anne çiğlik çığlığa bağırmaz, tam tersi, “yok bir şey!” seklinde güven vererek bebeği rahatlatır. Sürekli deliler gibi ağlayıp çığlıklar atarak koşturan anne modelinde bebek de aynı model olacaktır.

Çağdaş yapıdaki çocukların farkındalığı ile sürü yapısındaki farkındalık arasında büyük fark mevcuttur. Birey olabilmek birinde mümkün iken diğerinde sürüde güdülen koyun olmak mümkündür.
Bir yapıda çocuğun fikri hatta açlığı tokluğu bile sorulmaz. “Gel sen acıkmışsındır yemek ye” tipi “Ben seni en temel ihtiyaçlarında dahi senden daha iyi biliyorum senin dile getirip söyleyeceğin fikrinin önemi yok, aç ya da tok olman önemli değil, toksan da yiyeceksin” tavrı ile hareket edilir.

Medeni yapıda çocuklar terlediklerini, acıktıklarını, susadıklarını kendileri fark eder ve talepte bulunurlar. Özgüvenli ve kendi ayakları üzerinde durabilen yapıdır. Şark zihniyetinde “nasıl olsa biri beni besler veya bana bakar” diye düşünülür. Kendisine bir soru sorulduğunda anne/babasından cevap bekleyen nesiller de böyle yetişir.

Çağdaş yapıda bir süre sonra çocuk kreşte yaşıtları ile sosyalleşerek büyür. Sürü zihniyetinde ise birkaç kişiden oluşan klan üyeleri tarafından sözde sevgi manyağı yapılarak ve sersemletilerek çembere alınır. Sonuç tavana tırmanan, konuşmak yerine bağıran, disiplin ve terbiye noksanı yitik kuşaklardır.

Medeni yapıda çok zorda kalınmadıkça çocuğa ilaç verilmez, sürü sisteminde ise hiç beklenmez.
Sürü yapısının bebekleri çok üşüyen bir canlı türü olduğu için sıkı giydirilmezler, sıkı giydirildikleri için çok üşüyen haline gelirler. Farklılıklar yaşanılan ülkeye göre değil, yetiştirme tarzının arkasından oluşmaktadır.

Sürü yapısında ya aşırı kısıtlanmışlığın sonucu bebek çıldırır ya da aşırı serbesti sonucu şaftı kırar. Ufaklık, sehpaya çarptığı zaman gidip sehpayı dövüp sehpaya bağırıp çağırmak bu yapının icadıdır.
İnsan gibi insanın olduğu yerde anne baba, daha çocuk dogmadan anne baba olmaya hazırdır. Sürü tipinde ise dumur bir şekilde sudan çıkmış balıktır. Bebek doğar ve kıyamet kopar. Güruh sisteminde bu süreci yaşamış her aile bireyinin muhteşem fikirleri vardır. “Şunu yap, bunu yap” şeklinde sürekli sıkboğaz ederler. Basit ve bencil hareketlerle bebeği sözde “severler”. Bu anlamsız ve bencil sevgidir.
Çocuk “vik” deyince kendini ebeveyn gurusu zanneden sürü üyesi sazı eline alır: “Aaa bak vik dedi, kesin aç, yok aç değil altı pis, yok canı sıkılmış, yok yok bence, aman da agucuk ” gibi tepkilerle sürü eğlenmeye baslar ve yitik kuşaklar böyle harmanlanır. Sürü tipinde babalar salt bir korku ve ilgisizlik abidesi iken çağdaş modelde üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirir.

Medeni yapıda bebek sık sık temiz hava alması için, yağmur çamur demeden dışarıya çıkarılır ve gezdirilir. Sürü yapısında her daim cereyanda kalır, üşütür, hasta olur korkusuyla tüm kışı evde hapis geçirir. Çağdaş yapıda bebek aileye yeni katılmış birey muamelesi görür. Sürü insanından oluşan kabile modelinde ise uzaydan gelmiş olağanüstü varlık muamelesine maruz kalır. Birisi yetiştirilir, diğeri kontrol edilir. Birisi büyüyünce kendi fikrine, diğeri büyüyünce ailesinin ve el âlemin fikrine göre hayat yaşar.

Sürü, bebek kolay uyusun diye mamasına anason dahi katabilecek kafadadır. Sürü yapısında histerik bir şekilde ağlamaya ek olarak bebeğinin ardında devamlı “Dur annecim, yapma anneciğim” diye koşturan bir anne vardır. Sürü yapısında “anneciğim, teyzesi, ablası, annesi” tipi yerlerde sürünen zekâ seviyesi ile hitaplarla bebeğe seslenmek ve “Çirkin, çirkin” diye sevmek geneldir. Melike Karakartal 4 Ağustos 2010 tarihli Hürriyet gazetesi kelebek ekindeki “Çirkinsin sen! Çirrr-kiin!”yazısında şöyle diyor:

“Biliyorsunuz, çocuklarını “annecim” diye hitap ederek seven bir takım anneler bulunmakta.
Tabii bu hitap şekli ailede sadece anneyle sınırlı kalmıyor, akrabalık bağına göre “halacım”, “teyzecim”, “ablacım” olarak değişkenlik gösterebiliyor. “Hadi ye annecim” cümlesiyle mama yedirmeye çalışan anne, “teyzecim ver elini” diyerek gezmeye götüren teyze ve “ablacım agucuk yap” sevgi sözcükleriyle etlerini sıkıştıran ablayla geçirilen bir günün sonunda, çocuk derhal aile içindeki erkek bireylere koşmak isteyecektir, bakın uyarıyorum.

Haklılar, zira çocuğa amcacım, dayıcım, dedecim gibi “sevgi sözcükleri” ile hitap eden bir erkek aile bireyine henüz Türkiye sınırları içinde rastlanmış değil. Neyse efendim, çocuğa “teyze” demenin saçmalığına henüz alışmışken, hissesi yükselen bir başka sevgi sözcüğü var ki buna akılcı bir açıklama getirebilmem mümkün değil. Evet, yazımın bu noktasında sevimli çocuklarını “Çirrr-kiiiin! Çir-kin! Çirkinsin sen!” diyerek seven anneleri selamlamak isterim. Yahu çıldırdınız mı? Niçin boncuk gibi çocuğa çirkin diyorsunuz? Bakınız, yakında çocuklar ailedeki kadın kısmından bildiğiniz nefret edecek. Çok rica ediyorum, evladınızı sevimli laflarla büyütünüz. Hayır, yani, şu sıralar bebekliğini yaşamakta olan bir nesil büyük kadın düşmanı olacak ondan korkuyorum!”

Medeni yapı bebeğin yemeğini kendi yemesi için kaşık, çatal kullanarak yemeyi çok küçük yaşlarda öğretir. Şark usulü zihniyette ise çocuk, ilkokula giderken annesi peşinden tabakla koşturacaktır. Hayatı boyunca ağzına lokma atılmayı bekleyerek hiç öğrenmemesi muhtemeldir. Çağdaş yapıda çocuğa ağlamak ile bir şey kazanamayacağı öğretilir. İlgi delisi haline getirilen bebek, sürü modelinde istediğini yaptırmak için durmaksızın ağlar ve karşılığını her zaman alır.

Bebek ya da çocuk eğitiminde sonuç tamamen ailenin eseridir. Sürü yaptığı rezillikler ile karattığı kuşakların ardından her daim, “Bu çocuk neden böyle oldu” diye boş boş hayıflanır. Bebekliğinden başlayarak nasıl yetiştirdiğini düşünse cevabı kolayca bulacaktır. “Ben ona ne verdim ki ne bekliyorum” diye sormayı akıl edemez sürünün etkisiz elemanı. Unutulmamalıdır ki ilk birkaç yılda şikâyet edilen bebek davranışlarının tamamına yakini ebeveyn hatalarından kaynaklanır

Sürü yapısında ufak yaştan itibaren çocuğa çelişkili mesajlar verilir. Aile içi tutarsızlık vardır. “Hayır” dense bile sebebi lütfedip anlatılmaz. Denilenle yapılan birbirini tutmaz. Disiplin sağlanamaz ya da sözde disiplin sağlamak bahanesi ile evde kan gövdeyi götürür. Kızıp, bağırıp, aşağılayıp, hakaret edip, sille tokat dalma hödüklüğünü disiplin zanneden kıro yapı sürüde mevcuttur. Sürü, özgüven problemleri olan ve bilinçaltına yerleşmiş birçok korku sahibi evlatlarının hayrını görür.

Çocuğunun her hareketine müdahale eden, her konuya maydanoz olan, sürekli pohpohlayan ama aynı zamanda sürekli üstüne giden, çocuğun ne yapsa yaranamadığı yapı sürü yapısıdır. Hep uçtur. “Evladım yere atma kafama at” stili tepeye çıkarma modeli ile yolda sağa sola bakmadan robot gibi yürüten faşizan model aynı pisliğin iki ucudur.

Sürünün özeli yoktur. Hem de hiç yoktur. Aile içindeki her şey çiftler tarafından yakınlarla pervasızca paylaşılır. Misal, anne ya da baba kardeşine evdeki her şeyi anlatır, söylenir, kötüler, eşi yerden yere vurur, ilişkiyi rezil eder, kendi hayatını torpiller. Sürü tipinde dinleyici rolde olan kendine akılı yetmez mahlûkat, zaten ağzına kadar lağıma batmış yaşamaktadır. Dinler ve kendi menfaatine göre problem kusucu densizi iyice gaza getirmek için alttan odunu vermeye başlar. Kendi yaşadığı ve soluk almak için çıktığı pislikten memnundur ve yakınlarını da bu bataklık hayatına çekmek ister. Herkesi kendi ailesi gibi zanneder çamura bulanmış güruh. İşbirlikçi anne ya da baba ailenin bir özelini paylaşır ve kabile mensubu ezber mide bulandırıcı söylemi ile alakasız bir şekilde “Hayatında başkası mı var? Var var…” diye atılır. Sürünün en büyük hastalığı herkesi kendi gibi zannetmesidir. Densiz ve terbiyesizdir. Sürü yapısında herkes birbirinin yüzüne güler ancak arkasından ağız ishali olan yılandili ile pisliğini döker. Çocuk gelişiminde de her alanda olduğu gibi yılışmak için her yolu dener. Eşlerden hangisinin üzerine oynanıyorsa, en can alıcı noktadan yani damardan yaklaşır kendini akıllı gören sürü elemanı. “Ne yaparsan yap yetmez, kimse için değişmeyeceksin bu dünyada yetmez.” der, anlık duyguları kabartan özgürlük söylemleri ve her durum için sakladığı örnekler sepetinde mevcuttur. Onun duymak istediklerini ona söyler sonra da hazır fırın ısınmışken içindeki pisliği de kusar elbette. Sürü insanı, yerlerde sürünen I.Q.’su ile bir de utanmadan kendini akıllı sanır. Elbette bu durumda en kötü konumda olan sürünün sözde akıllı hayatı yitik ve de bitik, etkisiz elemanın tarafından yönlendirilip, onun sözleri ile konuşan acınasıdır.

Sürü insanının en sevdiği cümlelerin başında: “Hangimizi daha çok seviyorsun tatlım/canım?” ya da “Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı?” gelir. Bu genellikle terbiyesiz ve densiz yakın çevredeki gudubet tiplerce dile getirilir. Cümlenin yanında nifak beklentili mide bulandırıcı bir kahkaha iyi gider. Ailenin içinde anne baba arasında da egosal manyakça bir yarış da olabilmektedir.

Sürü tipinde şaşkın yeni anne ile baba aile büyüklerinin her dediğini vahiy sanır. Sürü yapısı yolda tanımadığı ailelerin bebeklerine ya da çocuklarına da tahakküm eder. Bir yerde oturuyorken çocuğu kendi haline bırakırsanız, uzaktan inceleyip gelip size ders vermeye çalışacak insanımsılar olacaktır. “Yazık çocuk sıkılmış, bak biz 2 saattir işimiz gücümüz yok sizi izliyoruz, hiç ilgilenmediniz çocukla bari şu çöpten bulduğum balonu şişirin de oynasın çocuk, cık cık cık sizi sizi!” diyebilecek kafasızlar bu dünyanın havasına ortaklardır.

Sürüsel yığın aşırı yedirme hastasıdır. “Tombul olsun, spor da yapmasın ki yediğini eritip kilo vermesin.” diye düşünür. Sürüde anne babayı, baba da anneyi çocuğa kötüler. Tutarsızlık onları en iyi tanımlar. Bu yapı çocuğu ya çok ağır cezalandırır, şiddet uygular ya da ne yaparsa yapsın cezalandırmaz. Sürü elemanı ebeveyn bacak kadar çocuğa duygusal ajitasyon bile yapar. “Annen olmayacağım, beni üzüntüden öldüreceksin, senin yüzünden kanser olacağım.” ya da “kendimi öldüreceğim annesiz/babasız kalacaksın” bu sarsak yapıda kullanılan cümlelerdir. Uzun boylu olması, ruh sağlığının düzgün olmasından daha önemlidir bu spastik mantalitede. Sürü yapısı ya para kazansın diye futbol oynatır ya da boyu uzasın diye basket oynatır. Diğer sporlar onlara göre gereksizdir.

Sürü, daha ilkokula başlar başlamaz “Benim çocuğum eczacı/doktor/avukat/mühendis olacak.” diye baskı yapar. Sürü için kıt beyninde meslek sayısı da kıttır. Sürü elemanı çocuğunu kreşlere, anaokullarına sakın ola vermez, aile büyükleri ve kendileri yapışır ona sülük gibi. Sonra ilkokula başladığında çocuk aya ayak basmışçasına şok olmuş biçimde ve korku ile etrafına bakar. Kendi gibi yaşıtları olduğunu fark eder.

Sürü hala “eti senin kemiği benim” diyerek öğretmene çocuğunu bir kurban gibi sunar. Koyun kafalı insan bedenli insanımsı yaratıklar için eğitimde şiddetin yeri vardır ve faydası da yadsınmazdır. Kendi yediği tokatları veya attığı tokatları ve onlardan çıkardığı filozofik dersleri hiç utanmadan adammış gibi anlatır. Sürünün yapışık modeli çocuğa soluk alacak alan bırakmaz. Sürekli ümüğüne yapışıp her daim okuluna gider sözde ilgili deli ebeveyn, arkadaşlarına sirayet eder ve sonuçta arkadaşlarına, çevresine rezil olur çocuk.

Sürü çocuğuna sınırları çizmeyi beceremez. “Ağaç yaş iken eğilir.” atasözü unutulmuştur. Bu model sonra da yaşlanmış ağacı eğmek için çaba sarf edecektir. Yapı uçlardadır; ya “Aman çocuktur, kırar, döker, düşürür, düşer…” söylemi ile bir uçta uyuklar durur ya da bunlardan birini yaptığında ciyak ciyak bağırır. Sürü insanı kendi gibi paralize şahsiyetler üretmek konusunda uzmandır.

Sürü “Anne de, baba de, dede de” diye bebeğin etrafında fink atar. Hiç sıkılmadan bunalmadan yirmi dakika “dede” diyen artık kendi yankısını ruhunda işiten bön tiplemeler mevcuttur. Sürü de disiplin olmadığı için ancak rüşvetle çocuğa bir şey yaptırabilir. Sürü, “sen zaten…” diye devam eden aşağılayıcı cümlelerle çocuğun benliğini de sarsmaya bayılır. Boş tehditler savurur, hiç gerçekleştirmez ve çocuk boş konuşan aileyi iplemez. Sürü zihniyetinde, “duygu sömürüleriyle, istemediği bölümlerde zorla okutulup sonra istemediği bir işte çalışmaya zorlanarak ve ailesine karşı geldiğinde vicdan azabı duyması için zorlanarak yetiştirilir psikolojisi bozuk birey.”

Sürü yapısı örnek şahsiyetlerden oluşur. “Dediğimi yap yaptığımı yapma.” diyerek işin içinden sıyrılmak isteyen şark kurnazı sürü ebeveyni her konuda kötü örnektir. Her yere çöp atan, sürekli ağzını bozarak konuşan, iletişim nedir bilmeyen, kibarlık ve görgünün yanından geçmeyen, yolda ağaçlara hayvanlara saldıran, hiç kitap okunmayan yapı çocuktan psikopat yapma rehberi gibidir.
Kural koyar, esnetir sonra da uygulamaz.

Kardeşi olsun, komşunun çocuğu olsun, arkadaş çocuğu olsun kim olursa olsun sürü yapısında sık sık kıyaslanır. O beklentiye boğulur, bir yarış atı misali yetiştirilir. Sürü zihniyeti kekeleme, alt ıslatma, tırnak yeme gibi problemlerle karşılaştığınızda bu problemi hayatın merkezi yapar. Bu yapı itinayla fiskeler ama itinayla. “Çocuklar köpeklere benzer, eğer yeterince vurursan bunu haketmek için bir şey yaptıklarını düşünmeye başlarlar.” sözü klan aile tipinde şiar edilmiştir.

Sürü tipi yapı her alanda çevresini tespit manyağı yapar. Her zaman bir tespiti, tedavisi hazırdır. Bebek ve çocuk gelişimi için de bu aynıdır. Bir durum ortaya çıkınca ona sorulmasa da, hemen bilgece bir ifade takınarak atılır. Sürü elemanı eşi ile çocuğunun yanında tartışır, bağırır, şarlar, höykürür. Bu yapı çocuğun soru sormasından hoşnut olmadığından izin vermez ve asla sebep sonuç ilişkisini açıklamaz.

Sürünün aklını kullanmayan bir ucu çocuklarını dudağından öpmeye kalkıp gözü seğiren yeni kuşaklar yaratırlar. Sözde baba eve uğramaz, anne de çocuğun yanında günde beş öğün babayı kalaylar. “Uzmanlar ve bilim insanları bebek doğduğundan 5 yaşına kadar olan dönemde sürekli kayıt halindedir.” diyorlar. “Çocuk, ses tonunuzu, tavrınızı, yüz ifadelerinizi, söylediklerinizi ve yaptıklarınızı sürekli olarak; sanki bir kayıt cihazıymışçasına kaydeder.” Sürü tipi ebeveyn bunu çok iyi bildiğinden küçüklüğünden itibaren döver söver, hayatında ters giden her şeyi paylaşır, hatta yanında zırlar, önünde kurban kesip kanından alnına sürer ve abuk sabuk ne kadar yerli dizi varsa izletir. Sonuç mükemmel olacaktır, karşısına geçip eser seyredilir kıvama gelmiştir. Bir sonraki aşama “Biz sana ne yaptık da sen böyle oldun?” sersem sorusunu kendine sormaktır. Ne ekilirse o biçilmektedir zira.

Sürü, kendi yapmak isteyip de yapamadığınız her şeyi çocuğa yükler. “Seni 9 ay karnımda taşıdım”, “Baba oğluna bağ vermiş, oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş”, “Seni doğuracağıma taş doğuraydım” gibi özlü sözlerle duygu sömürüsünde zirveye oynarlar. Bu yapı evlenmiş olmak için evlenir ve çocuk yapmış olmak için çocuk yapar. Birey değil kendine kul yetiştirmek ister. Kendi menfaatlerini düşünerek ona bir yol çizer, hayatının her alanında geç yaşlara kadar kendi ucuz hesapları için evlatlarının yaşamına sarkar.

Sürü mensubu, yaz sıcağında çocuğunu arabada kilitleyip alışverişe gidebilmektedir. Bu yapı çocuğun burnu düz olsun diye çekiştiren, yanlış yatırıp kulağı kepçe, kafanın arkasını dümdüz yapan, ayağı büyük olmasın diye küçük ayakkabılar giydirip ayağın altında köprü yaratan yapıdır. En temel ortak yönleri çocukları kaç yasına gelirse gelsin onların büyüdüğünü kabullenememektir. Tohuma kaçmış bireye “Sen bizim gözümüzde hep…” sulu göz eşliğinde cümleler kurmaktır.

“Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geri dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.” diyor Halil Cibran

Sürü yapısında bir uç “Ben çocuğumla arkadaş gibiyim” komik söylemine bayılır. Konu hakkında tüm uzmanlar bunun zıddını söylemektedirler. Çocuğun birçok arkadaşı vardır, onun ihtiyacı ailenin ebeveyn rolünü üstlenmesidir. Çocuğuyla 18 yaşına gelene kadar hiç ilgilenmeyip çocuk yurtdışında gitmeye karar verince “ileride bana kim bakacak” korkusuyla yakınlaşma kurmaya çabalamak bu yapıda olağandır. “Biz ona baktık şimdi sıra onda bize bakacak.” mottolarıdır. Evlenene kadar bir çocuğu olduğunun farkına varmayıp, çocuk kapıdan çıkar çıkmaz sümkürerek ağlayan ve bir evladı olduğunun farkına 25 sene sonra varan aile tipinin yeri de burasıdır.

Yaşından büyük laflar eden çocukları komedyen niyetine güle oynaya dinlemek bu yaşam stilinde geneldir. O büyümüş de küçülmüşlük güruhun zıvanadan çıkması ile saygısızlığa dönüşecektir. Boşboğazlık zekâ pırıltısı sanılarak onaylanacak, büyüyünce de aynı özellikleri devam ettirince aşağılanacak ve bir kuşak daha çöplüğü boylayacaktır.

Kültürsüzlükten ölen toplumlarda sürü yapısında akıl, felsefe ve düşünce yok olmuştur. Bireysel gelişimi dumura uğratan her türlü hareket çocuğa/bebeğe reva görülür. Çocuğun bağımlı olmasından ahmakça hoşlanan ebeveynimsiler bu yapıda yer alır. Bebek kendi odasında yatmalıdır, ilkokula gidecek yaşa gelip de aynı yatakta uyutulan varlıklar gereksiz bağlılıklar ile hayat yolunun yıkık yolcuları olmaya adaydırlar. Sözde sevgi böcüğü sürü tipi aile bunu da sarar sarmalar değer addeder ve insanlık namına satışa koyar. Her konuda bir mazereti kendice kendini haklı çıkarma sebebi vardır. Hiçbir mazeret başarının yerini tutamadığını idrak edemez.

Bir hayvan yavrusu zannedip karşısına geçip her türlü spastik sesi defaten tekrarlamak, delice yüksek sesle anlamsız şeyler söylemek, ne olursa olsun uçlarda davranmak, “gülüyor ama gülüyor bak ne mutlu sen de her şeye karışıyorsun” diye deli gibi bebeğe saldırmak, bebeği yalamak neticesinde otomatik olarak ruh sağlığı bozuk yeni kuşak kullanıma hazır olacaktır, hiç endişe edilmemelidir.

İletişim kurmayı bilmediğinden güruh bebeklerin zekâ seviyelerini de aşağı çeker. Bu şahsiyetlerle bebek aptallaştırılır ve kalakalır. “Esas sevgiye, ilgiye ihtiyacı var vıcık vıcık bir ortamda yirmi kişi çembere alıp çocuğu bir sevgi manyağı ve ilgi budalası yapmak için manyayarak sarsakça hareketler yapmak önemlidir. Çocuk gülüyor, bak ne mutlu” diye bebeğin orasını burasını şiddetle sıkıştırır, üstüne abanır, burnunu sondaj yapar gibi bebeğe defalarca sokar, gıdıklar, gerzekçe ne hareket varsa yapar. Görünce bebeğe hızla koşarak atılır, tımarhane kaçkını sesleri yorgunluktan bezene kadar bağırır. “Bebeğin sevgiye ihtiyacı var amaa” söylemini ağzına pelesenk etmiştir. Havaya atılıp tutulmaya kalkılan, maddi-manevi zedelenen minik insan adeta bir hayvan yavrusu gibi muameleye tabi olur. Sonra da sürünün yetiştirdiği bu yeni neslin ruhsal olarak sağlıklı olması beklenir.

Sürü modelinde kütük, hödük, höt-zöt kolalanmış baba modeli vardır. Anlayışla kuralları uygulamaz, otoriter olarak buyurur. Çocuğu bir insan gibi görmek, onun bir birey olduğunu bilerek saygı duyulması gereken bir varlık olduğunu kabul etmek ve ona göre davranmak, sevmek önemlidir. İskele babası model sürü yapısında çoğunluktadır. Sevgisini dile getirmez, çocuk elinde kazma metrelerce kazıp projektör tutarak dürbünle görebildiği sevgi kıvılcımı ile yetinip kendini kandıracaktır.

Sürü çocuğa ya yaşına oranla çok fazla sorumluluk verir ya da hiç vermez. Tam deminde eğitim ve iletişim gereken yerde, “Höt-zöt model” emirler yağdırarak sözde disiplin sağladığını farzeder. Uzmanlar ise “Ders çalış deme, ne zaman ders çalışacaksın de, odanı topla değil, ne zaman toplarsın de, duyunca değil yapınca öğrenme,” iletişim sistemini öğretmektedirler. Bir nesli yetiştirmemenin, eğitmemenin bedeli çok ağırdır.

Sürü tipinde sevinmek, sevmek, görgülü davranmak, kutlamak ve organize olmak bilinmez. “Teyze şöyledir, anne yarısıdır, amca baba çeyreğidir, Ali Bey Ayşe Teyze de anne gibi baba gibidir, kardeşim gibi severim, anne tanrıçadır, baba ilahtır,” şeklinde bizi bize satış modeli bu yapıda geneldir. Halkın rolleri abartarak kendi kendine propaganda yapması acıdır.

Bu yapı “İnsanlar memnunsa, mutlu ise sana ne”cidir. Başarıyı seven değil, başarınca seven ebeveyn tipidir. Her daim ezik olmak sürünün bir numaralı başarısıdır. “Bana ihtiyaç duyulsun.” özlemi netameli ve etkisiz sürü elemanının mizacıdır. Sorulsun veya sorulmasın her şeye karışma, maydanoz olma, akılsız başı ile fikir verme her alanda olduğu gibi bebek büyütmede sürecinde de devam eder. Her türlü fesat için kapı aralığında bekleyip, sonra da “Biz sizin mutluluğunuz bozulmasın istiyoruz” söylemine başvururlar.

Bu güzide yapı, çocuğun oyun oynamasından çok haz etmez. Sürekli kısıtlayıcıdır. Denildiği gibi: “İnsanlar yaşlandıkları için oyun oynamaktan vazgeçmiyorlar; oyun oynamaktan vazgeçtikleri için yaşlanıyorlar.” Hiçbir yaratıcılık içermeyen ailesinden duyduğu aynı anlamsız tekerlemelerle aynı kopya yöntemlerle yöresel ezber bebek ve çocuk büyütme teknikleri ile yeniliksiz yaklaşım sürü yapısını tanımlar. Saçma ninniler ve şarkılar, anlamsız çocuk büyütme sesleri ile bu yaklaşım tamamlanır: “Kuzu kuzu meeee, bin tepeme, haydi gidelim …” “Kalktın mı sen kalktın mı zımbırtılar taktın mı…” “tatti… tatti, ayağına mini mini…” vs… Bu tip üç beş cümle saatler boyu, defalarca evlerde yankılanır. En sonunda da “Kıyamammm” ya da “Kurban olurummm” nidaları ile konsere son verilir.

Sürü tipi model, densizliği ile tanınır. Gerçek insan düşünmeden konuşmaz iken sürü zihniyeti durmaksızın konuşur ancak düşünmeye gerek duymaz. “Loğusanın mezarı 40 gün açık kalır. Ona göre haa…” diye yeni anneye karabasanlar gördüren akrabamsı varlıklar mevcuttur. Hasta olup çocuğa sarılan, yanında sigara içen, yeni doğmuş bebeğin saçını fön makinesi ile kurutan yapıdır. Çocuğa “Eşek, sıpa, köpeekk”, diyen insan görünümlüler, “Amma abartıyorsun, boş ver mikroplara alışsın onlarla tanışıp teşriki mesaide bulunsun” diye yerdeki tozları yedirten, koltukları yalatan ruhunu kaybetmişler veya çocuğunu fanusa kapatıp eldivenle besleyen delilik ama illa ki delilik sürünün yoludur.

“Hop tri nin na… niri nin na …” şeklinde hiç durmaksızın dakikalarca delice ve yüksek sesle tekrar tekrar bebeği karşısına alıp sarsa sarsa şarkı söyleyip bebeği şoka sokmak, aşiret ve kabile usulü bebek büyütme tekniklerinde mevcuttur. Bebeğin karşısında bu tip sara krizi geçirme bu yapıda normaldir. Yanak, burun, sıkma, saç çekme, burnu belli aralıklarla sıkarak uyuyan bebeği gıdıklama ve örseleme de güzel tekniklerdir. Farklı bir görüş, işine gelmediğinden ağzı açık duvara baka kalır. Bu yapı her türlü rezalet sonrası ezkaza eleştirilirse hemen “Biz kaç çocuk büyüttük” söylemine bağlar. Sonra “Hıh!” kısmı ile devam eder. Sürü, eleştiriyi kendine hakaret görür, morarır, gözü seğirir. Sürü aklı olmadığı ve düşünmediği için kendi ne söylenir “Ama bak aynısını şu da yapıyoooo…” şeklinde örneklerle savunur kendini. Bu yapıda klan üyeleri her zaman bir birini destekler arka çıkar. Denildiği gibi: “En güçlü ortaklık suç ortaklığıdır.”

Sürü insanı eksiklik hissetmez, bu yüzden de yola çıkamaz; eksiklik hissedilirse yola konulabilinir. Annelik ve babalık öğrenilip yaşanması ve deneyimlenmesi gerekli bir süreçtir. Kişinin yerine aile büyüklerinin yapacağı bir şey değildir. O senin çocuğun ve senin sorumluluğundur. Uzmanların belirttiği üzere; “evrim sürecinde özellikle annenin de çocuk tarafından büyütülmeye ihtiyacı vardır.”
Gelişim için okunanı özümseyip, hayata yansıtmak önemlidir. Çocuğa “Ben sana bildiğimce doğruları gösterdim, seçim senin” denir. Esirgerken de özgür bırakılabilinir. Yasaklarla çocuk biçimlendirilemez. “Aile tuğlaları kor, binayı ergenlikte çocuk yapar.” Ailede çağdaş eğitim ve güzel ve etkili iletişim şarttır. Çocuğa aynı dille konuşmak, anne ve babanın tutarlı tek ses olması önemlidir.
Gerçek insan olma sanatı aileden öğrenilir. Bu süreçte yaşanan sıkıntılar olsa da sıkıntı ve acılar bireyi olgunlaştırır, yeter ki ders alması bilinsin.

Bebeği temiz olsun diye delice keseleyenler, aileye sirayet için her bahaneyi kullananlar, “ilgileniyor, merak ediyor, seviyor” bahanesi ile her taşın altından çıkan ancak her daim mazlumu oynayan hıçkırıklı, insanlık satıcısı gizli zalimler bu yapıda önemli yer tutar. Sürü insanı bir şeyi çok başarılı ifa eder. O, her koşulda sarkar. Her bahane ile sarkar. Çocuğu bahane eder, sağlık bahane eder, yaşlı birini bahane eder, yolculuk bahane eder, insanlık bahane eder ve ne yapar eder bireyin hayatına sarkmak için her enstrümanı kullanır. Uzmanlar her daim uyarmaktadırlar: “Gereksiz birey olmayı engelleyen, anlamsız bağımlılıklar yaratmayın.” diye. Sürü zihniyeti bunun tam tersi olarak bağlılık değil bağımlılık için yaşar.

“Akşam baban gelir ona söylerim, bak sana ne yapıyor…” şeklinde çocuğun beynine baba ve şiddet korelâsyonu kuran tozutmuş annemsiler, “Güreşeceksin baba oğul, ata sporu…” diye küçük bebeğe saldırıp kündeye alan babamsılar bu modeldedir. Temiz kalsın diye koltuğuna kılıf geçirip, dünyanın ortak mirası muamelesi yapan aşırı titiz kafa, bebeğe de aynı muameleyi yapar. Sürü iletişim yönünden yerle yeksandır. Bebeği derdest eder; sürekli konuşur, bağırır, deli şarkılar söyler, maymunluk yapar ve hiç ama hiç susmaz. Sonra da “Niye hiç benimle konuşmuyor” diye hayıflanır. Biraz çenesini kapasa, bebeği duyacaktır.

Sürü her zaman güzel temennilerini paylaşır: “En sevimli zamanları sonra lanet olacak.” “Hamilelik sürecinde doğurmadan bu günleri ararsın…” “Yürüyünce yandın sen, her yeri kırıp dökecek, yorulacaksın.” “Okula gidince bittin, bir sürü dert…” “Büyünce sorunları da büyür, biteceksin” gibi lanet söylemlerle mutluluğa ortak olur.

İyi birer ebeveyn olmak için sürekli gelişim ve değişime açık olup, öğrenip uygulamak gereklidir. “Daha iyi olmak için çalışmayan, iyi olarak da kalamaz.” der Cromwell. Karar alma mekanizmasına kendisini ilgilendiren konularda fikri sorularak çocuk da dâhil edilmelidir. Spor, sanat ve farklı hobiler ile uğraşmasına destek olunmalıdır. Ona saygı duyarak, sevgimizi taçlandırmalıyız.

Geri kalmış ilkel toplumlarda, sürekli başkaları ile meşgullerdir. Köpek bile geçse bakarlar. Sürekli birbirini eleştirir, ama kendini görmezler. Kendi komplekslerine kendi kötülüğüne bakmak istemez.
Arkadan konuşmak, yalan söylemek çok normaldir.“Hepimiz aynı pislik çukurundayız, hepimiz aynıyız” mantığı ile hareket eder sınıfsız güruh. Herkes herkesin her şeyi ile her zaman ilgilenir, fikir üretir, herkese karışmaya cüret eder. “Ben böyleyim.” bu yapının değişmez söylemidir. “Ben değişmem, kendime ihanet etmem. Beni bu halimle kabul et. Kimse için değişmem, yetmez, değmez. Ne kadar değişsem daha fazlası gerekebilir, bu yüzden konulan yerde otlamak da fayda vardır.” Gerçek insan sınırlarını kendisi bilir. Duruma göre davranır, kendi kendini sınırlar. Sürü insanı ise kendini bilmez olduğundan ve her şeyi gurur meselesi yapıp arsızca istediğinden başkalarınca sınırlandırılmak zorunda kalır.

İleri atılarak, ağızdan salyalar akar halde“Kurban olurum sana…” saçma sapan söylemi sürü zihniyetinde her fırsatta günde yüz kere dile getirilir. Sabah akşam kurban olur, bebek yürür kurban olur, oturur daha bir kurban olur, güler yanar tutuşur kurban olası gelir. Bu ezber içi boş söylemi rüyasında bile sayıklar.

Sürüsel yığın üç kuruş parası olunca kendine hizmetçi, aşçı, çocuk bakıcısı tutma sevdalısıdır. Gerile gerile hizmet alanın egosal şişmiş yapısı ile hareket eder. Şark zihniyetinin tohumlarını ektiği yapıdır. “Ben yorulmayayım yerime biri yapsın.” mantığıdır. Medeni ülkelerde herkes kendi işini yapar ancak çok zorlanacağı durumlarda hizmet alır. İmece usulü yapış yapış yaşam tarzı yoktur. İşgücü ve hizmet de kıymetlidir. Geri kalmış ülkelerde ise üç kuruşu denk getiren her şeyinden kısar arkasını toplayacak birini arar. Zira o çok yoğun ve yorgundur her zaman.

Mehtap Erel 20 Mart 2010 Hürriyet gazetesinde “Efemine oğlanlar, tıraş olan kızlar!” isimli yazısında şunları söylüyor: “Erkek çocuklarını efendi, terbiyeli yapacağız derken bazılarımız ölçüyü kaçırdı… Erkek çocuklarını fazla zarif yetiştirmek, saçlarını uzatmak, kıldan tüyden işlerle uğraştırmak çok yanlış. Bak buraya dikkat et, oturt Ezel seyrettir demiyorum. Ama erkek çocuğu erkek gibi yetişmeli… Öte yandan, kız çocukları başka bir âlem. Aileler akılları sıra özgüvenli kız çocuğu yetiştiriyor, ortada hanımefendilikle ilgisi olmayan, garip bir takım küçük çocuklar var. Bunlar erkek arkadaşlarına tekmeyle giriyor, tükürüyor, küfrediyorlar. Birbirini tanımayan üç ayrı pedagog aynı şeyi söylediler. Araştırmalar gösteriyormuş ki; Çocukları yetiştirirken özellikle cinsel kimliklerinin oturduğu dönemde, çok dikkatli olmak zorundayız. Beyefendi olsun derken efemine oğlanlar, özgüvenli olsun diye “erkek Fatma” kızlar ilerde hem cinsel yaşamlarında, hem evlilik hayatlarında, hem sosyal ilişkilerinde hem de kendi çocuklarıyla kuracakları ilişkilerde büyük problemler yaşamalarına sebep oluyor.”

Sürüsel yığın bilgi sahibinden hoşlanmaz zira bilgisi olmayan günlük yaşayan kitle, bilgi sahibinden haz etmez. Ahmaklar ahmaklıklarının bilincinde değildirler ve ahmakça yaşamaktan zevk alırlar. Herhangi bir müdahale veya fikir verme durumunda “benim hayatım” diye ortaya çıkarlar. “Zaten sen her şeyi bilirsin” onların mottosudur. Ahmak yapı, eleştiri karşısında en zıt ve uç en ters örnekler göstererek kendi ahmaklığını kendine güldürerek sözde savunur. Vasat ego farklıyı sevmez.

Sigarasını bebek arabasına doğru silkeleyen, durmaksızın korna çalan, ilkokula gitmeyen çocuğuna kucağında araba kullandıran, eline silah veren maganda modeli bu kitlede yerini almıştır. Rezil ettiği kuşaklara bir yenisini eklemek için yanar tutuşur.

Sibel Arna 14 Kasım 2010 Hürriyet gazetesinde uzmanların mümkün olduğunca “Cıss, bıcı bıcı, attaa…” gibi sözcüklerin yerine anlamlılarının kullanılmasını önerdiğini belirtmiştir. Çocuk yolda kaldırıma takılınca gidip kaldırım taşını dövenler ile çocuğu dövenler sürünün iki ucunu oluşturur.

Prof. Dr. Üstün Dökmen: “Çocuğa zıtlaşmayı biz öğretiyoruz, sen yeter ki üstüne düşme. O zaman zıtlaşmayacaktır.” diyor ve şöyle devam ediyor “Çocuklar bağımlı yapılmak isteniyor bizde. Bağlı değil. “bana bağımlı olsun” isteniyor. Çocuk sorumlu değil onu o hale getiren tamamen sorumludur.
Altını ıslatma; içerideki bir sıkıntının anlatımıdır. Suçlama vesilesi olmamalıdır. Uzmana giderken çocuğun da onayını alınmalıdır. Bizde kreşten 3 kişi alıyor, aynı yapıda üniversite sınavına giren kocaman genci dışarıda 5 kişi bekliyor. Batıda sırtına çantayı alıp dünyayı geziyor tek başına 18 yaşında genç.”

“Çocuğunuzla arkadaş olun” hikâyesi abartılarak tamamen yanlış bir noktaya gelinmiştir. Artık anne ve baba bulunmamaktadır. Konunun uzmanları“Ebeveyn olmalısın arkadaş değil” demektedirler. Rol ayrımı önemlidir. Denetleme gereklidir. Çocuğun arkadaşı çok ancak anne ve babası tektir.

Sürü tipinde lafın önünü arkasını düşünmeden konuşanlar, dobra diye yıldızlaştırılırlar. Yapı, sürekli para konuşan, para merak eden, satın almaktan ve dedikodudan başka sohbeti olmayan açgözlülerden oluşur. Onlar, Gremlinler gibi saldırıp, sömürüp, bitirip geçer giderler. Onursuz, gurursuz, ilkesiz, prensipsiz, plansız, programsız, laubali yaşam tipi mensubu, herkesi avam zanneder. Kendi gibi düşünür ve hareket eder diye farz eder. Bu yapısını da yeni kuşaklara aşılamak ister.

Eğitim çok önemlidir. İl valiliğin açıklamasına göre eğitim eksiği en büyük il olan Şanlı Urfa’da 700.000’den fazla kişi ilkokul mezunu bile değildir. Kalite her alanda anahtar kelimedir. Kültür düzeyi ne kadar düşerse özgüven o kadar artmaktadır. “Ben nasıl yaşarsam yaşarım, istediğim gibi davranırım.” der kendini ve yerini bilmez sayısal yığın. Asabidir. Serdar Turgut bir yazısında: “Hayatın her alanına vasat hâkim olmaya başladı.” diyor.

Bu düşünce biçiminde aile büyükleri her bebeğe aynı şekilde ezber yaklaşır. “Bebek, bebektir, çocuk çocuktur.” onlar için. “Ben böyleyim, yılışırım, sıcakkanlıyım, oturup seyredecek halim yok ya, sürünürüm, yalarım, yutarım çocuğu. Hem de her çocuğu.” söylemi geneldir. “Bebekleri sarsarak sallamayın diye, atıp tutmayın” diye bin kere söylenir ancak tam zıttı yapılır. Prof. Dr. Sabiha Paktuna “Bebeğe bağırarak dikkat çekmeyin, ona işaret parmağı sallamayın tehdit algılar ve korkar” diyor. Bu cümleyi duyan avam tipi normalde yaptığını arttırarak devam eder. Zira sürü tipi tepkiseldir, proaktif olmadığından, egosal histeri krizlerini günde üç öğün geçirir ve ona göre tepkisel hareket eder. “Ay hiçbir şey yapamayacak mıyız yaa, ne keyfi kaldı her şeye karışıyorlar, biz yedi düvel öncemizde nasıl yumuluyorsak, sarkıyorsak bebeklere aynen yılışırız.” diyerek kendi kabile yaşamlarına devam ederler.

Proje çocuklar modeli ise sürü tipinin diğer uç bir örneğidir. Çocuk bir proje gibi ele alınarak ve yine abartılarak yaşamı elinden alınır. Çocuk mutsuzluğa gark edilir. Sonuç gözüne ışık tutulmuş geyik gibi kala kalmış yeni kuşaklardır.

Baba – çocuk ilişkisi çok önemlidir. Sürü tipinde baba çocuk olduktan sonra 3 yıl evden firar etmeyi farz görür. Babaların ilgisizliği sürü tipinde klasik bir değişmezdir. “Çocuk için anne koşulsuz, baba ise kazanılmış sevgidir.” diyor uzmanlar dolayısıyla kimse babanın yerini tutamaz. Anne ile birlikte bütünleyici, paylaşımcı bir gelişim gerekirken, babamsı model çoktan arazi olmuştur.

Medeni yapı “Başarılı her erkeğin arkasında bir kadın vardır” sözünden hoşlanmaz zira kadının arkada işi yoktur, o her zaman eşinin yanımda olmalıdır. Anne ve baba tutarlı olmalıdır. Elele bu sürecin hakkını vererek, birbirine destek olarak yol alır. Yığın tipinde bu tam zıddıdır. Çocuk zayıf halkayı bilir ve ona oynar. Kurallara bağlı kalmak önemlidir. Yapboz değildir, belli kuralların olması ve mevcut bir rutin önemlidir. Oysa sürü tipinde kurallar yıkılmak içindir, disiplin su katılmak içindir. Sonuç, annesinin saçını çekip, bağırıp kolunu kemirirken tavana tırmanan çocuk modelidir.

Sürü zihniyetinde görgüsüzlük tavan yapmıştır. Basit bir operasyon olan sünnet bile delice bir görgüsüzlükle yaşanır. Davul-zurnalar kulağına çalınan, her türlü pis şaka yapılan, ne olduğunu anlamamış ve korkmuş çocuk bir yanda; bir köşeye geçmiş kendini şişire şişire gerilen, zafer kazanmış edasıyla mağrur bakışlar fırlatan klinik vaka ebeveyn diğer yandadır. Acınası sürü her zaman, her şeyi abartır ve yarışır. Kimsenin köyündeki, küçük şehrindeki, kasabasındaki hayatı, günlük yaşamı, geleneği büyük şehre dayatıp burada görgüsüzce yaşatma lüksü yoktur. Sünneti bir erkeklik gösterisi yapıp abartan baba ile ona durmadan gaz veren yarışmacı, kıskanç anne aynı paketle sunulur. Anne yarışmacıdır hem de çığırından çıkmış biçimde. Hayatında bir kere sünnet olacaktır çocuk, o da dillere destan olmalıdır. Sürü, zihniyeti her şeyi ama istisnasız her şeyi hayattaki her aşamayı abartır ve magandaca yaşar.

Sürüsel yapıda eşlikten anneliğe ya da babalığa geçip geri dönemeyenlerin sayısı çokçadır. Bu hastalıklı rol karmaşası durumu aileyi çökertir. “Annesi, babası” tipi söylemler durmaksızın tekrarlanır. Eşler biri ile iletişimi tamamen sıfırlarlar ve çocuk için harika bir ortam hazırdır.

“İtişip kakışmak ata sporumuzdur” saçmalığı ile bebeğe, çocuğa saldırmak, sevgiyi değersizleştiren sözde sevgi kusucuları gibi davranmak, tuvaletten çıkıp elini yıkamadan bebeğe sürünmek, “anne şöyledir, teyze böyledir, baba çok önemlidir” diye kendi kendine propaganda yapmak, “Ne akarım ne kokarım herkes beni sevsin, kimse kırılmasın tek kaygım.” şeklinde yaşamak sayısal yığıntı için normaldir. Toplumsal değerleri koruyalım, manevi değerlerimiz, toplum ahlakı sözde söylemleri laf olsun diye sayısal güruhta sıkça tekrarlanır.

“Ben onun için çok değerliyim, bensiz bir yumurta bile kıramaz” söylemi ile kendi değerini yüceltip pazarlayan halinden mutlu sürü elemanları çokçadır. Bağımlılık yaratıp kendine bağlamak sürünün hedefidir. Kendini ondan dengeli biçimde ayırdığın ölçüde iyileşir çocuk. “Gereksiz, anlamsız bağımlılıklar yaratmayın.” diye uzmanlar defalarca uyarmaktadırlar.

Çocukla her zaman göz teması ile konuşulmalı, her zaman açıklıkla amaç dile getirilmelidir ki çocuk anlasın. “Ben yaptım oldu” mantığı yaklaşım sürü zihniyetinde vardır. Çocuğa seçenek sunmak da önemlidir.

“Gülüşüne kurban, bakışına kurban, ayaklara bak onlara da kurban, eline kurban, kurban olurummm, kurbanına kurbannn, oğluşummm, bebeşimmmm, minnoşummmm,” çığlıkları ile delice “sözde sevilen” gözü dönmüş yapıda yeni kuşaklar ileride çıldırıp düz duvara tırmanınca müsebbibi tamamen dengesiz ebeveynlerdir.

Profesör Dr. Hilal Mocan tarafından bebek ve çocuk eğitimi konusunda yapılan değerlendirmeye göre bazı önemli noktalar şöyledir. “Erkek çocuklara tuvalet eğitimini baba verir. Uyku zorluğu çeken çocuğun rahatlayabilmesi için akşamları Tylenol vermek yanlıştır. “Sırt üstü yatırma kafası düz olur…” söylemi doğrudur. Bebeğe 2 yaşına kadar ayakkabı giydirilmemelidir. Erkek çocukları, kadın kuaförüne götürmek yanlıştır. Çocukların cinsiyet kavramlarını oluştururken çok dikkatli olmak gerekiyor. Erkek çocukların saçlarını uzatmak kimlik karmaşasına sebep olur. Çocukların kimlik yapılanması dönemlerinde (0-5 yaş) her şeye dikkat etmek gerekiyor. Çocuklarla büyük insanmış gibi konuşun. “Bu emziği bırakman senin için iyi olacak!” gibi. “Çocuğunuzu doğada özgür bırakın, bağışıklık sistemi gelişsin, toprak yesin, çim ısırsın, mikroplarla tanışsın” söylemi yanlıştır. Çocuğu kat kat giydirmek yanlıştır. Kışın 3 ince kat yeter. Yazın tek kat. Çocuğunuz, yürüteçten uzak dursun. Kalça eklemlerine basınç gelebilir. “Kaliteli zaman” diye bir şey vardır. Çocuğunuza ayırdığınız bu kaliteli zaman, günde 1 saatse, o 1 saate sadık kalın. Değiştirmeyin, azaltmayın.”

Cep telefonu kullanım tarzı geri kalmış toplumlarda çok belirgindir. İletişim için zorunlu şartlarda kullanılacak bir teknolojik gelişme sürünün elinde rezil edilir. Cep telefonunu her alanda yanlış kullanan güruh cihazı bebeğin yanına koymakta bir beis görmez. Amerikalılar, Kızılderilileri uyutmak için onlara ayna verirlermiş geri kalmış zihinlere de cep telefonu vermek yeterli olmuştur. Zorunlu iletişim için değil, kulağa yapışık kullanılmaktadır, her gün tüm aileyi ve arkadaşlarını laf olsun diye arayan yapı takdire şayandır.

Her türlü nifakı sokup sonrada “Aman sizin ağzınızın tadı bozulmasın, sizin mutluluğunuz bozulmasın” diyen yapı sürü tipidir. Sürü insanı hep daha fazlasını ister ancak denildiği gibi koparacağından daha fazlasını ısırmak başına iş açacaktır. Kendi yerini konumunu bilmediği ya da bilip inkâr ettiği için defalarca yüzüne vurulması onun kaderidir. “Benim neyim eksik” yaşam mottolarıdır.

Her evli kadının üçte birinin çocuk gelin olduğu yapı sürü zihniyetidir. Sürüde cinsellik doğal değildir; takıntı ve hedeftir. Sürü aile tipi, arsız aile tipidir; kapıdan atılırsa bacadan girer. Ajitasyoncu her yolu kullanır, her kişiyi, her olayı bahane eder. “Hayatında ilk, bir kere” çılgınlıkları ve çığlıkları ile çocuğun ve kendinin yaşamındaki her olay abartılır ve rezil edilir. Önemsiyor numarası ile arsız görgüsüzlük, kendi eksikliklerini çocuğa yansıtarak “Ben yaşamadım o manyakça yaşasın” abartısı ve yarışmacı haset bir arada satışa sunulur.

Geri kalmış toplumlarda bağırıp, çağıran “sahici insan” görülüp saygı duyulur. Annemsi ve babamsılar kendi çocuklarını üniversite çağında bile dövebilirler. Bu tip yaratıkların aşılarını yaptırmakta fayda vardır. Etki tepki ile çocuk yetiştirme sürü yapısında geneldir. Onlar “Etki-tepki ebeveyn” tipidir. “Annem bize hiç şunu yapmazdı, tam tersini yapmalıyım” “Babam şunu yapardı ben yapmayacağım” tipi söylemlerle tamamen tepkisel ve geçmiş ekseninde yaşarlar. Anne ve babanın yaptığı doğru ve yanlışları görüp düzeltmek önemlidir ancak bu yapı tamamen tepkisel yönlenme ile yola koyulur. Altyapı bozuk olduğundan düşünce sistemi de dengeli değildir. Salt zıtlaşarak bir yaşam proaktif değildir. Geçmişin pis tortullarından arınıp, etki ve tepkiden sıyrılıp daha özgürce düşünmek gereklidir. Neyi neden yaptığını bilerek, düşünerek her adım atılır.

Bu modelde bebeği televizyon büyütür. Çocuğunu kendi menfaatine göre işleyerek yetiştirmek ister. Yıllarca “Seni şöyle büyüttüm, şunları yaptım, kan kustum kızılcık şerbeti içtim… vs” tipi söylemlerle kendini çocuğa pazarlamaktan utanmaz. Bu model uçlardadır, ya çok cimridir, çocuk okurken bile para konuşmaktan bunaltır, strese sokar; ya da ömrünü çocuklarına adayıp kendi bir köşede bir lokma bir hırka oturur kırk yaşına gelince çocuğun yerine halen iş yapmaktadır, ebeveyn.

Yığın “Herkes mağdurlukta buluşur” sözünü şiar etmiştir. Farklılıktan yığınca çok korkulur. Standart olsun, sıradan olsun istenir çocuk. Sürü, sürekli ister ve söylenir. Her konuda fikri vardır, düşünmez, akıl yürütmez ama durmaksızın konuşur. İstediğini söyleyen, boş konuşan istemediğini duyacaktır. Hassasiyet terörizmini yaratan da bu yapıdır. Her şeyden alınır, üstüne alır, ağlaşır, zırlaşır, özgüvensiz ve kızgın bir topluluktur.

Sürü her daim günü kurtardığından sürekli top çevirir. Hayata dair omurgalı bir duruşu yoktur. Sürü yapısı hep birileri ile laf olsun birlikteliğidir. Yalnız kalamaz ve korkarlar. Denildiği gibi: “Korkaklar her gün yürekliler bir kere ölür.” Sürü sorumluyu, suçluyu hep kendi dışında görür. Aynaya bakar ve aksinde kendini göremez. Denildiği gibi: “Suçluyu, sorumluyu tek parmağınla işaret ederken diğer üç parmağın kendini gösterir.”

Bu tip tespitler yapıldığında her daim yığın avukatları atılmaya hazırdır. Ezber sözleri vardır ve hemen ısıtır tezgâha getirirler: “Başkasına kızdığın, beğenmediğin özellikler kendini sevmediğinden ya da kendi özelliklerindir”, Halkın istekleri, arzusu böyle”, “Halk nerede ben ona bakarım”, “Seni gidi elitist, halk düşmanı vs…” “Ötekileştirme, onlar dedin, bak ötekileştirdin, ne yapıcağız şimdi” şeklinde ucuz halk goygoycusu yaklaşım mevcuttur. Bu yapı “Onlara kızma bir sor niye?” diye der.
Elbette hareket tarzlarının yaptıkları rezilliklerin altında yatan nedenler önemlidir ancak “Bir sor yaptım, ama neden yaptım?” Şener Şen filmi tarzı abartıya gerek yoktur. Yeni Ahitte şunlar yazılıdır: “Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. Dikenli bitkilerden üzüm, devedikenlerinden incir toplanabilir mi? Bunun gibi, her iyi ağaç iyi meyve verir, kötü ağaç ise kötü meyve verir.” En fazla ciddiye alınması gereken karar anne ve baba olmaktır. Ayrı bir meslek gibidir. Önceden hazırlanarak, kendini eğiterek ve sonra da yaşayarak deneyimleyerek öğrenilir. Hakkını vermek gereklidir. Yeni Ahitte farklı bir konu için bahsedilen “Onları meyvelerinden tanıyacaksınız” söylemi aileler ve çocukları için de önemli bir not içerir. Gelişim ve dönüşüm ile Avam’ı oluşturan sürüye yeni bir kurbanlık koyun eklemek yerine Havass’a nitelikli insan gibi insan yetiştirmek ailenin elindedir.

Gerçek insan evrensel iyi, doğru ve güzel için yaşayıp çabalarken bunu sadece kendi için istemez, insanlık için de bir şeyler yapmak ister. Değişim ve gelişim yolculuğuna çıkan insan gibi insan diğer insanları kendi yoluna çağırmaz sadece onlarında kendi yollarını bulabilmeleri ümit eder. Farklılaşma ve farkındalık yığın ile birlikte sıcak ve sorunsuz bir yolculukla değil onlara rağmen gerektiğinde onların karşısında zorlu bir mücadele ile yaşanır. Vasıfsız vasatın sıcak yatağından kalkıp, “cehalet erdemdir” sözü ile yaşayan sıradan halk kitlelerinden sıyrılıp kendi yolunu yürümek her yiğidin harcı değildir. Bu sebeple de bu yola koyulan herkes özeldir. Zorlukları aşınca birey değer kazanır. Hayatta birçok engelle karşılaşıp bunlardan başarı ile çıkmış olanlar, bundan sonra karşılaşacakları zorlukları da atlatıp, başarı ile çıkarlar. Yaşanmışlıktan demlenen birey “gerçek insan” olurken boşa yaşayan; yiyen, içen, ürüyen kitleler insanımsı olurlar. Değişim içten dışa doğrudur. Kişi yola koyulmayı seçtiğinde kendi içsel üstadı da ona yolu gösterecektir. Martin Luther King şöyle diyor: “Sen daha merdiveni görmemişken kader ilk basamağı çıkmıştır.”

Kişi kendinden emin olduktan sonra, etrafında soluk alan sürünün ne yaptığı, ne düşündüğü hiç ama hiç önemli değildir. Asıl insan (Havass) yaşamı kendi için biriktirerek ve ehil olan ile paylaşarak geçirir. Yalnız olanlar asla tek başına değildir. İnsan gibi insanlar, özgün birini bulamamanın ıstırabını çekerler. Gerçek insan, sıradan ihtiyaçların, günübirlik, gelgit adamı değildir. Denildiği gibi: “Hiçbir şey istemeyen biri yenilmezdir.”

“Gerçek keşif yeni topraklar bulmakla değil, yeni bir gözle bakmakla ilgilidir.” Marcel Proust
“Dünyaya gelen her çocuk Tanrı’nın hala insanlıkta ümidi olduğunu gösterir.”

Berk Yüksel

Kaynakça:

Melike Karakartal; 4 ağustos 2010 Hürriyet, kelebek eki “Çirkinsin sen! Çirrr-kiin!”
http://www.bebek.com/bebek-yuruyor-ozguvenli-cocuk-yetistirmek-cnt2-6-1-4540.html
http://www.tavsiyeediyorum.com/makale_1531.htm ; Uzman Klinik Psikolog Doğan Demirkan ÖZDEMİR
Çetin ALTAN Sabah Gazetesi (1985 )
http://www.kigem.com/content.asp?bodyID=1137
www.ayseninikizleri.com/BlogDetay.aspx?BlogID=78
http://hulyanintunasi.blogspot.com/2010/04/dogrular-yanlslar-neye-gore-kime-gore.html
http://www.hurriyet.com.tr/pazar/14446619.asp
“Çocuk diktatörler devri”, Hürriyet Pazar Eki, Mesude ERŞAN
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=avrupali+bebek+ve+turk+bebegi+arasindaki+farklar
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=ruh+sagligi+bozuk+birey+yetistirme+rehberi
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=gerizekal%c4%b1+ebeveyn+hatalar%c4%b1
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/311886.asp
http://www.bebecik.net/dogru-bilinen-yanlislar/74-dogrular-yanlislar-profesor-dr-hilal-mocan.html
Mehtap Erel 20 Mart 2010 Hürriyet gazetesinde “Efemine oğlanlar, tıraş olan kızlar!”

2.432 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Süleyman Mabedini Yıkan Titus’un SonuSüleyman Mabedini Yıkan Titus’un Sonu Barış şehrini fethettikten sonra, Kral Titus, Süleyman Mabedinde Kutsalların Kutsalına girdi, perdeyi yırttı. ve Allah ile ilgili olarak ileri geri konuşmaya başladı. Müminlerin Allahını […]
  • Heykeltıraş RasimHeykeltıraş Rasim Bir arkadaşım var, Rasim. Heykeltıraş Rasim. Heykel yapar. Bir elinde çekiç, bir elinde taşçı kalemi, sabah akşam tak tuk taka taka tuk tuk tuk… Geçen gün yanındaydım, “bi dön […]
  • LemuryalıLemuryalı Uçağa oturdum, biraz sonra yan koltuğun sahibi geldi. Ben diyeyim iki metre, siz deyin üç. Amanııın, bu nasıl bir boy arkadaş? İplik gibi bir gövde üstüne, bir baş oturtmuş […]
  • Eylemde denge ve güzellikEylemde denge ve güzellik Yaşam bir oyun, bir tiyatro ve sen de bir oyuncu Yaşamda ne pas pas ol, ne de zorba Ne ezil, ne de ez Sen sen ol, hep dengede ol, dengede kal Denge noktası bilgelik noktası, […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler