felsefe taşı

25 NİSAN 1915 Arıburnu – Tarihin Değiştiği Gün

25 NİSAN 1915 Arıburnu – Tarihin Değiştiği Gün
Nisan 07
12:59 2015

Çanakkale Savaşları denildiğinde aklımıza hep 18 Mart 1915 tarihi gelir. Esasen bu doğaldır. Zira 18 Mart 1915, sadece Osmanlı İmparatorluğu için değil Dünya tarihi açısından da bir dönüm noktası ve biz Türkler için de Garbın afakındaki çelik zırhlı duvara atılan okkalı bir tokattır.

Bilindiği üzere 18 Mart 1915, Çanakkale Deniz Savaşının kazanıldığı tarihtir. O gün, 3 Kasım 1914 tarihinde başlayan ve 19-25 Şubat 1915 tarihlerinde alevlenerek artan, nihayetinde de Müttefik Donanmasına ait 3 büyük savaş gemisinin Çanakkale’nin derinliklerindeki yerlerini almalarıyla tamamlanan Boğazdaki düellonun zaferle taçlandığı tarihtir.

Tarihin, o güne kadar yenilmez olarak damgaladığı koca Donanma gün bittiğinde, Müttefik Kara Orduları Komutanı General Hamilton’ın ifadesiyle, “tabut nakleden bir cenaze arabasının arkasından gider gibi” Limni Adasına doğru geri çekilmiştir. İki yüzyıla yakın zamandır yüzü neredeyse hiç gülmeyen bir millet için o gün makus talihinin döndüğü anlardan biri yaşanmıştır.

18 Mart’ın mimarları saymakla bitmez. Nusrat’ın elde kalan son 26 mayını Karanlık Liman mevkiine dökmesine neden olan hava gözlemlerini yapan Ertuğrul isim li uçağın pilotu Yüzbaşı Cemal Bey’den, görevini tamamlayıp İngiliz gemilerinin arasından mucize eseri kurtulan Nusrat’ın bu heyecana kalbi dayanamayan Kaptanı Yüzbaşı Hakkı Bey’e, Mecidiye Tabyasında adeta devleşen Sayit Onbaşı’dan, Seddülbahir’de karaya çıkan bir bölük İngiliz askerine önce silahı, sonra küreği ve bunlar işlemez olunca da eline aldığı taşla karşı koyan ve bir adım geri atmayan Bigalı Mehmet Çavuş’a kadar, adını daha sayamadığımız nice ölümsüz,o günlerde varlıkları, fedakârlıkları ve yaptıklarıyla tarihe geçmişlerdir. Hepsini saygı ve rahmetle anıyorum.

18 Mart 1915’te bir mucize gerçekleşmiştir. Fakat ülkenin içinde bulunduğu iktisadi, siyasi, ilmi ve askeri anlamdaki imkânsızlıkların sonucunda ki kimileri bu dönemi“reklam arasından önceki dönem”olarak adlandırıp özlemini çekmektedir, Çanakkale Savaşının kazanılması için daha çok mucizeye ihtiyaç olmuştur.Bunlardan birçoğu 25 Nisan 1915 tarihinde Arıburnu sahilleri ve buna hâkim tepelerde yaşanmıştır.

Bu yazının esas konusu bir türlü bitmek bilmeyen ve tarihin en kanlı anlarının yaşandığı 25 Nisan 1915 tarihinde Arıburnu cephesinde yaşananlardır.
24 Nisan’ı 25 Nisan’a (1915) bağlayan gece yarısı saat 01.00 civarında, 70.000’e yakın Avustralyalı, Yeni Zelandalı (ki bu iki milletten müteşekkil kolorduya Anzak adı verilmiştir), İngiliz, Fransız ve Hint askeri daha önce yerini bile bilmedikleri hatta varlığından bile haberi olmadıkları bir ülkenin topraklarına çıkmak üzere, Kraliçelerine bağlıklıklarını ifade etmek ve esasen Almanlarla savaşmak adına Limni Adasında gemilere doluşmaktadırlar.

General Hamilton ve kurmaylarının planlarına göre bu dev savaş makinası Gelibolu Yarımadasındaki Arıburnu ile Seddülbahir sahillerine ve Anadolu’daki Kumkale sahiline çıkarma yapacak ve bu esnada Donanma da denizden yüzlerce topla, Türk siperlerini cehenneme çevirecektir.

Gemilere binmeden önce askerlere sıcak yemek verilmiş ve dileyenlere son mektuplarını yazmaları tavsiye edilmiştir. Mektup yazanlardan biri de, heyecanla karışık korkudan bir türlü uyuyamayan Anzak Tugayı 10’uncu Tabur C Bölüğünden Er John Morrison’dur. Yaşadığı duyguları günlüğüne;“Çokları gibi ben de uyumaktansa arkadaşlarla sohbeti tercih ettim. Bazı erlerse konserve açmaktan körelmiş süngülerini biliyorlardı. Nihayet teçhizat kuşanma emri geldi ve az sonra artık çoğumuzun geri dönemeden can verip kalacağı bir savaş alanında olacağız” şeklinde ifade etmiştir.Bu arada Donanma Bandosu, askerlere moral vermek için gece boyunca marşlar çalmıştır.

Sahillerdeki siperlerinde ise bu koca orduyu karşılayacak olan, sayı olarak kıyaslandığında neredeyse bir avuç olan Mehmetçiktir.
Aslında Ocak 1915 başlarında yapılan Türk savunma planına göre sahillerde çok sayıda asker bulundurulmasına dayalı olarak birliklerin dağılımı yapılmış hatta askerin eğitimi de bu yönde verilmiştir. Fakat 24 Mart 1915 tarihinde, Çanakkale Boğazının savunulması için kurulan 5’inci Ordunun başına, Alman General Liman von Sanders atanmıştır. Sanders’in ilk icraatı, Türk Kurmay heyetinin tüm itirazlarına rağmen bu planları değiştirmek olmuş ve esas kuvveti geride tutup sahilleri sadece gözetleme amaçlı küçük birliklerle tutacak olan planı devereye sokmuştur. Böylece savunma düzeni, düşman askerinin karaya çıktıktan sonra sahilde tutunamadan, geriden gelecek esas kuvvetlerle denize dökülmesi temeline dayanmaktadır.

Sanders’in tek amacı karaya çıkan bunca askeri bir an evvel denize dökmek değildir. Zira böyle bir durumda Çanakkale cephesinde savaş beklenden kısa sürecek ve onca asker, siper savaşları şeklinde kitlenmiş olan Batı Cephesine kaydırılacak ve Almanların başına bela olacaktır. Bunun önüne geçmenin tek yolu Müttefik askerlerini karaya çıkarmak ve orada mümkün olduğunca kıyı şeridine hapsetmektir.
Bu savunma planına göre Arıburnu ve Seddülbahir sahilllerinin savunulması 9’uncu Tümenin gözetleme postalarına verilmiş ve tarihe geçmeye hazırlanan 19’uncu Tümen de ihtiyatta kalacak şekilde Bigalı’da konuşlandırılmıştır.

Saat 02.57’de ay batmış ve günün ağarmaya başlamasına sadece bir saat kalmıştır. Saat 03.00’te gemilerde bulunan Anzak askerlerine filikalara binme emri verilmiştir. Hedefleri Arıburnu sahillleri ve buralara hakim tepe hattırdır. Harekât baskın şeklinde planlandığı için, askerlere; “hiç bir tüfek dolu olmayacak, teçhizat kilitsiz bırakılacak, filikalarda sessizlik kesinlikle korunacak, süngüler sadece çıkarma anında takılı olacak ve ilk siper hattı soğuk çeliğin ucuyla alınacak” şeklinde emirler verilmiştir.

Kısa bir süre sonra 8 hat ve her hatta da 6 sıradan oluşan toplam 48 adet filika önlerinde onları çeken motorlu taşıyıcılar eşliğinde, kıyıya çıkacak olan askerlerle dolmuştur.Motorlu taşıyıcıların birinde görev alan 15 yaşındaki Eric Bush o anı şöyle anlatmaktadır; “Ses çıkarmalarını önlemek için kürekler bile paçavralara sarılmıştı. Filikalardaki askerlerin hepsini bir bakışta görebiliyorum ama beynime asıl kazınan şey askerlerin yüzündeki ifadelerdi”.

Kıyıda ise, 9’uncu Tümen 27’nci Alay 2’nci Tabur 4’üncü Bölüğünde görevli 250 kadar asker vardır. Bölük Komutanı Yüzbaşı Faik Efendi kıyıdan yaklaşık 2 kilometre kadar açıktaki gemilerin silüetlerini ay ışında fark etmiştir. O anları günlüğünde şu şekilde anlatmaktadır; “O gece saat 02.00 sıralarında ay ışığı henüz vardı. Sahildeki gözcüler ileri açığımızda bir çok düşman gemisinin görünmekte olduğunu bildirdiler. Tam karşımızda fakat epeyce uzakta büyüklüğü küçüklüğü farkedilmeyen bir çok geminin varlığını gördüm. Askerlere silah başı yaptırdım ve sonucu hep birlkte beklemeye başladık”.

Daha gencecik bir fidanken memleketin imdadına koşan 16 yaşındaki Er Adil Şahin, Anzak koyuna bakan Haintepe’de bir siperde uyumaktadır. Adil Şahin o anlarda yaşadıklarını şöyle anlatır; “Nöbetçi onbaşı, tuhaf bir şeyler oluyor kalkın diye bizi uyandırdı. Sayısız askerin sandallardan kıyıya çıktığını gördük. Siperlere dizildik. Ateş başladı. Bu arada başka sandallar da geliyor ve içlerinden başka askerler de sahile çıkıyordu”.

İlk çıkarma dalgası, yarımadadaki su akıntısının Kuzey yönünde olması sebebi ile hedeflenen bölgeden sapmış ve planlanan yerin 1.500 metre Kuzeyine çıkmıştır. Hata düzensizliğe yol açmış karaya çıkan birlikler birbirine karışmıştır.
Filikalardan can havliyle karaya ayak basan Er James Suggett, içinde bulunduğu gemiden gördüğü manzarayı şu şekilde anlatmaktadır; “Cehennem nedir bilir misiniz? Cehennem, o gün gemilerden, sahildeki toplardan ve tüfeklerden atılan onca merminin arasında kalmaktır”.

Sahile çıkan Anzak birlikleri saat 7 civarında toparlanmış ve sahilden tepelere doğru ileri harekatlarına başlamışlardır. Bu sırada sahili saatlerdir savunmaya çalışan 250 mehmetçik eriye eriye geriye, yüksek tepelere doğru geri çekilmektedir.
Mucize nedir bilir misiniz? Mucize 250 kişinin sahile ilk etapta çıkan 4.000 kişiyi 4 saat boyunca yerinden kıpırdatmamasıdır ve bu olmuştur. 25 Nisan 1915 sabahı 4’üncü Bölük, karaya çıkmış olan ve dağınık haldeki Anzakları 4 saat boyunca durdurmayı başarmış ve sadece bir avuç kalıncaya kadar kendilerini feda etmiştir.
Sahili savunan Bölük’ten 27’nci Alay karargâhına çekilen bir telgrafta durumun vahameti açıkça anlaşılabilmektedir;“Yüzbaşım, ya hemen takviye göndererek düşmanı denize dökün ya da burayı terk edelim. Çünkü birazdan daha çok kuvvet çıkaracakları muhakkak. Yaralıları alacak doktor gönderin. Yazık Yüzbaşım yazık. Allah aşkına bana takviye gönderin. Yüzlerce düşman karaya çıkıyor çabuk olun. Allah’ım başımıza daha neler gelecek Yüzbaşım”.

Tüm bunlar olurken 5’inci Ordu karargâhında tam bir karmaşa hâkimdir. Aynı anda yarımadanın güneyindeki Seddülbahir bölgesinden de çıkarma haberleri gelmeye başlamış olup gerideki ihtiyat kuvvetinin hangi yöne sevk edilmesi gerektiği konusunun bir türlü belirlenememesi yüzünden, Arıburnu bölgesine takviye gönderilmesi bir hayli gecikmiştir.

Bölgeye en yakın birlik Yarbay Mehmet Şefik Bey’in emrindeki 27’nci Alaydır. Yarbay Şefik Bey sahilden gelen çatışma seslerini duymaktadır fakat Ordu karargahından hareket emri bir türlü gelmediğinden adeta bir sinir harbi içindedir. Maydos’taki karargâhında yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır; “Karanlıklardan gelen bir uğultu vardı ki bu hazin ve esrarlı ses, üzerimde çok derin bir tesir yaptı. Bu uğultu esasen çok şiddetli bir piyade ve makinalı tüfek kalabalığının bize aksedebilen uğultusuydu ve Arıburnu’nda bir avuçtan ibaret olan yardımdan uzak arkadaşlarımızın kim bilir nasıl bir sıkıntı içinde kendinden sayıca üstün bir düşman karşısında vazifelerini yapmaya çalıştıklarının kahredici sesiydi”.

Sonunda beklenen emir çok geç de olsa gelir ve 27’nci Alay var gücüyle Kabatepe – Arıburnu hattına doğru yola çıkar. Fakat durum çok kritiktir. Karaya çıkan ve çıkmaya devam eden ve hatta ilerleyen Anzakları durdurmak için sadece 2.000 mevcutlu 27’nci Alayın yetmesi imkansızdır. Buna rağmen 27’nci Alay, Yarbay Mehmet Şefik’in tüm sorumluluğu üzerine almasıyla var gücüyle süngü hücumuna kalkar.
27’nci Alay da görevli olan Teğmen Ahmet Mucip, destek gelmezse zor duruma düşecek olan taburunun ve komutanı Yüzbaşı Halis Bey’in halet-i ruhiyesini şu sözlerle anlatmaktadır; “Vaziyetin lehimize olduğuna dair bir kanaati olmadığını yüzünden okumak mümkündü. Gittikçe sararan yüzünden ve bakışlarındaki kuvveti kaybolan gözlerinden bir mana çıkarmak istiyordum. Fakat bunun için çok düşünmeye ve sebep aramaya lüzum kalmadı. Sol kolunun haki kumaşı yavaş yavaş kızarıyor ve parmaklarının ucuna kan damlaları birikiyordu”.

Yüzbaşı Halis Bey kolundan vurulmuştur ve buna rağmen bir süre daha Taburuna komuta etmeye devam eder. Cepheden ayrılmadan önce askerlerine direnmelerini ve son adama kadar hattı savunmalarını emretmiştir.
Saatler ilerledikçe, o ana kadar karaya çıkmayı başarmış ve o günkü hedefleri olan Kocaçimen Tepesine 2,5 kilometre gibi bir mesafeleri kalmış 15.000 civarındaki Anzak askerini daha fazla durdurmaya 27’nci Alayın gücü yetmez.
İşte bu ölüm kalım anında tarih sahnesine, henüz 34 yaşında olan bir Kurmay Yarbay çıkacak ve tarihin akışını aldığı insiyatifle tamamen değiştirecektir. Bu genç Yarbay 19’uncu Tümen Komutanı Mustafa Kemal’dir.

Yarbay Mustafa Kemal orada bulunan herkesten çok daha fazla öngörüye sahiptir. Zira Nisan ayı başında çıkarma bölgesi konusunda, 3’ncü Kolordu Komutanı Esat Paşa ile yaptığı konuşmayı anılarında şu şekilde anlatmaktadır; ”Esat Paşa bana dönerek sordu, düşman nereden gelecek diye sordu. Elimle Arıburnu yönünü işaret ettim ve buradan dedim. Peki dedi Esat Paşa, farzedelim ki oradan gelecek, daha sonra nereden hareket edecek? Tekrar elimle Arıburnu yönünden başlayarak Kocaçimen tepesine doğru bir yarım daire ile işaret ettim ve buradan hareket edecek dedim. Esat Paşa gülerek omzumu okşadı ve merak etme beyefendi gelemez dedi”.
Fakat Anzaklar tam da buradan gelmiş ve Kocaçimen tepesine doğru hızla ilerlemektedir. Kocaçimen’in ele geçirilmesi demek yarımadanın, daha savaşın ilk anlarında kuşatılması ve savaşın kaybedilmesi demektir. Buna engel olabilecek tek kişi Yarbay Mustafa Kemal’dir.

19’uncu Tümen henüz Bigalı’dadır ve Kocaçimen Tepesine uzaklığı 9 kilometre kadardır. Yarbay Mustafa Kemal tüm insiyatifi ele alarak, Ordu Karargahından da emir beklemeksizin, en önde 57’nci Alay olmak üzere derhal Kocaçimen Tepesine doğru harekete geçmiştir. Emrindeki diğer iki Alaya da (72’nci ve 77’nci Alaylar) her an harekete geçecek şekilde hazır olmaları emrini vermiştir.
57’nci Alay Bigalı’dan Kocaçimene kadar ki 9 kilometrelik yolu 2 saatte almış ve Yarbay Mustafa Kemal Kocaçimen’e varınca, yorgun düşmüş olan askeri soluklandırmak için 10 dakika istirahat vermiştir. Kendisi de durumu bizzat tetkik etmek için emir subayı ve bir kaç erle birlkte 10 dakika mesafedeki Conk bayırına doğru yürüyüşe geçmiştir.

5 saattir düşmanla boğuşan ve eriyerek geri çekilen bir avuç asker 261 rakımlı tepeden Conkbayırına doğru geri çekilmektedir ve burada, Yarbay Mustafa Kemal ve bahsi geçen envarıyla karşılaşırlar. O tarihi anı Yarbay Mustafa Kemal şu şekilde anlatır; “Bu esnada sahili savunmakla memur olan müfreze efradının kaçmakta olduğunu gördüm. Bizzat bu efradın önüne çıkarak, niçin kaçıyorsunuz dedim. Efendim düşman dediler. Nerede dedim. İşte diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. Gerçektende düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve ileri doğru yürüyordu. Artık bir mantık yürütmeyle mi içgüdü ile mi bilemiyorum bu kaçan efrada bağırarak düşmandan kaçılmaz dedim. Cephanemiz kalmadı dediler. Cephaneniz yoksa süngünüz var dedim ve bağırarak bunlara süngü taktırdım ve yere yatırdım. Bunlar süngü takıp yere yatınca düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an işte bu andır”.
Talihin biz Türkler açısından resmen döndüğü bir andır bu. Anzakların eline inanılmaz bir şans geçmiş fakat, General Hamilton’ın değimi ile Osmanlı Bankasını soyamamışlardır.

Bu arada çok sıradışı bir olay yaşanmıştır. Tepelere doğru geri çekilen Türk askerlerini takip eden Anzakların başında Yüzbaşı Tulloch vardır. Tulloch, 57’nci Alay yetişmeden önce tarihi değiştirme şansını bir kez daha ele geçirmiş ama başaramamıştır.

Yüzbaşı Tulloch o esnada yaşadıklarını şu şekilde anlatır; “Bir Türk subayının, kaçan erleri durdurduğunu ve 300 metre kadar ileride ateşi idare ettiğini gördüm. Subaya ateş ettim ancak O’nu vurmayı başaramadım”. Tulloch’un bahsettiği komutan Yarbay Mustafa Kemal’den başkası değildir. Kurşun isabet etmemiş ve adeta bir milletin kaderi değişmiştir.

25 Nisan günü kader tersine dönmüş, 27’nci ve 57’nci Alayların taarruzları ve sonradan 19’uncu Tümene bağlı diğer iki Alayın da yetişmesi ile akşama doğru Anzak birlikleri çok dar bir kıyı şeridine hapsolmuşlardır.
Sahilde hapsolan askerlerden biri de Er A.R. Perry dir. Yaşadıklarını şu şekilde anlatmaktadır; “Binlerce mermi etrafımızda, tepemizde uçmaya başladı. Bazen ucu ucuna kurtuluyorduk. Ara sıra hafif bir uğultuya benzer iniltiler duyuyorduk ve dönüp baktığımızda sadece bir kaç saniye önce konuştuğumuz arkadaşlarımızı yerde uzanmış derin derin solurken buluyorduk. Onlara hayat veren kan, çamur ve toprağa sızıyordu”.

Akşam karanlığı çöktüğünde Anzak komutanları çekilmekten bahsetmeye başlamıştır fakat General Hamilton’dan gelen emirle sahilde tutunabilmek için var güçleriyle siper kazmaya başlamışlardır.
O kanlı gün bittiğinde Arıburnunda Anzak birlliklerinin geldiği hat, akabindeki 8 ay boyunca az çok değişse de hemen hemen aynı kalmıştır.

Teğmen Ahmet Mucip bitmek bilmeyen günün sonunda hatıra defterine şunları yazmıştır; “Bu gün güneş batıya ne zaman geçmişti bunu hiç bilmiyorum. Yüzlerce Avustralyalı çocuk topraklarımız üzerinde bir daha gözlerini açmamak üzere yatıyordu. Kanlı elbiseleri içinde kıvrılmış, traşlı ve ilk bakışta sevimli görünen bu yüzler bize hem intikam hem de merhamet hisleri veriyordu”.
Ne mutlu bize ki, o kanlı günden miras kalan kandan, vahşetten ve ölümden çok bir millet ruhu ve bu ruhla kurulacak olan bir vatan ve en önemlisi de 34 yaşındaki bir deha, Mustafa Kemal Atatürk’tür.

O deha ki, vatanının bağrına hançerini dayayan o gencecik düşman askerlerini, savaşın sonunda kendi öz evatlarından ayırmamış ve evlatlarını yitiren gözü yaşlı analara hitaben 1934 yılında şu ölümsüz hitabı yapmıştır; “Uzak bir memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar; burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar; göz yaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır”.

Bu gün 100’üncü yılını kutladığımız Çanakkale zaferinin mimarlarının çoğunun bir mezarı bile yoktur. Hiçbiri, o gün yaşadıklarına kayıtsız kalmadığı için, geri dönmeyi düşünmedikleri ve bu uğurda can verdikleri için, bu gün herşeye rağmen bu topraklarda fikri ve vicdanı hür insanlar yetişmekte ve medeni alemde eşit haklara sahip müstakil bir milletin fertleri olma yolunda çaba göstermektedir.

Unutulmamalıdır ki tarih ancak ondan ders almayanlar için tekerrürden ibarettir.

2.101 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Cesur Yürekli Kadın: Suad DervişCesur Yürekli Kadın: Suad Derviş Cumhuriyetin başlangıçından, 40’ lı yılların sonuna kadar olan süreçte, basının en ses getiren gazetecilerinden Suad Derviş, 1905’de Küçük Çamlıca’da, Bizans Manastırı’nın temelleri […]
  • Bu kadar kolay nasıl hack’leniyoruz?Bu kadar kolay nasıl hack’leniyoruz? "Bu kadar kolay nasıl hack'leniyoruz?" Bir hafta önce, 2.500 kişinin üye olduğu bir gruba -uzman gözüyle- üstteki başlıkla uyarıcı, bilgilendirici bir yazı yazdım... Tek bir kişi bile […]
  • Karanlıktan Gelen TehlikeKaranlıktan Gelen Tehlike Bir gün karanlıktan bir göktaşı gelip, her şeyi bitirecek mi? Karanlık Hakimiyetinde Bir Evren Uzay bizler için büyüklüğü anlaşılması çok zor bir yer. Yirminci yüzyılda insanların bir […]
  • Viyana Gezi Rehberi -1Viyana Gezi Rehberi -1 Son altı ayda iki defa ziyaret ettiğin ve büyük keyif aldığın Viyana’ya adım atmayalı yirmi sene olmuş neredeyse. Bu zaman diliminde yaşlı imparatorluk başkenti değişmiş mi? Bilemiyorsun. […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler