felsefe taşı

Varlık Birliği

Varlık Birliği
Ekim 06
22:04 2013

İnsan kendini tanıdığı, varlık bilincine ulaştığı andan itibaren sormaya başladı; “Ben Niye Varım?”; “Niçin Buradayım?”. Burada bulunmasının bir sebebi olmalıydı. İçinde bulunduğu ortamın var olmasının da bir sebebi olmalıydı. Bu soruları belki bilinçli olarak dahi sormuyordu. Doğası onu bu soruları sormaya zorluyordu. İçinde bir huzursuzluk vardı. Bu sorularına bir cevap bulamadan da iç huzurunu bulamayacağını hissediyordu.

İşte insanlık tarihi özetle bu sorulara yanıt arama çabasıdır. Bu sorulara binlerce yıldır yanıtlar aranmaktadır. Binlerce yıllık bu arayış, insanlığın uygarlık serüveninin ifadesidir. Bulunduğu varsayılan her yanıt ile insanlık bir adım daha ileri gitmiş, ancak arayış asla sonlanmamıştır. Bazen cevaplar tüm uygarlığın gerilemesine neden olmuş ancak bir bütün olarak insanoğlunun ileri doğru yolculuğu hiçbir zaman durmamıştır. Hakikati arayış çabası insanlığı daima ileri götürmüştür, doğrudur. Ancak bugün yaşananlar, arayışın sonunda henüz “iç huzurunun” bulunamadığının da bir göstergesi değil midir?

Binlerce yıllık arayışın sonucunda insanoğlu bugün, tarihinde belki de ilk kez “Huzura Kavuşma” umudunu yakalamış görünmektedir. İnsanoğlu ilk defa “yaratılmış bir kul olmak” inancından, “çok büyük bir bütünün bir parçası olmak” bilincine erişiyor görünmektedir. Bu bilinci bize, günümüzün bilimsel gelişmeleri de aşılamaktadır. Aslında bu Bilgi, bir düşünce yapısı olarak ilk günden itibaren insanlığın malı olmuştur. Doğu toplumları bu düşünce sistematiği ile yoğrulmuş ve şekillenmişken, batı uygarlığı çok farklı bir yol izlemiştir. Doğunun Birliğe dayalı düşünce sistemine batı ayrıştırmacı zihniyet ile cevap vermiştir. Doğu, mistik arayış içerisinde toplumsal gelişimi ötelerken, batı bilim ve teknoloji ile ön plana çıkmış ve bugün artık hakim düşünce konumuna yükselmiştir. Ancak yine bugün ilk defa, hem doğu uygarlığının hem de batı uygarlığının ortak bir paydada buluşmaya başladıklarını söylemek mümkündür. Batının zorlamaları ile doğunun ataleti önemli ölçüde yıkılırken, doğunun “niçin buradayız” sorusuna verdiği yanıt ile batının bulduğu “bilimsel” yanıtların örtüşmesi, insanlığı ilk kez ortak bir paydada buluşturmuştur: Varlık Birliği.

İnsan, ilk günden itibaren kendisinin, dünyanın hatta evrenin var olmasını mümkün kılan bir aşkın varlığın farkındadır. İnsanlığın çoğunluğu bu gizemli varlığa “Tanrı” adını vermiştir. Evrensel Sevgi, Yasalar Sistemi ve Büyük Oluşum da denilen bu gizem insanların kafasını daima meşgul etmiştir. Düşünen insan fark etmiştir ki, Tanrı aslında her birimizde kendini ifade etmektedir. Süreç mükemmel işlemektedir. Yaşam yolculuğumuzun bu temel gerçeğini keşfettiğimizde, adımımızı nereye atarsak atalım yol daima ayağımızın altında belirmektedir. İşte bu çalışma da yaşamlar boyu devam eden bir arayışın, insanın çıktığı ana kaynağa yani Tanrıya geri dönme çabalarının irdelenmesinden ibarettir.

İnsanoğlu evrim sürecinde düşündüğünü düşünen insana dönüştüğü andan bu yana, yaşadığı ortamdaki düzenin farkındadır. Düzenin tüm dünyaya, hatta evrene yaygın olduğunun da bilincindedir. Düzenin karşıtı düzensizliktir. Bugün bilim de ispatlamıştır ki, evren düzensiz bir yapı olarak ortaya çıkmış ancak çok kısa sürede bir düzene kavuşmuştur. Hem kaostan düzene geçiş, hem de düzenin sürdürülmesi, bir düzenleyiciye gereksinim duymaktadır. Bu düzenleyici de Tanrıdır. Tanrı evrensel bir bilince sahiptir ve bu bilincin insana ulaşmış uzantıları, akıl ve sezgidir. Bireyseli evrensel ile birleştiren, bu akıl ve hikmet önderliğindeki sezgi kuvvetidir. İnsan var olduğu ilk günden bu yana varoluşunun anlamını bulmaya çabalamış durmuştur. Bu bitimsiz çabanın adı Hakikati Arayıştır. Hakikat arayışında insan daima aklını kullanmaya gayret etmiş, aklının yetersiz kaldığı anlarda da sezgilerine güvenmiştir. Bu çabalar doğrultusunda daima sorular sormuş ve bilgiyi elde etmeye çalışmıştır. Nedir bilgi? Eğer birisi bir şey biliyorsa, ortada bir bilgi var demektir. Bilginin var olabilmesi için ise bir bilene ihtiyaç vardır. Bilgi, bilinmeye çalışılan şeyin insanın beynindeki yansımasıdır. Bilgi edinme ihtiyacı, en az insan kadar eskidir.

Bilgi, insanın devretmesi mümkün olmayan, vazgeçilmez malıdır.  Bilmek, var olmak demektir. Bilgi, her insanda ve her hücrede zaten mevcuttur. Dünyanın bütün kitapları, varlığın tek bir atomundaki bilgiyi dahi depolamaya yetmez. İnsan, bu evrensel bilgiye yaklaştığı ölçüde tekamül eder. Ancak yaşananlardan edinilen deneyimler, yeni bilgilerin evrensel bilgiye katılımı ile tekamülün sadece bireysel düzeyde değil, evrensel planda da mümkün olmasını sağlar. Bilgiyi edinmek, edinilen bilgileri depolamak, bunları sonraki nesillere aktarmak ancak insana mahsustur. Uygarlık da, edinilen bilgilerin kuşaktan kuşağa eklemlenmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

Çağdaş bilgiler bize artık, binlerce yıldır dile getirilmekte olan Varlık Birliği söyleminin bilimsel ifadelerini sunmaktadır. Kuantum Teorisi, İzafiyet Teorisi, Hologram Teorisi gibi çağdaş bilimsel bulgular hep Varlık Birliğini işaret etmektedir. Varlık Birliği söylemi, Tanrı-Evren-İnsan ayniyeti üzerine kuruludur. “Her şey birdir, her şey bütündür. Var olan her şey Tanrının birer parçasıdır” şeklinde özetlenebilecek Varlık Birliğinin bilinen en eski savunucularından olan Hermes, binlerce yıl öncesinden bize şöyle seslenmektedir; “O, evrendeki her şeyin kusursuzluğunun sebebidir.”  Asıl kaynak, nurların nuru, Yücelerin Yücesidir. Tüm kainat O. Her şey O. Her yer O. Tüm sular, tüm toprak, tüm ağaçlar, tüm dağlar, taşlar, tüm hayvanlar O. Ondan olmayan nasıl dönebilir Ona. Kainatta şaşmaz bir düzen ve bu düzeni sağlayan yasalar vardır. Değişkenlik, farklılık, çeşitlilik içinde birlik ve bütünlük bu yasalar aracılığıyla korunur. Görünen ve görünmeyen her şey Odur. Her yol Onadır. Yöntem ne olursa olsun, her yol Ona çıkacaktır. Onun varlığından yansıtılan her şey, tüm evren, bütün insanlar yine Ona dönecektir.

Latince Universe (Evren) kelimesi Uni-Verso’dan türemiştir. Uni-Verso, Türkçeye “Bire Doğru” olarak çevrilir. Evrende hiçbir şeyin varlığı ve yeri bir tesadüf değildir. Dünyanın yaşam için gerekli miktarda ısı ve ışını almak için güneşe en uygun mesafede konuşlanmış olması da bir tesadüf değildir. Yine Latincede Üniversite kelimesi, “Birliğe Doğru” anlamına gelmektedir. İlk üniversiteler, Varlık Birliği öğretisini katılımcılarına öğreten kurumlar olarak işlev görmüştür. Amaç bireyin tekamülüdür. Birey (individual) kelimesi de, “indivisible” yani “bölünemeyen” kelimesinden türetilmiştir. İnsan, bedeni ve ruhu ile bölünmez bir bütündür. Tanrı, Evren, İnsan özdeştir. Hepiniz Tanrıdansınız. Tanrının parçalarısınız. Görünürde sürgünde olan parçaları…

Bütün evren birbirinden bağımsız parçalardan meydana geliyor gibi görünse de, aslında Bir ve Bütündür. Bir tek noktasının içinde dahi bütünün bilgisi vardır. Bir tek insanın içinde bütün insanlık ve evren saklıdır. İnsan küçük bir evrendir. Vücudunuzun içi evrenin tıpatıp aynasıdır. İnsanlar ve nesneler tek bir dokunun parçalarıdır. Evrensel boyutlarda olan sistemin tüm hücreleri birbiri ile bağlantılıdır. Tek başına bir insan, tüm evrene kendi konumunu, sorumluluk düzeyini ve hayallerini aktarabilir. Yaşamın amacı, her birimizden birer mükemmel eser ortaya çıkartmaktır. Bu amaç bugünkü yaşantımızda da gerçekleşebilir, 100 yaşantı sonra da, ama bir gün mutlaka olacaktır. Bu yolculuk, kaçınılmaz olandır.  Evrende bundan başka hiçbir amaç yoktur. Bu nedenle insanın sezgilerine güvenmesi, kendisini hayallerine bırakması gerekmektedir.

Kainat sadece maddeden oluşuyor görünmesine rağmen, enerji boyutunda canlıdır. Kuantum Teorisi bunun ispatıdır. Tanrı, ruhundan kainata üfleyerek, durağan enerjiyi canlı bir forma dönüştürmüştür. Tanrının Adem’e ruhundan üflemesi bir semboldür. Ademden kastedilen, evrenin tümüdür. Kainata can veren, ruh veren Tanrıdır. Tanrının kendi vasıflarını, kendinden var olanlara aktarması doğal sonuçtur. O’nun nuru, tüm kainata yansımıştır. Kainat onun, görünenden görünmeye yansımasından ibarettir. Binlerce ruh yoktur. Binlerce can da yoktur. Tek bir ruh ve tek bir can vardır. Sadece O vardır. Her şey O’dur, Her şey O’ndan yansır ve tekrar O’na geri döner. Her bir zerre, Külün bir parçasıdır. Kül de her bir zerrededir. Çeşitlilikte farklılık, çoklukta birliktir. Ruh Vahdettir. Ruh sürekli olarak sonsuz ruha dönme çabası içindedir. İnsanın ruhu ile diğer bütün varoluşların ruhu aynı özdendir.

Bir insan, var olmamayı hayal edemez. Bedenimizin hayatta olmamasını hayal edebiliriz ama var olmamayı hayal edemeyiz. Siz hep vardınız ve hep var olacaksınız. Çünkü siz yaratımın bir parçasısınız. Var olmadığınız bir zaman hiç olmadı. Var olmayacağınız bir zaman da hiç olmayacak. Bir insan öldüğünde ne olur? Beden yok olmaz. Hiçbir şey yok olmaz. Sadece vücut, elementlere ayrışır. İçinizdeki varlık da yok olmaz. Sadece başka bir vücuda geçer. Siz geçici olarak insan vücudunda yaşayan ebedi bir varlıksınız. Bedeninizden ayrıldığınızda saf sevginin en yüce frekansına geçersiniz. Çünkü varlığınızın frekansı budur. Cennet ya da cehennem bu dünyada yaşanır. Öldüğünüzde değil. Cennet varlığınızın sevgi frekansıdır. O sizin içinizde. Onu saf sevgi ve mutlulukla, hayattayken bulabilirsiniz.

Eğer Yaratıcılık süreci doğru ise, yaratan her şeyi niye olmasını istediği gibi yaratmamış de, belli bir evrim yolunu izlediği bugün artık ispatlanmış olan bir yaratım sürecini tercih etmiştir? Soruların hem akla, hem de sezgilere en yatkın cevabı, Varlık Birliğinden gelmektedir. Varlık Birliği söylemi binlerce yıllık bir bilgi birikiminin sonucudur. İnsanlığın bugüne kadar bulabildiği, dogmatik olmayan en muhtemel cevaptır. Bu söyleme göre, Tanrı-Evren-İnsan ayniyeti söz konusudur. Evren, Tanrının dışa vurulmuş görünümüdür. Bu dışa vurumun yegane sebebi tekamüldür. İçindeki her şey gibi, evrenin kendisi de tekamül edecektir. Evren, Tanrının eril ve dişil vasıflarının bir araya gelmesi sonucu doğmuştur. Tıpkı bir spermin anne rahmindeki yumurta ile birleşmesi sonucu hayatın başlaması gibi, Tanrısal bu birliktelik de evrenin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Evren, bir zigot gibi varlık ortamına çıkmış ve bir canlı yavrusunun büyümesi gibi hızla büyümeye başlamıştır. Bedene can veren ruhun kaynağı gibi, evrensel yaşamın varoluş kaynağı da, insan beyni için sadece akılla anlaşılabilir olmaktan uzaktır. Bu cevaba ancak sezgiler aracılığıyla ulaşılabilmektedir.

İnsan sürekli olarak kendi yolunu aramaktadır. Aranan şey hakikattir. İnsan bu hakikatten ayrı düşmüş ancak kopmamıştır. İnsan, Makro ve Mikro kainatın tam ortasında yer almaktadır. İnsanın da, her iki kainattaki varlıklar gibi bir yörüngesi bulunmaktadır ancak bu yörünge gözle görülemez. İnsanın yörüngesi, Tanrıdan ayrılış ile başlayan, ona dönüş ile sonlanacak olan ve birçok hayatı içinde barındıran tam tur bir yörüngedir. Tanrıdan ayrılış anından itibaren birçok deneyim yaşamakta, bunları bilincine ilave etmekte ve yaşadığı her tecrübe ile yeni merhaleler kat etmektedir. Her bir aşama, turu tamamlamak için bir duraktır. Her durak, bir bedenlenmedir. Duraklar arasında yaşanan tecrübeler gözden geçirilir, bilgiler yerli yerine oturtulur, eksiklikler fark edilir ve geçmiş hataların telafisine dönük bir sonraki aşamanın hazırlıkları yapılır. Hiç kimse durduğu yerde olgunlaşmaz. Bilgiye ve idrake durduk yerde ulaşılamaz. Ruhun aşama kaydedebilmesi, bedenlenmeleri sırasında yaşayacaklarına bağlıdır. Bunun için her bedenlenme için ruhun aşması gereken kimi zaafları, törpülenmesi gereken kişilik bozuklukları ya da ulaşması gereken yeni bilinç düzeyleri mevcuttur. Tanrı hem zahirdir, hem batındır. Tanrı zahirdir, görünendir, görünen her şeydir. Tanrı batındır, görünmeyendir, gizli olan, sır olandır. Zahiri ve Batıni her varlıkta görünen ve görünmeyen O’dur. Zahirden batına yolculuk hayatın en büyük amacıdır. O her şeyde kendini açığa vurmakta ve her şeyin yaşadığı her türlü deneyim ile kendini daha çok tanımaktadır. İnsan, kendini tanıma yolculuğunda yaşadığı deneyimler ile içindeki Tanrıyı ararken, Tanrı da kendini tanıma yolculuğundaki en önemli deneyimlerini insan ile elde etmektedir. Çünkü insan özgür iradelidir ve yaşadığı tecrübeler, diğer tüm varlıklardan daha öğreticidir.

Varlık Birliği söylemi, Tanrının tekamül için evreni ve içerdiği her zerreyi kendi öz varlığından yarattığını savunmaktadır. Bu yaratılış süreci Tanrısal Südur, ya da Tanrısal Fışkırma olarak adlandırılmaktadır. Bilimsel olarak bu sürecin ismi Büyük Patlamadır (Big Bang). Bu bakış açısına göre Südur, önsüz ve sonsuzdur. Bir başlangıç ya da bir son yoktur. Tanrısal varlığın, var ettiği her zerresinin yaşadığı deneyimleri ile tekamülü sonsuza dek devam edecektir. Evrende var olan her zerre birbiri ile sürekli haberleştiği için, Tanrının haberdar olmadığı hiçbir durum söz konusu olamaz. Evren Tanrı olduğuna göre, evrendeki her galaksi onun küçük birer hücresi, galaksideki her yıldız sistemi evrenin küçük bir hücresi, dünya ve diğer gezegenler yıldız sistemlerinin küçük bir hücresi, insan ve diğer canlılar dünyanın küçük bir hücresi, atom insanın ve diğer varlıkların küçük bir hücresi, atomun parçaları onun küçük bir hücresidir ve bu böyle sonsuza dek uzamaktadır. Bu gelişimin sürgit devamı, var oluş sürecinin de sürekliliğini zorunlu kılmaktadır. Gelişim için Südurun devam etmesi, varlıkların çokluk olarak evrene yayılması, her bir yayılmanın, çokluğun tekamül ederek bütünü beslemesi ile süreç sonsuz zaman içerisinde uzamaktadır.

Evrenin ve tüm varlıkların Tanrıdan Süduru, bir kopuş değildir. Südur, Tanrıdan bir ayrılma, uzaklaşma anlamına gelmemektedir. Süduru bir okyanusa benzetebiliriz. Nasıl ki, donma ya da buharlaşma sonucu okyanustan ayrılan su, okyanusun hacminde bir azaltma yaratmazsa, Tanrıdan ayrılan varlıklar da bir azalmanın ifadesi değildir. Okyanustan ayrılan her su, su olma özelliklerini taşımaya devam etmektedir. Sadece suyun farklı tezahürleridir. Buzdur, buhardır, yağmurdur ve yaşadığı çeşitli tecrübelerin ardından okyanusa geri dönmektedir. Geri dönüş, belli fiziki kanunlar çerçevesinde meydana gelmektedir.

Südurun başlangıcında Tanrıdan ayrılan şey Öz’dür. Öz, evrensel yaşamın ifadesidir. Evrenin bir bütün olarak canlılığının delilidir. Ayrılan, yenilenen, çoğalan, farklılık ve çeşitlilik yaratan her şey Öz’ün parçalarıdır. Südur sonsuz süreklilikte olduğu için Öz’ün kopuşları ve tekrar Tanrıya dönüşleri de sonsuz biçimde devam etmektedir. Özün bünyesinde hem Tanrısal Ruh, hem Madde yer almaktadır. Bu ikisinin birleşimi de çeşitli katmanlarda ifadesini bulan canlılığı oluşturmaktadır. Can, yeni oluşumların geliştirilmesinde, tecrübe edilmesinde, takip edilmesinde ve yönetilmesinde kullanılan olgudur. Yaşananlar sonucu elde edilen tüm deneyimler evrensel tekamül ile taçlanışın ifadeleri olmaktadır.

Ruhun en önemli özellikleri, bilinç ve özgür iradenin varlığıdır. Tanrı, kendinden parçalara ruh ile bilinç ve özgür irade vermiş ve bu ruhların yaşayacakları sonucunda tekamül sürecini artırmayı hedeflemiştir. Südur, sonsuza kadar yayılan ilahi bir alemin ifadesidir. Önsüz ve sonsuzdur. Ne bir başlangıcı, ne de bir sonu vardır. Yegane amaç fiziki ve ruhani tekamüldür. Fizik ve metafizik tekamül ile amaçlanan, varlıkların yaşadıkları tecrübeleri ilahi nura nakletmesi ve ilahi Üst Bilincin farkındalığını giderek artırmasıdır. Doğruluk yani iyilik kavramı her alemde, her zerrede mevcuttur. Doğru yön, ilahi geçerliliği olan kanunlar ve prensiplerle belirlenmiştir. Yine de tek başına doğru yönünün tekamül için yeterli olmaması nedeniyle, karşıtlıklar yasası çerçevesinde yanlış yön, ya da kötülük de var edilmiş ve ikisinin çatışmasından farkındalığın giderek artırılması hedeflenmiştir. Farkındalığın artışı için her türlü farklılığın bilincinde olmak zorunludur ve bu farklılıkları en üst düzeyde deneyimlemiş varlık, Kamil İnsandır. Tanrının varlığının anlamını algılayabilecek yegane varlık insandır. Varlıkların ruhsal tekamül seviyesi arttıkça, özgür hareket edebilme kabiliyetleri de o oranda artmaktadır. Bunun nedeni, tekamül seviyesi ile birlikte yaşanan ve yaşanması gereken tecrübelerin de artıyor olmasıdır. Kamil İnsan, ruhsal tekamülün bilinen en yüksek seviyesidir.

Tekamül ve sudur hiç bitmeyen bir süreçtir. Olgunlaşan her şey her an ona dönmekte ve yine yeni deneyimler için her şey her an ondan ayrılmaktadır. Diğer bir deyişle O’nun emirleri her an inmekte ve kainatta gerçekleşmektedir. Tanrı önsüz ve sonsuzdur. Bu nedenle başlama, bitme ya da kenara çekilme söz konusu olamaz. Evren sürekli olarak enerji akışları ile iletişim halindedir. Madde, enerjinin en katı halidir. Ruh ise, enerjinin en üst seviyedeki durumudur. Bedenlenerek, enerjinin en yüksek boyutundan en alt kademeye inen ruhun amacı maddenin etkisinden kurtulmaktır. Gerçek arınmaya erişene kadar korku, şehvet, şüphe gibi beşeri değerler onun için birer engel teşkil edecektir. Ruh, tüm bu engelleri aşmalı ve sınavları vermelidir. Dengeli bir arınma insanı her türlü beşeri zaaflardan kurtardıkça, yol açılacaktır.

Tekamülün sürekliliği ve yeni deneyimlerin yaşanması, varlıkların özgür iradeye sahip olmalarını gerektirmektedir. Varlıkların iradeleri de tekamül yasasına tabidir ve fiziksel boyutta tekamül eden varlıkların iradeleri de, tekamül düzeyleri ile doğru orantılı olarak artmaktadır. Ancak her varlık, özgür iradesinin güçlenmesi ile birlikte, bu iradenin getirdiklerinden yararlanabildiği ölçüde, götürdüklerinden dolayı da zarar görebilir. Özgür iradeleri ile karar veren varlıklar, bu kararlarının sonuçlarına da katlanmak zorundadır. Herkes, iradesi oranında yaptıklarının karşılığını mutlaka görecektir. Ruhsal tekamül seviyesinde geriye dönüşlerin ve tecrübe tekrarlarının sebebi tamamen özgür iradedir. Ancak yaşananların tamamı yeni tecrübeler demektir ve her biri Üst Bilinci beslemektedir. Evrensel düzeyde geçerli olan kanunlar, ilahi irade prensiplerinin göstergeleridir.

İnsan, hem ruhun hem de maddenin bir araya gelmesinden ortaya çıkmıştır. Ruh ve madde birdir, bütündür. Biri bütünün görünen, diğeri görünmeyen yönüdür. Fakat ikisi birdir ve tektir. En mükemmel gelişim sürecine, ikisinin bütünlüğünün dengede tutulduğu ortamda ulaşılabilir. Birinin ya da diğerinin ön plana çıkartılması ve ötekinin ihmal edilmesi tekamülü engelleyen süreçlerdir. Denge, varoluşun en önemli yapı taşlarından birisidir. Bir varlık dengede ise, yaşamını mükemmel biçimde sürdürüyor demektir. Yaşamda denge en önemli faktördür. Tekamülün sürekliliği için evrenle de dengeli olmak, aynı tını, ritim, titreşim, rezonans halini sürekli kılmak elzemdir. Ruhsal yaşam tamamen denge üzerine kuruludur. Evrensel bir düzenin parçası olduğunun farkında olan, doğa ile barışık bir insan tamamen dengededir ve kendisinin Tanrının bir parçası olduğunu bilir. Bütünsel hissedebilmek için, fiziksel ihtiyaçları ile ruhsal ihtiyaçlarının da bir dengede olması gerektiğinin bilincindedir.

Batı dillerinde “İnsan” anlamına gelen Human kelimesi hem maddeyi hem de ruhu anlatmaktadır. Hu, Latince Humus- Toprak kelimesinden üretilmiştir. Maddeyi temsil eder. Man, hem insanı, hem de ruhu ve düşünceyi ifade eder. İngilizce mind ve Fransızca mental kelimeleri, bu anlamdan türetilmiştir. Hu-Man, ruh ve maddeden oluşan varlık, “İnsan” şeklinde ifade edilir. İnsan ölümsüz bir varlıktır. Ölüm sadece beden için vardır. Beden ölümlü, ruh ölümsüzdür. Ruhun, belli bir hedefi bulunan yolculukları söz konusudur. Yolculuğunu sürekli Bedenlenerek, çeşitli hayatlar boyunca tamamlayacak ve çıktığı ana kaynağa dönecektir. Ruh, varlığın öz cevheridir, varlığın tekamül eden kısmıdır. Beden ise bu tekamül için kullanılan bir araçtır. Ölüm yoktur, dönüşüm vardır. Ölüm gerçekleştiğinde sadece bütünü oluşturan elemanlar bir dönüşüme tabi olmaktadır. Beden ölmez, toprak olur. Beden toprağa dönüşür ve hayatın idamesi için gerekli unsurlara katılır. Ruh da ölmez. Ya yolculuğuna devam için yeniden bedenlenir, ya da aslına döner. Hiçbir şey ölmez, her şey dönüşür. Ölümde yaşam, yaşamda ölüm vardır.

Her ruh için iki tür doğum mevcuttur. Bunlardan ilki ruhun Tanrıdan ayrılarak madde evrenine geçişi, ikincisi ise tekamül için gerçekleşen yeniden doğumlardır. Evrendeki her oluşum hem kendi bünyesinde bir imtihan yeridir hem de kendi içindeki varlıkların imtihanı için uygun bir ortamdır. Bir gezegen, hem kendi tekamülü için çabalarken, hem de tekamül etme yolundaki varlıkların yaşam yeridir. İnsan vücudu da aynı konumdadır. İnsan hem kendi tekamül yolunda ilerlemekte, hem de vücudundaki tüm hücrelerin, tüm atomların evrimi için uygun ortamı oluşturmaktadır. Her beden, yeni bir hayata ulaşacak bilgileri elde etme mekanıdır. Sınama sadece bir tek hayatta değil, sonsuz sayı ve çeşitlilikteki hayatlar ile yapılmaktadır. Her ölüm Tanrıya ulaşma, her doğum Tanrıdan kopma anlamına asla gelmez. Ruhun mükemmel dengeye ulaşacağı son aşamaya kadar bilinç evreninde sonsuz çeşitlilikte ikincil doğumlar gerçekleşir. Bu nedenle, hiçbir ölüm bir ayrılış, hiçbir doğum da bir kavuşma değildir. Her ayrılış ve dönüş sadece bir devri alemdir ve sonsuz kereler tekrar eden bir durumdur.

Yeniden doğumlar bireyin tekamül için ihtiyaç duyduğu eksik yönlerinin güçlendirilmesi amacıyla meydana gelmektedir. İhtiyaca uygun hayat planı ancak bedensizken yapılabilir. Yaşanan tecrübelerin sağlaması ölüm sonrası yapıldıktan sonra, yeni yaşamın tecrübeleri belirlenir ve ruh yeniden bedenlenir. Yaşarken daha önceki hayatların tecrübelerinin hatırlanmaması esastır. Her bedenlenme, kendi yaşam süreci içerisinde kendi deneyimlerini yaşayacaktır. Aksi, hem tekamül sürecine büyük zarar verir hem de madde dünyasında karmaşaya neden olur. Bir yaşam için belirlenen görevin hatırlanması yani biliniyor olması, özgür seçimlerle yaşanabilecek deneyimlerin kısıtlanması anlamına gelecektir ki bu durum evrensel tekamül taleplerine aykırı düşer. Evrensel tekamül için farklı deneyimlerin yaşanması esastır, bir ruhun en kısa sürede Tanrıya ulaşması değil. Bu nedenle her ruh, madde ile temas ederek çeşitli süreçleri deneyimlemelidir. Ruh bu deneyimler sayesinde evrildikçe eksikliklerini giderecek, kişilik bozukluklarından kurtulacak, yeni bilgileri özümseyecek, tekamül sürecinin idrakine vararak sonunda Tanrıya ulaşacaktır. Kısacası her ruh, kendi cevherini geliştirmekle yükümlüdür.

Ruhsal tekamülün bir sonraki adımı için her varlık, doğum öncesi belirlenen ihtiyaçlarından meydana gelen istek ve arzular ile hareket eder. Hedef insan bilincindeki algılamanın genişlemesi, farkındalık düzeyinin artması ve arayışının daha ilahi düzeyde olmasının sağlanmasıdır. Bunları yapabilmesi için o bedenlenme süreci içerisinde karşısına o eksiklikleri giderebileceği çeşitli fırsatlar çıkarılacaktır. Bu fırsatları değerlendirebilen kişi, tekamülünün bir sonraki aşamasına geçebilecek aksi halde benzeri deneyimleri yaşamaya devam edecektir. Kimi zaafların açığa çıkması ve üstesinden gelinmesi hayatlar boyu sürebilir. Her hayatta elde edilen idrakler, bir sonraki hayatın hazırlıklarıdır. Bilgiler tecrübe edildikten sonra çıkarılan sonuç, ihtiyaca uygun olarak yeniden planlanacaktır. Yaşanan hayatların tamamı bir bütündür. Hepsi, tekamüle yönelik bir yolculuğun parçalarıdır.

Adem evrenin sırrına vakıf olunca, Tanrısal boyuttan bilinç boyutuna intikal etmiştir. Ölümlüdür çünkü intikal ettiği ortam, bedendir. Bulunduğu ortamın kanunları vardır ve bu kanunlar herkes için geçerlidir. Kısıtlı bilinci ile bulunduğu ortamı tanıma ve tamamlama sürecine başlamıştır. O süreç kaç hayat sürerse sürsün görevi, süreci tamamlamak ve ait olduğu aslına, Tanrıya geri dönmektir. İnsan, deneyimledikçe daha zengin bir bilince sahip olmaktadır. Kendini tanıdıkça bilinci artacak, bilinci arttıkça içindeki nur büyüyecek, en sonunda Tanrı’yı bulacaktır. Bazen bu yolculuk, tökezleyişler ve geri dönüşlerle birlikte sonsuz zaman dilimini alabilir. Ancak bu önemli değildir. Önemli olan kişinin kendini tanımasıdır. Beşer ancak kendisini gerçekten tanıyınca sonsuzluk algısına geri dönebilecektir. Tekamül süreci budur.

Tekamül yolunda aşamalar iç içedir. Her varlık, kendi idrakinin düzeyi doğrultusunda bu kapısı ve anahtarı olmayan aşamalardan geçecektir. Her aşamanın geçilmesi ancak ruhsal perdelerin kalkması ile mümkün olmaktadır. Tekamül seviyesinde insan olarak bedenlenme aşamasına gelmiş varlıklar, yolun büyük bir bölümünü aşabilmiş varlıklardır. İnsanlar içinde, onunla arasındaki birliğin varlığını henüz görememiş olanlar, insani tekamülün başında olanlardır. İnsanlık dairesinin en dış çeperinde olan bu kişiler yaşadıkları deneyimler ile piştikçe, Varlık Birliği anlayışına yakınlaşacaklardır. İnsan, kendi ruhunun sesini duymaya başladığı ölçüde ilerliyor demektir.

Doğum ve ölüm ancak bilinç ile yaşanabilecek birer deneyimdir. Sadece bilinçli bir varlık doğumu ve ölümü tadabilir. Bazen tek başına bu deneylerin dahi yaşanması gerekebilir. Ana karnındaki bir canlının ölümü sırf bu deneyimi yeniden yaşaması için olabilir. Ya da bir bebeğin, doğduktan sonra henüz hiçbir tecrübe yaşamadan kısa sürede ölmesi aynı gereksinimin bir sonucudur. O ruhun tekamülü için yaşaması gereken tecrübe bundan ibarettir. Doğum ve ölüm sadece bir dönüşümdür. Her doğum gibi, her ölüm de yeni bir başlangıçtır. Ölüm ile başlayan parçalanma ve dönüştürülme süreci yeniden şekillenmeyle son bulacak ve yeniden doğum yaşanacaktır. Hiçbir şey doğarak çoğalmamakta ya da ölerek eksilmemektedir. İnsan nüfusunun sayısal olarak artması sadece zahiri bir görünümdür. Evrende her şey dönüşmektedir. Sadece tekamül seviyesi, insan olarak doğmalarını gerektirecek varlık sayısı giderek artmaktadır. İnsanlıktaki görece nüfus artışı, insanlığın bir bütün olarak tekamül sürecinin de bir ifadesidir. Belli bir tekamül düzeyine bir kez daha ulaşan insanlık, evrene açılmasını sağlayacak yeni bir kuantum sıçramasının eşiğindedir. İnsanlık, yeni bir evreye geçmek üzere, bu anlayışa uygun düşecek bir aydınlanma çağının içinde bulunmaktadır. Bu çalışma da, aydınlanma sürecine konulan bir tuğladan ibarettir.

Tekamül yasası her varlık için eşit derecede geçerli bir yasadır. Yaşanacak tecrübeler farklı olabilir ancak sonuç daima aynı olacaktır. Tanrıdan ayrılan her varlık, büyük döngüyü tamamlayarak O’na geri dönecektir. Bu süreç, sonsuzca devam eden bir süreçtir. Türlerin evrimi, bütünlüğe giden bir yolculuktur. Bu yolculuk daima içten dışarı doğru oluşmaktadır. Dünyanın canlı ve cansız şeylerden oluştuğunu düşünebilirsiniz. Ama evrendeki hiçbir şey ölü değildir. Her şey canlıdır. Gördüğünüz her şey sadece enerjinin farklı frekanslardaki titreşimleridir, o kadar. Kuantumun keşfinden sonra, aslında maddenin var olmadığı, her şeyin bir enerji olduğu ve bu enerji oluşumunun da bir anlamı bulunduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. Kuantum fiziğine göre, aynı anda iki varlık aynı yeri kaplayamaz. Bu demektir ki, aynı anda iki varlık aynı yerde bulunamaz. Kuantum teorileri doğruysa, hiçbir varlık, aynı anda, aynı zamanda ve aynı mekanda hem ben varım, hem de O var diyemez. İki varlık bir arada olamayacağına göre bu teorinin açılımı ancak, “O her şeyin bütünüdür” şeklinde olabilir. Kuantum dünyasında bütünden ayrılış, kopuş imkansızdır. Her parça bütüne, görünmez bir enerji ile en yüksek seviyede bağlıdır. Kuantum dünyasında her şey bir bütündür. Hiçbir şey kopmaz ve ayrılmaz. Kuantum evreni, bu oluşun bilimsel olarak ifadesidir. Kuantum evreninde kopuş ve ayrılış yoktur. Ancak yer değiştirme vardır. Mesafe, izafi bir kavramdır. Kuantum felsefesinde parça bütün ilişkisi mevcuttur. Parça, bütünün tüm bilgilerini içerir. Parçanın her başına gelen, bütünün bilgisi dahilindedir. İkisi, ayrılmaz bir bütündür. Enerji boyutunda her şey bir bütündür. Her şey enerjidir. Kuantum felsefesi, evrende hiçbir şeyin kaybolmadığını, sadece dönüştüğünü söylemektedir. Evren sürekli olarak enerji akışları ile iletişim halindedir.

Ruhsal enerji de bir tür Kuantum enerjisidir.  Ruh, evrensel varlıktan ayrı değildir. İnsan ile evren arasında sürekli bir iletişim mevcuttur. Kuantumsal olarak bir tek insanın gücü, evrenin gücüne eşittir. Bu açıdan bakıldığında bütün insanlık bir ailedir. Tek bir organizma olan insanlığın bazı parçalarının bozuk ve çürük olmasının sıkıntısını tüm vücut çekmektedir. Ancak sıkıntı yaşanmadan tekamül olmaz. Bu etkileşim evrenin her noktasında tüm varlıklar arasında da geçerlidir. Bir kişiye bile verilen zarar aslında tüm evrene verilmiş demektir ve bir kişiye bile yapılan yardım tüm evrene yapılmış bir yardımdır. Birey bu bilince ulaştığı ölçüde görevini yerine getiriyor demektir. Evrenin bölünmez bütünlüğü sonsuz bir okyanus gibidir. O okyanusu oluşturan her damlanın birbiri ile sürekli teması söz konusudur.

Evrensel kanunlar, görünmeyenin görünür alemdeki fiziki elleridir. Kanunlar devamlılığı ve düzeni sağlama vasıtalarıdır. Başlangıçta kaosu düzene dönüştüren bu kanunlar olmuştur. Bugün de aynı kanunlar, oluşabilecek her türlü kaosu düzene dönüştürmek için işlevselliklerini sürdürmektedir. Kanunlar, birbirinden farklı kural ve formüllere sahip gibi görünseler de, hepsi tek bir amaç için vardır. Hepsi, birbirinden haberdar olarak bir bütün içinde hareket ve hizmet etmektedir. Birbirinden bağımsız ve ilgisiz gibi görünen bilgi parçacıklarını bir araya getirmek, onları koordine etmek, bir bütün oluşturmak günümüzde bilimin ilgisi alanına girmiştir. Bu bilim dalına sibernetik denmektedir. Sibernetiğe göre evren zekidir ve belli bir şuur yapısına sahiptir. Evrendeki oluşum ve gelişimler, en küçük parçacıkların ve dalgacıkların ilettiği bilgiler aracılığıyla gerçekleşmektedir.  Başlangıçta, cansız partiküllerin bilgi alış verişi yetenekleri sayesinde dünyamızda canlı oluşumu ortaya çıkmıştır. Öyle anlaşılıyor ki canlılık, matematik bir programdır. DNA zincirleri, bu programı aktaran binek taşlarıdır. En gelişmiş canlı türü insan, DNA zincirlerinden oluşan bir organizma ve bir dizi program paketidir. Sibernetikçilere göre bilgi, insanın dış dünya ile uyum sağlamasının adıdır.

Madde alemi denge alemidir. Hiç değişmeyen kanunları vardır. Doğa kanunları, madde aleminde her şey için eşit şekilde işlem yapan güçlü enerjilerdir. Evrensel düzeyde faaliyet gösteren bu kanunlar en başından bu yana hiç değişmeksizin faaliyettedirler. Yaşam, evrensel ilkelerin ne denli zorlayıcı ağırlıkları olduğunu ortaya koymaktadır. Kuantum düşünce sistemi, bu evrensel kanunlara uyumlu yaşamanın başarıyı daima beraberinde getireceği üzerine kuruludur. Bir evrensel ilkeyi yok saymak, onun bizim üzerimizdeki etkisini sonlandırmaz. Doğa kanunları asla torpil ve iltimas yapmaz. Herkes için eşit derecede geçerlidir. Bu kanunları fark etmek, onlara uyum sağlamak bizim gücümüzü artırır. Hedefimize çabuk ve zorlamaksızın ulaşmamızı sağlar. Doğa kanunları bizim doğal müttefiklerimizdir. Bu ilkelere ters düşmek, onlara aykırı davranmaya çalışmak akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. Evrensel ilkeler hayatın kurallarıdır. Her doğa kanunu bir tür denge sistemidir ve evrende denge mutlak bir şekilde kurulur. Zamanı, inancı, kültürü aşan yüce irade her yerde aynı evrensel yasaları yürürlükte tutmaktadır. Evrenin zekasını yansıtan şey, Ruhun Yasalarıdır. Doğanın gücünü bu yasalar yönetir. Doğal düzene işaret eden bu yasalar, sadece doğanın mekaniğini değil, varoluşun her boyutunu da yönlendirir. Yasalara uygun yaşamayı başaranlar, doyum, huzur ve bolluğa kavuşur. Yasaları yok sayanlar ya da umursamayanlar ise, uyanmaları için kendilerine verilen öğretici görevlerin sonuçları ile karşılaşır. Yasalar, her birimizin içindeki devasa sezgisel bilinç deposunda kayıtlıdır.

Evren tamamen sevgi üzerine kurulmuştur. Sevgi evrendeki en güçlü ve buna rağmen hala en bilinmeyen enerjidir. Sevgiye hükmeden bir kural vardır; Çekim Yasası. Çekim yasası, Evrenin en güçlü yasalarından birisidir. Yasa, südurla başladı, daima var oldu, her zaman var olacak. Çekim gücü, tüm evrene yayılmıştır. En büyükten en küçüğe kadar her şey çekim yasasına tabidir. Her atomu ve molekülü oluşturan odur. Güneş sistemlerini, galaksileri bir arada tutan hep çekim gücüdür. Çekim gücü doğada her yerde görülmektedir. Böcekleri çiçeklere çeken ve soylarının devamını sağlayan çekim gücüdür. Bitkiler topraktan besini çeker. Her hayvan türünün dişisi ve erkeği birbirini çeker. Türdeş hayvanlar çekim yasası ile sürüler oluşturur. Dünyanın çekim gücü, üzerindekilerin uzaya dağılıp yok olmalarını engellemektedir. Tıpkı güneşin kendi gezegenlerini, gezegenlerin kendi uydularını çekmeleri gibi. Kullandığımız her nesne, kendi çekim gücü sayesinde bir arada durmaktadır. Çekim yasası doğaya ait bir yasadır ve tarafsız, genel, kesin ve doğrudur. Kimseyi kayırmaz. Çekim yasasına göre, düşüncelerinizin frekansı, yaşamakta olduğunuz olaylar ile çakışmaktadır.

Siz Evrenin ta kendisisiniz. Ondan ayrı değilsiniz. Bu nedenle, Evrenin tabi olduğu tüm yasalar sizin için de geçerlidir. Çekim yasası bir yaratım yasasıdır. Kuantum fiziği, evrenin tamamının bir düşünceden doğduğunu söylemektedir. Bu yasa, tüm Evrende olduğu gibi sizin hayatınızda da daima çalışmaktadır. Dolayısıyla hayatınıza giren her şeyi kendinize çeken sizsiniz. Bunu zihninizdeki imgeler ile, düşüncelerinizle, hislerinizle yapıyorsunuz. Siz hayatınızı, düşünceleriniz aracılığıyla ve çekim yasası sayesinde kendiniz yaratıyorsunuz. Zihninizden geçirdiklerinizi kendinize çekiyorsunuz. Korku, ayrılma kaygısı, güçsüzlük gibi endişelerinizde ısrarcı olmanız halinde, yanlış zamanda yanlış yerde olmayı daima kendinize çekeceksiniz demektir. Şikayet ettikleriniz dahil olmak üzere şu anda sizi çevreleyen her şeyi yaşamınıza çeken sizsiniz. Bunu bir kez kabullenirseniz, artık hayatınızı değiştirmeye hazırsınız demektir. Yasayı fark ettiğiniz anda, ne kadar akıl almaz bir gücün de sahibi olduğunuzu fark edeceksiniz. Bundan sonraki yaşamınızı sadece düşünerek var edebileceksiniz. Zihinsel tutumunuz, kendi doğasına uygun şartları kendisine çekecektir. Düşünceler manyetiktir ve frekansları vardır. Siz düşünürken düşünceleriniz Evrene yayılır ve manyetik güçleriyle aynı frekanstaki bütün benzerlikleri mıknatıs gibi size çeker. Gönderilen her şey kaynağına döner. Ve Siz o kaynaksınız. Sizler birer yayın merkezisiniz. Evrenin en güçlü verici istasyonu sizsiniz. Sizin ilettiğiniz frekanslar hayatınızı şekillendirirken, hayatınız da dünyayı ve evreni şekillendirir. Yaydığınız dalgalar Evrene uzanır. Bu nedenle, hayatınızda değiştirmek istediğiniz her ne varsa, önce o konuyla ilgili düşüncelerinizi değiştirin. Kendinizi bolluk içinde yaşarken düşünün; bereketi kendinize çekeceğinizi göreceksiniz. Bu kural herkes için, her zaman geçerlidir.

Çekim aynı zamanda, insanları diğer insanlara yaklaştıran güçtür. Onun sayesinde şehirler kurulmuş, medeniyetler doğmuştur. Aynı düşünce yapısındakilerin bir araya gelmeleri ile cemaatler, topluluklar, dernekler oluşmaktadır. Çekim bir insanı bilime, diğerini spora, ötekini müziğe çeken güçtür. Sizi en sevdiğiniz şeylere, yerlere, arkadaşlara ve hayatınızdaki tüm sevdiklerinize çeken güç hep çekim gücüdür. Çekim gücü, sevginin gücüdür. Çekim, sevgidir. Hayatınızdaki sevgi duyduğunuz her şeye çekim gücü sayesinde sevgi hissediyorsunuz. Onları sizin hayatınıza çeken şey de işte bu çekim gücüdür. Çekim yasası sevgi yasasıdır ve galaksilerden tek bir atoma kadar her şeyi uyum içinde tutan en güçlü yasa budur. Her şeyin içinde bu yasa işler. Kainat sürekli sevgi alış verişi içerisindedir. Bu alış veriş daimdir. Dolayısıyla evrensel tekamül süreci, bir sevgi patlaması olarak tanımlanabilir. Hayatındaki sevginin bir insana yakışır dengede idamesini sağlayacak kadarını elde eden her birey, bunu ötesindeki sevgi kazanımlarını paylaştığı, diğer insanların tekamülü için kullandığı nispette, kendi ruhsal tekamülünde de çok hızlı yol alacağını bilmelidir.

Dünya yaşamı tamamen bir tekamül sürecidir. Bütün düzen, çeşitli tecrübelerin yaşanması üzerine kurulmuştur. Her varlık ne yapıyorsa onun karşılığını görecek, bunun sonuçlarını yaşayacaktır. Her varlığın, tamamlaması gereken bir ömrü vardır. Ancak ömrün tamamlanması bir son değil, tekamül yasasının bir gereğidir. Evrenin dahi bir sonu vardır. Yeterli deneyim sürecinden geçtikten sonra evren de südur ettiği ana kaynağa, Tanrıya geri dönecektir. Ancak bu da bir son değildir. Yeni südurlar ile süreç sonsuz kere tekrarlanacaktır. Aynı yasa çerçevesinde her insan, öldükten sonra tekamülüne devam için yeniden doğacaktır. Bu süreç ancak ruhsal tekamülün tamama ermesi ile, yani Tanrıya dönüşle sonlanacaktır. Evren, Tanrı ile özdeş olduğu ve Tanrı’dan başka hiçbir varoluş bulunmadığı için, iyilik ve kötülük kavramları da Tanrı’nın ifadeleridir. Ancak, asıl olan sevgidir, iyiliktir. Tanrısal fışkırmanın bilinen en üst düzey ifadesi olan insan, iyi ve kötünün savaştığı alandır. Asıl olan iyilik olduğu, evrenin tümü sevgi üzerine kurulu bulunduğu için, ancak iyi bir insanın ruhu, Kâmil İnsan’a dönüşebilir ve Tanrı ile bütünleşebilir. Yaşamı boyunca iyi olanlar, bulundukları düzeyin üstünde yeniden doğarlar. Kötü davranan insan ise yeniden doğuş yasası uyarınca, tekâmülün bir önceki aşamasına geri döner ve tamamlaması gereken görevleri yapabilmek adına, geçmişte sonuçlanamayan sıkıntılı durumları tekrar tekrar yaşarlar.

 

İnsanlar bu dünyada doğarlar, yaşarlar ve ölürler. Fakat pek çoğu, neden bu dünyaya geldiğini veya hangi amaca hizmet ettiğini düşünmez bile. Kendine soru sorma ihtiyacı duymadan, ömürlerini tüketirler. Pek çoğunun yaşamı bir etki-tepki içerisinde sürer gider. Çalışırlar, evlenirler, çocuk yaparlar, yaşlanırlar ama bir tek gün bile, “benim bu dünyada var olmamın amacı acaba nedir” diye sormazlar. Çünkü bu sorunun cevabını vermek için kendileriyle yüzleşmeleri, kendileriyle baş başa kalmaları gerekir. Tercihli değerler içinde yaşayan insanlar için daima kendileri haklı, karşılarındaki haksızdır. Bu düşünce tarzı aslında korkunun sonucudur. Hiçbir zaman şuurlu bir varlığa dönüşüp kendini tanımayan insan ölümden ve sonrasında neler olabileceğinden korkmaktadır. Bu korku, insanın bağımsız düşünmesini ve gelişmesini engeller.  Mistik konular söz konusu olduğunda birçok insan korkudan doğan şiddetli ret tepkileri sergiler. Ruhunun kendini özgürce ifade etmesine asla fırsat tanımaz. Bu tür insanlar, hakikate yolculuğun mistik bir yolculuk olduğunun farkında değildir. Kademe kademe, aşama aşama ve hayatlar boyu kat edilen zor bir yolculuktur bu. Sonuçta ulaşılacak olan nihai amaç, hakikati bulma ve hidayete ermedir. Ancak hidayete eren Kamil bir İnsan nihai hedefe ulaşır ve Tanrı ile yeniden bir olur.

Tekamül süreci zorlu bir süreçtir. Ruhun birçok farklı deneyimi yaşaması ile mümkün olur. Tekamülün mümkün olabilmesi için ruh, değişik ülke ve tarihlerde dünyaya gelmenin yanı sıra, hem eril hem de dişil nitelikleri de mutlaka defalarca deneyimleyecektir. Her ruh, çok sayıda dönemde ve farklı ülkelerde yaşar. Her kültürü ve topluluğu tanıyarak, gücünü sınar. İçinde yatan Tanrısallığı ve yaratıcılığı keşfeder. Ruh, Tanrısal hedefe yürürken tek başına değildir. Başka ruhlarla birliktedir ve onları sevmeyi öğrenir. Gerçek sevgi ilişkileri sonsuza dek sürer. Bu bağlamda ruhların bireysel değil, ikili ya da toplu yeniden doğuşlarından söz etmek mümkündür. Hemen hiç kimse, önceki yaşamlarını anımsamaz. Önceki yaşamların anımsanması birçok fiziksel ve sosyal karmaşaya yol açabileceği ve ayrıca özgür iradenin kullanımını etkileyebileceği için, her yaşamın kendine özgü olarak sürdürülmesi sağlanmıştır. Önceki yaşamlarını ancak ruhsal bakımdan çok gelişmiş insanlar kısmen hatırlar. Geçmiş hayatların perdesi çok nadir aralanır. Zira, zamanından önce öğrenilmiş geçmiş deneyimler ve yaşamlar, tekamülün durmasına dahi neden olabilirler. Ancak geçmiş yaşamlarda kazanılmış değerler ve yetenekler, bir sonrakine mutlaka yansıyacaktır. Ruhun fizik dünyanın sınırını geçmesinden, yani ölümden sonra sır perdesi açılır. Tüm deneyimlerin bir arada değerlendirilmesi mümkün olur. En son yaşamda kazanılan deneyimlerin ışığı altında, halledilmemiş eski görevler ve yaşanması gereken yeni görevler ile yeni bir hayatın planı yapılır. Ruh yeniden bedenlenirken Unutma Yasası tekrar devreye girer ve yaşam macerası yeniden başlar. Art arda süren hayatlar sonucunda insan daha yoğun bir deneyim kazanır ve bu deneyimler bireyin gerçek kişiliğini ve yeteneklerini oluşturur. İnsan yetenekleri arasında gözlenen farklılıklar, geçmiş hayatların deneyimleri ve kişiliğin gelişmişliğiyle orantılıdır. Her ruh, önceki hayatlarında kazandığı bu yetenekler ve kişilik ile yeni hayatına başlar. Her bir hayat, aksini gerektirecek bir davranışta bulunulmamışsa, bir önceki yaşamın üst basamağından başlar. Böylece bilincin gelişmesi, ruhun tekamülü sağlanmış olur. Her bir yaşamda hepimizin hedefi iyi bir eş, iyi bir öğrenici, iyi bir ebeveyn olabilmek, yaşamımızı en ideal koşullarda geçirebilmektir. Ancak bunların tamamı birer amaç değil, gerçek amaca ulaşma yolundaki birer görevdir. Her biri, yaşamın hakikatini öğrenmek için birer araçtır.

İnsan, yaşamı boyunca daima iki kuvvet arasında zorlanmıştır. Bunlardan ilki yaşama ve kendini koruma içgüdüsüdür. İkinci kuvvet ise onun ileriye, daha iyiye gitmesini sağlayacak olan itici güçtür. Kendini koruma ve yaşama içgüdüsü her canlının en temel içgüdülerindendir. Tek hücreli organizmalarda bile bu içgüdü mevcuttur. Yaşama güdüsü, Tanrının tüm hücrelerimize işlediği ana emirdir. Pek çok hayat boyunca yaşanan soğuktan, sıcaktan, açlıktan korunma, yaralanma, hapsedilme, ölüm deneyimlerini üst üste eklerseniz, bu korunma içgüdüsünün nasıl güçlü bir hale geldiğini de anlarsınız. Ancak bu içgüdünün, bireyin gelişme ihtiyacının önüne asla geçmemesine özen gösterilmelidir. Aksi takdirde denge bozulur ve gelişme sekteye uğrar. Kendini koruma güdüsü frenlenmezse, daha başlangıçta kişinin gelişme, iyileşme ve değişme atılımlarının önünü keser. Değişim ve ilerleme için nelere katlanılması gerektiği önemli bir karardır. Bu nedenle bazen size yük olarak gelebilecek sıkıntılara dahi katlanılmasının gerektiği durumlar yaşanabilir. Ancak yükün fazlasının sizi sağlığınızdan dahi edebileceği de hatırdan uzak tutulmamalıdır. Özgür irade bu gibi durumlar için insanlara verilmiştir. Ruhsal tekamül ancak aklın önderliğiyle, akılsal ve sezgisel yeteneklerin ortak birleşimi ile mümkündür.

Akıl insanın kendi davranışını bilmesi, yargılaması, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma dirayetidir. Yine akıl, bazı yargıların, başka yargılar ile olan mantıki bağlarını kavrama, tutarlı çıkarımlar yapma yeteneğidir. Özgür iradenin varlığından ancak aklın kullanılması sayesinde bahsedilebilir. Öte yandan Hakikat Arayışında akıl tek başına yeterli değildir. Aklın yanı sıra hikmet, bireyi hakikate ulaştırabilir. Hikmet, akılcı görüşle derin düşünme ve varlık bütünün özünde saklı ana ilkeleri anlama amacı güden, aklın yanında sezgiye de yer veren ve deneyden çok sezgi ile kavranan düşüncedir.  Hikmet tasavvufta, çoklukta birliği, her şeyde Tanrıyı gören aşktır. Alemin özünde saklı sırra aşkla ulaşan mutasavvıfın, bu aşk yoluyla tüm sırları anlama yeteneğidir. Akıl, hikmete dönüştüğü ölçüde Tanrıya yakınlaşır. Tanrıdan südur eden ilk varlık Akıldır. Ana kaynak Külli Akıl ya da Evrensel Zekadır. İnsan aklı, bütün südur aşamalarını kapsayan çok özel bir zekayı kaplamaktadır. Aklın en göze çarpan vasfı şüphedir. Tartışma, karşılaştırma, araştırma hep akla özgüdür. Sezgi ise hakikate içten nüfuz etme yöntemidir. Aklın önderliğindeki sezgi kuvvetini kullanamayan, hakikat bilgisine ulaşmaya muktedir olamaz.

Aklını ve sezgi gücünü kullanabilen ve bilgi üretebilen insan, hem kendisini hem de çevresini dönüştürme yeteneğine sahiptir. İnsan, olmuş, bitmiş, tamamlanmış bir yapı değildir. Aksine sürekli oluşum ve dönüşüm halinde olan bir ruh ve beden bütünlüğüdür. İnsanlarda huzurlu ve güvenli bir kişilik ancak, kendi iç dünyası ile dış dünyanın uyum içine girmesi ile ortaya çıkabilir. Dış ve iç enerji alanları uyum içinde bütünleştiklerinde, hem içte hem de dışta düzenli ve dengeli bir yapılaşma gerçekleşir. İç denge ruhun güçlenmesini sağlarken, dış denge mükemmel nesnel ve sosyal düzenin oluşmasını mümkün kılar. Dünyanın bu dengeye şiddetle ihtiyacı vardır. İnsan, fizik ve metafiziğin ufkunda durmaya, her iki kaynaktan da beslenerek dönüşmeye ve gelişmeye gereksinim duymaktadır. Bilgi ile sezginin sentezinden ortaya çıkan farkındalığı sayesinde mutluluğu ve güzelliği hem içinde, hem dışında oluşturabilir.

Kuantum düşünce sistemi, insanın gelecek beklentisini şekillendirerek, farklı gerçeklik katında kendi yolunu tayin etmesini sağlar. Kuantum bakış açısına ve bilgeliğine sahip olmuş kişi, gözlediği olayda ya da nesnede kendisini görür ve çıkarması gereken dersleri çok iyi anlar. Kuantum bilgeliğinin farkındalığında kendi varsayımlarını sorgulayarak kendini tanımak, bulunduğu benlik katını değiştirmenin ilk adımını oluşturur. Kendini tanımak için önce yaşanmışlıkları ve bu yaşanmışlıklar sonucu ortaya çıkan duyguları sorgulamak gerekir.  Duygularına hakim olan insan, davranışlarına da hakim olabilir. Duygularımızın nedenlerine inmezsek, onlara hakim olmak yerine onlar bize hakim olur. Empati, karşıdakinin yerine kendini koyarak duyguları algılamak ise, bu yönteme de kişisel empati denilebilir. Empati sahibi bilge insan durumlara ve olaylara seyirci kalmaktansa, onlara katılmayı ve doğru yönde etkilemeyi tercih eder. Bu katılımda ne bir çıkar, ne de bencil bir düşünce bulunur. Var olanların ve varlığın hakikatini anlamak ancak katılım ile mümkündür. Katılımcı olmayan anlayışta varsayımlar ve ön yargılar vardır. Katılımcı anlayış ise, karşıdakinin benlik katına ait yorumlar ve değerler ile ortaya çıkar. Kuantum bilgeliği katılımcı anlayışı savunur. Duyular ötesi etkileşimlerin anında gerçekleşebildiklerini kabul eder. Olaylara bütünsel olarak bakar ve düşünce hızında farkındalığını artırır. Tümel ruh ile öznel ruh ilişkisinde bölünmez bir bütünlük söz konusudur.

Kuantum biliminin bize gösterdiği gibi her şey bütünse, her şey Tanrı ise, ve yine her şey evrensel birlik içinde var oluyor ise, zaten her şey kutsal demektir. Kutsallığı ayrı bir yerde aramanın, ona farklı anlamlar yüklemenin gereği yoktur. Her varlık, her insan kutsaldır. Tanrı her insanın içinde sürekli olarak gelişen bir sırdır. Tanrı pek çok yönüyle hala, tamamen anlayabildiğimizin ötesinde bir sır olmaya devam etmektedir. Ancak evrensel zekanın bizim tekamülümüz yolunda sürekli çaba içinde olduğu da kesin gibidir. Bu düşünce tarihin en karanlık dönemlerinde dahi varlığını muhafaza etmiştir. Birçok kişi ve kurum aracılığıyla “Sır” olarak saklanan Varlık Birliği felsefesi artık gün yüzüne çıkmaya hazırdır. Sır, tarih boyunca hep var oldu. Tarihin en büyük insanları bu sırra vakıftı. Zincir hiç kopmadı. Öğretmenler, mükemmel bir zincir oluşturacak şekilde, biri daima diğerine bağlanmış ve sır günümüze ulaşmıştır. Ancak bugün insanlık öyle bir farkındalık ve aydınlanma seviyesine gelmiştir ki, sırrın artık “Sır” olarak saklanması mümkün görünmemektedir. İnsanlığın bu büyük sırrı artık yeni bilgilerin ışığı altında yorumlanmakta ve tüm insanların malı haline gelmektedir. İşte bu sır size, istediğiniz her şeyi verme gücüne sahiptir. Seçtiğiniz şey ne olursa olsun, ona sahip olabilirsiniz. Hedefin büyüklüğü hiç önemli değildir.

Daha başarılı olmak istiyor musunuz? Gerçekten istediğiniz şey nedir? Biz hepimiz sınırsız bir güçle yaşıyoruz. Yaşantımız daima aynı kurallara bağlı. Evrenin doğal kanunları o denli kesin. Ancak yaratım gücü, sadece doğal kanunlarla sınırlı değildir. İnsanoğlu bugüne kadar doğal olmayan birçok deneyimi yaratmıştır ve yaratmaya da devam etmektedir. Düşünceler, anlayışlar, olasılıklar, korkular, şeytanlıklar, hepsi sizin eserinizdir. Kuantum düşünce sistemi, evrenin bireysel inançlara ve düşüncelere bağlı olarak tepki verdiğini kanıtlamaktadır. Her birey, ne ekerse tam olarak onu biçer. Ektiğiniz her ne ise, bahçenizde büyüyecek olan da odur. Eğer dünyanın korkutucu ve düşmanca bir yer olduğuna inanıyorsanız, başınıza gelecek olan tam olarak budur. Eğer insanların temelde iyi olduklarını ve başınıza iyi şeylerin geleceğini düşünüyorsanız, düzenli olarak iyilikle karşılaşırsınız. Tercih tamamen size aittir. İşleriniz sürekli ters mi gidiyor? Yoksa yaşam daima hoşluklarla mı geçiyor? Her iki durumun da sorumlusu sadece sizsiniz. Olumsuz düşünce ve olayların üzerinde odaklanmayı reddeder, karşınıza çıkan her insanda ve her deneyimde iyiyi ararsanız, aradığınız iyiliği mutlaka bulursunuz.

Kuantum felsefesi bize, düşündüğümüz şey olduğumuzu söylemektedir. Ne düşünürseniz o olursunuz prensibi, yer çekimi kadar gerçek bir kuvvettir. Bu nedenle başarının peşinde koşmak yerine başarıyı kendinize çekmek esas olmalıdır. Yapmak, olmanın harekete dönüşümüdür. Hayal edilen her şey, eğer harekete geçilmezse hayal olarak kalır. Ne kadar hayal kursanız da, üzerinde ne kadar konuşsanız da, ortada hayali eyleme dönüştürme iradesi ve çabası yoksa, hayal olarak kalmaya mahkumdur. Harekete geçmek ilk adımdır. İlk önce kendinize hayalinizin gerçekleşmesi için nelerin yapılması gerektiğini sorun ve sonra da bunları yapmak için eyleme geçin. Bir şeyi yapmayı taahhüt etmek, ne kadar uzun sürerse sürsün, yapılacak her şeyi yapmak demektir. Taahhüt etmek, istediğiniz şeyin olması için cesur girişimleri gerektirir. İşte tam da burası, evrenin gücünü arkanıza aldığınız andır. Yapabileceğiniz şeyleri elinizden gelen en iyi biçimde derhal yapmaya başlayın. Sizin yapamayacaklarınız kendiliğinden ortaya çıkacak ve gerçekleşecektir.

Evrensel zihinde ne ekerseniz, onun kendi yolunda olgunlaşacağını bilin. Ona güvenin, ilgi gösterin ve onu besleyin. Evren kesinlikle düşüncelerinize yanıt verecektir. Evren bizim açımızdan, bizim düşüncelerinize göre şekillenmektedir. Bu nedenle bizler, kendi yaşamlarımızın yaratıcıları konumundayız. Öte yandan bireysel yaratımlarımız evrenin de şekillenmesine katkı sağlamaktadır. Yani bizim Tanrıya ihtiyacımız olduğu kadar, Tanrının da bize ihtiyacı var. Evrenin gücü ve yaratıcı enerjisi, sizin yaratıma bilinçli katılımınızı umuyor ve bekliyor. Ruhsal tekamül, işte bu yaratıcı sürecin bir ifadesidir. Kendi kişiliğinizle ve yaşamınızla ilgili daha uyumlu kararlar aldığınız, refahınız adına çözümler araştırdığınız oranda evrensel zekanın tekamülüne de katkı sağlamış oluyorsunuz.

Evrende, hayal edebileceğiniz her şey mevcuttur. Yaratmak, zaten var olanı belli bir formda yeniden şekillendirmektir.  Bir şeyi hayal edebiliyorsanız, o şey zaten vardır ve ortaya çıkmak için bir kaşif beklemektedir. Keşifler ve teknolojik gelişmeler bu gerçeği bize her gün ispatlamaktadır. Geçmişin hayal dünyası bugünün gerçeği, bugünün tasarımları da yarının gerçekleridir. İnsanoğlu, ulaşmayı arzuladığı hedeflere daima ulaşmıştır ve bunun sınırı yoktur. Ebedi, akıl almaz ve yüce bir güç hepimizi sürekli ileri itiyor. Ama böyle itilirken bile çoğumuz oyalanıp geriye bakıyoruz. Sizin kim olacağınız Tanrının takdiri değil, sizin seçiminizdir. Tanrı düşünme gücünü size vererek, aslında elinize sihirli bir değnek vermiştir. Düşünme kapasitesine sahip olan insan, kendi içindeki gücü keşfetmek için kendisiyle baş başadır. Tanrı size kim olacağınızı seçme gücü vermiştir. Elbette her yaşam için öngörülen görevler vardır. Kader, bu görevlerin yerine getirilmesi ile ilgilidir ve bundan kaçış yoktur. Ancak bu görevlerin nasıl yapılacağı, sonuçlarının ne olacağı tamamen sizin özgür seçiminize bırakılmıştır. Sizin yoksul ya da zengin olmanız Tanrının planı değildir. Onun ilgilendiği, sizin seçim kuvvetinizin farkına varmanızdır. Şunu düşünün; içinde bulunduğunuz gerçeklik Tanrının yarattığı kader değil de sizin seçiminiz olsa, hayatınızı nasıl yaşarsınız?

Varlığınız ve yaşadıklarınız artık bildiğiniz evrensel Kuantum kuralına göre işlemektedir: Biz, düşündüğümüz şeye dönüşürüz. Bu basit gözde canlandırma süreci, bilinçaltının değişime karşı yarattığı direnci aşıp, size olduğunuz kişiyi değiştirme imkanı sağlamaktadır. Herhangi bir soruna karşı tavrınızı değiştirdiğinizde, sorun ya kendiliğinden çözülecek ya da yok olacaktır. Kuantum bilgeliğini kullanmayı alışkanlık haline getirmek yaklaşımlarınızı, hayata bakış açınızı değiştirecek, olduğunuz kişiyi daha olgun bir insan yapacaktır. Buradaki amaç, bilinçaltınızın korkularının ve şüphelerinin yerine yeni gerçekliğinizin heyecan verici vizyonunu yerleştirmektir. Korkularınızdan kaçmayın. Kaçarak hiçbir sorunu halledemezsiniz. Orada olun, onlarla yüzleşin ve onları aşın. Endişe, korku ya da şüphe hissettiğiniz her an Kuantum düşünce sistemini kullanabilirsiniz. Düşünce yapınızı olumsuzdan olumluya dönüştürebilirsiniz. Nerede olursanız olun, bu uygulamayı yapabilirsiniz. O an hissettiğiniz olumsuz hislerin anında yok olduğunu göreceksiniz. Tarih, mümkün olmayanı hayal etmeye cesaret edenlerin tüm sınırları aştığını kanıtlamaktadır. Bu insanlar, hayal güçlerinin sınırlarını aşarak dünyayı değiştirmiş ve adlarını tarihe yazdırmıştır. Hayal gücünü kullanarak tarihi değiştiren kişilerden birisi olan Galile Galileo, “İnsanlara hiçbir şey öğretemeyiz. Yalnızca kendilerinde olanı keşfetmelerine yardımcı olabiliriz” demektedir.

Ruhunuz, siz farkında olmasanız da kendi isteklerini sürekli olarak size duyurmaktadır. Kendi yüksek beninin sesini dinleyen insan, bir sonraki adımda neler yapması gerektiğini fark edecektir. Bu ruhsal taleplere direnmek ve mücadele ederek enerjiyi boşa harcamak yerine, yaşam gücü ile işbirliği yaparak enerjiyi doğru yöne kanalize etmek, tekamül için en faydalı yöntemdir. Kontrol edemeyeceğiniz ya da değiştiremeyeceğiniz şartlar için enerjinizi harcamak yerine bu enerjiyi ruhun talepleri doğrultusunda harekete geçirmek çok hızlı yol almanızı sağlayacaktır. Her birimiz, Tanrının birer parçası olduğumuz gerçeğini asla unutmamalıyız. Hepimizin bir olduğu gerçeği bireyi ancak huzura ve sevgiye götürür. Bütünlük yasasının aşkın doğası ancak yüksek bir farkındalıkla sağlanabilir. Ayrı ayrı varlıklar olmadığımız, Tek bir Varlığın parçaları olduğumuz bilincine ulaşmak, Kemale Erme yolunda önemli bir adım atmak demektir.  Kendinize şu soruları sorun. Bu gerçekse, Tanrı ile gerçekten birsem, nasıl bir insan olurdum? Nasıl davranırdım? Bu durum, ilişkilerimi nasıl etkilerdi? Bencilliğim, Birlik Bütünlük duygusuna dönüşseydi ne olurdu?

Tanrı, sonsuz, uçsuz bucaksız bir evren var etti. Önce gezegenleri, sonra bunların üzerindeki canlıları var edecek sistemi daha ilk anda kurdu. Kendini yarattığı her varlığın içine yerleştirdi. Her doğan canlının içine kendini yerleştirirken, onların bunu unutmasını sağladı. Böylece hayatı birebir deneyimleme ve yaşanan yeni deneyimlerle tekamül etme olasılığını da yaratmış oldu. Bütün güçlerini içimize yerleştirdi. Bize bu yolculukta yardımcı olması için duygularımızı verdi. İşte bugün Tanrı, maddesel olarak var olmanın, yaşamanın, zaman ve mekan gibi engellerle birlikte yoğrulmanın ne demek olduğunu bizim sayemizde deneyimliyor ve tecrübelerimizle tekamül ediyor. Tekamül için kullandığı yegane varlıklar biz değiliz belki, ama dünyamız için en yetkini olduğumuz kesin. İnsanlar, yaşadıkları her an bir şeyleri deneyimlemektedir. Her deneyim, insanın gelişimi içindir. Peki, içinde bulunduğumuz bu mükemmel Evrende bizler bireyler olarak nasıl gelişimimizi sağlayacağız? Evren ile iletişim kurarak. Peki bu iletişimi nasıl sağlayacağız? Evrene yaydığımız enerji  ile. Evrendeki her şey Enerjiden meydana gelmiştir. Buna biz de dahiliz. Evren ile aramızdaki iletişim dilinin adı Enerji’dir. Evren, sadece enerjinizi okur. Evren, sizlerin arzularını daima yerine getirmekle mükelleftir. Eğer yaydığınız enerji olumsuz ise, meydana gelen yaratımlar da daima negatif olacaktır. Yaydığınız enerji olumlu ise, yaratımlarınız da pozitif olacaktır. Enerjinizin nasıl bir frekanstan yayın yaptığına karar veren daima sizsiniz.

Evren ile ilişkinin ilk adımı istemektir. Siz istemezseniz, Evren kendiliğinden “dur şuna bir şeyler vereyim” demeyecektir. Kendiniz için istemekten korkmayın. Evren, sizin kendinize izin verdiğiniz kadarını size vermeye devam edecektir. Evrenle konuşun. Gülümseyerek konuşun. Enerjinizle dağları oynatabileceğinizi hissettirin. İsteyin. İstemenin sınırı yoktur. Siz bir şeyi istediğiniz an Evren sizin için onu hazırlıyor ve teslim etmek üzere bekliyor. Evren çarklarını çalıştırıp gerekli olayları, tesadüfleri sizin için sıraya sokuyor. Ancak siparişiniz kapınıza geldiğinde zil sesini duyabiliyor musunuz? Enerjinizle oluşturduğunuz kabınız, istediklerinizi alabilecek kadar büyük mü? İsteklerinizde kesin olun. Sahip olma durumundan, sahip olmama haline dönüşebilecek geciktirici duygu ve düşüncelerden uzak durun. Hedeflerinize ulaşabilmek için araya ne kadar çok engel koyarsanız, sahip olma durumuna da o kadar geç ulaşırsınız. Başarıya ulaşmak için belli bir rotaya ihtiyaç duyduğunuza inanıyorsanız, evren sizin bu isteğinize saygı duyacak ve olayları bu rotaya göre ayarlayacaktır. Evren size, “Bunun çok daha kolay yolları var ama ille de bunu istiyorsan, böyle yapılacaktır. Ancak ne kadar sürer bilemem” mesajı vermektedir. Bunun için isteklerinizde belirgin olun ve bırakın Evren gereken koşulları halletsin. Siz kendi üzerinize düşeni yapın ve evreni kendi haline bırakın.

Yaşama bir inanç sisteminin süzgecinden bakarız. Bu süzgecin birleşimi, seçtiklerimizin kalitesini belirler. Kuantum atılımı yapabilmek için ilk adım, inanç sistemimizi incelemek olmalıdır. İnanç kalıplarınız, kendinizin mükemmel olmadığınız yönündeyse, önce bu inancınızı değiştirmeniz gerekiyor. “Siz Tanrısal güç ile donatılarak yaratıldınız.” Bu düşünce kalıbı, insanlığa binlerce yıldır inandırılmaya çalışılan inanç sistemlerinin çok dışında bir söylemdir. Ancak dünya, bu farklı söylemi artık dinlemeye hazır bir noktaya geldi. İnsanoğlu, Tanrısal bir güç ile yaratıldı. Tanrı, insanoğlu aracılığıyla insanca yaşamanın çeşitliliğini siz olarak kendisi de deneyimlemekte. Dua ederken aslında kendi kendinizle konuşuyorsunuz. Evrenin gücü, sizin “Ben”  beyanınızın arkasında. Siz Tanrının bireyselleşmiş bir parçasısınız. Her şeyi yapmaya muktedirsiniz.

Her insanın kaderi, insanlığın kaderi, dünyanın kaderi, galaksimizin kaderi ve evrenin kaderi ayrı ayrıdır. Her biri, kendi tayin ettiği yörüngede ilerler. Hiçbiri, diğerinin iradesine hükmedemez veya yok edemez. Her biri, kendi özgür iradesi, seçme özgürlüğünün yanı sıra ilahi iradenin şaşmaz düzeninin yasaları doğrultusunda hareket eder. Her varlık, ikinci bir varlığın tekamül yoluna müdahale etmeksizin, seçme özgürlüğünü dilediği gibi kullanabilir. Bu nedenle siz önce kendi tekamülünüze odaklanın. Bırakın başkaları dilediği gibi yaşasın. Başkalarını yönlendirmeye, değiştirmeye çalışmak sadece sizin tekamülünüzü geciktirecektir.

Geçtiğimiz yüzyılın bilimsel gelişmeleri, Varlık Birliği söylemini doğrulayan sonuçlar vermiştir. Kuantum Bilimi, İzafiyet Teorisi, Hologram Teorisi, Büyük Patlama Teorisi, Dört Temel Kuvvet ve daha pek çok bilimsel bulgu bu gerçeğe işaret etmektedir. Gelecek biliminin de, varoluş sürecinin devam etmekte olduğunu ve her şeyin Tanrıya doğru bir akış içinde olduğunu ispatlaması kuvvetle muhtemeldir. Evrenin sürekli büyümekte olduğu, buna karşın entropisinin asla artmadığı bu gerçeği doğrulayan bir bulgudur. Pisagor yüzlerce yıl önce, “Evrim hayatın yasasıdır. Sayılar evrenin yasasıdır. Birlik Tanrının yasasıdır” demiştir. Sadece Matematik biliminin varlığı dahi bu gerçeğin ispatı niteliğindedir. Matematik, her yerde geçerli olan bir evrensel yasadır. Dünyanın dönüş hızı, güneşe olan mesafesi dahil olmak üzere tüm makro kozmos matematik üzerine kuruludur. Mikro kozmosta da aynı yasa geçerlidir. Her atomun konumu ve durumu sabittir. En ufak bir sapma kaosa yol açar. Aynı şekilde insan DNA’sındaki kromozom sayısı da sabittir ve birinin dahi eksikliği sakatlık anlamına gelmektedir. Yaşam fonksiyonlarını gösteren tüm vücut dengeleri (kan, şeker, kolesterol) yine sabittir ve sapmalar hastalık belirtisidir. Her oluşum için denge esastır. Denge, Tanrıdır. Tanrı her alanda kendisini göstermekte ve içimizde olduğunu her fırsatta yinelemektedir.

***Bu çalışma “Tanrım Sana Dönüyorum” adlı eserden alınmıştır.

6.473 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Felsefe Taşı Dergimiz 3 Yaşında!Felsefe Taşı Dergimiz 3 Yaşında! Felsefe Taşı Dergimiz üç yaşında… 1 Eylül 2013'ten günümüze 1000’e yakın yazı ile toplumu düşündürmeyi, daha fazla okumaya teşvik etmeyi hedefleyen dergimiz, siz değerli okuyucuların […]
  • Göz RaporuGöz Raporu İlkokula yaklaşmış olmanın verdiği heyecanı ile dolu olduğum zamanlar... 2-3 yaşlarındaki Tuba ile gündüzleri Anneannemde kalıyoruz. Sabah erkenden annem veya babam bizi anneanneme […]
  • Yaşadığımız Gerçeklik Simülasyon mu?Yaşadığımız Gerçeklik Simülasyon mu? Geçmişe göre bilimsel ilerlememiz oldukça iyi görülebilir. Örneğin artık bizden ışık yılı ile ölçülebilecek uzaklıklardaki gezegenlerin ne tür elementlerden oluştuğunu anlayabiliyoruz. […]
  • İçindekiİçindeki Günlerdir karnında bir ağrı vardı... Düzensiz yemek ve uzayan mesai saatleri ile fast food'a boğulmuştu. Sabah kahvaltısı bir kahve, bir sigara ve eline geçen bir ekmek arası öğütülecek […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler