felsefe taşı

Nostalji: Aslında Bit Pazarına Nur Yağabilir

Nostalji: Aslında Bit Pazarına Nur Yağabilir
Mart 07
14:54 2016

Bu başlığa kanıp eski sevgilinize duyduğunuz özlemden nasıl kurtulacağınızı anlatacak bir yazı bekliyorsanız önceden uyarayım, yanlış sayfadasınız. Bu tür bir özlemden nasıl kurtulacağınızı on adımda listeleyen bir yazı yazıp, kişisel gelişim piyasasına beklenmedik bir giriş yapmak da vardı. Ancak hiç biri bu yazı kadar işinize yaramayacak. Çünkü eski sevgilinize özlem duyduğunuzda da piyasanın bir oyununun içerisinde olabilirsiniz. Piyasa demek nostaljiyi bilen ve tanıyan, sonra da size tekrar satan bir sistem demek. Bu sistemi anladığınızda dünyayı ve kendinizi daha iyi anlayabilirsiniz.

Nostalji kısaca eskiye duyulan özlemdir. Bizi duygulandırır, bazen de üzer. Svetlana Boym’un Nostaljinin Geleceği adlı müthiş kitabında 17. yüzyılda nostaljinin aynı grip gibi tedavi edilebilir bir hastalık olarak kabul edildiği söyleniyor. Bunun aslında tedavi edilemez bir hastalık olduğunu düşünenler çok. Acaba nostaljiden ‘çekenler’ gerçekten tedavi olmak isterler mi? Çok derin konular bunlar. Benim bu yazıda söz etmek istediğimse şu: Eğer nostalji hep vardıysa, neden ülkemizde 90’ların sonundan bu yana daha çok yaşanıyor? Neden birden bire büyük bir nostalji pazarı ortaya çıktı? Bu pazardan en çok kimler ve ne yöntemlerle kazanıyor? Dünyadaki bir çok gelişme gibi bunun yanıtlarının bir kısmını müzik endüstrisine bakarak anlayabiliriz.

Pop müziğin dünyada patladığı yıllar 60’lardır. Sonrasında 70’ler, disko vesaire… Ahmet Ertegün’ün hayatının anlatıldığı Son Sultan: Rock’nRoll’un Yükselişi şeklinde yanlış bir isimle çevrilen kitapta detaylarıyla söz edilir. Türkçe isminin aksine rock’nroll’un yükselişini değil, daha önemli bir şeyi, pop müzik piyasasının doğuşu ve dünyanın en büyük endüstrilerinden biri haline gelmesidir aslında anlatılan. Sevilen bir şeyin, örneğin bir müzik türünün bir piyasa yaratması sıklıkla ülkelerin zenginleşmesi ile olur. Ülkelerin zenginleşmesi de (genelde eşit paylaşılmayan) kişi başına düşen zenginliğin artması demektir. Zira bir piyasanın işleyebilmesi için tüketimin olması gerekir. Kısaca özetleyeyim: Tüketiciler pop müzik dinlemezse, pop müzik piyasası da var olamaz. Yalnız bir metanın (ürünün/markanın) sevilmesi ile onun tüketilmesi aynı şeyler değildir. Tüketim moda, medya, pazarlama, alışveriş gibi bir çok boyutu olan bir süreçtir.

Nostalji 90’lardan önce de vardı da biz neden farkına sonradan vardık sorusuna geri dönüp başka bir soru sorayım: Neden eski 45’liklerin çalındığı barlar 80’lerde yoktu? Sonuçta o zamanda da eski plaklar vardı. Yanıt işte bu zenginliğin ve dolayısıyla eğlence ve hobilere ayrılan zaman ve paranın artması ile ilgili. Tekrar müziğe dönecek olursam, 90’ların ortasından itibaren müzik endüstrisi de küreselleşme rüzgarlarından nasibini aldı. Korsan üretim yüzünden Türkiye pazarını bırakan Sony gibi dünya müzik devleri aynı Nike ve McDonald’s gibi ülkemize geldiler. Sony’nin gelmesini 2000’lerden sonra kapanıp, üç-dört yıl önce tekrar açılan Universal de izledi. Universal demek Ajda Pekkan’ın derleme albümlerine (Diva 2000) ya da bit pazarına nurların yağması, nostaljik (tekrar) üretimin fazlalaşması demekti. Bu arada Türkiye’deki ilginç gelişmelerden biri küresel şirketlerin Doğan Music Company gibi yerli yapım şirketleri ile rekabette zorluk çekmesi, bir anlamda küreselleşmeye meydan okunması olmuştur da, bu şimdi konumuz değil. Konumuz her daim Ajda Pekkan’ın “Kimler Geldi Kimler Geçti” şarkısı ile nostalji yaşayan ve bununla eski zamanları özleyenler: Yani neredeyse hepimiz.

2000’lerin nostaljinin ülkemizde tırmanışa geçtiği zamanlar olması başka gelişmelerle de ilgilidir. Piyasa sıklıkla şu şekilde işler: Tüketim arttıkça fiyatlar düşer, fiyatlar düştükçe tüketim artar. Tüketim arttıkça, tüketimle tetiklenen piyasalar ortaya çıkar. Dolayısıyla 2000’lerden sonra yurtdışına yapılan turistik gezilere, farklı medya kanallarına, teknolojik ürünlere, küresel moda devlerinin sunduğu ucuz marka kıyafetlere erişimin fazlalaşması tesadüf değildir. Artık nostalji gibi duyguların moda ve medya kanallarıyla satıldığı sisteme ortam sağlanmıştır. Bu sistemi doğru algılamadan dünyayı da algılamak oldukça zordur. Aynı süreci gelişmiş ekonomiler on-on beş yıl önce yaşadığını söylememe gerek yok.

Nostalji tetiklenmediği sürece var olmayan bir duygudur. Siz eskiye dair bir anı, ses, görüntü ya da koku hissetmediğinizde nostalji de yaşayamazsınız. Piyasa tabii ki bu alanı boş bırakmaz. Özellikle de televizyon: Hatırla Sevgili gibi dizilerle başlayıp, hiper-nostaljik Muhteşem Yüzyıl gibi bir çok alanı etkileyen, medya şirketlerine müthiş paralar kazandıran yapımlar. Dahası da var:

Hayatında hiç kitap okumadığını söyleyenlerin bile okuduğu Elif Şafak’ın tarihi romanı Aşk, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi, Ayşe Kulin’in kitaplarının çoğu, diğer bir deyişle çok satan kitap piyasasının nostalji ile dönmesi…
Sürekli nostaljik rüzgarlar estirmek zorunda olan moda…

Birden bire Facebook’ta ya da Whatsapp’te ortaya çıkan lise arkadaş gruplarınız ve bu mecralardaki paylaşımlar…
Eskiyi iyi ya da kötü anımsatan politik kampanyalar…
Turistik gezilerden tutun eski okullarınıza, sürekli üretilen hatıralık eşyalar…

Sinema endüstrisi ve Çağan Irmak’ın neredeyse bütün filmleri, Star Wars…
Tekrar tekrar tetiklenen nostaljik duygularınız ve yarattıkları iç içe geçmiş ilişkiler. Bir türlü kurulamayan güncel kimlikler.

En başa dönersek, bir gün eski sevgilinizle ilgili bir nostalji yaşarsanız tavsiyem, üzüntüye kapılmak yerine, bunu tetikleyen metadan kurtulun. Bir ihtimal bu gerçek bir özlem değil. Bu nostalji piyasasından da kurtulmak demek olacak. Aynı zamanda da piyasadan kaçmış ve bir ilki de gerçekleştirmiş olacaksınız. Şimdiden tebrik ederim.

880 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Ezoterizmde anlatılabilir ve anlatılamaz konularEzoterizmde anlatılabilir ve anlatılamaz konular Ezoterik gelenekte sır diye bir şeylerden bahsedilir. Bunun anlatılmasının konuşulmasının mümkün olmadığı söylenir. Acaba bu gerçekten böyle midir, yoksa ezoterik gelenek bunu binlerce […]
  • Geçmişin Özlemi…Geçmişin Özlemi… "1840 yılı Manchester, İngiltere'de erkekler için ortalama ölüm yaşı 38, tacirler için 20 ve vasıfsız işçiler için 17 idi. 1860'larda, Sheffield'da daha yüksek sınıflı insanlar yaklaşık 50 […]
  • Bebeklerden ÖğrenmekBebeklerden Öğrenmek Dünyaya geldiğimiz an hiçbir önyargı veya tecrübe ile gelmeyiz. Bomboş bir hard disk takılmış bilgisayar gibidir durumumuz. Her şeyi öğrenme sürecimiz, doğum anımızdan sonra başlar ki her […]
  • Kolunda çiçek aşısı izi olanlara…Kolunda çiçek aşısı izi olanlara… Kolunda çiçek aşısı izi olanlara... Geldiğimiz günlere bakıyorum, bir de bugüne. Saygının yerini saygısızlık, terbiyenin yerini terbiyesizlik, efendiliğin yerini hödüklük almış durumda. […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler