felsefe taşı

İnsan hakları, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik üzerine düşünceler

İnsan hakları, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik üzerine düşünceler
Kasım 05
00:13 2013

Türkiye’ nin demokratikleşme surecindeki şu günlerde “İnsan Hakları” sık olarak tartışılmaktadır. Bu yazımda “İnsan Hakları” üzerinde düşünce jimnastiği diyebileceğim bazı fikirlerden söz etmek istiyorum.

Fransız İhtilalının sembolleri:
-Kardeşlik
-Eşitlik
-Özgürlük dir.

Önce Eşitlik, sonra Özgürlükten sıra ile bahsetmeye çalışacağım; ama isterseniz önce eşitliği diyalektik açıdan inceleyelim ve bunun içinde eşitliğin karşıtı olan Eşitsizlik’ ten söz ederek işe başlayalım.
Aslında herkesin hakkı aynı olsa idi veya başka bir deyiş ile herkes diğer herkesin haklarına saygı gösterse idi, burada tartışacak bir konu olmayacak idi! Demek ki insanlar arasında genel manada bir eşitsizlik mevcuttur ve bu eşitsizliğin başlangıcı üzerine Jean-Jacques Rousseau “İnsanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı üzerine söylev” veya kısaca “Eşitsizlik Üzerine Söylev” adlı eserinin 2. bölümünde şöyle demektedir:

“Bir toprağı ilk olarak çevirip “burası benimdir” demeye cesaret eden ve çevresinde buna inanacak kadar budalalar bulan adam, uygar toplumun kurucusudur. ”

Şimdi bu ağır cümleyi açıklamaya çalışalım:

Diğer kişilerden daha güçlü ve zorba biri çıkmış ve bu toprak benimdir demiş, böylece ilk eşitsizlik oluşmuştur! Yani ilk eşitsizlik bir mülkiyet sahiplenmesi ile başlamıştır… Ve o ilk zorbayı gören başka zorbalar türemiş, onlar da başka toprakları çitlerle çevirerek başka toprakların üzerine oturmuşlarıdır.. Bu tatsız gelenek asırlardır süregelmektedir…

Şimdi günümüze dönelim ve Levent’ te oturduğumuz siteden arka tarafa bir göz atalım: gördüğüm bir dizi gecekondu …… yani eşitsizliğin başladığı günden bu güne Jean-Jacques Rousseau’ nun tarifinde pek değil, hatta hiç değişiklik olmamış: bazı kişiler “bu toprak benimdir” demiş ve oraya sizin, bizlerin hakkı olan topraklara bir ev kondurmuş; demek ki eşitsizlik hala aynı hızı ile devam ediyor….

İlk mülkiyete zorla sahip olan kimseye kimse karşı çık(a)mamış; yani kişi istediği gibi zorbalığını sürdürmüş. Peki, bugün bu kişilere kimse karşı çıkıyor mu?
Hayır!
Yani yazarın deyimi ile budalalar yani bizler dünya kuruluşundan bu yana hiç bir şey söylemiyoruz ve böylece eşitsizlik artarak sürüp gidiyor……
Bu kişiye Jean-Jacques Rousseau uygar toplumun kurucusu adını veriyor, çünkü yazara göre eğer hayvanlar gibi yaşadığımız mağaralardan çıkmasaydık bunlar başımıza gelmeyecekti…

Bakın yazar paragrafa nasıl devam ediyor:
“Eğer başka biri bu zorbaya karşı çıkıp toprağını çevrelediği kazıkları çekip atarak ya da hendeği doldurarak öteki insanlara, “bu adamı dinlemeyiniz, meyvelerin herkesin olduğunu ve toprağın hiç kimsenin olmadığını unutursanız mahvolursunuz” diyebilseydi, insanlığı ne kadar suçlardan, savaşlardan, yoksulluktan ve acılardan korumuş olurdu. ”

Bu bölüme daha fazla girmeden, şimdi kitabının ilk bölümüne dönelim; burada yazar iki çeşit eşitsizlikten söz ediyor:
– Doğal eşitsizlik
– Siyasal eşitsizlik
Doğal eşitsizlik Darwin’ in belirttiği gibi Doğa’ nın tabii seçiminin bir başka şekilde açıklamasıdır ve kuvvetli olan ne yazık ki diğerlerini yenecektir..

Hepimiz Lafontaine’ in çocuklar için yazdığını düşündüğümüz, ama aslında büyüklerin en az küçükler kadar ders alması gerektiği gereken hikâyelerinden birini sizlere anımsatmak istiyorum:
Kurt ile Kuzu masalı:
Hani kurt ile kuzu aynı dereden su içerler, kuzuyu yemek isteyen kurt, kuzuya bir bahane olsun diye “suyumu bulandırıyorsun” der, halbuki suyun kaynağına kurt daha yakındır, yani bulandırsa bulandırsa kurt kuzunun suyunu bulandırmaktadır, küçük kuzucuk da bunu söyler, ama güçlü ve zorba olan kurt sonunda kuzcuğu yer: Lafontaine o fablini şöyle bitirir:
“güçlü her zaman haklıdır”; aslında cümlenin tam Fransızca tercümesi daha da güzeldir:
“güçlünün yorumu her zaman en iyisidir!”
İşte size doğal eşitsizliğin bir başka örneği!

Jean-Jacques Rousseau ‘ ya göre Doğal eşitsizlik sağlık ve beden güçlerinin eşitsizliğidir ve gerçek bir eşitsizlik değildir; başka bir söyleyiş tarzı ile gerçek eşitsizlik uygarlıkla başlamaktadır !… Ve ne yazık ki onunla devam etmektedir.
Yazar Söylev’ ini şu sözlerle bitirir: “Eşitsizlik, doğal değildir, gücünü insan aklının gelişmesinden almakta ve sonunda mülkiyet yasaları ile gelişmektedir.”

Diğer bir eseri olan “Toplumsal Antlaşma” da ise Jean-Jacques Rousseau insanda doğal olarak var olan iyiliğin karmaşık toplumsal koşullar yüzünden yok olup gittiğini savunur ve böylece oluşturduğu yurttaşların eşit hak ve mecburiyetlere sahip olduğu bir ülke fikri o zamanlar yeni A.B.D. anayasasını hazırlayanları çok etkiler.

İsterseniz konumuzdan hafif bir sapma yaparak New York’ un girişindeki şehrin amblemi olan Hürriyet Abidesi ‘ nden bahsedelim: bu abideyi kimler yapmıştır?
Amerikalılar mı?
Hayır!

Paris yakınlarında Fransızlar –Türkler için- yapmış, sonra parça parça Amerika’ ya götürerek Amerikalılara hediye etmişlerdir. Zaten şu anda bile anıtın küçük bir kopyasını Seine Nehri üzerinde görebilirsiniz..(

Jean-Jacques Rousseau daha sonra yapıtını Voltaire’ e göndermiştir.
Dilerseniz burada da bir küçük parantez açalım: bilindiği gibi Voltaire Fransız ihtilali sırasında karşısındakilere:
“Söylediklerinizin hiç birine katılmıyorum; ancak onları söyleyebilme hakkını savunmak için hayatımı vermeye hazırım!” diyen kişidir.

“İnsanlar henüz yeterince akıllanmadılar. Tüm dinleri hükümetlerden ayırmanın şart olduğunu henüz bilmiyorlar; insanların mutfaklarında yemek pişirme yöntemine karışmayan devlet, dinlerine de aynı şekilde karışmamalıdır; insanlar damak zevklerine göre yemek yedikleri gibi kendi tarzlarında Tanrılarına dua edebilmelidirler; yasalara uyma koşulu ile mide ve vicdan özgürlüğüne sahip olmalıdırlar.” savını koyan ve koruyan kişidir.
Buna karşılık ölümünden önce günah çıkartmak isteyen papazı kovan kişide O’ dur; Çünkü Allah’ a inanmasına rağmen kilisenin işleyişini yanlış bulmakta idi:
“Kültüne şerefsizlik getirilebilecek batıl itikatlar ve fanatizme rağmen, Ulu Varlığı sevmek ve O’ na hizmet etmek gerekir.” diyen kişidir.
Görüldüğü gibi Voltaire dili sivri bir düşünürdür ve yıldızı romantizmin kurucusu olan Jean-Jacques Rousseau ile hiç barışmayacaktır.

Jean-Jacques Rousseau yapıtını Voltaire’ e gönderince şu yanıtı alır:
“Yapıtınızı aldım. Teşekkür ederim. İnsanlara ne olduklarını söyleyerek onları sevindiriyorsunuz ama düzeltmiyorsunuz. Bilgisizliğimiz ve güçsüzlüğümüz yüzünden bizi hoşnut eden toplumumuzun kusurları öyle güçlü sözlerle anlatılamaz. Bizi yeniden hayvan yapmak için kimse bu kadar kafa patlatmamıştır. Yapıtınızı okuyan, elinde olmadan, dört ayakla yürümek isteği duyuyor. Bu huyu bırakalı altmış yıldan çok olduğu için kendi payıma imkânsızlığı görüyor, bu doğal gidişi sizden ve benden çok hak edenlere bırakıyorum. Eğer gelişmeden ve bunun sonucu olan sanatlardan yakınması gereken biri varsa o da ben olmalıyım. Kötülüğe kullanıldığı halde sanatları sevmek gerektir, kötülükler bulunduğu halde toplumu sevmek gerektiği gibi…….”

Görüldüğü gibi bu iki büyük düşünür eşitlik – eşitsizlik sorununa cevap bulamadıkları bir durumda benim gibi basit birinin çalışmalarının da sonuçsuz kalması doğaldır…

İsterseniz birazda özgürlükten bahsedelim.

Özgürlük iki çeşittir:
– Kişisel Özgürlük
– Milli Özgürlük

Birçok felsefe kitabında Kişisel Özgürlük şöyle tarif edilir:
Özgürlük, mecburiyet yokluğudur.
Doğru; Özgürlükte mecburiyet yoktur, ama biri hariç: başkasının özgürlüğünü kısıtlamama mecburiyeti! Eğer daha ilerde de değineceğimiz üzere özgürlüğümüz bir başkasının özgürlüğünü kısıtlıyorsa tanım eksik kalıyor demektir.

Örnek olarak bir işsizi alalım:
İşsiz fabrika veya işyerinin saatlerine uymak zorunda değildir, günlük yaptırımların altına ezilmez; fakat parasızlığın, sefaletin mecburiyetine katlanmak zorundadır. İş arama özgürlüğü vardır; ama işverenlerin de onu kabul etmeme özgürlükleri de saklıdır.

Kişisel Özgürlük’ ten Milli Özgürlük’ e geçiş için de aynı işsiz örneği ile devam edelim: Görüldüğü gibi özgürlüğün sosyal yönü kişinin rahatı ile ilgilidir; bir memlekette sefalet hüküm sürdükçe o millet özgür olamaz; çünkü bir çok konuda daha zengin, dolayısı ile daha güçlü milletlere boyun eğmek zorundadır

Burada, Konfiçyus’ un bir sözü ile Eşitlik ve Özgürlük konusunda bir denge sağlamaya çalışalım:
“Sana yapılmasını istemediğini sen başkasına yapmadığın zaman Özgürlüğe sahip olacaksın”

Bu da bizim atasözlerimizden:
“Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma!” ya ne kadar benziyor değil mi?

Eşitlik olabilmesi için ilk şart özgürlüktür, ama en önemlisi özgürlüğünüzden başkalarına dağıtabilme olgunluğuna ve dolayısı ile mutluluğuna erişme mertebesine çıkmış olabilmektir…..

Zaten başkasının eşitliğini bozmamaya gayret gösterdiğimiz zaman, özgürlük, kimseyi rahatsız etmeden kendi başına oluşuyor veya başka bir deyiş ile başkasının özgürlüğüne saygı gösterdikçe eşitlik hiç bozulmuyor.

Eşitlik konusunda yapmaya çalışmamız gerekenlerden bir kaç öneri ile yazımı noktalamak istiyorum:

Bizler, yalnız kendi hatalarımızı görüp düzeltmekle kalmamalı, aynı zamanda yaşadığımız toplumun kanunlarını unutmadan eşitsizliklere karşı koyarak bireylerin mutluluğu için çalışmalıyız; bunun için de:
– Önce yakın çevremizin, sonra tüm dünyanın problemleri ile yorulmadan, bıkmadan ilgilenmeliyiz
– İnançlar arasında sevgi bağları kurarak mutlu bir toplum yaratılmasına katkıda bulunmalıyız
– Kendimize ve diğer bireylere karşı saygımızı korumalıyız
– Özgürlük ve sonra toplumun yaşam seviyesini arttırmak için çalışmalıyız
– Özgür düşünce için, bağnazlıkla savaşmalıyız
– Millete karşı ödevlerimizi eksiksiz yerine getirmeliyiz ki karşılığında toplum ve bilhassa idarecileri de bireylerine yükümlülüklerini yerine kolaylıkla getirebilsin.

Yukarda sıralamaya çalıştığım ana noktalar insanlar arasında Eşitliğin oluşabilmesi ve dengede kalabilmesi için şarttır ve Eşitlik, Kardeşlik ve Özgürlük birbirlerini hem tamamlamakta, hem de içiçe geçerek birleşip bir bütün oluşturmaktadırlar.

Dr. Ahmet GİRGİN
15 Ekim 1995
(gözden geçirme: 5 Ekim 2013)

FAYDALANILAN KAYNAKLAR:

1. ROUSSEAU, Jean-Jacques: Discours sur L’origine de L’Inegalité parmi les Hommes, Librairie Hachette
2. ROUSSEAU, Jean-Jacques: Contrat Social, p: 90, Edition Aubier
3. HANÇERLİOĞLU, Orhan: Düşünce Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1993
4. DICTIONNAIRE DE PHILOSOPHIE, Larousse

4.095 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • İnsan hakları, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik üzerine düşüncelerİnsan hakları, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik üzerine düşünceler Türkiye' nin demokratikleşme surecindeki şu günlerde " İnsan Hakları " sık olarak tartışılmaktadır. Bu yazıda " İnsan Hakları" üzerinde düşünce jimnastiği diyebileceğim bazı fikirlerden […]
  • Düşüncelere Saygı Duymak ve Demokrasi ÜzerineDüşüncelere Saygı Duymak ve Demokrasi Üzerine Zaman zaman gazete köşelerinde gördüğüm ve kendimin de sık kullandığı bir İoanna Kuçuradi şaheseri vardır: "Fikirlere saygı duyulmaz. Saygı kişiye duyulur. Fikirler tartışılmak içindir. […]
  • Paris – 2Paris – 2 İnsan bir şehri sevdi mi onun güzel yanlarını bulmaya çalışıyor, sokaklarını, hatta içine dalıp ruhunu keşfedebilme ümidini yaşıyor... İşte bu sefer Paris’e geldiğimde kendimi Paris’in […]
  • Gaudi’nin BarselonasıGaudi’nin Barselonası Sizleri Antoni Gaudi’nin hayatıyla sıkmak istemem ama bazı detayları vermek zorundayım: Gaudi 1852 senesinde Katalanya’ da doğar. 30 yaşına geldiği zaman mimarlık fakültesinden mezun […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler