felsefe taşı

Furuğ Ferruhzad

Furuğ Ferruhzad
Ekim 10
15:01 2016

1935 İran Tahran doğumlu Füruğ isminin anlamı olan ışığı kısa hayatı boyunca şiirlerine yansıtmayı başardı. 20. Yüzyıl İran şiirinin en önemli kadın şairidir. Bir albay ve asil bir aile kızının yedi çocuğundan biri olarak askeri bir disiplin içinde, baskıcı bir tutumla yetiştirilmiş, mutsuz bir çocukluk geçirmiştir. Babası tarafından hiç bir zaman önemsenmemiş, hep erkek kardeşlerinin gerisinde kalmıştır. Kız sanat okuluna devam etmiş, on beş yaşında kendisinden yaşça çok büyük olan aile dostları Pervez Şapur ile evlenerek başka bir şehire taşınmıştır. O küçük çevrede asi tavırları, başkaldıran haliyle tuhaf karşılanan bu genç kız, evliliğe, ataerkil düzene uyum sağlayamamış ve bir oğlu olmasına rağmen boşanmıştır. O günden sonra da bir daha oğlunu görememiştir.

Tahran’a geri dönen Füruğ, Esir isimli ilk şiir kitabını yayınlar. 1958 yılında film yapımcısı İbrahim Gülistan’la tanışır. Tüm film aşamalarında çalışır. Evli ve çocuklu Gülisatn’la aşk yaşamaya başlamasıyla tepki çekse de, sevgilisiyle birlikte dokuz ay boyunca Avrupa’da yaşar. Bu dönemde Duvar ve İsyan isimli iki kitabı yayınlanır. Sinema eğitimi için Roma ve Londra da kaldığı dönemden sonr 1962 yılında çektiği, cüzzamlıları konu alan Kara Ev isimli filmle bir çok ödül alır. Bu sırada tanıdığı bir erkek çocuğu evlat edinerek, kendi oğluna göstermesine izin verilmeyen anne sevgisini onunla paylaşır. 1964 yılında çıkan kitabı Yeniden Doğuş şiirinde bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Şiirlerinde yalnızlık duygusu her zaman ağır basmıştır. Ayrıca kadına karşı uygulanan ayrımcılığa dizeleriyle karşı gelmiştir. Bazı şiirleri erotik bulunur.

1967 yılında kendi kullandığı arabasıyla yaptığı kazada, otuz iki yaşında hayata veda eden Fürüğun ölümünden sonra eserleri, Soğuk Mevsim isimli bir kitapta toplanır. Hayatı filme çekilmiş ayrıca Unesco tarafından belgeseli de yapılmıştır. Mıchael Hıllman tarafından hayatı ve şiirleri Yalnız Kadın adıyla kitaplaştırılır. Füruğ Ferruhzad İran’ı ışığıyla aydınlatmaya hala devam etmektedir.

Yeryüzü Ayetleri
O zaman
Güneş soğudu
Ve bereket topraklardan gitti
Ve çöllerde yeşillikler kurudu
Ve balıklar denizlerde kurudu
Ve toprak
Ölülerini kabul etmez oldu artık.
Bütün solgun pencerelerde gece
Belirsiz bir düşünce gibi
Birikiyor durmadan ve taşıyordu
Ve yollar
Sonlarını karanlığa bıraktılar
Kimse aşkı düşünmez oldu.
Kimse düşünmez oldu yengiyi
Kimse
Hiçbir şey düşünmez oldu artık.
Mağaralarında yalnızlığın
Uyumsuzluk doğdu
Afyon ve esrar kokusuyla kan,
Başsız çocuklar doğdu
Gebe kadınlardan.
Koştular mezarlara sığındılar
Beşikler
Utançlarından.
Kötü günler geldi ve karanlık
Yenilince ekmeğe şaşırtan gücü
Tanrı elçiliğinin
Kaçtılar adanmış topraklardan
Aç ve sefil peygamberler.
İnsanın kaybolmuş kuzuları
Çobanın seslenişini duymaz
oldular
Çöllerin cennetinde.
Aynaların gözlerinde sanki
Tersine yansıyordu renkler
Kıpırtılar, davranışlar, görüntüler
Bir şemsiye gibi tutuşuyordu
Başlarında aşağılık soytarıların
Utanmaz yüzlerin orospuların
Tanrının o kutsal ışık çemberi
Bataklıkları alkolün
Ağulu buharlarıyla buruk
Çekti derin köşelerine
Durgun aydınlar yığınını
Kemirdi aç gözlü fareler
Altın yapraklarını kitapların
Eskimiş raflarda, dolaplarda.
Güneş ölmüştü
Güneş ölmüştü ve yarın
Uslarında küçük çocukların
Yitik, belirsiz bir kavramdı.
Defterlerine sıçrayan kapkara
İri bir mürekkep lekesiyle
Anlatıyordu çocuklar
Tuhaflığını bu eskimiş sözcüğün.
Zavallı halk
Yüreği ölgün, bitmiş, dalgın
Huzursuz ağırlığı altında ölü
gövdesinin
Bir yerden bir yere sürünüyordu
Ve önlenmez cinayet isteği
Durmadan büyüyordu ellerinde.
Kimi zaman ufacık bir kıvılcım
Bu cansız ve sessiz topluluğu
Ta içinden dağıtıyordu birden.
İnsanlar saldırarak birbirlerine
Biri karısının boğazını
Kör bir bıçakla kesiyordu
Bir ana birer birer çocuklarını
Tandırın ateşine atıyordu.
Boğulmuş kendi korkularında
Ürkütücü duygusu suçluluğun
Öldürdü öldürdü kör ruhlarını
Ve çocukları.
Ne zaman bir tutsak asılırken
Darağacının yağlı halatı
Korkudan kasılan gözlerini
Sıkarak dışarıya fırlatsa
Onlar dalardı içlerine
Şehvetle titreyen bir düşünceden
Gerilirdi yaşlı, yorgun sinirleri.
Ama her zaman alanın kıyısında
Bu küçük canileri görürdün
Durmuşlar ve dalgın bakıyorlar
Fıskiyelerden suyun durmaksızın akışına.
Ola ki gene de arkasına
Ezilmiş gözlerinin ve donmuş derinlerde
Yarı canlı bir küçük şey karışık,
Kalmıştır.
Güçsüz bir çırpınışla istiyordu
İnanmayı su sesinin doğruluğuna
Ola ki…
Ola ki.. ama ne sonsuz boşluk…
Güneş ölmüştü
Kim bilebilirdi artık
Yüreklerden kaçan o üzgün
güvercinin
İnanç olduğunu…
Ah tutsağın sesi…
Büyüklüğü senin umutsuzluğunun
Işığa bir küçük yol açmayacak mı
Bu uğursuz gecenin bir köşesinden?
Ah tutsağın sesi…

220 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Tammuz’un ÖyküsüTammuz’un Öyküsü Aylardan Temmuz . Bu ayla ilgili bir mitolojik öyküyü hatırlatmak isterim. Sümer şairlerine göre Tanrıça İnana,toplumun süsü Sümer’in neşesidir. Ay tanrısı Nanna’nın kızıdır. Akad’lar da […]
  • Bizden bir şey Olmaz!Bizden bir şey Olmaz! Kalitesiz bir hayat yaşamamızın bir nedeni de objektif enformasyonla gündelik hayatımızın arasında çoğu zaman dağlar olması ! Tarihi konuları ele alan roman, film ya da dizilerin öteki […]
  • Öylesine Bir YazıÖylesine Bir Yazı Hayatımın unutamadığım dönemleri vardır.Çok küçük şeylerden büyük keyif aldığım zamanlar.Hayattan çok bir beklentinin olmadığı senin de hayata karşı çok fazla taahhüdünün olmadığı […]
  • Küba, Video ve YalanlarKüba, Video ve Yalanlar Mizah konusuna biraz daha farklı açılardan devam etmek istiyorum. Ama bu sefer yurttan değil, dünyadan haberlerle! Kültürümüzde “yabancı>yerli” olsa da, nedense dünya olaylarıyla pek […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler