felsefe taşı

Excalibur

Excalibur
Ocak 21
15:00 2016

Konu başlığı belki bazı dostlarım için bir ön hatırlatma yapmış olabilirse de ben yine de bu başlığın özdeşleştiği konuyu bir kez daha hatırlatmak isterim. EXCALIBUR dünya mitoloji tarihinde ve sanat tarihinde 2.ARTHUR veya KING ARTHUR yani KRAL ARTHUR olarak bilinen kişinin kullandığı kılıcın adıdır.

Ayrıca biraz sonra da izah edeceğim gibi bu kılıç ölümsüzlüğün sembolüdür.
Çokluktan tekliğe, birliği simgeler.
Tüm inananları kavrar.

Neden böyle bir konuyu incelediğimi belki sizler merak edebilirsiniz. Amacım birçok kadim aydınlanma yollarının tarihine ve öğretisine bir LEGAND olarak giren bu kişi ve miti, doğrusu ve yanlışı ile etüt etmek ve bu çalışma sonucunda da öğretinin vermek istediği gerçeğe ulaşmaktır.

Bir diğer konuda, ışık ustaları beni bağışlasınlar bildiğim ve edindiğim bilgilere göre; büyük kadim öğretiler öğretisine giren sadece iki adet kişisel lejant vardır. Bunlardan ilki Hz. Süleyman ve HİRAM usta lejantı diğeri ise Kral Arthur ve YUVARLAK MASA lejantıdır. Ancak bu isimlendirme eksiktir. Çünkü tarihsel ismi KING ARTHUR AND ROUND TABLE’S KNIGTS yani Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleridir.

Bu her iki lejantın felsefesinde de ölümsüzlük, teklik ve sonsuzluk işlenmektedir.

Biraz sonra da değineceğim gibi tüm şövalyeler kılıçlarını ortaya sürerler ve EXCALIBUR’u oluştururlar. Böylece ölümsüzlük ve sonsuzluk oluşur. Kılıç göl perisine teslim edilir. Ayrıca bu yapıya satırlarımın birçok yerinde de değineceğim.

Bu araştırmayı yaparken gerçekten bazen okuduğum şeylerin ne kadar çarpık ve kadim öğretilerle ters düştüğünü görmek bunların arasında bana bir şeyler aramam gerekliliğini hatırlattı. Çalışmada bazı kısımlarda yorum katmadan aynen aktarmalar yaptım bu konularda kararı ve araştırmayı siz dostlara bırakmak istiyorum.

Gerçekte kendini tarihsel ve mitolojik kılan İngiliz yazarı GEOFFREY ve daha sonra günümüz sanat dallarındaki yaratıcısı İngiliz Sir Thomas MOLLARY ve birçok Fransız edebiyatçısının kalemlerinin dışındaki kişilik olarak Kral Arthur İngiltere’nin özgürlük ve bütünleşme mücadelesini verdiği M.S. 30-70 yıllar arasında yaşaması muhtemel olan bir özgürlük savaşçısı olduğu ve o zamanın küçük şövalyelere ait tepe kulesi şatolarından birinde yaşayan ancak gücü nedeni ile bir birleşme sağlayan kişi olduğu tarihsel kaynaklardan anlaşılmaktadır. Ne var ki bu kişilik daha sonraki devirlerde bir mitoloji kahramanı olarak gösterilmiştir. Buna nedenin de muhtemelen yazar GEOFFFREY’in ROMA İmparatorluğu’na duyduğu kin ve birazda ISKOÇ milliyetçiliğine düşkünlüğünden kaynaklanan sahiplenme duygusundan gelmiş olduğu hala tartışılmaktadır. Kral Arthur kişiliğinin bugün dahi hala önemini koruduğu ve bir mit haline getirildiği göz önünde tutulursa bunu var eden kişinin ne denli güçlü bir yapıda olduğunu düşünmemek biraz gerçek dışı olur inancındayım.

Müsaadenizle ben gerçek Arthur’la ilgili herhangi bir not bulamadığım için biraz mit ama incelendiğinde de gerçekle çakışan yanları olması nedeni ile MİTOLOJİK KRAL ARTHUR’u var kabul ederek onun yaşantısını kısaca aktarmaya çalışacağım.

Kral Arthur’un babası KING UTHER Roma saldırısından evvel ülkesini kanyonunu yöneten bir kraldır. Ancak düzensizlikler ve ülkesinde yaşanan kaos nedeni ile gerek komşuları ve gerekse isyancılar ile savaşmaktadır. Bu arada kendisine yol gösterici olan ve o günkü şartlarda doğaüstü güçlere sahip MERLİN adlı bir kâhine danışmadan da hiçbir şey yapmamaktadır. Ömrünün artık sonuna geldiğini öğrendiğinde halkının ve ulusunun lideri olabilecek bir kralın geleceğini MERLİN’den öğrenir. Bunu içinde MERLİN Kral Uther’i gayrı meşru bir ilişkiye yönlendirir. Bunun sonucunda da ARTHUR dünyaya gelecektir. Bu olay gerçekleştirilir. Arthur Merlin tarafından büyütülür ve ona bazı gerçekler öğretilir.

Burada müsaadenizle kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum, MERLİN olarak simgelenen bu kâhinin düzen koyucu ve yapıcı bir özelliği olduğunu belirtmek isterim. Çünkü bu konuda yazımın ilerleyen noktalarında bazı çağrışımlar yapacağım.

Arthur dürüst, ahlaklı, kültürlü bir gençtir. Babası kendisinden gizlenmiştir.

Kendisini doğaüstü güçler kontrol etmekte ve korumaktadır.

Bunların bir tanesi de SULAR PERİSİ (ANGELS OF LAKE)’dir. Bu simge İngiltere krallığının hala sembolü olan KUTSAL KILIÇ EXCALIBUR ‘u yaratan kişiliktir. Bu kılıç ve Sular Perisinin bugün adalet sisteminde gözü bağlı, elinde ters tutulan kılıçla oluşan sembolünde ilk nüvesini oluşturduğu düşünülmektedir.

Evet, Arthur böyle bir ortamda yetişir İngiltere ROMA ve Asilerin istilasında çok acı ve kötü günlerindedir. Nihayet Arthur bir törende bilmeden TAŞ’a saplı duran EXCALIBUR’u yerinden çıkarır. Bu kılıcı ancak saf ve temiz bir kalbe sahip olan kişi yerinden çıkaracaktır. Ve bu kılıcın gücü egolarından kurtulmuş insanlık ve özgürlük için savaşan kişiye yardım edecektir.

Kılıcın güçleri şöyle sıralanabilir;

Mükemmele ulaşmak isteyen kişiler için çok hafif aksi düşüncede olanlar için çok ağır, dürüstlere zarar vermeyen ancak aksi düşüncede olanları yok eden, aklı ve iradesini kullanarak bir şey istendiğinde onu yaydığı ışıkla yerine getirmede yardımcı olan bir güç. Diğer sembolizması ise birliği, bütünlüğü, kutsallığı, zekâyı, aklı, saflığı ve hepsinden öte gücü yani inanılan varlığı veya diğer bir değişle ulaşılmak istenen yerin anahtarını simgeler. Çünkü sonsuzluk ve sevgi yeri dünya ötesi bir yerden gelmiştir.

Sembolik olarak saflığı sembolize eden su ve onun oluşturduğu gölün derinliklerinden gelen bir peri yani kusursuz kişi tarafından yaratılmış ve güçlendirilmiştir. Kılıç onun denetimindedir. Kişisel egolar için kullanıldığında kırılıp yok olur. Aynı Excalibur filminde Arthur’un Lancelot ile ilk karşılaşmasında olduğu gibi. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde TAŞ, KILIÇ, AKIL VE İRADE, DÜRÜSTLÜK, İYİ HUY VE DÜŞÜNCE, ÖZGÜRLÜK sanırım bazı öğretiler bizlerde kıvılcımlar çakmakta. Kral Arthur uzun süren savaşlarla ülkesinde bir düzen kurar ve bu arada GUINEVERE isimli bir ROMA’lı kızla evlenir. Hayatı bir düzen içindedir. Kendi etrafında birçok savaşçısı vardır. Ancak bir zaman sonra DENİZLER ÖTESİNDEN gelen bir şövalye bu güçlü savaşçıları tek tek yener bu LANCELOT’tur. Kral Arthur başlangıçta düşmanı olan bu kişi ile sonra dost olur. Son zaferlerini de kazandıktan sonra kendi kalelerine çekilerek devleti yönetmeye başlarlar. Bu kale CAMELOT (HÜCRE) olarak nitelenir. Burada bir yuvarlak masa vardır ve devleti yönetenler bu masa etrafında toplanırlar. Bu masa üçüncü kez var olmuştur. Birincisi CHRIST’S LAST SUPPER’in masası yani İSA’nın son yemek masası, ikincisi üstünde GRAIL’n bulunduğu masadır. Bu çağrışımda ARTHUR ve Şövalyeleri ile İSA ve Havarilerinin arasındaki din ve öğreti bağlantısı da kurulmuş olmaktadır. Masanın yuvarlaklığı dünyanın ve evrenin yuvarlaklığını da simgelemektedir. Böylece ARTHUR ve daha önceki öğretilerin evrensel amaçlı ve özellikte olduğu da ifade edilmeye çalışılmaktadır. Arthur’un şövalyeleri başlangıçta 9 kişidir. Bunlardan ilk üçü Musevi JOSHUA, DAVID, JUDAS MACCABOEUS ikinci üçlü üç putperest HECTOR, ALEXANDER, JULIUS CAESAR üçüncü üçlü ise üç Hristiyan KING ARTHUR (kendisi), CHARLAMAGNE, GODFREY (2.Haçlı seferi komutanı). Dikkat edilirse burada bir enternasyonal düşünce vardır ki biz bunu yıllar sonra büyük düşünür Mevlana’da da görmekteyiz.

Buraya kadar anlattıklarım da sizlere hiçbir yorum yapmadan üç ayrı yazarın kalemlerinde ki ortak noktaları aynen aktardım. Çünkü hepimizin yorumları ayrı ayrı olabilir. Ancak burada kısaca durup biraz yorum getirmek istiyorum. Çünkü bundan sonra sık sık atıf yapmak zorunda kalacağım.

Yuvarlak masanın ilk çıkışında dokuz rakamı vardır. İsa’nın Havarileri on iki kişi iken bu farklılık neden denebilir. Ancak daha sonra şövalyeler on ikiye, yirmi bire, yirmi yediye, yirmi dokuza ve nihayet otuz kişiye ulaşır. Kral Arthur’un ikinci kez doğumundan sonra şövalye sayısı otuz üç ve nihayet yüz ikiye tamamlanmıştır. İlk oluşumdaki üçlü üç grup sayı sembolizmasında üçlemeyi, üç ayrı dinden oluşu evrenselliği, din, düşünce özgürlüğünü ifade etmeye çalışmaktadır. Yuvarlak Masa şövalyesi olmak için bir dizi tören ve savaştan geçip özel bir yemin törenine katılmak ve KUTSAL ÇANAK’tan ŞARAP içmek gerekiyordu. Burada KUTSAL ÇANAK hepimizin hatırladığı gibi Hz. İSA’nın kanının akarak ölümsüzlük sırrı olarak kullanılan KUTSAL TAS yani GRAIL’dir. Bu tasa sahip olmak demek onun içini görmek demektir ki bu herkese nasip olmamaktadır. Çünkü bu gerçeği ancak inanmış, saf ve temiz, aklı hikmet sahibi olan kişiler başarabilmektedirler. Efsaneye göre aksi düşüncede olup da buna sahip olmaya kalkanlar korkunç acı ve sıkıntı çekmekte ve sonunda yok olmaktadırlar. Bundan bir süre evvel oynayan EXCALIBUR filmini izleyenler hatırlayacaklardır ki ARTHUR bir müddet sonra egosuna ve dünyevi zevklere kapılır. Kız kardeşi hırslı bir kişiliktedir ve bir gece büyü yaparak düzen koyucu ve koruyucu MERLİN’i uyutarak Kral Arthur ile birleşir ve ondan gayrimeşru bir çocuğu olur, bu çocuk kutsal kâseyi çalınca ülkenin düzeni bozulur. Tekrar savaşlar başlar sonunda Kral Arthur dört yana şövalyelerini göndererek Kutsal Kâseyi bulmalarını emreder. Uzun uğraşılardan sonra Kâse bulunur ama Arthur savaştadır ve savaşı kaybetmiştir. Kâseyi bulanlar onu tekrar geri getirmek için yeni bir savaşa girerler.

Buradaki kâse birçok kadim resimde ve tablo da merdivenin bir basamağında bir el tarafından tutulmuş bir şekilde vardır amacı ruhun ölmezliğini anlatmaktadır.

Satırlarımda bahsettiğim MERLİN düzen koyucu ve koruyucudur demiştim. Yuvarlak masa toplantılarında kimin nereye oturacağını törenlerin yönetimini elindeki güçlü asası ile yönetir. Asanın ucunda birbirine dönük duran bir çift yılan vardır ve asa özel bir güce sahiptir. Asanın üzerinde her şövalye için takılan bir ant halkası vardır ve bunların sayısı 33 tür.

MERLİN, GOEFFRY için de, diğer yazarlar içinde vardır. İncelediğimizde bu karakter Hindu mitolojisindeki PANDAVA kralının dostu YUDHISH veya HINT efsanesindeki MAHABHARATA’daki KRIŞHNA, tanrının yere inmiş görüntüsü VIŞHNU veya MISIR tanrısı RA’nın görüntüsü AMONEFIS veya Doğu felsefesinde birçok dindeki MYRIDDIN, yani efsanevi güçle özdeştir. Bu karakter insanın içindeki hesap verdiği veya sığındığı gücü simgeler yani iradesi ve aklıdır.

Şövalye LANCELOT konuşmamın başında DENİZLER ÖTESİNDEN GELEN EN GÜÇLÜ ŞÖVALYE olarak tanımlanmıştı. Bu karakter ise her zaman bizden üstün gücü sembollemiştir. Yuvarlak masa şövalyeleri arasına alınan ilk yabancıdır ve on ikinci kişidir. Ne var ki Arthur’un karısı Guinevereyle yasak bir aşk yaşar. Düzeni bozmamak içinde sürekli gezmektedir. Kral Arthur’un karısı Yuvarlak Masa toplantılarına katılan ilk kadındır daha sonra tüm şövalyeler eşlerini bu toplantıya katmıştır. Burada GUINEVERE biraz önce değindiğim yasak ilişki ile ve gerek toplantılara katılması ile erkeğe bağlı olmayan özgür kadın imajını vermektedir. Bu anlatım eski PAGAN topluluğunun kurallarını da hatırlatmaktadır. Ayrıca WHITE PHATOM veya FAY anlamına gelen bir İskoç inanışını da hatırlatmaktadır.

Böylece özgür kadın, idareci yapı, danışman güç özellikleri ile günümüz kadınları sembolünü o çağdaki ideal olarak görmekteyiz.

Ayrıca Guinevere’nin mitolojik bir yanı daha vardır ki oda insanı yarattığına inanılan CELTIC GWENHWYFOR diye adlandırılan CELTIC ÜÇLÜ TANRIÇASI ile özdeşleşmektedir. Bu da Hristiyanlıktaki üçlemeyi KUTSAL RUH, OĞUL, MERYEM olgusunu hatırlatmaktadır.

Kral Arthur’un yanındaki sekiz kişi ise kendilerine bağlı bulunan tarım, savaş, eğitim, ticaret, sosyal yapı, parasal konu, adalet, eğlence ile ilgilenirlerdi. Gelecekten bilgi vermek ise kâhinin görevi idi.

CAMELOT ise bir yerleşim alanı idi. Bu merkezi incelediğimizde görüyoruz ki tipik kutsal bazı yerlerden esinlenme vardır. Gerek sosyal düzeni ve gerekse yapısal yerleşimi KUDÜS, ROMA gibi yerlerle hemen hemen aynıdır. İngiltere tarihinin arkeolojik çalışmalarında ise bu anlatılanlar ile şaşırtıcı benzerliklerde gözden kaçmamaktadır. Yapılan kazılarda özellikle İskoçya’da bu tip tepe kule şatolarına sıklıkla rastlanmıştır. CAMELOT düzenin, bereketin, zenginliğin, barışın, ilmin ve sporun yapıldığı huzur dolu bir ortamdır. Herkes çalışmak zorundadır. Kral Arthur’a gelince bu karakteri anlatmak biraz karışık bir konudur. Konuşmamın başında da anlattığım gibi bu karakter tek bir kişi değildir. Bünyesinde İSA’dan, Mısır firavunlarından, Roma tanrılarından esintiler bulmak mümkündür. Ancak böyle karmaşık bir karakter olması nedeni ile biraz anlaşılması güç bir noktadadır. Çünkü bir kere gayri meşru bir kişidir doğumu nedeni ile ikincisi ölümlü bir yaratıktır. Ayrıca son derece egoisttir, başlangıçta çok düzenli olmasına rağmen sonradan her türlü ahlaksızlığı yapmıştır hatta kendi kız kardeşi ile bilinçsizce de olsa ilişkiye girmiştir. Savaşta kız kardeşinden olan oğlu tarafından öldürülmüş ve oğlu da aynı savaşta ölmüştür. Daha sonra tekrar dünyaya gelmiş bir Mesih rolündedir. Bütün bunları incelediğimizde neden kadim öğretilerin böyle bir kişiyi lider seçtiğini anlamak sanırım konuya yüzeysel baktığımızda çok zor. Ancak konuyu başka açılardan aldığımızda sanırım yerinde bir seçim olduğuna karar verebiliriz.

Dilerseniz satır başları ile bu kişiliğin yapısını inceleyelim ve müsaade ederseniz de sembol ve öğretiler ile olan benzerliklerini de hatırlatmaya çalışayım,

Sıradan bir toplum bireyi olarak yetişmiştir ve hür, köklü bir aileden gelmektedir.

“KADİM IŞIK YOLCUSU OLACAK KİŞİ İYİ AHLAKLI, HÜR, SOYLU OLMALIDIR.”

Bir yaratıcıya inanmakta ve geleceğini onun hazırladığını kabul etmekte.

“IŞIK YOLCUSU OLACAK KİŞİ KESİN YÜCE BİR YARATICI GÜCE İNANACAKTIR.”

Milletinin bütünlüğü için savaşmış, özgürlük ilkesine inanmıştır.

“AYDINLANMIŞ KAMİL USTA MİLLETİN BÜTÜNLÜĞÜNE İNANMAK ONUN KANUN VE TÜZÜKLERINE UYMAK ZORUNDADIR. AYRICA VATANININ ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN GEREKİR İSE ÖLÜMÜ BİLE GÖZE ALMALIDIR”

Ailesine sadıktır. Sevdiği kadını aldatmamıştır.

“IŞIK USTASI AİLESİNİ VE TOPLUMU ÜSTÜN TUTMALI ONLARIN GELECEĞİ İÇİN ÇALIŞMALIDIR.”

Egosuna yenilerek kılıcı ile kendisini aklını kullanarak yenen bir şövalyeyi üstün gücünü kullanarak yenmiş ama sonra pişman olarak hatasını itiraf edip bağışlanmayı dilemiştir.

“IŞIK YOLUNDA YÜRÜYEN KİŞİNİN HATALARINI BİLMESİ VE BUNLARI İTİRAF EDEBİLMESİ ONUN OLGUNLUĞUNU GÖSTERİR”

Toplumun iyi yönetilebilmesi için gerektiğinde din dil ırk ayırımı gözetmeden herkesi yönetimine kabul etmiştir. Yuvarlak masa şövalyeleri

“IŞIK YOLCUSU DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖZETMEKSİZİN HERKESİ EŞİT KABUL EDER.”

Yazımın başında da belirttiğim gibi KRAL ARTHUR gerçekte belki bu denli büyük güçlere sahip birisi olmasa bile tarihçilerin ve bazı araştırmacıların verilerine göre var olmuş bir karakterdir. Kral Arthur mitolojisini tarihsel açıdan ele aldığımızda gördüğümüz bazı gerçekler vardır ki, insanoğlu varlığından beri bu gerçekler ve inanışlarla ne kadar gelişirse gelişsin yüz yüzedir.

Kral Arthur bütün yazarlarla ölümsüz olarak nitelenmekte ve tekrar doğarak bir düzen kuracağı vurgulanmaktadır. Bu insandaki ruhun ölmezliği bilincinin bir belirtisidir. Kral Arthur ögesi bilgeliği çağının ötesindeki idareciliği ve yaşattığı altın ve düzenli çağ ile adeta tanrılaştırılmıştır. Bu, gerek Mısır, gerek Yunan, gerek Roma ve gerekse Doğu felsefe ve tarihselliği içinde hep eşleniği olan bir yapıdır. Jerusalem’deki ALBIAN olgusunun, Budist savaşçı GESAR olgusu hep aynı etkiyle var edilmiştir. Toplumu yüceltmek ve insanları mutluluğa götürme ideolojisi bu tiplemelerin yaratılmasında hep neden olmuştur. Gerçekten de Kral Arthur halkına refah seviyesi çok yüksek bir yaşam sağlamıştır.

Kral Arthur ölümsüz demiştik bu da yine insanoğlunun en büyük korkusu ölüme kafasında bulduğu tatminsel bir çözümdür. Bu noktada Arthur her şeyin sonsuz olarak yaşadığı hastalık, ihtiras ve tutkuların girmediği bir yere götürülmüştür. Burası AVALON’dur. Avalon yapısal olarak Kutsal Kitaplardaki CENNET’tir. Skoç alfabe ve fonetiğinde ELMA’dan gelmektedir. Bu noktada iki ayrı görüş vardır birincisinde ki mitolojik yandır bir anımsatma yapılır ELMA kutsal bir meyvedir ve bu bahçeler cennette vardır. Yani Arthur cennete gitmiştir, ikincisi ise gerçek yanıdır ve bu gün hala İskoçya’da en güzel elmaların yetiştiği SOMMERSET kasabasıdır. 2.Hennry’nin satırlarına göre Kral Arthur ölmüştür ve cenazesi GLOSTANBURG’taki ABBEY’deki (KUTSAL YER, TAPINAK, KİLİSE) İKİ SÜTUN arasında derinde yer almaktadır. Yapılan kazılarda bahsi geçen yerde önce bir taşa rastlanmış taşın altında bulunan özel yapım haç üzerine LATİNCE burada AVALON ADASINDAKI ÜNLÜ KRAL ARTHUR YATMAKTADIR yazmaktadır daha alt tarafta ise ağaçtan yapılmış özel bir tabut içinde iki iskelet ele geçmiştir. Yapılan tetkiklerden sonra bunlardan bir tanesinin çok iri, geniş omuzlu bir erkeğe diğerinin ise minyon bir kadına ait olduğu tespit edilmiştir. Erkek başına aldığı keskin bir metal darbesi ile ölmüştür. Bu kalıntılar bugün bu ABBEY kilisesindedir. Eğer mitolojiye bakarsak ta Kral Arthur gerçekten başına aldığı yaralarla yaralanmış ve ölüm yolculuğuna başlamıştır. Yukarıda bahsettiğim mezar bu gün en modern tekniklerle tespit edilmiştir. Haç üzerindeki yazı stili ve karakterleri ise sahteciliğe izin vermeyecek bazı özellikleri taşımaktadır. Ancak bilim adamları hala bulunan cesetlerin kişiliklerini araştırmaya devam etmektedirler. Adı geçen tepe AVALON veya başka bir yerde olsa yapılan arkeolojik araştırmalar burasının çok eskiye ait olduğunu kanıtlamıştır. Olayın diğer yanı insanın böylesi bir lider ve tabi ki kendisi için ölümsüzlük duygusunu tatmin etmek için yazdığı satırlardır.

Ne var ki bahsedilen AVALON tüm kültürlerde kâh ada, kâh görünmeyen cam bir fanus, kâh bir dağ veya bir gizli mağara olarak mevcuttur. Çin felsefesinde ki ölümsüzlük adası P’eng-Lai Pasifik’tedir ve Taois alşimistlerin ilminde YAŞAMIN İKSİRİ’nin ve bilimi saklayanların yaşadığı evin bulunduğu yerdir. İskoç geleneğindeki bu yer İrlandalılarda EMAIN ABLACH tır deniz tanrıçası MANANNAN oturduğu bu yer Atlantik adalarının batısındadır görünen bir sınırı yoktur, TIR HA NANG yani gençlik yurdu ve kadınlar yurdu oradadır.

AVALON esas olarak da tüm İskoçlar tarafından da pek fazla inanılır değildir. Çünkü Arthur’un yaşaması İskoçlar tarafından pek fazla kabul edilmemektedir. Ölümü ve mezarı bu gün bile gerçek olarak sırdır. Yine bu olguya da bizim mitolojilerde olduğu gibi birçok efsanelerde de rastlarız. Yunusun, Nasreddin hocanın, Hz HIZIR peygamberin, Hz YUNUS peygamberin ve diğer mükemmele ulaşanların olduğu gibi.

Kral Arthur gerçek hayatta bu isimle olduğu kesinleşmemişse de kendi döneminde gerçekten halkına çok büyük ve mutluluk dolu bir ülke var etmiştir. Bu ülkede bilimsel ve kültürel mükemmelliklerin yanı sıra sosyal bir düzenin de tüm mükemmelliği ile işlediği kesindir. Ülkesini yönetirken kullandığı yer veya şeklin YUVARLAK bir masamı yoksa başka bir şey mi olduğu sanırım önemli değildi. Esas olanın sonuçta halkın ondan ve yöneticilerinden son derece memnun olmasıydı. Peki, sonrasında bu kadar mükemmel bir düzen neden yok olup bir kaos dönemi yaşandı işte bunu cevabı yine yazarların satırları arasında gizli idi. Evet ne kadar mükemmel de olsa Arthur bir insandı ve hata işlemekle de görevlendirilmişti. Çünkü varlığının bir yanı da egolarıydı. Kendi koydukları düzenin giderek daha detaylarına giren her toplum gibi efsanevi yapıda hırsızlıkların, ahlaksızlıkların ve kişisel menfaatlerin değişmeyen sonuna ulaştı. YIKILIŞ ve KAOS

Gerek tarihsel gerçeklere ve gerekse mitolojik hikâyeleri incelediğimizde görürüz ki bu yönetimi yıkanlar dışarıdan gelenler değildi. Arthur’un çok güvendiği kendi halkı yani bu günkü İNGİLİZ’lerdi. Halkı ikiye bölünmüş iki kardeş daha çok hırs ve toprak elde etmeye ve tahta sahip olmaya çalıştığı için toplumu parçalamıştı. Bunun efsanesine konuşmamın başında değinmiştim. Öz kız kardeşinden olan üvey oğlu Arthur’un hem sonunu hazırlamış hem de bu düzeni bozmuştu. Bu tarihsel olaya dünya tarihini incelediğimizde çok rastlarız ROMA İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu, Hristiyanlık alemi, İslamiyet hep bu kardeş kavgalarının sonuçlarını satırları arasına birer ibret vesikası olarak almıştır.

Arthur’un ölümü ve yeniden dirilmek üzere götürülüşü bize insanın artık bazı şeylerden kurtulmak istediğini de anlatmaktadır. Efsanevi Yuvarlak Masa yine efsaneye göre üç parçaya ayrılır bir tanesi Arthur ile gider diğer parça Lancelot tarafından alınır ve son parça Guinevere’dedir. Daha sonra bunlar gizli bir vadide bir araya gelirler. Bu vadi GLASTONBURG yakınlarındaki iki tepe arasındadır. Tüm Yuvarlak Masa Şövalyeleri ölmüştür ve hepsi artık bir araya gelmişlerdir. Son şövalye BEDIVERE elinde KUTSAL KÂSE GRAIL ile gelir ve böylece YUVARLAK MASA devamlılığı sonsuza kadar sona erer. Burada ki GRAIL daha evvelde bahsettiği kutsal İsa kâsesidir ve yine Hristiyan inanışı olan kutsal üçleme burada yine karşımıza çıkmaktadır. Masayı taşıyan üç kişi Kral Arthur Ölümsüz Ruh, Lanselot Oğul ve Guınevere Meryem’i sembolize etmektedir. Kâse ise yine ölümsüzlüğü vurgulamaktadır. Grail ise ilk kayıtsal çıkışını Hristiyanlık ile yapmıştır. Oysa tarihe baktığımızda bu tip kap ve kâseler Babil ve ilk çağ uygarlıklarından beri vardır. Bu kâse çoğunlukla topraktır. Hristiyan aleminde sonsuz hayatı simgelediği için önce bronz daha sonra altına dönüşmüştür.

KRAL ARTHUR VE YUVARLAK MASA ŞÖVALYELERİ gerçekten incelendiğinde bünyesinde yüzlerce yılın birikimi olan bir öğretiler zincirin karışımını saklamaktadır. Kendisinde evvel yaşayan tüm uygarlıkların kuruluş, gelişme ve çöküş dönemlerinde yaşanan sorun ve problemleri gerek Fransız ve gerekse İngiliz tarihinin oluşmasında ki sayfaları çok rahatlıkla bu lejant da görmek mümkündür. Belki gerek GEOFFRY ve gerekse MILLS ve gerek Sir THOMAS MOLLARY bu kahramanı bir mitoloji havasına sokmuşlarsa da şu var ki yazılan ve oluşturulan mit bu gün hala geçerliliğini korumakta ve hatta gelecekteki bazı ütopik yaşamlar için örnekte teşkil etmektedir. Amerikalı yazar yönetmen GEORGE LUCAS’ın 22. yüzyıl yaşamını ve savaşlarını düşlediği STAR WARS filmini yaparken şüphesiz KRAL ARTHUR ve Yuvarlak Masa Şövalyelerinden esinlendiğini görebiliriz. Geoffryden sonra kaleme alınan Tristan ve Isolde, İngiliz yazar Thennison’ın IDYLLIS OF THE KING’i kaleme alırken yine aynı kaynaktan esinlendiği, günümüz yazarlarından T.H.WHITE’ın THE ONCE AND FUTURE DRAM’ı yazarken MOLLARY’nin eserinden esinlendiğini söylemek pekte yanlış olmaz. Bu yukarıda bahsettiklerim edebiyat alanında ki esinlenmelerdi. Arthur yalnız bununla da kalmamıştır. Birçok politik görüşünde kaynağını yine görüşleri ve felsefesi ile etkilemiştir. Yakın çağ tarihine baktığımızda ABD başkanlarından John F.KENNEDY’nin yönetim tarzı ve görüşlerinde Kral ARTHUR felsefesinin etkileri vardır. Doktorların vurulduktan sonra makinalara bağlı olan başkanın hala yaşayacağını ummaları ve o ihtişamın aynen yaşatılması ve ölümünde Tarihçi Teodaris WHITE, başkanla ilgili bir yazısında başkan için “TEK KISA PARLAYAN ANDA” değimini kullanması ki bu satırlar KRAL ARTHUR müzikalinin finalinden alıntıdır. Yine Portekizli yönetici Krak SEBASTIAN da aynen kral Arthur tipi bir yönetimle ülkesini idare edip ve son İran savaşında ordusuna kumandanlık ettiği sırada yaralanıp ve ülkesine dönememesi. Geri zaferle dönen ordu kumandanlarının ölüsünü geri getirdiği halde halkın onun yaşadığını belli bir zaman sonra tekrar gelip halkını refaha ulaştıracağına inanışı ve bu inancın bugün bile Portekiz’de bazı yörelerde sürüp gitmesi gibi. Şüphesiz her ülkede bir altın çağ vardır. Bu altın çağ yaşatıcıları da ölümsüz kişilerdir. Ancak ARTHUR felsefesiyle efsaneleşen birkaç yöneticiyi sizlere aktarmak istiyorum. Bu tarzda Çin’de CHAU, Hindistan’da KRITA YUGO, Yunanistan’da CRONUS ve TITANIUS, Hindistan’da yine BUDHA The Way of The KING eseriyle, Japonya’da KONFICYUS bu fikirlerin temsilcileri olmuşlardır.

1789 Fransız ihtilalinin mimarlarından Jean Jack ROUSSEAU ihtilalin sonucunda devlet yönetimi ile ilgili kuralları kaleme alırken yine aynı devletçi düşünceden yararlandı. Bununla ilgili birkaç satırı aktarırsak;

Bozulmamış ilkel iyi insan doğasını ilerici, özgür, eşit, medeni seviyeye getirmek.

Bu güne kadar süre gelen üstün sınıfın zenginliğinin halkada dağıtımı, doğru iş yapan kurumları onarmak ve diğerlerinin felaket ve zararını telafi edip onları yok etmek.

İşte bu görüşlerin tamamı hemen hemen de satır satır GEOPFFRY’nin Kral ARTHUR eserinden alınmıştır. 19 yüzyıla ve hatta günümüz ideolojisine imza atan iki dev düşünür Karl MARKS ve ENGELS düşüncelerini anlatırlarken eserlerinin bir bölümünde tarihteki ilk halkçı devlet rejiminden bahsederken Arthur’un Yuvarlak Masa tarzındaki bir konseyi önermiş ve bu konsey daha sonra Doğu Blokunun değişen menfaat ilişkilerinde dejenere olarak yüksek prezidyuma dönüşmüştür.

Yine günümüzde Hindistan’da uzun yıllar yönetimde bulunan GANDHİ halkı tarafından ölümsüz olarak kabul edilmiş ve tekrar uyanmak üzere derin bir uyku için kutsal alana gittiğine inanılmaktadır. Ki bu yer TİBET ile MOĞOLISTAN arasındaki dağlar arasında ki bir vadi olan SAMBHALA veya SHAMBALA diye adlandırılır. Bu yer ve felsefe ile ilgili bilgiler Budist okullarında hala öğretilmektedir.

Bütün bu birbiri üzerine montajlar ve tarihsel benzerliklere rağmen ARTHUR hala etkinliği sürdürmektedir. Kadınlara vermiş olduğu önemin günümüz yansımasını feminist düşüncelerin yanında kadınların iş idaresinde ve toplumsal yaşantıda ki etkilerinde fark etmekteyiz.

Son kaynaklar ne şekilde yorumlarlarsa yorumlasınlar ARTHUR insan doğasındaki köklü ve var oluştan bu yana gelen bir faktörü temsil etmektedir. O her şartta aranan ve arzulanan ALTIN ÇAĞ kavramının bir simgesidir. Bu efsanenin bu kadar yıldır neden bu kadar etkili olduğunu kendimize sorduğumuzda da şüphesiz bulacağımız cevap ise hala mükemmeli aradığımız ve onun hala bizlerden çok ama çok uzakta olduğu gerçeği karşımıza çıkmaktadır. Yıllar önce bir düzen kurmak için bir araya geldiği kabul edilen belki de basit bir kişi olan ARTHUR’un kurduğu bu düzeni bulmanın bu kadar zor olması bizlerin hatası mı yoksa zamanın bize cezası mı, onu bilmek şu anda sanırım mümkün değil.

Ne kadar mükemmel olursak olalım insanlık hamurumuzdaki ego bir anda sanırım öne geçiyor. Mükemmeli bulmak ve ölümsüz ruha erişmek diğer bir değişle özgür düşünceye varmak sanırız ki çok zor. Bunu bugün evrende artık varlığı kesinlik kazanan bizlerden çok daha gelişmiş zekâ ve kültür seviyesindeki uygarlıklarında yardımı olsa da mükemmelliğe ulaşmamızın asırlar alacağı kesin. Aksi düşünülüyor veya gerçek olsa idi sanırım ki 22.yüzyıl ile ilgili bir bilimkurgu gösterisinin esin kaynağı MS.30-70. yıllar arasında yaşadığına inanılan KRAL ARTHUR olmamalı idi…

1.371 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Keyifli Sohbet: Sunay Demircan, Harun Gelmiş ve Fethi Demir ileKeyifli Sohbet: Sunay Demircan, Harun Gelmiş ve Fethi Demir ile - Sunay Demircan: “"Zihnimiz sadece aşağı doğru olan hareketi kavramaya yeteneklidir, yukarı doğru olanı asla" der Arthur Schnitzler. Neden? Çünkü aşağıda olana dair bilgimiz vardır, […]
  • 80’li Yıllarda Ankara Sokaklarından80’li Yıllarda Ankara Sokaklarından Bugün öncelikle Metro'da sonra Kızılay'da ve en sonunda AVM lerde yaptığım gözlemler beni 80'li yıllara götürdü.Aslında 1968 doğumluyum ve 80'ler çok eskilerde değil gibi gözükse de çok […]
  • Büyüsünü Yitiren DünyaBüyüsünü Yitiren Dünya Akademik ve entelektüel (?) çevreler haricinde adem evladı moderniteye (modernizm farklı kavram) sırtını döndü: Akılcılık, bilimsel düşünce, metafiziğin dışlanması (seküler yaklaşım) […]
  • Monchi ile SohbetlerMonchi ile Sohbetler Monchi yere bağdaş kurmuş, avucunun içiyle önündeki kumları düzeltiyor. Eli, uyuyan bir bebeğin teninde gezinir gibi dolaşıyor kumlarda. Ağır, ağır… – Neden o kadar ağır ve […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler