felsefe taşı

“Doğru – Yalan” Üzerine bir Değerlendirme

“Doğru – Yalan” Üzerine bir Değerlendirme
Ocak 07
16:57 2015

“Yalan, zekâ işidir. Dürüstlük ise cesaret. Eğer zekân yetmiyorsa yalan söyleme ve cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene.” Victor Hugo

İnsanlar, başkalarının zihninde doğru olmayan izlenimler, algılar ve inançlar oluşsun diye gerektiğinde hiç çekinmeden yalan söyleyebilirler. Kişisel bütünlüğü gelişmemiş bireyler ise bunu daha sıklıkla yaparlar…

Yalan söyleme ile aldatmayı birbirinden ayıran çizginin genelde belirsiz ve çoğu zaman bulanık olduğunun altını çizerken, zaman zaman “doğru” ile ötekini aldatmak da mümkün olabilir.

“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” özdeyişi, bir bakıma “doğru söylemek erdemdir ama cezalandırılır” demektir. Arkasından da hemen ekleriz çoğu kez: “Onuncu köy bulunur.” O kadar kolay mıdır bir anda onuncu köyü bulmak ve dokuz köyden kovulma eylemi, hangi etik değerler göze alınarak göğüslenebilir? Hele bir yandan size bunu öneren ve öğütleyenler yalan söyleyerek dokuz köyün hepsinde, rahat bir yaşamı sürdürürken…

Konuya yalan sözcüğüyle başladığında, Nietzsche’nin bu konudaki özlü tümcesini söylemeden geçmemek gerek: “Lütfen insanoğlundan yalanı almayın. Aksi halde insan yaşayamaz. İnsan yalanla yaşar. Hayalleri almayın. Efsaneleri yok etmeyin. Gerçeği söylemeyin. Çünkü insan gerçeklerle yaşayamaz.”, “Ebedi gerçeklik olmadığı gibi, mutlak doğru da yoktur.”

ABD’de hafta sonu kayağa giden kafadar iki üniversite öğrencisi, kayak dönüşünde yorgun olduklarından, Pazartesi günü sınavları da olmasına karşın dersi asarlar ve öğleye kadar sınıfa gitmezler. Tabii sınavı da kaçırırlar. Öğleden sonra Hocaya gidip, dönüş yolunda (Pazartesi sabahı) gelirken kullandıkları aracın lastiğinin patladığını ve o nedenle sınava yetişemediklerini söylerler. Ve bir telafi sınavı isterler. Hoca mazereti yememiştir ama sınavı ertesi gün yapar. Yazılı sınavda iki soru sorar:

1. Suyun formülü nedir? 10 puan
2. Araçtaki hangi lastik patladı-90 puan.

Doğru olabilmenin, üç temel koşulu içerdiği genel kabul görmektedir. Bunlar; Bilgi, duygu ve davranıştır. Örneklemek gerekirse, devlet malı yemenin ve rüşvet almanın kötü bir şey olduğunu insanın bilmesi toplumun ya da çoğunluğun çıkarları açısından doğru bir şeydir. Devlet malı yenmemesi, rüşvetin alınmaması ve verilmemesi doğru bir davranıştır. Devlet malının yenmesi ve rüşvet alınıp-verilmesi durumunda suçluluk hissedilmesi ise doğru bir duygudur. Fakat her zaman bilgi, davranış ve duygu birbiriyle dayanışma içerisinde olmayabilir. Sonuç olarak, doğruluğun temel içeriğinde, bu üç değişmez öğe bir arada bulunmak zorundadır. (Eğer bulunabilirse!)
“Yalan”ın karşıtı olan “Doğru ise: (İngilizce: Right)”: “Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı, gerçek, yalan olmayan.” şeklinde betimlenir.

Farklı kültürlerin, günümüzün hızlı iletişim olanakları sayesinde, insanlığın ortak bilincine yaptıkları en önemli katkı, bu bilinci durağan doğrular üzerine inşa edilmiş olmaktan kurtarıp, bilincin temelini hareketli doğrular üzerine kaydırmış olmasıdır. Bu yeni anlayışta, “doğruları bütünüyle yakaladım” aldatmacasıyla rehavete kapılmak yerine, her mevcut doğrunun, doğruluğundan şüphe ederek yeni ve daha kapsamlı doğrulara doğru uzanma olanağı vardır. Artık bilimsel olsun, sosyal olsun her doğrunun belli bir ömrü var. Bu ömür bazen kısa, bazen de uzun olur, ama hiçbir doğrunun süresiz böyle kalma ayrıcalığı yoktur.

Bu yeni anlayış, günümüz insanını Ortaçağ insanından kesin çizgilerle ayırmaktadır. (Ama az gelişmiş ve bazı gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda bu çizginin çizilemediğini, çizilse bile bunu doğru algılayabilecek toplum oranının çok düşük olduğu hepimizce bilinmektedir!)

Bu kadar hızlanan evrim içindeki gelişim sürecine ayak uyduramayanlar giderek duyu organlarını kullanamayanlar kadar yarış dışı kalırlar. Kişi için böylesi bir uyum bozukluğunu fark etmek her zaman için o kadar da kolay değildir.

Denilebilir ki, “duymak istemeyenden daha sağırı, görmek istemeyenden daha körü yoktur”. Kişiyi ve maddeyi görmenin ve işitmenin ilk koşulu duyarlılıktır.
Geçmişte karanlık gecelerde, bir geminin kayalara çarpmaması için, deniz feneri nasıl yanıp sönerek işaret verdiyse, özgürce düşünebilen ve bu düşüncelerini akıl süzgecinden geçirebilen bir insan da yaşamında, bilim, din ve felsefede gerekli gördüklerinin ışığından dogmaları ayıklayarak (tabii ayıklayabilirse!) yararlanabilmelidir.

Buda, “gerçek ve doğru” konusunun özümsenmesinde ve iyi anlaşılmasında, yeni öğrencilerine, bir oğlu olan dul babayı anlatırdı. Adam bir iş seyahatindeyken, hırsızlar evine girmiş, evi yakmış ve oğlunu kaçırmış. Baba eve döndüğünde, evinin kül olduğunu ve oğlunun da yanıp ondan geriye yalnızca küllerinin kaldığını düşünmüş. Kalbi kırılan baba, külleri toplamış ve yanından hiç ayırmadığı çok güzel bir kavanoza koymuş. Biraz zaman geçmiş, oğlu hırsızların elinden kaçmış ve eve, babasına koşmuş. Gece geç saatte eve gelen çocuk, kapıyı çalmış. Baba, derin uykusundan uyanmış ve seslenmiş, “Kim o?” Oğlu yanıtlamış, “Benim, baba, oğlun.” Acıyla öfkelenen baba, kötü kalpli bir çocuğun ona numara yaptığını düşünerek, oğlunu kapıdan kovmuş. Oğlu kendini anlatmaya çalışmış, ama baba dinlememiş. Sonunda çocuk bir daha dönmemek üzere oradan ayrılmış. Bu öyküden sonra, Buda yeni öğrencilerine şöyle derdi: “Bazen gerçek olduğunu düşündüğünüz bir şeye öyle sıkı tutunursunuz ki, gerçek kapınıza geldiğinde, onu içeri almazsınız.”

Zaman zaman birçoğumuz, randevunuza geç kaldığınızda uyuyup kaldığınızı söylemektense, trafik sıkışıklığını öne sürmek çoğu zaman hepimize daha iyi gelir. Hepimizin gayet iyi bildiği bir yalan çeşidi vardır. Adına beyaz ya da pembe dediğimiz. Karşımızdakini kırmama adına söylenen… Hani arkadaşınız bir elbise almıştır, ya da saçını kestirmiştir. Kötü olmuş diye düşünürsünüz ama “Çok iyi olmuş, yakışmış,” dersiniz. Amaç onun moralini bozmamaktır. Bir an aklınızdan, “Ben ne biçim dostum, ona doğruyu söylemem gerekirdi ki bir daha böyle olmasın,” demek geçer ama onu üzmek ve kaybetmek korkusuyla susarsınız. Arkadaşınızın yaptığı yemeği yedikten sonra, “Yediğim en güzel yemekti,” demenin sakıncası yoktur, çünkü bu “tatlı” yalandır. Araştırmalar kadınların yalanı daha çok birbirlerinin duygularını incitmemek adına söylediğini göstermektedir. Oysa erkekler genellikle kendilerine ilişkin yalanlar söylemekte ve birbirlerinin yalanlarını anlamakta kadınlar kadar başarılı olamamaktadırlar.

Yalan bile olsa, “Seni seviyorum,” denmesini isteriz. “Senden başkasına bakmam, sen benim için en önemlisin” vb… yalan olsa bile, hep duymak isteriz. Ta ki bir şeyler kontrolden çıkana değin. O zaman karşı tarafı suçlamaya başlarız, “Sen yalancısın, aşkın bile yalanmış,” diye.

En sevdiği bara giren yaşlı adam, her zaman çalışan garson kızın yerine bir yabancının çalıştığını görmüş. En başta çok zorlanmış ama sonra cesaretini toplayıp yeni garson kıza “uzun zamandır gördüğü en güzel kız” olduğunu söylemiş.
Garson kız biraz kibirli bir tipmiş ve burnunu havaya kaldırıp “Üzgünüm ama iltifatınıza aynı şekilde karşılık veremeyeceğim” demiş.
Adam sakin bir şekilde yanıtlamış: “Peki o zaman benim yaptığımı yapamaz mıydın, tatlım? Doğru değil de yalan söyleyemez miydin?”
Yine bu bağlamda konuya ilişkin son bir öykü de Einstein’dan:
Princeton Üniversitesi’nde ders verdiği dönemde, bir öğrencisi, dersten çakmış galiba; “Hocam” diyor, “Sorular geçen senenin aynısı, ben niye kaldım”.
Einstein cevaben “Fakat bu sene cevaplar farklı” diyor.

2.881 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • HakikatHakikat Sevgili Cem Şen'in şu notuna bayıldım: "Tüm deneyim, zihin tarafından yorumlandığı için zihinde oluşur. Gerçek, zihnin bir yorumundan başka bir şey değildir. Hakikat ise yorumun ötesinde […]
  • Hatalarımla BüyüdümHatalarımla Büyüdüm “Yerin üstünde, göğün altında bir yerlerdeyim.. Hayallerimin ortasındayım.. Hatalarımla büyüdüm, hatalarımdan öğrendim, doğruyu buldum.. Bekliyorum bundan sonra, yarından önce günüm […]
  • Felsefe Taşı Dergimiz 3 Yaşında!Felsefe Taşı Dergimiz 3 Yaşında! Felsefe Taşı Dergimiz üç yaşında… 1 Eylül 2013'ten günümüze 1000’e yakın yazı ile toplumu düşündürmeyi, daha fazla okumaya teşvik etmeyi hedefleyen dergimiz, siz değerli okuyucuların […]
  • Yeniden Doğmak Lazım…Yeniden Doğmak Lazım… Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lâzım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır. Mustafa Kemal ATATÜRK Yeniden doğuş,ölüm- yeniden […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler