felsefe taşı

Çelişki

Çelişki
Haziran 07
10:31 2017

Her çelişki bir soru, her soru da yeni bir bilgi kapısı açar…

Neden soru sormaya başlarız? Sorular nasıl oluşur?

Bildiğimiz veya aşina olduğumuz bir bütünün dışında bir şey
hissettiğimizde veya algıladığımızda duyular ve akıl zil çalmaya başlar.
Bir şey hissedilir ve merak uyanır. Bilmediğini bilmek ve bildiğini
aslında bilmezden gelmiş olmak devinimi başlatır. Zaman ve evrim
enerjisi çakışmadan bilgi alınmaz veya açılmaz. Algı kapasitesi devreye
girmeden merak uyanamaz, hele ki çelişki olmadan insan bir raya oturamaz.

Edinilen her deneyim ve bilginin bir diğer ucunda onu çürütecek bir
başka denge vardır ve onu da dengeleyecek bir başka açılım. Bu bir
silsile olarak birbirini takip eder, ta ki insanın aklı normal dünyasal
otomatik mantığın dışına çıkabilene kadar.

Bilimsel gerçeklik neden aranır veya nasıl oluşur?

Her zaman önce hayal devrededir, bir ide, bir düşünüş, bir özlemle
başlar arayış. Aslında bu bir nevi tesirdir evrensel tesirleri alan
herkeste bir arayış vardır, nedenini, niçinini bilmeden bir arayış
başlar… Düşünceler, arzular, hayaller tekrarlanır ve aslında beyin belli
nöronlarını birleştirmektedir, algı ve yüksek frekans belli boyut enerji
ve bilgilerini insana çeker. İnsan da önce bunu bir tez, ipotez, teori
olarak alır ve geliştirir. Yüksek enerji sarf eden beyinlerde,
yaratıcılık, hayal gücü ve sezişle birlikte tesirlere bağlanacak kadar
yüksek frekans vardır. O ulaştığı boyuttan çektiği enerji ile yeni bir
bilgi de çeker, bu süreç insanın kendini aşamasında ve yeni vizyon
realitelere kucak açmasındaki ilk olgudur. Böylelikle deneye yanıla,
analiz ve sentezle dünya platformuna çektiği bilgi ile deneyler yapar ve
o günün izin verebildiği ölçüde olayı bilimsel olarak açıklar. Bu zaman
süreçlerinde evren enerjisini insanın evrim enerjisine paralellik
gösterdiğinde üstüne daha fazla enerji ekler ve bilinmeyen bir diğer
yönünü de ispata bırakır. Bu böyle bir değişim ve dönüşümdür.

Bilinmeyeni bilmek ve bunu bilgi haline getirmek aslında insanın
genlerinde hatta hücrelerinde kayıtlı bulunan fotonlarla çakıştığı anda
da ortaya dökülen ve alınmayı bekleyen mizansenlerdir. Evren bir hayal
dünyasıdır ve gerçekliği de buradadır. Bu büyük oyunun ne denli içine
girerse varlık o kadar kaybolacak ve yeniden kendini bulacaktır. Kendini
her buluş alında başka bir boyutta kendini kaybediştir, ölümler ve
doğumlar algıya göredir ve aslında aslolan yaşamdır. Ebedi ve paralel
yaşamlardır…

Bir hayatın içinde kaç yaşam yaşanır veya bir yaşamın içinde kaç hayat
boyanır, bir değişim ve dönüşüm akıbetinde kaç defa insan yeniden
canlanır. Şu mükemmele işleyen mekanik sistem, yani beden öyle bir
evrenle koordinedir ki, ne ilim, ne tıp, ne bilim daha tam olarak onun
giz ve sırrını açığa çıkaramamıştır. Tüm kotlar insanın bilincindedir,
tüm akaşik kayıtlar da özünde…

Bugün bizi zorlayan, düşüncemize sığmayan her şey yarınlarda o günün
gerçeği olacaktır, hal bu iken insan ne zaman ki bilmediği bir şeyi
reddetmeme olgunluğuna gösterecek, işte o zaman aklı otomatik mantığın
dışına çıkacak ve ilelebet anda kalacak ve tüm sırra vakıf olacaktır.
Sır sırrın içinde beklerken, insan aklını uslarken, döngü yeni ve
yeniden hali kavuracaktır. Algılayışın ötesine geçmek, duyulmayanı
duymak, işitilemeyeni işitmek, görülmeyeni görmek son derece doğal ve
akışkan olacaktır.

İnsan çelişkiler denizine dalmadan eğriyi ve doğruyu göremeyecektir, o
eğri ve doğru ki asıl zamanın kayıta bükülmesinden başka bir şey
değildir. Bugüne kadar uçuk, kaçık gelen her şey eğer gerçekte var
olmasaydı insanoğlu bunu hiçbir şekilde ne düşünür ne de hayal edebilirdi.

Eğer bir şey düşlüyor, düşünüyor, hayal ediyorsak o varoluşta ve sonsuz
sonlu sistemde bir yerlerde açığa çıkmayı bekleyen bir gerçektir. Ve
aslında aranan hep o hakikattir. Elde edildiğinde hep bir ileriye
iteleyendir, itendir. Dolayısıyla erteleyendir. Ertelemeye gerek varsa
daha çelişki denizinde yüzülmesi gerektiğindendir, o okyanusun içinde
hala bir kara arayışı olacaksa okyanus sularınla boğuşulacaktır, ta ki
kendini de onun bir damlası olduğunu idrak edene dek…

Bugün hayatımızdaki çelişkilere bakalım ve onları anlayalım, eğer anlar
ve kabullenirsek işte o onda bir başkası olmadığımızı da anlayacağız.
Sırrın sırlı yüzünü atınca da bir su damlası olup akseden dublemizin
gölgesinden çıkıp bir olacağız. O birlikte de hiçlik ve heplik akımının
dışında sadece ışıyacağız, çünkü ışık kendine gölge edemez sadece kaynak
olur ve kaynağın kendine aktığı görülmemiştir.

Birleşen Bütündedir.

714 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Fikir Sofralarının Felsefesi ve AtatürkFikir Sofralarının Felsefesi ve Atatürk “Şapka devrimi şekil için değil, düşünce ışığının kafalara girmesi için yapılmıştır.” Sofra kültürü, Atatürk’ün aydınlanma devrimleri ve felsefesinin ayrılmaz bir parçasıdır. […]
  • Bilim KilisesiBilim Kilisesi Bilgi toplumunu, sanayi toplumu paradigmasıyla yetişenlerin elinden almak imkansız mı? Hani şu otuz sene içinde “metodu gereği” iki dünya savaşı çıkaran zihniyetin elinden! Geçen hafta […]
  • Kaleciliğin Felsefi AçılımıKaleciliğin Felsefi Açılımı 80’li yılların çocuklarıydık... Ne bilgisayarlarımız vardı, ne cep telefonlarımız, ne de apartman dairelerine hapsolmuş hayallerimiz… Elbette, o en güzel yıllarımız, çocuk olmanın […]
  • 19 Mayıs19 Mayıs Bizim geçmişten beri hep duyduğumuz bir söylem vardır: Geleceğimiz gençlerimize emanet. Bizden önceki kuşak bunu söylerdi, şimdi de biz bunu söylemeye başladık. Herkesin umudu gençlerde de […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Ekim 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Arşivler