felsefe taşı

Çağın Salgınının Tehdidini Hep Birlikte Savurmaya Var mısınız?

Çağın Salgınının Tehdidini Hep Birlikte Savurmaya Var mısınız?
Ocak 21
14:24 2016

Herkese yeniden merhaba.

Bir süredir sizlerle beraber olamadım. Hayatımda yaşadığım bazı değişiklikler sebebi ile mecburi bir araydı. Fakat tüm bu zaman içinde sizlerle paylaşmak istediğim iki konu vardı aklıma takılan ve içimdekileri dökmek istediğim. Bugün bunlardan bana göre en önemlisi ile başlamak istiyorum.

Bana göre toplum olarak, gittikçe yayılan bir salgınla başa çıkmaya çalışıyoruz, belki de pek farkında dahi olmadan. Uzunca bir süredir etrafımdaki bazı insanların yüzlerindeki maskelerin gittikçe kalınlaştığını hissettim. Etrafla ilgili gibi gözüken, belki ara ara gülümseyen ama gerçeğin, gözlerinde yerleşmiş olan donuklukta yattığı. Genele baktığımda aynı maskeden, farklı yüz şekillerine bürünmüş niceleri olduğunu izlemeye başladım. Hatta diyebilirim ki belirli bir yaş grubunda daha sıklıkla rastlanan bir maske bu. Ki bu yaş grubu sanki benim de içinde bulunduğum grup.. Kırk yaş ve üstü, ben ilk ondayım.. Bunun farkına varmak beni şaşırttı ve üzdü. Neden mi? Hayal kırıklığı, kendi dönemime olan güvenimin azalması, kendimin de bu salgına yakalanma riskim, bunları hak etmediğimiz duygusu, yaşanmış olaylardaki yetersizlik hissi.. Nedenleri çoğaltabilirim ama bu daha fazla rahatsızlık duymaktan başka bir işe yaramaz. Önemli olan salgının tespiti, yakalanmış kişilerin farkındalıklarının geliştirilmesi, öze giriş ve temeline inerek kalıcı çözüm..

“Hadi artık söyle, nedir bu” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Eğer bu merakı sizde yaratabildiysem ve bu tepkiyi verdiyseniz, merak etmeyin, siz bu gruptan değilsiniz demektir. Çünkü tepki veriyorsunuz!

Ataraksiya…

Bu kelime yabancı gelmiş olabilir. Size önce kısa bir açıklama yapmak istiyorum ve sonrasında bana göre neden ve niçinlerine girmek..

Bir durgunluk halidir Ataraksiya, kişiyi tüm endişelerden ve korkulardan arındırmış. Karşılaştığı ya da karşılaşacağı her türdeki acıya, sevince karşı tepkisiz kalır. Korku mevhumu yoktur kişide. Yaşama dair tüm duygulardan muaftır.
Epikürcü felsefeye göre ataraksiya kişi için bir nevi, mutluluğun tek yoludur. Sonsuz bir huzur hali olarak da tanımlanır. Bazı felsefecilere göre de tanrılardan ve öteki dünyadan, ölüm sonrasından korkmamak anlamına da gelir.
Ataraksiyanın psikolojideki zıttı anksiyetedir dersem, daha da iyi gözünüzün önüne getirebilirsiniz belki bu ruh halini. Anksiyete, ataraksiyanın tam tersine, sürekli bir endişe ve stres halidir.
Ataraksiya, varoluşcu filozof Heidegger’e göre “gelassenheit” (soğuk kanlılık, sükunet) olarak tanımlanır. Tasavvufa bakacak olursak, “fenafillah” yani yokluğun sırrına ermek, yaşarken ölmek olarak tanımlanır. Taocu felsefedeki yeri, aynı anlama gelen “wu wei”, yani eylemsizlik ve beklentisizlik hali ile birliktedir.

Özetlersek bu kişiler tepki vermez, duygulardan yoksundur, hissedemez. Kişi bilinçaltının yarattığı bir savunma mekanizması olarak yaşadığı travma ve acıları dışa vurmakta zorlanarak da, bu ruh halini bir kurtuluş olarak seçebilir. Bu duygu yitimi kişiyi, yavaş yavaş, dış dünyadan kopuşa sürükler. Kendisi ve özellikle yakın çevresi için oldukça sıkıntılı ve üzücü bir durum..

Tabii ki bu öyle, kendi kendine ya da bir anda ortaya çıkan bir durum değildir. Birikimleridir kişinin bu ruh halini tetikleyen; ard arda yaşamış olabileceği birden fazla yıkıcı ve üzücü durum, mecburen yüklenmiş olduğu ve kaldırabileceğinden ağır acılar, devamlı negatif dolumlar, kalıcı travmalar, yakın kayıplar.. Hatta bazen bu anlarda sarıldığı antidepresanların bir yan etkisi de bu duygu yitimine yol açabilmektedir araştırmalara göre.

Sebepler çok tanıdık geldi değil mi? Şahsen ben, doğdum doğalı, ülkemde hiç bir zaman dört dörtlük huzur ortamında yaşama şansı bulamadım. Benim yaşımda ve ilerisinde olanlar da bulamadı. Kendimizi bildik bileli hep hüzün var bir yerlerinde ülkemin. Kayıplar, çatışmalar, terör, usulsüzlükler, kayırmalar, çalmalar, adaletsizlik, denge dağılımında eşitsizlik, ayrımcılıklar, sömürüler, ve daha nicesi hep yaşanıyor ve yaşatılıyor bu topraklarda. Azalıyor mu zamanla? Hayır! Aksine gittikçe artıyor. Bölgesellikden de çıktı, artık her yerde.. Bunlara daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum zira burası politik bir platform değil. Bunları sadece yaşam şartlarımızın hatlarını çizmek adına verdim.
Yani yaşamımızda acının, korkunun, hüznün hep sabitlenmiş bir yeri var topraklarımızın bize getirdiği. Kanıksamış haldeyiz hatta. Her ne kadar anlarda geçici bir süreliğine tepkilerimiz yoğun olsa da, yaşayabilmek adına hafızamızın arkalarına kaldırıyoruz. Hatta bizzat yaşayanlar dahi bunu yapıyorlar hayatta kalabilmek adına. Travmalar bile soğutulabiliyor zararları en aza indirilebilsin diye. Yoğun negatif dolumlar bizleri tüm bunlara rağmen öyle bir hale getirdi ki artık. Toplum olarak fitili ateşlenmiş bomba gibiyiz. Birisi dokunsa da patlasak diye bakıyoruz. Günaydın dediğiniz insan dahi acaba neden diye düşündüğü dönemlerdeyiz. Herkes herşeyin altında bir art niyet arar oldu, her olayda, her yazıda, her konuşmada..
Ya da bunların tam tersi..
Bir kısım insan da hayata hep toz pembe gözlüklerden bakmaya devam edebiliyor. Sanki farklı bir ülkede yaşamışcasına. Onunla ilgili negatif bir durum yaşanmadıkça, hayatın tadını at gözlükleri ile çıkartmaya devam edebiliyor. Vur patlasın, çal oynasın.. Yanıbaşında olanları umursamadan, hissetmeden, düşünmeden..

İşte hem bu ikilem hem de yaşananların olumsuz yoğunluğu bazılarımızı bu maskeleri takmaya itiyor.

Eğer kendi hayatında da bağlantılı ya da bağlantısız, zorluklar giderek artarak yaşanıyorsa, hayat onu aşırı yıpratmaya başladıysa, tüm bunlarla savaşmak yerine yokluğa bürünebiliyorlar. Tepki ve his yokluğuna.. Yakınlarında fark eden de olmazsa gittikçe derinleşiyor bu ruh hali ve kimse artık o kişinin maskesiz halini hatırlamıyor bile.

Bana göre ülkemizde iki türlü ataraksiya var; birinci kesim tamamen kabuğuna çekilmiş ve kendi halinde yaşamına devam eden, bir diğeride dolu dolu yaşıyormuş süsü verip de kendi hayatı dışındaki tüm hayatlara kendini kapatmış olan, dış sınırlarındaki hiç bir şeye tepki göstermeyen. Belki de bu ikinci grup, ilk grubun başlangıç seviyesidir. Ama ikinci grupda artık tamamen her şey kapandığı için daha az tehlikeli. Zira ikinci grupda etrafa zarar verme riski var, önce ve sadece ben diyerek..

Tepkisiz bir toplum bu dünyadaki en tehlikeli şeydir. Ve biz bu tehlike altındayız. Gittikçe salgın halinde yayılan bu hastalığın tehlikesi altında kimsenin bilinçli olarak bu kadar tepkisiz, ruhsuz ve hissiz olabileceğine inanmak istemiyorum. Bunun bilincine varanların varmayanları aydınlatmaları gerekmekte. Çözüm bir bütün halinde sağlanırsa fayda sağlanabilir ancak. Ufacık kalmış bir iz yeniden ortam bulup büyüyebilir. Biz olmalıyız yeniden yakalananları kurtarmak ve bu salgına son vermek için.

Bu ülke bizlere kazandırılmış en önemli şey. Korumamız ve kollamamız en önemli vazifemiz. Tabii ki üzerinde yaşayan bizler olarak ve yine bizler için. Yaşamı yeniden yaşanası ve güzel kılmak bizim elimizde. Sadece hissetmemiz lazım biz olmanın gücünü ve mükemmelliğini yeniden.
Savaşmalıyız hepimiz bu salgına karşı. Yenmeliyiz hep birlikte.

Farkında olun ve farkındalık yaratın. Tekrar kazanılan her bir birey bir hazinedir. Her birimiz en azından bir kişiyi hedeflesek olmaz mı? Unutmayın, bizler de her an aynı desteğe ihtiyaç duyabiliriz. Bana olmaz demeyin, bunu demeniz bile yakalandığınızın belirtisi olabilir.

Yaşamın güzelliklerini hatırlatalım ve sunalım hep birlikte. Acıların, kayıpların yaralarını hep birlikte saralım. İhtiyacı olanlarla, imkanlarımızı paylaşalım. Her gecenin illa ki bir gündüzü var, yeter ki güneşin ucunu gösterelim birbirimize, değer vererek, severek..

1.238 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • İçinden Mutfak Fışkıran Şehir: İstanbulİçinden Mutfak Fışkıran Şehir: İstanbul İstanbul, kimilerine göre dünyanın en güzel kentlerinden, kimilerine göre 'en güzeli'… Silüeti, tarihi ve mistik yapısı, içinde barınan kültürel zenginliği ve sorunları bir yana 'karnınız […]
  • Zeus ve Hera’dan bu yana… Ege’deAşk…Zeus ve Hera’dan bu yana… Ege’deAşk… Aylardan Temmuz, günlerden deniz.. Sabah terasa çıktığımda efil efil esen bir meltem, mis kokuları getiriyor burnuma bahçemden bana hayatın güzelliğini sunarcasına.. Pergolemin altını […]
  • Dokunulmazlık OyunuDokunulmazlık Oyunu Televizyonda izlemeye değer bir film arıyorum. Büyük hata! Doğal olarak bulamıyorum tabii… Eee, ben dizi de izlemem. Oradan zaten tüm ana kanalları eliyorum. Elimde kumanda, önümde çay […]
  • LastikLastik Saçını toplayabilmek için, içinde 100-150 tane ince siyah lastik olan bir paket kaparsın Feliks... Her bir lastik sana 2-3 gün gider... Paketin bitmesine yakın, kızına ya da karına ait […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler