felsefe taşı

Bir Yapıtı Betimlemenin Dayanılmaz Ağırlığı

Bir Yapıtı Betimlemenin Dayanılmaz Ağırlığı
Nisan 08
15:36 2014

Her şeyin sıkı sıkıya adına sarılma koşuluyla var olabildiği bir dünyada, ad ile adın imlediği arasındaki bağıntının yaşamsal önem taşıdığı çoğunlukla benimsenen bir kabullenmedir. Halbuki ad ve onun betimlediği şey, rastlantılara dayalı olan ve her an kopmaya hazır bir ilişkidir aslında. Özellikle sanat yapıtını adlandırma tasarımı, görünürde özgür ve yaratıcı bir etkinliğin uzantısı olmasına karşın, gerçekte metin dilinin salt sematik boyutuyla ifade edilmesidir. Tasarlanmış kelimeler önce göz aracılığıyla izleyici tarafından algılanır, sonrada düşüncelerimizi şekillendirir. Aslında kelimeleri anlamlı imgelere dönüştüren simyanın gizemi, metinler ile yapıtlar arasında olup biten anlamlı karşılaşmalarda saklıdır. Buna rağmen belleğimizde iz bırakan yapıtları hatırladığımızda aşağıdaki soruyu sormaktan kendimizi alıkoyamayız. Başlıklar ya da betimlemeler herhangi bir sanat yapıtı için ne düzeye kadar bağlayıcı bir nitelik taşır?.

İzleyici ile yapıt arasındaki sanatsal bağın belli ve ortaklaşa bir duygulanma sonucunda gerçekleştiğini biliyoruz. Yapıtın özgül atmosferi ile baş başa kalan çoğu izleyici düşsel bir yolculuğa da yelken açar. Sonu meçhul bu serüvende kimi zaman yapıtların adları onu şaşırtır, kimi zamanda ad ile yapıt arasındaki ilişkinin varlığı… Gözlemlediği sanat eseri için yapılan betimlemelerin karşılığını bulmakta güçlük çektiğinde ise kendi ile hesaplaşmaya başlar. İşte o zaman yapıtı kendine göre yeniden betimler. Düşün dünyasından kopup gelen bir adla yapıtı onurlandırır. Algıladığı ile ona sunulanlar arasında farklı ve sınanmamış bir durum söz konusu olduğundan, tercihini kendi hissettiklerinin yansımalarından kullanır. Ancak sanatçının kendi yapıtını adlandırması söz konusu olduğunda durum farklılaşır. Sanatçı, görünen bir gerçekliği ya da yaratıcı bir düşüncenin görsel yansımalarını kelime kodlamaları ile ifade ederek, yapıtını somut bir değer haline getirmeye çalışır. Figürle düşünebilir olmanın sınırlarını çoğunlukla ona bir ad vererek belirginleştirir. Günümüzde bir çok sanatçının yapıtlarına ad verme düşkünlüğü bir gereklilikten çok bir amaç veya bir manifesto gibi görülebilir. Bu, sanatçının kendi yapıtı hakkında bizi bilgilendirmesinin ve onu anlamlandırmak istemesinin bir sonucudur. İletişimin karmaşıklık sorunsalını yalnızca yapıtla değil, adlandırma ile de basite indirgemek ister. Sonuç olarak, adlandırmak, sanatçının düşüncelerini kendi öznel çerçevesinde betimlemesi ve yapıtı farklı bir kimlik altına taşıma çabalarının bir sonucudur.

İzlediğimiz birçok sergide, karıştırdığımız çoğu albüm sayfalarında sık sık fotoğrafların sağ alt köşesine konulmuş betimlemelerle karşılaşırız. Oysa fotoğraf sanatçıları yalnızca sembolleri fotoğraflamanın peşinde koşmazlar. Onlar gözlerinin önünde olup bitenleri de yorumlarlar. Yapıtlarda gizli anlamların peşinde koşanlar veya yan anlamları arayanlar hep başkalarıdır. Bu nedenle fotoğraflara yönelik yapılan tüm betimlemeler, bir fotoğrafa bakıp onda görebildiklerimizle yetinmeyi yeterli kılmaz. Görünenlerin ardını da görmek gerekir. Başlangıçta izleyici bir yapıtı yorumlarken sadece gördüklerini değil, aynı zamanda yapıtın adını da hesaba katmak zorunda kalır. Ancak bir süre sonra fotoğrafın ardındakileri biraz kurcalamaya başlayınca, estetik yetkinliği ve fotoğraf bilgisi devreye girince farklı yorumsal olasılıklar ardı arkasına sökün etmeye başlar. Adlandırma fotoğrafın dış dünyadaki karşılığının daha somut algılanması için yapılmışken, yapıtın görsel kimliğinin, betimlemenin önüne geçmesiyle de tüm anlamını kaybetmeye başlar. Unutmayalım ki, fotoğraflar sözcüklere bağlı kılındığı sürece her adlandırma uzun vadede gerçekleşecek bir yıkımın ilk aşamasıdır. Çünkü her betimlemenin yoruma bir müdahale hakkı vardır. İzleyen ile izlenen arasına bir sınır çizgisi koyunca, sanatsal üretimin iç mantığı da silinmeye yüz tutar, doğal olarak.

Yapıtın altına yazılan yazılar, bakan göz için daima bir reçete gibidir. Kurmaca yoluyla yeniden üretilen doğanın bir sembolü olan yapıta yeniden ad vererek onu izleyiciye bir kez daha kurgulatmak, yapıt ile doğa arasındaki bir özdeşleştirme yaratmak demektir. Bu nedenle yapıt ile izleyen arasındaki bağ hiçbir zaman sözcüklerin sığlığında anlamlandırılamaz. Çünkü her yapıtın anlamı kendi içinde gizlidir. Hepsi orada ve derinliklerindedir. Görüntüler, sözcükler aracılığı ile berraklıkları giderilerek, yozlaştırılırlar. Yorumlanma olanakları kısıtlanır. Varlığını kurgusal bir reçete gibi sunan bu yapıtlar, temsil ettikleri gerçekliğe sürekli yenik düşerler.

Cicero “En keskin duyumuz görme duyusudur” derken, belki de bir yapıt altında yapılan yorumların söz konusu yapıt için fazlasıyla silik ve cılız kalacağından endişe duymaktaydı. Çünkü fotoğraf her şeyden önce görme eylemine dayanan bir materyaldir. Zaten sanat eseri kendi kendini açıklayan, kendi kendine konuşan bir varlık değil midir?. Öte yandan niteliğiyle bir yapıtın bizi harekete geçirmesi, canlandırması gerekmez mi?.

1.165 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Yeldeğirmeni’ndeki “Nezih” İki BalkonYeldeğirmeni’ndeki “Nezih” İki Balkon Benim iki yıldır yaşadığım ama bir ay sonra ayrılacağım Yeldeğirmeni’ndeki sevgili evimin bir balkonu şarka, diğeri garba bakar. Şarka bakanla uyanır, garba bakanla uyunur bu evde. Garp […]
  • Değnekler ve BalonlarDeğnekler ve Balonlar Karanlık günlerden aydın­lar etkilendiler. Aydınlık günlerden karalar pay aldılar. Karanlık, hepimizi aynı öl­çüde etkilemedi. Aydınlıktan da hepimiz aynı ölçüde […]
  • GreenpeaceGreenpeace Ne yemek istersiniz? Zehir mi alırsınız yoksa sağlıklı yemek mi? 4,54 milyar yıldır canlıları besleyen doğayı sadece 40-50 senede iflah olmayacak şekilde hakladık. Şimdi o çöplüğe […]
  • Amerika’nın Klavuztaşı-Georgia’nın Stonehenge’iAmerika’nın Klavuztaşı-Georgia’nın Stonehenge’i Yıl 1979, Amerika, Georgia eyaleti , Elberton’da sıcak bir Haziran ayında Tate Sokağındaki ofise öğle saatlerinde şık takım elbiseli birisi gelir ve bir anıt yaptırmak istediğini […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler