felsefe taşı

Utanç

Utanç
Kasım 05
08:53 2020

Kapının açılmasıyla yerinden sıçradı. Hep böyle olurdu. Önünde sonunda geleceklerini bilse de zamansız yakalanırdı. Telaşlı ayakların parke zeminde çıkardığı sesler ona doğru yaklaşırken masanın çeşitli yerlerine yayılmış kâğıt, kalem ne varsa aceleyle toparlayıp derin bir nefes aldı. Kolay olmayacaktı. Her zaman olduğu gibi, bir sürü şikâyet, itiraz, bağrış, çağrış yaşanacak ama en sonunda o galip çıkacaktı.

“Sen!”
Şahsına yönelik tehditkâr ses içindeki öfke kırıntılarını harekete geçirse de aldırmadı. Evet ya, ben. Başka kim olacak?Üzerinde oturduğu tekerlekli ofis sandalyesini geriye doğru iterek misafirlerine döndü.
“Hoş geldiniz,” dedi en tatlı gülümsemesiyle, “Bu sefer biraz geç mi kaldınız ne?”
“Aman ne komik!” Karşısında duran ufak tefek, alımlı genç kadının sesi, sıkılı dişleri arasından fısıltı gibi çıkmıştı. Üzerine diktiği açık kahve gözleri öfkeden ziyade hüsranla doluydu. İçlerindeki korkak çocuğu, gözlerine hapseden böyle kadınları iyi bilirdi. Başlarına gelebilecek her olayda en savaşçı, en feminist, en başarılı olanlar hep onlardan çıksa da bu hayatta tek kafa tutamadıkları şey aşktı. İşte tam da bu yüzden karşısında, bilmem hangi tasarımcının elinden çıkmış, taa yakasından göbeğine kadar yırtık, en ufak hareketinde tahta gibi dümdüz memelerini gözler önüne seren, su yeşili elbisesiyle yara bere içinde kalmış, kırılgan bir çocuğu andırıyordu.
“Nasıl yaparsın bunu,” dedi inleyerek, “Bize böyle bir sonu nasıl reva görürsün?”
Bu tür suçlamalara karnı toktu. Neredeyse yirmi senedir bunlarla uğraşıyordu. Ne demişti bir şarkıda biri? “Mutlu aşk varsa da mutlu son yoktur.” Yoktu işte. Yok! Şimdi bunu karşısındaki iki gence anlatmak zorundaydı.

“Oturmak ister misiniz?” diye sordu biraz zaman kazanmak, biraz da kendilerini düşündüğünü sanmaları için. Teklif genç adama cazip gelmiş olacak, birkaç adımda karşısındaki koltuğa yerleşti. Kız kadar yaralanmış gözükmüyordu ama onun da sıkı bir arbededen çıktığı belliydi. Karakteristik yüzünde, kurumaya yüz tutmuş kanlı çizikler vardı. Sağ elmacık kemiği aldığı darbeden şişmiş ve morarmaya başlamıştı bile. Elini, kolunu nereye koyacağını bilemese de oturduğu koltukta bacak bacak üstüne attı. Birçok insan için zarafeti çağrıştırabilecek bu hareket, kızı sinirlendirmiş olacak, “Pislik herif,” diye bağırdı adamın önüne kendini atarak, “Bana şu yaptığına bir bak!” Dizlerinin üstünde doğrulup adamın elini tuttuğu gibi vücudundaki yaraların üzerinde gezdirdi. “Görüyor musun bunu? Ya bunu? Peki bunu?” Adam gözlerini kaçırdıkça kızın sesi ve hareketleri yükseliyordu.

Hemen hepsini kendi yaratsa bile böyle dramatik sahneleri sevmezdi. “Yeter,” diye bağırdı kıza, “Kes sesini!” Oturduğu sandalyeden ayağa kalkıp verdiği sert tepkiye şaşıran iki karakterine doğru yürüdü. “Olan oldu, biten bitti. Kavganın orta yerinde kalkıp karşıma dikildiniz. Buraya kadar aklınız neredeydi?”
“Sen nasıl uygun görürsen onu yapıyoruz,” dedi kız. Yerden kalkıp koltuğun diğer tarafına oturdu. “Ayrıca, dozu giderek artan bir şiddetin orta yerinde ne yapmamızı bekliyordun? Öldürtecek misin bizi birbirimize?”
“Aslında sadece seni.”
Kız şaşkınlıkla duyduklarını anlamlandırmaya çalışırken o ana dek ağzını açmamış genç adam, “Dur bakalım orada,” diyerek oturduğu yerden ayağa fırladı. “Beni katil mi yapacaksın? Hem de sevdiğim kadının katili?”
“Evet. Son derece uygun bir karaktersin.

Karşısında bütün öfkesiyle dikilen adam kendisinden neredeyse yirmi santim uzun olsa da istifini bozmadı. Ne de olsa karakterini iyi tanıyordu. Normal şartlarda, bir karıncayı dahi incitemeyecek olan bu adam, aşk ve kıskançlık duygularıyla bir katil olmaya doğru emin adımlarla ilerliyordu.
“Sürpriz son diye buna derler,” dedi gülerek, “En umulmadık şeyin gerçekleşmesi. En sevilen karakterin bir canavara dönüşmesi. Bum! Zaaflarının insanı ele geçirmesi.”
“Ben böyle biri olamam,” dedi adam, “Anlıyor musun? Olamam! Kimseyi öldüremem. Hele Sedef’i asla! Böyle bir utançla kim yaşar?”

Mavi gözlerindeki acı fazlasıyla gerçekti. Canı sıkıldı. Bu sefer biraz fazla ileri gitmişti sanki. Adama kendini yakın hissetmesinin ötesinde, onun için bir şeyler yapmak istediğini fark etti. O sırada az önce aldığı direktifle sesini kesen kadın, ağlamaya başladı. Yarattığı onca drama rağmen sessiz bir ağlayıştı bu. İçine akıttığı gözyaşlarıyla kalbinin dağılan parçalarını iyileştirmek ister gibiydi.
“Tamam,” dedi sıkkınlıkla, “Bir bakalım, yapabileceğimiz bir şey olur mu?”
Genç adam az önce kalktığı koltuğa geri dönerken, o da masasına geçip, birbirine karışmış tonlarca sayfanın içinden aradığını buldu. Sedef, boğazını sıkan Ali’nin pençelerinden, karnına savurduğu bir tekme ile kurtulmuş, evden kaçmak üzere merdivenlere doğru koşuyordu. Demek tam o esnada soluğu burada almışlardı.
“Yazdığım hiçbir şeyi geri alamam,” dedi koltukta oturup, güzel bir şey duymak ümidiyle kendisine bakan ikiliye. “Eğer ölümlü bir son istemiyorsanız, değişikliğe gidebileceğimiz tek yer kavganızın ortası.”

“Tamam dedi,” Ali, “Özür dileyeyim, sarılayım, bitsin bu iş.”
“Hadi oradan,” diye bağırdı Sedef içine akıttığı gözyaşlarını ağzından püskürterek, “Vur, kır sonra sarıl. Geçsin ha? Yok öyle! Ödeyeceksin bütün yaptıklarını.”

Sevimlilikten iticiliğe hızlı bir şekilde geçebilen bu kadına karşı olan duygularından bir türlü emin olamıyordu. Kendisine taban tabana zıt bir karakter yaratırken ne düşünmüştü acaba? Aslında fikir aklına ilk düştüğünde, yola en bildik, en alışılageldik karakterlerinden biriyle çıkmaya karar vermişti. Hatta daha öncekilerde olduğu gibi, güle oynaya belli bir yere kadar gelmişlerdi. Ama ne olduysa her şey o şırfıntının hayatına girmesiyle değişmişti. “Bu ülkede romanlarının çok satması oldukça anlaşılabilir bir şey,” demişti gönderdiği taslağı değerlendirmek üzere ofisinde karşılıklı otururlarken. “İyi bir gözlemcisin ve toplumu iyi okuyorsun. Üslubuna da diyeceğim bir şey yok. Ama karakterlerin çok sıkıcı. Özellikle de kadınlar. Her şeyi doğru yapmaya çalışıp, hatalarını da yaptıkları sevimliliklerle örtbas etmeye çalışan zavallılar.” Ukala karı, pişkin gülümsemesiyle bir de eklemişti. “Ha, eğer okuyucu kitlenden memnunsan ve tek derdin cebine giren paraysa o ayrı!”
“Allah belanızı versin! İkinizin de.” Sedef’in çığırtkan sesiyle yerinden sıçradı. Çirkefliğin dozunu iyice arttıran kadın,odanın içinde bağırarak bir yandan diğerine savruluyor, Ali’den ve kendisinden tepki alamadıkça, görülmek ve duyulmak adına bildiği her türlü numaraya başvuruyordu. “Polise gideceğim ben. Her şeyi anlatacağım. Rezil olacaksın elaleme. Yüzüne bakamayacaksın ailenin. Hoş, anan da alkolik babandan yediği dayaklara alışık olduğundan ne boka yarayacaksa! Ancak sırtını sıvazlayıp geri yollarlar senin gibi şerefsizi!”

İşin içine annesinin girmesi, köşesinde ezik büzük oturan zavallı karakterimiz Ali için yetmişti. “Sus be orospu,” diyerek ayağa fırladı. Elbette ağzından çıkacak ilk cümle kontra atak olacaktı. Şaşrtmadı. “Her şeyi itiraf et artık yeter! Kim o herif? Kim? O garip beyninin içinde neler dönüyor ha? Eski sevgilin değil mi o her romanında yazdığın? Hani şu hiç unutamadığın piç kurusu!” Sedef, bacaklarını karnına doğru çekmiş başından aşağıya sarf edilen cümlelerin ağırlığıyla koltuğa gömüldükçe gömülüyordu. Ama Ali’nin susmaya niyeti yoktu. “Belki de yeni biri var hayatında? Tabii ya! Geceleri benden kaçıp akla hayale sığmayan sevişme sahneleri ürettiğine göre neden olmasın? Düş o merdivenlerden, düş ve geber! Ben de rahata ereyim.”
“Kes sesini Ali, otur yerine ve sakinleşmeye çalış.” Yaratıcısından aldığı direktifle havada asılı kalan yumruğunu indiren Ali, az önce kalktığı yerine geri döndü. Sedef de sanki biraz daha rahatlamış gibiydi. Şimdi ikisinin de merak ettiği tek şey bundan sonra ne olacağıydı.

Derin bir nefes alıp elindeki kağıtta yazılanlara baktı. Aslında erkek karakteri istediği noktaya çok yaklaşmıştı. Şimdi tek yapması gereken her ikisini de geldikleri yere yollayıp finali oluşturmaktı. Ama yine de ortada içine sinmeyen bir durum vardı. Aynı Ali gibi o da lanet olasıca Sedef’ten bir an önce kurtulmak istiyordu. Onu bir susturabilse, ikisi de huzura erecekti ama işte bir nedenle yapamadı.
“Aylin. Aylin ne olur aç gözlerini. Ne olur aç!”
Açtım. Hiç istemeyerek açtığımdan olsa gerek, karşımda saçı başı birbirine karışmış, yüzü gözü şişmiş yanağı morarmış, dudağı kanayan adamı görmedim. “Çok şükür, çok şükür aşkım. Seni ölesiye seviyorum, çok üzgünüm. Bir daha asla ama asla böyle bir şey olmayacak. Bu son. İnan bana son. Bir daha içmeyeceğim,” diyen sözlerini, düşerken kulağıma aldığım darbelerden olsa gerek duymadım. Boynumdan, omuzlarımdan tutup ayağa kalkmama yardım etmeye çalışan ellerini, merdivenden itmeden önce sırtıma sapladığı hançerden olsa gerek hissetmedim. Ağrıyan, sızlayan her bir uzvuma inat, birkaç adım atıp görmediğim, duymadığım, hissetmediğim adamdan uzaklaştım.

Zor da olsa başımı sol tarafımdaki sokak kapısına doğru çevirdim. Ağrıyan ve titreyen bacaklarımla ulaşmam zaman alırdı. Hem dışarıda yağmur mu yağıyordu ne? Kadın başıma gecenin bu saatinde araba kullanmak da olmazdı zaten. “Adamın öyle bir damarına basıyorsun ki, katil edersin sen insanı!” Annemin duymayan kulaklarımda avaz avaz bağıran sesine ve yerde bir takım garip hareketler ve inlemeler çıkaran karaltıya aldırmadan, sağ tarafımda uzanan merdivene yöneldim. Basamaklar un ufak edilmiş beyaz kağıtlarla kaplıydı. Hayallerimi, saatlerce üzerlerinde düşündüğüm, ruhumu katıp büyük bir aşkla yazdığım cümlelerimi ve de en çok Sedef’i eze eze yukarı doğru çıkarken, sadece ağladım.

338 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Mantarlar ve Kuzuların KültürüMantarlar ve Kuzuların Kültürü Spor sonrası eve gelirken gözünün önünde lezzetli yemekler geziniyordu. O kadar acıkmıştı ki yemeğinin yapılmasını bile bekleyebilecek gibi değildi. Önce tüm malzemeleri mutfak […]
  • Mantar EvMantar Ev Gökyüzü, yavaşça karanlıktan aydınlığa geçerken biz de mavi tosbağamızda yol alıyorduk. Yanımda duran yükselticiyi alıp popomun altına yerleştirdim. Ancak bu şekilde pencereye […]
  • MahalleMahalle Bazen şehrin henüz “mahalle” tadını yitirmemiş ara sokaklarında dolaşırım. Amaçsızca, belki de geçip giden çocukluğumdan birtakım izler bulurum ya da unutmaya başladığım hatıralar tekrar […]
  • Anne ArketipiAnne Arketipi Ay ve Güneşin kavuşumu arasındaki bu Anne - Bebek imajı; Anima - Animus Bütünleşmesinde Anne Arketipinin önemini anlatıyor adeta... Anima (Bir erkeğin iç kadınsı tarafı) da Animus (Bir […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2020
P S Ç P C C P
« Kas    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Arşivler