felsefe taşı

Sağlığımızın Anahtarı: “Vagal Ton”

Sağlığımızın Anahtarı: “Vagal Ton”
Ekim 26
11:19 2018

Bağırsakların beyin sağlığı ve duygudurumuz ile çok yakın ilişkisi var
ve bağırsak beyindeki nöronların büyük ölçüde
beyin nöronlarını baskılama kapasitesine sahip olması söz konusu.

Yediklerimiz, bedensel sağlığımızı etkilediği gibi,
daha da önemlisi psikolojimizi, ruhsal dünyamızı,
dolayısı ile tüm yaşamımızı etkilemektedir.

Çünkü, bağırsak nöronları,
alınan gıdaları algılayıp değerlendirir
ve bu değerlendirmelerini beyne yollar.

Beyindeki bağırsak nöronları ile bağlantılı
amigdala (şeytani) bölge gelen bu data yüklü elektrik sinyallerini,
benzer frekanstaki günlük düşük frekanslı lokal hücre gurupları ile
iletişime sokar.

Bu da bilinci beden ve dünyaya dönük bir şekilde aşağıya çekerek,
kişiye gerçekte sınırsız, bütünsel bir bilinç varlık olduğunu unutturup,

tek/bütün olanı bilinçte ayrı ayrı birimlermiş gibi algılatarak
kişinin bilincinde “ben ve diğerleri” algısını oluşturur.

Karnının doyduğunu düşünenin aklı her zaman aç kalır.

Çin Atasözü

Mide ve çeperini kontrol ettiğimiz zaman,
beyne olan kontrolümüz de artıyor.

Oruç da beden üzerindeki enerjisel ve zihin üzerindeki düşünsel blokajları ortadan kaldırmayı sağlayabilir

Yani sadece beynimizin bizi tamamı ile kontrol ettiği
gibi bir anlayışımız varsa
fena halde yanılıyoruz demektir.

Tasavvufi felsefede de nefsi emare (emir alan nefis) denilen
en alt seviyedeki nefis ,
her türlü bedensel zevk ve hazların etkisi altındaki
emir alan bilinci temsil eder.

Tüm dinlerde ve inanışlarda da bedeni
bu etkilemeden ,bu tutsaklıktan kurtarıp
daha ileriye taşıma arzusu vardır.

Ve İkinci beyne dair tüm bu keşifler

bizi zihin ve beden arasındaki ayrımcı bakış açısından
daha bütüncül bir anlayışa yöneltmektedir,
yani Doğu tıbbına …

Taoizm ,zihin, beden ve ruhun
enerji depolama sürecinde birlikte çalışması gerektiğine inanmaktadır.

İkinci beyin olarak isimlenen
ve bağımsız çalışan Enterik sinir sistemi (ESS),

“nörogastroenteroloji” adlı yeni bir bilimin konusu artık

Zira bağırsak duvarı içine gömülü
yaklaşık 500 milyon nörondan oluşan 9 metre uzunluğundaki
devasa bir sistemdi bu

Hatta 2. beynimizin evrim sürecinde
beynin gelişmesine yol açtığı düşünüldüğünden

“orijinal” yani ilksel sinir sistemi olarak anılıyor.

Düşünen hisseden, tanıyan, hatırlayan
ve karar veren bir sistem bu

Özellikle korku, sevinç ve üzüntü gibi direk algımızı belirleyen
yüksek duygularda büyük rol oynuyor.

Irkları, kültürleri ne olursa olsun,
sevinç, korku, huzur, ihtiras gibi duyguları,
en yoğun olarak nerede hissettiklerini göstermeleri istendiğinde,
hemen hemen tüm insanlar karın bölgelerine işaret ediyor,

Bilinen tüm kültürlerde
duyguların, bedenimizin merkezinde oluştuğu ifadesi ortaktır.

Dünyayla göbek bağı vb. deyişlerin anlatmaya çalıştığı da bu olsa gerektir.

Çok eski zamanlardan beri, meditasyon yapan insanlar,

bedenlerinin derinliklerine yolculuğa çıkıyor,
burada huzur ve bilgeliği arıyorlar.

İkinci beyin, psikolojik durumumuza etki eden

dopamine, serotonin ,opiat gibi

psikolojik ve sakinleştirici maddelerin kaynağı

Dolayısı ile bilinçaltı kayıtlarıyla
ikinci beyin sıkı bağlantı halinde olması ile

Kişilik oluşumu da ikinci beyinle yakın ilişkide.

Yani mutluluğumuzun yediklerimizle direk ilişkisi var.

Yiyeceklerin mutluluk veren etkisinin,
sağlık veren etkilerinden bağımsız olmadığı açıktır.

Yediğimiz sahte gıdaların
psikolojimiz ve bedenimiz üzerine etkisi de cabası…

Yemek tercihleri, ABD’li uzmanların araştırmasına göre,

bir nevi karakter testi!… “You are what you eat ” 😉

Yeryüzündeki her şeyin birbiriyle bağlantısı söz konusu

Ruh ve beden de ayırmaz bir bütün, ikisinin birlikte yürümesi gerekiyor.

Beslenmemiz değişince, sağlıklı ve doğal bir hale gelince,
beden de olumlu tepki vermeye başlıyor.
Enerjimiz artıyor, gördüğümüz rüyalar dahi değişiyor…

Üstelik bağırsaktaki trilyonlarca bakterinin
fazlasıyla sayıda üstün olan enterik sinir sistemi hücreleriyle
nasıl ‘’iletişim kurduğu’’
ve bu Mikrobiyom-bağırsak-beyin etkileşiminin
zihin değiştirici etkisi artık kanıtlanmıştır.

Genetik, kişinin hangi gıdalara yatkın olduğunu belirler.
Gıdalar da bu sistem aracılığı ile beyni etkiler.

Ve ilginç bir şekilde mikrobiyotayı oluşturan bakteriler de
yatkınlığımız üzerine etkilidir.

Yakın iletişim halinde olduğumuz kişilerle
mikrobiyota alış verişimiz de
dolayısı ile duygudurumumuz üzerine etkilidir.

Bana eşini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim 🙂 Çok önemli…

Barsağın parasempatik sinirlenmesi

birincil olarak

VAGUS siniri tarafından sağlanır.

Latince “kıvrılan” anlamına gelen Vagus,
beyne vücudun organlarına dair sürekli duyusal uyarı verir,

yani iç organların durumu ile ilgili iletişim vardır.

Bağırsaklarıma güveniyorum şeklinde beyan eden insanlar

aslında Vagusa olan güvenlerini ifade etmektedirler.

Sinir beynin alt kısmından çıktıktan sonra,
boyunda şah damarının yanından aşağı göğüs ve karına kadar uzanır.

Vagus sinirinin oluşturduğu vasovagal reflex yoluyla
Enterik sinir sistemi koordinasyonu gerçekleştirilir.

Bu sinir,üç temel sistemden geçer;

Kalp-damar sistemi,

solunum sistemi,

sindirim sistemi.

Dolayısı ile

nefesimiz, kalp hızımız ve sindirimimiz

tümü doğrudan vagus siniri ile ilgilidir.

Bir başka deyişle, solunum, dolaşım ve sindirim sağlığımız vagus sinirinin faaliyetlerine yakından bağlıdır

Vagus siniri beyinden cikan oniki sinir ciftinin en onemlisi olarak
parasempatik sinir sistemine ait bir sinirdir.

Motor fonksiyonları; ses tellerinin hareketi, diyafram hareketi, mide ve kalp üzerine etkilidir.

Duyu fonksiyonu dil ve kulakta vardır. Hem motor hemde duyu fonksiyonu sinüslerde ve özefagusda vardır.

Bu sinirin uyarılması kalp hızının azalmasına,
kan basıncının düşmesine ve bir nevi fiziksel ve ruhsal gevşemeye ve rahatlamaya neden olur.

Vagus siniri bu nedenle “yaşam siniri” olarak da bilinir.

Vagus sinir lifleri sadece
kalp, akciğer, karaciğer, böbrekler ve bağırsaklar gibi iç organları değil

aynı zamanda beyin fonksiyonlarını da kontrol ediyor.

Nervus vagus sadece efferent liflerden ibaret değildir;
hatta liflerin önemli kısmı afferent liflerdir.

Bu durum beyinin mide ve barsağın durumu hakkında
devamlı bilgi almasını sağlar.

“Vagus” siniri,

ağzın arka taraflarından aldığı tat sinyallerini de
diğer iki sinirle birlikte beyne iletir.
Iste bu üç sinir, on binlerce tat hücresinden aldıkları haberleri
beyin sapı denilen bölgeye götürürler.

Tat bilgileri buradan da
beynin korteks, hipotalamus ve amigdala bölgelerine giderler.

Vagusun barsak işlevlerindeki önemi
vagotomi yapılan ameliyatlardan sonra anlaşılır.
Mide hareketleri bozulur hatta kaybolur,
mide boşalmasında ciddi problemler ortaya çıkar.

Vagus sinirinin uyarılması,öğrenme ve hafızayı geliştiriyor,
başka tedavilere yanıt vermeyen
kronik depresyon tedavisinde etkili olabiliyor .

Stres gibi Sempatik sinir sistemini uyaran
ve dolayısı ile parasempatik bir sinir olan etmenler
bir süreklilik arzettiğinde
vagusun etkinliğini azaltarak vücudu savunmasız hale getirir

2013 de İskoçya’nın Glasgow Üniversitesi’nde araştırmacılar ,
Vagal Sinir Stimülatörü (VNS) kullanarak
beyinin nöroplastisite yeteneğini gözlemlediler.

Ve artık Vagal sinir stimülasyonu (VNS),
diğer tedavi yöntemlerine yanıt vermeyen
dirençli epilepsi ve major depresyonda
FDA tarafından onaylanarak kullanıma başlanlmıştır.

Vagus Kalple beyin arasındaki ilişkinin gücünü etkiliyor

Bu güce de “Vagal Tone” (İstenen ve olması gereken durum) denir.

Vagus siniri iyi çalışanlar yüksek bir “vagal ton” sahibi demektir.

Vagal tonunuz ne kadar yüksekse,
bizim için o kadar iyidir.

Bu durum vücudumuzun iç sisteminin çalışmasının
iyi düzenlendiği anlamına gelir.

Bu da kısacası sağlık demektir.

Araştırmacılar vagus sinirinin
uyarıcı bir geri besleme döngüsü ile bağlantılı olarak
olumlu bir kartopu etkisi yaratabileceğini belirtiyorlar.

Sağlıklı vagal ton için
derin diyafragmatik solunum-uzun, yavaş nefes-

vagus sinirini uyarıcı etki göstermekte

ve bu durum da özellikle performans kaygısının olduğu zamanlarında,

kalp hızı ve kan basıncını yavaşlatan bir anahtar.

Daha yüksek vagal ton indeksi,
fiziksel ve psikolojik refahı ile bağlantılıdır.

Düşük vagal ton indeksi ,
inflamasyon, negatif ruh halleri, yalnızlık hissi ve kalp krizi ile bağlantılıdır.

1920 de Otto Loewi kurbağa kalbi ile yaptığı deneyde
uyarılan vagusun kalp atımında ve kasılma hızındaki
azalmaya sebep olan bir kimyasal ürettiğini buldu

ve bu kimyasala Vagusstoff adını verdi
(daha sonra kimyasal olarak tanımlanan madde asetil kolin oldu)

Yüksek vagal tonun
fiziksel, zihinsel ve ruhsal yararları olduğunu
gösteren çok sayıda araştırma vardır.

Vagal ton sorunu yaşamayanlar
genelde
daha iyi bellek, daha yüksek konsantrasyon gücüne sahip iken

düşüklüğü olan kişiler

kronik yorgunluk ve zihinsel yavaşlık şikayetleri gösteriyorlar.

Vagal ton yeterli ise
insülin üretiminde düzenli iken

yetersiz olduğunda
kandaki glukoz düzeyi çok değişken oluyor.

Zira Pankreasın Sinirsel kontrolü yine vagus sinirleri ile mümkün olmakta

Vagal ton yetersizliği olanlar
enflamasyon oluştuğunda dahi bastırmakta zorluk çekmekteler.

Depresyonda
beyinle iç organların arasında bağlantıyı sağlayan ana sinir olan
Vagus sinirinin
(deli sinir diye de bilinir)

çalışmasının bozulduğu,

barsaktaki iltihap hücreleri(makrofaj) üzerindeki
baskılayıcı etkisinin ortadan kalktığı
ve sonuçta barsakta kolitin başladığını görmüşler

Yine araştırmalar

kalp hastalıklarından ölüm ve düşük vagal ton arasında

ciddi bir ilişki olduğunu göstermekte.

Uzun süre yatağa bağlı olanlarda,
egzersiz yapmayanlarda,
yüksek yerlerde ve yaşlılarda vagal tonus bozulur.

Vagal Ton psikolojiyi de direk etkiliyor;

yüzdeki anlam, sesteki tonu da değiştiriyor
ve dolayısı ile ilişki kurma, dost edinme
ve ilgi çekme kapasitemizi de olumlu etkiliyor.

Yani Vagus sinir -aslında yaygın bir niteleme ile-
“Huzur Siniri “dir.

Vagus siniri , kulak kasları ve farkındalık ilişkisine dair;
http://www.anael.com.tr/konu/9

Gelelim Vagusun Aşk ile ilişkisine ;

Love 2.0” (Aşk 2.0) adlı kitabında
psikolog Prof. Barbara Fredrickson,

Vagus sinirini aşk ile ilişkilendiriyor

Ona göre aşkın biyolojik düzeninin 3 oyuncusu;

ayna nöronlar,
oksitosin
ve vagus siniri karşılıklı teması gerektiriyor

ve bu iletişimden yoksunken
“pozitifliğin çınladığı mikro-anlar” oluşmuyor.

Âşık olduğunuzda beyniniz karşınızdaki kişiyle özel bir iletişim kuruyor.

Aşkta 3’üncü bileşeni, vagus siniri beyni kalbe bağlayor.

Fredrickson, kitabındaki ifadeleri :

“Vagus siniri yüz kaslarınızı tetikler.
Karşınızdaki kişiyle göz teması kurmanızı
ve yüz ifadelerinizin eşleşmesini sağlar.

Hatta orta kulağınızdaki ince kasları bile ayarlayarak
karşınızdakinin sesini daha iyi duymanızı sağlar.”

Vagus sinirinin “aşk potansiyeli”,

kişinin kalp atışlarıyla nefes alışverişinin ahenginin,
yani “vagal ton”un ölçülmesiyle ortaya çıkıyor.

Fredrickson, araştırmalarında yüksek vagal tonlu insanların
daha sık âşık olduğunu gösteriyor
.
Fredrickson, bu durumu“Sevgi gıdadır” diyerek özetliyor:
“Yeterince beslenirseniz hayatınızdaki mikro-anların sayısı çoğalır,
sağlığınız iyileşir, ömrünüz uzar.”

Amerikalı psikolog bu sırada adeta bizlere aşina ataözününü hatırlatıyor:
“Gözden ırak, gönülden de ırak…”

Görünen o ki

Vagus siniri artık daha önemli bir hale gelecek,

Bu sinir sayesinde, dünyanın geri kalanı ile
etkileşiminiz olduğumuzu anlıyoruz

fiziksel beden gerekli bağlantıları kurarak hem diğer ruhları hissediyor
hem de bizimkini daha hissedilebilir kılıyor.

Yüksek Vagal tonlu kişilerin

genelde sosyal ilişkilerinin de
daha doyurucu ve sağlıklı olduğu,
diğer insanlara karşı çok daha çok empati gösterdiği de görülmekte.

Bu durumun da ayna nöronları ile ilişkilendirilebileceğini düşünüyorum

Zira akıllı telefonlarla artık yüzyüze iletişim yapmaz hale gelen insanlarla
ilgili araştırma yapan Prof. Barbara L.Fredrickson’ın

“Sık sık yüz yüze temas egzersizi yapmazsanız,
temel biyolojik kapasiteniz,
vagal tonunuz giderek küçülür ve yok olur.” sözleri bunu akla getiriyor.(Telefon kalbe karşı )

Bir başka ilginç durum Vagal tonun

çocuklukta en yüksek düzeyde olması,
ergenlikle birlikte de azalıyor.

Spor ve egzersiz de Vagal tonu artırıyor.

Tıpkı Meditasyon gibi ….

Yogilerde Meditasyonla
beynin rölanti modunun baskılandığı ifade ediliyor.

Sabit bir düşünceye odaklanmak
hatta bazen ‘o obje olmak’ veya kendi inancına ait yaratıcı ile bütünleşmek
aslında kişiyi benliğinden uzaklaştırıyor

Beynin rölanti modunun baskılanması bu şekilde olabiliyor.

Meditasyon esnasında nefesin yavaşlatılması da
otonom sinir sisteminin kontrol mekanizması
vagus sinirini uyardığı için
nihayetinde kalp atışları da yavaşlıyor.

Böylece sistem tamamen senkronize olarak rahatlama moduna geçiyor

Derin nefes verişilerinin
soluk borusunu baskılaması sonucunda
vagal sinir uyarılır
ve vagusun sağladığı sakinleştirici, canlandırıcı etkiler arttırılır.

Kontrollü solumanın vagus siniri üzerindeki etkileri
en yoğun olarak nefesi verme sırasında meydana gelir.

Burundan alınan derin bir nefes yavaşça verilirken
bu sinir uyarılır.

Adrenalin ne yapıyorsa Vagus onun tersini yapar.
Kalp hızını yavaşlatır, gevşemize ve rahatlamamıza yol açar.

Boru Soluyuşu adı verilen nefes tekniği uygulamasında da
amaç vagus sinirini uyarmaktır.

Akla direk Ney üflemenin de
yine benzeri bir etkisi olabileceğini getiriyor.

Vagus sinirinin uyarılması,
stres tepkinizin “kapatma” düğmesine basmak gibi etki eder.

Gırtlağın nefes alırken
hava akışının sesi duyulacak derecede kısılması,
vagus sinirinin
soluk borusu ile yemek borusu arasından geçen kısmının
uyarılmasını sağlar.

Vagus sinirinin stimülasyonu en çok nefes verirken gerçekleşir
ve Eíriú-Eolas Boru Soluyuşu’nun
uzun bir nefes veriş süresi gerektirmesinin nedeni de budur.

Yine Valsalva manevrası denilen
kişinin ağzını ve burnunu kapatarak kulağına hava göndermesi işlemi;

Yani kişi kapalı olan hava yoluna karşı zorla nefesini vermesi hareketi
göğüs boşluğundaki basıncı da arttırır,vagus uyarılır.

bunun sonucu olarak toplar damarlardan kalbe olan kan dönüşü
(venöz dönüş) azalıır.

Kalbe yeterli kan gelmeyince, kalbin pompaladığı kan miktarı da azalır.

Bu durum kişinin kan basıncında düşme,
baygınlık hissi ve bayılmaya neden olabilir.

Şimdi Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bir grup araştırmacı da

yoga sırrını keşfetti

yoganın fizyolojik açıcan bu siniri uyardığı

ve vagal tonu çalıştırdığı saptadılar.

https://yogainternational.com/…/scientific-research-how-yog…

Düşük vagal ton

depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, kronik ağrı ,kas krampları , Peptik Ülser ,ve epilepsi gibi sağlık sorunları ile de ilişkili

Refleks apne,
vagus sinirinin ve şahdamarı sinüsündeki basınç alıcılarının uyarılmasıyla ya da alveol duvarında aşırı gerilmeye bağlı olarak ortaya çıkan sinir Kökenli bir bozukluktur”

Düşük Vagal Ton ve Yaşlanma

Biyokimyasal stres (kortizol, oksidatif stres, katekolaminler)

ve düşük vagal ton

düşük telomeraz aktivitesi ve daha kısa telomerlerle ilişkili bulunmuştur.

Ayrıca kronik stres latent (uyuyan) virüslerin
kendilerini kopyalamalarını arttırarak,

telomeraz aktivitesini düşürmekte
ve telomer boylarını kısaltmaktadır.

Sonuç da tabii ki “Yaşlanma”

Kısacası Vagal tonu yükseltmek şart.

Dr. Barbara Fredrickson
(ABD’deki Kuzey Carolina Üniversitesin’de psikoloji uzmanlarından)

73 yetişkin denekten 9 hafta boyunca yaptığı deney sonucunda
vagal tonu yükseltebilmenin yolunun

olumlu düşünce ile mümkün olduğunu belirtiyor

ve Sevgi Meditasyonu önerisinde bulunuyor.

Yine yaptığı deneylerden çıkarılan sonuçlara göre,

“sevgi meditasyonu” vagal tonu yükselttiğini tesbit etmiş.

Vagus siniri ile kötü iletişim şunlara yol açtığı belirtiliyor:

Bağırsaklardaki düşük kan akışı

Hastalığa yol açan maya ve bakteri artışı

Bağısak geçirgenliği (akıntılı bağırsak)

Kronik düşük seviye inflammasyon

İnflamatuvar sitokin( bağırsak opiatları ve peptitleri yanısıra)kan-beyin bariyerini geçer.

“Sızınıtılı” beyin bariyeri ve “aktive olmuş” mikroglia hücreleri
(beynin bağışıklık hücreleri) oluşur.

Bu da inflame olmuş beyine yani azalan sinir iletimine
ve depresyona neden olur.

Dolayısıyla vagus siniri ve beyin iletişimi azalır
Ve tüm döngü yeniden başlar.

Baltimore’daki Johns Hopkins Nörogastroentroloji Merkezi’nden Pankaj Pasricha’ya göre,

eğer bağırsaklarımız olmasaydı,

yaşamımızı sürdürebilecek enerjimiz da olmayabilirdi.

Karın bölgesinde enerji zayıflığı olan insanlar

cansız, moralsiz, depresyonlu, kendini gerçekleştiremeyen,
hayatın kendisine verdiklerinden öfke duyan kişilerdir.

Bu bölgede canlı enerji taşıyan insanlar cesur, cesaretli ve akışkandır.

Bu bölgenin alanında kalan organlar

mide, bağırsaklar, safra kesesi, karaciğer, pankreas ve diyaframdır.

Diyafram aracılığıyla nefesi belirlemesi,
bu bölgeye yönelik çalışmalarda nefesin gelişmesini sağlar.

Nefes farkındalığını değiştirerek
fiziksel etkinlikler ve salgılar değiştirilebildiği gibi
ruhsal değişiklikler de yönetilebilir.

İkinci beyindeki serotonin salımının
erken çocuklukta fark edilebilen

Otizmde de rol oynadığı düşünülüyor

Çocukluk boyunca kendi kendini biçimlendirmeyi sürdüren bir anahtar devrenin merkezi olarak ,

bir ucunda kalbi ve bedenin diğer parçalarım düzenleyen,

diğer ucundaysa adrenallerden amigdalaya

‘savaş ya da kaç’ tepkisini başlatan

kateko-laminlerin salgılanması için sinyaller gönderen
vagus siniri ile ilgili araştırma yapan

ve çocuk yetiştirme tarzının etkisini değerlendiren

Washington Üniversitesi ‘nden bir ekip,
duygusal açıdan ustalık sergileyen ebeveynliğin
vagus siniri işlevinde olumlu yönde bir değişime yol açtığını keşfetmiştir.

Psikolog John Gottman’a göre,

” Anne-babalar bunu iyi yaptığında çocuklar bedende
‘savaş ya da kaç’ hormonlarını harekete geçiren
vagus siniri etkinliğini daha iyi bastırarak,

daha olumlu davranışlar sergileyebilir.

Domuzlar üzerinde yapılan bir araştırma
vagus siniri uyarımının
hayvanların aşırı yemelerini önlediğini,
hatta sağlıklı yiyecekleri seçmelerine yardımcı olduğunu ortaya koyuyor.

İnsanlarda da benzer etkiler yaratması durumunda
vagus siniri uyarımının obezler için
son derece güvenilir bir seçenek oluşturacağına inanılıyor.

ABD Gıda ve İlaç İdaresi FDA
bazı yetişkin obez hastalarda beyin ve mide arasındaki
açlık ve tokluk hissini kontrol eden sinir yolunu hedefleyen
ilk kilo kaybı tedavisi cihazı aralıklı yüksek frekanslı,
düşük enerjili, elektrik darbeleri kullanarak
açlık ve tokluk hissini kontrol etmenize yardımcı olan
vagus sinirini blokluyor

Yine vagus üzerine yerleştirilen benzer bir aygıt,
sara hastalarının geçiridiği epileptik nöbetleri azaltmak için geliştirildi.

Peptik ülserde de mide asitini azaltmak için vagus kesilir (vagotomi)

Kısacası artık bağırsaklarımızın itibarını

teslim etmek gerekiyor.

Vagus siniri ayrıca

“Yaşam-Işık Nehri” olarak adlandırılan

eterik yaşam kordonunuzun bağlantısı olarak da ifade edilir.

Vagus siniri fonksiyonlarını yerine getirmelidir,
bunu çeşitli seviyelerde hissedebiliriz:
sindirimimiz düzenlenir,kalp fonksiyonlarımız
optimal seviyede çalışır, modumuz dengelenir.

Bu siniri düzenlediğimizde yüksek vegal tona sahibimiz demektir.

Vagal tonus düşük olduğunda oluşan
tükenmişlik hissinin yanı sıra
sindirim sistemi faaliyetleri yavaşlar, fakat kalp atış hızı yükselir.

Düşük vegal tonusu durumunda söz konusu olan depresyon,
post-travmatik stres bozukluğu, kronik ağrı ve epilepsi gibi rahatsızlıklara sahip olanların

yoga uygulamaları ile anlamlı düzelmeler kaydedilmiştir.

Boston Üniversitesi’nden Chris Streeter, PhD ve takım arkadaşları

yoga ile vagus sinirinin uyarımının düzenlenebildiğini ortaya koymuşlardır.

Ve araştırmacılar
bunu test etmek için, vagal ton uyarımını artıracak uygulamaları incelediler.

Örneğin, nefes çalışmalarının (ujjayi pranayama)
kişideki rahatlık hissini artırdığını
ve kalp atım oranını düzenlediğini buldular.

Bilimsel araştırmalar, farklı yogik uygulamaların
farklı yollarla fizyolojiyi nasıl etkilediğini ortaya çıkarmaya başladı.

Üflemeli çalgılar diyaframı çalıştırır ve akciğerlerin sağlığını arttırır.

Akciğerler lenfatik dolaşım sistemi için
bir emme pompası görevini yaparlar.

Derin nefes alımının
parasempatik sinir sistemini uyardığını artık biliyoruz

ve buna cevap olarak doğal rahatlamaya olanak sağlar..

Panik atakta kullanilan
“derin ve yavas nefes” yontemi
parasempatik sinir sistemini aktifleyerek

sempatik semptomlari bloke ediyor.

Bedenin tüm otomatik fonksiyonları içinde
(kardiyovasküler, hormonal, bağışıklık, sindirim, …)
sadece nefes bilinçli bir şekilde kontrol edilebilir” diyor

Dr. Richard P. Brown ve Dr. Patricia L. Gerberg, Nefesin İyileştirme Gücü kitaplarında (the Healing Power of The Breath)

“Bilinçli olarak nefesin hızını, derinliğini ve paternini değiştirilerek,
bedenin solunum sisteminden beyine giden mesajlarını değiştirebiliriz.

Bu mesajlar bedenin kendi lisanında gittiği için
beyin de anlayıp cevap verebilir.

Solunum sisteminin mesajları hızlıdır.
Düşünce, duygu ve davranış düzenleyen beyin merkezlerinin
üzerinde de çok güçlü etkileri vardı

Fizoloji profesörü olan Dacher Keltner
vagus ile ilgili araştırmasında

bu sinirin bir başka yeteneğini daha keşfetti

Keltner’e göre bu siniri gelişmiş insanlarda

“Empati yeteneği “de çok gelişmiş oluyor.

Keltner vücut dillerini incelediği deneklerde
vagus siniri gelişmiş insanlarla
etrafındaki insanlara güven veren denekler arasında
doğrudan paralellik olduğunu ortaya koymuş.

Bilinçaltımızda
vagus siniri gelişmiş insanlara güven duymaya
bizi yönelten bir mekanizmanın evrimleşmiş olması olası görülüyor.

Darwin’in de iddia ettiği gibi evrimimizi hızlandıran
en önemli mekanizmamız

birbirimizi koruyup kollamamız olabilir.

Empati
pek çok evrimciye göre hayatta kalmamızı sağlayan
en önemli mekanizmalardan biri olabilir

ve Keltner’in “Vagus Süperstarları” dediği insanlarda

bizi çeken esas şey

onların vagus sinirleri olabilir.

388 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Birinci adamBirinci adam Birinci adam, az sonra kılınacak olan cenaze namazına katılmak için caminin bahçesinde bekliyordu. Hava 172 dereceydi. Musalla taşında duran tabut ile arasında en fazla 5-6 metre […]
  • DNA NEDİR NE DEĞİLDİR?DNA NEDİR NE DEĞİLDİR? Evrim üzerine birçok yazı kaleme almış olmama rağmen sanırım evrimin temelini oluşturan genlerimiz üzerine bir çalışma yapmadım şimdiye kadar. Geçen günlerde bir dostumun konferansı […]
  • Bilgi ve TefekkürBilgi ve Tefekkür Bir önceki bölümde bilgi ile fikir arasındaki tül bir perde olduğunu; farkın üretim sürecine dahil edilen objektif veri ve enformasyonun hacmiyle ilgili olduğunu belirtmiştik. Knowledge […]
  • Kent Üzerine Aforizmalar 2Kent Üzerine Aforizmalar 2 Aforizma 16: Mezarlıklar, kentin varoluşunun öteki yüzüdür. Aforizma 17: Trajedi; insanın duvarı kendi eliyle kendi çevresine örmesidir. Aforizma 18: Alışveriş mekânlarında […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Kasım 2018
P S Ç P C C P
« Eki    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Arşivler