felsefe taşı

Peki Zeki Müren de bizi görecek mi?

Peki Zeki Müren de bizi görecek mi?
Aralık 08
15:12 2014

Amerikan Patent Dairesi Başkanlığı’na 1898 yılında atanan Charles Holland Duell, 1899 yılında“Artık yeni hiçbir şey yok. İcat edilebilecek her şey icat edildi.” cümlelerini sarf ettiğinde, bir sonraki yüzyılda yaşanacaklardan habersiz belki de istatistiklere dayalı son derece “masum” bir ifadeyi dile getiriyordu.

Geride bıraktığımız 20.yüzyıl, toplumsal ve bireysel olarak insan yaşamını derinden etkileyen gelişmelere ev sahipliği yaptı. Yaşam süreleri uzayıp, günlük hayatın devamı basitleşirken diğer bir yanda ölümler kitleselleşip, çeşitlenip daha da ani gerçekleşebilir hale geldi.

Ülkemizde “Aşk” adı ile vizyona giren Spike Jonze’un yazıp yönettiği “Her”, oldukça derin cümlelerle bezeli bir mektupla başlıyor. Ardından “enguzelmektuplar.com” ve filmin ana karakteri Theodore Twombley ile tanışıyorsunuz. Zaman kavramı hem açık hem de muğlak; kıyafetler ve yansıtılan gündelik hayat içinde bulunduğumuz zaman diliminden çok da fazla uzakta olmadığımızı hissettirirken, filmde insanların yararlandığı teknoloji bugünün birkaç tık ilerisinde. Birkaç tık diyorum çünkü şu anı ölçüt alırsak filmde gözlemlediğimiz teknolojik seviyeye ulaşmak oldukça mümkün görünüyor.

Theodore, eşi (birlikte büyüdüğü sevgilisi) Catherine ile ilişkisinin sonuna gelmiş ancak resmi olarak henüz boşanmamış ve enguzelmektuplar.com’un her ihtiyaca cevap verebilen “romantik” çalışanı. enguzelmektuplar.com; özür, doğum günü, yıl dönümü ya da herhangi bir durumda birine mektup yazmak ihtiyacı hissederseniz hazırmektup hizmeti alabildiğiniz bir şirket. Yani mektubu kendiniz yazmak yerine mektubun konusunu ve gerekli detayları şirkete sağladığınızda “yazmadan” mektubunuz hazır olarak size teslim ediliyor. Siz de bu mektupla hislerinizi istediğiniz kişiye ifade edebiliyorsunuz. Kahramanımız Theodore da hemen her konuda mektup yazabilme kabiliyeti olan ve bu işte oldukça başarılı bir çalışan. Hatta öyle başarılı ki; uzun zamandır bütün mektuplarını O’na yazdıran birçok “sadık müşteri”si var.

Filmde bize gösterilen şehir plazalarla örtülü, kamusal alanlar tıka basa insan dolu ve konutlar “rezidans” formunda. İnsan ilişkileri gerek arkadaşlık gerek sevgililik gerekse ailesel anlamda “bireysellik” ekseninde; herkes kendi kişisel dünyasında diyebiliriz. Hal böyle iken ilk yapay zekalı işletim sistemi çıkageliyor. Bu işletim sisteminin en temel özelliği, kişiye özel olması ve kendini kullanıcısına göre düzenleyerek devreye girmesi. Theodore süre gelen yalnızlığının içerisinde bu yapay zekalı yeni ürünü hemen ediniyor ve filmin asıl“sorgulatan” kısmı başlıyor.

İşletim sistemi kurulumu esnasında;
– Eril/Dişil
– Sosyal Kişilik/Asosyal Kişilik
– Anne(aile) ile İlişkiler
sorularına aldığı cevaplara göre kendini devreye sokuyor. Ve karşımıza Scarlett Johansson’un iç gıdıklayıcı sesiyle “Samantha”çıkıyor. Adını kendi seçiyor, saniyenin 10’da 2’sinde bir kitabı bitirebiliyor ve bir işletim sistemi olmasına rağmen sezgi yeteneği var. Her saniye yeni şeyler öğrenip bilgi dağarcığına ekleyebiliyor.

Samantha, Theodore’un genellikle yalnızlıklarla dolu hayatında hem bir dost hem de işleri kolaylaştıran bir aygıt olarak adeta çığır açıyor. Hatta sanal olarak cinsellik bile yaşıyorlar.

Düşünsenize hayallerinizdeki kadını/erkeği teknolojiden faydalanarak soyut da olsa hayatınıza dahil ettiğinizi !

Film “Aşk” adı ile vizyona girip bir çeşit aşk filmi gibi görünse de, özellikle içinde bulunduğumuz zaman diliminde yaşadığımız hayatları sorgulatan ve bugün belki de “absürt” gibi görünen şeylerin çok da uzak olmayan bir gelecekte nasıl da “olağan” hale gelebileceğini gösteren ciddi bir yapım bana kalırsa. Hatta bazı cümle ve sahnelerde ürktüğümü söyleyebilirim. Özellikle hayatlarımızın çok büyük kısmını çalıştığımız işe harcadığımız bu zamanede, içinde bulunduğumuz yalnızlıkları bugün akıllı cihazlarla daha da derinleştirdiğimiz ortada iken bir gün insan olmayan şeylere “insani olarak bağlanma ihtimali” beni oldukça sarstı.
Stephen Hawking’in “kendi kendini geliştirmeye devam edebilen ve kendini yeniden biçimlendirebilen bir yapay zeka tasarımı ile son derece yavaş bir biyolojik evrimle sınırlı olan insanın başa çıkamayacağı” uyarısında bulunduğu ve “yapay zekanın belki de yeryüzünde insan ırkının sonunu getirebileceğine” dikkat çektiği bugünlerde; izlediğim “Lucy” ve “Interstellar” adlı filmler de beni yine sarsan yapımlar oldu.

Lucy’ye benzer olarak birkaç yıl önce “Limitless” adlı bir film gösterime girmişti hatırlarsanız. İki yapımda da insanoğlunun hali hazırda kullanmakta olduğu zihinsel ve bedensel işlev ve yetilerin daha ileri seviyelerde kullanılabilir hale gelmesi konu ediliyordu. Buna bir takım medikal ve kimyasal gelişmeler ön ayak oluyordu senaryolar gereği ve “üstünlüğe sahip” olan birey(ler)in imkansız gibi görünen bir çok şeyi gerçekleştirebilme yetisi gözler önüne seriliyordu.

Bu türden farklı olarak Interstellar’da ise, tüketimini tam gaz hızlandırdığımız dünyanın en nihayetinde yaşanamayacak bir yer haline gelişi sonucu insan ırkının devamı için yeni bir gezegen arayışı konu ediliyor. Tarımın neredeyse imkansız hale geldiği ve yaşam kaynaklarının kritik seviyede olduğu bir dünyada artık teknolojinin de insana bir faydasının olamayabileceğinin mesajı veriliyor filmde adeta. Teknolojik ilerleme ile edindiğimiz yeni mesleklerin ve kurduğumuz düzenlerin ne kadar da yaşamsal aktiviteden; yani insandan, canlılardan ve doğadan kopuk olduğu ve günün birinde asıl kurtartıcının fiktif insan uğraşları değil doğa ve evrenin karakterine uyum sağlayabilme yetimiz olacağı bir tokat gibi yüzlerimize çarpılıyor.

İlkokuldayken çok fazla ödev veren bir öğretmenim vardı. 5 yıl boyunca öyle çok ödev yapmak zorunda kalmıştım ki “bir gün ödev yapma makinası yapacağım” diye hayaller kurmaya başlamıştım. Geçen 15 kusur yılda ilkokul yaşındaki çocukların ödevlerini yapan makinalar icat edilmedi ancak hemen herkesin yapmakla yükümlü olduğu işleri kolaylaştıran birçok şey ortaya çıktı. Hatta yapmak zorunda olmadığımız şeylere bizi adeta “müptela” eden teknolojik ürünler hayatımıza girdi. Buna karşın ne zamandan ne harcadığımız kaynaklardan tasarruf edebilir hale geldik, ne savaşları bitirebildik ne de insanlar arasındaki çatışmayı. Daha fazla çalışıp daha fazla kazanıp daha fazla harcıyoruz. Anne ve babalarımıza, eş ve çocuklarımıza, dostlarımıza hemen hiç vakit ayıramaz bir haldeyiz. İnsanoğlu zaman ilerledikçe devinim kazanan teknolojik ilerlemede kat ettiği mesafeyi ne yazık ki “mutlu olabilmek” ve “barış içerisinde yaşayabilmek” konularına pek yansıtamadı.
Vizontele’de Belediye Reisi Nazmi Bey’in “radyolu televizyon”u anlatırken kurduğu “artık Zeki Müren şarkı söylerken hem dinleyip hem göreceksiniz” cümlesine Fikri’nin “peki Zeki Müren de bizi görecek mi?” sorusunu soruşuna hepimiz gülmüştük. “Her”de Alan Wattsbir işletim sistemi olarak geri dönüyordu. Kim bilir belki Zeki Müren de bir gün gelir ve hepimizi kendi evlerimizde ayrı ayrı görür, hepimizin birer Zeki Müren’i olur. Ama bu yeni Zeki Müren bizi mutlu eder mi?
Sanmıyorum.

Biz, savaşta hayatını kaybeden Rıfat’ın haber anonsunda ekranlara yansıyan fotoğrafındaki derin bakışta takıldık kaldık.

1.568 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

  • Bir gün bir Fransız ve bir Türk…Bir gün bir Fransız ve bir Türk… Fransız bir arkadaşımla Anadolu'nun bir köyünde düğüne davet edildik. Düğün, dernek işlerinden pek haz etmem ama bizim Charles tutturdu, "Türk gelenekleriyle tanışmak istiyorum, […]
  • Digital reklam yükseliyor!Digital reklam yükseliyor! Türkiye’de dijital medya reklam yatırımları, televizyonun ardından ikinci sıraya oturdu. Yakın gelecekteki teknolojik gelişmeler hem bu kategorizasyonu değiştirecek hem de reklam […]
  • Theodore (We Are The Brothers)Theodore (We Are The Brothers) Sene 1991. Frankfurt – Atina – Chios (Sakız adası) uçak yolculuğum, Avrupanın 1,5 km.lik en kısa pistlerinden olan LGHI / RW01’de noktalanmış. Taksi ile limana gidiyorum. Ve Çeşmeye ilk […]
  • 24 saat…24 saat… Hafta içi bir gün programı... Sabah kalkış Aile ile bir kahvaltı İşe gidiş (toplu taşıma kullanılarak yolda günlük gazeteleri okuma ) Öğlen yemeği 30 dakika... Diğer dakikalarda […]

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler