felsefe taşı

Osiris Gizemleri

Osiris Gizemleri
Ekim 06
09:29 2013

Osiris’in kutsal şehri olan Abydos Kahire’nin 60 km Güneyinde bulunur ve

Kadim Dünya ( İlk Toprak )

Gök kapısı veya

Doğruların ( Adillerin ) Adası diye anılır.

Güneşin her ufukta doğduğu gün :  “Karanlıklara karşı zor bir savaşın sonunda ölüm bir kez daha yenilmiştir” veya başka bir deyişle “Mısır topraklarında insan ölüm sayesinde ölümsüzlüğe kavuşmuştur”. (1) 

Yaşadığımız dünyamızda ölümün bizi korkuttuğu gerçek değil midir ? Tekrar dirilme ve sonsuzluk konularının da bu bağlamda tartışılmaları gerekmez mi ?  

Şüphesiz günümüzde teknik ve bilimde oldukça ileri safhadayız. Fakat düşünce konusunda acaba aynı şeyi söyleyebilir miyiz ? Fikirleri irdeleme açısından neredeyiz ? Ezoterik öğretilerin beşiği sayılan firavunların Mısırı’nı yeterince irdeleyebildik mi ?

Binlerce sene boyunca Abydos’ ta Osiris’in gizemleri kutlandı. Daha doğrusu, başka bir bilime yani büyük sırra ulaşmış inisiyelerin gizemi kutsandı. Onlar Tanrı’ya inanmıyorlardı, daha ilerisi Tanrıyı yaşıyor ve deneyimliyorlardı. Kutsal bir kitapları yoktu, fakat daha önemlisi yani  “Işığa değişebilme formülleri” vardı.

Işık saçan olmak (akh), yararlı olmaktı (akh) ve biz ışığı tanıyorsak, ışıkta bizi tanıyordu. (2)

Osiris öğretisi sayesinde bir çok temel bilgilere ulaşan bu yaşam ve ölüm uzmanlarını sorgulamamız uygun olmaz mı ? İşte yazımda bu gizemlerin önemine ve güncelliğine değinmeğe çalışacağım.

Mısır maneviyatının kaynağı sayılan piramit yazıtlarında şaşırtıcı bir cümle görüyoruz :

“Aslında insanlar açısından ölümden uzak kalmak kötüdür.” (3)

Gerçekte bir iyi ve bir kötü ölüm vardır. Eski bir şiire göre iyi bir ölüm hastalıktan iyileşmeğe veya uzun sürgün senelerinden sonra tekrar baba ocağına dönmeğe benzer. Bir hayat ağacının kalbinde şaheser bir Tanrıça olarak karşımıza çıkan ve Güzel Batı diye anılan iyi ölüm günah işlememişlerin limanı olarak tarif edilir. Bilge Petosiris iyi ölümü şöyle tanımlıyor :

“Ne mutlu oraya varabilene. Oraya ulaşmak, ancak Maat kanunlarını tamı tamamına uygulayan kalplere mahsustur. Burada zenginle fakir arasında bir fark yoktur.” (4)

Bu cümleler bize ahiret gününde herkesin eşit olacağı zamanı hatırlatmıyor mu ?

Bu ölüm, bizim Ka’ mıza ( fani kişiliğimiz ve etrafımızdaki pisliklerden arındıktan sonra yaratıcı gücün insanlara (söz) verdiği yaşam ) bir sevinç günü sunmaktadır.

Fakat bu işlemler otomatik olarak herkesin başına gelebilir, çünkü bir başka ölüm şekli de karşımıza çıkıp canımızı sıkabilir. Yazıtlar bilhassa “Ölüm imparatorluğunda ikinci kez ölmemek gerekir” diye insanları uyarır. İşte bu nedenle Osiris gizemlerine insiyasyon elzemdir. Çünkü Osiris tüm ölüm çeşitlerini denemiş ve ve karısı izis ona tekrar dirilmenin gizemini sunmuştur.

Örnek bir kraliyet ailesi olarak Osiris ve İzis insanlığa güzel sanatları, bilimleri, ziraatı, Maat kanunlarına uymayı öğretmişler, tapınakların kanunlarını ve ritlerini oluşturmuşlar, kısacası barbarlığı medeniyete dönüştürmüşlerdir. “Bütünün Sahibi”, “Hayatın Efendisi” olan Osiris, aynı zamanda “Durmaksızın İyilik Yapan”dı. Bu yüzden, kardeşi Seth’in kıskançlığına neden olmuş ve Seth tarafından öldürülmüştü.

Mısır düşüncesinde açıklık ve gerçek :

Hiçbir büyük eser kıskançlık, kin ve küçümseme görmeden meydana gelmez.

Hıristiyanlığın aksine, Eski Mısır’ da insan iyi olarak doğmazdı, kaynağındaki ışığın yapıcı arzusuna sırtını döner ve ölümün ortaya çıkmasını uyarırdı.

Osiris’in ölümü en vahşi ölüm şekillerinden biridir. Çünkü Osiris’ i öldürmek yetmemiş aynı zamanda onu parçalara ayırmak ve bu parçaları Mısır’ın her tarafına dağıtmak gerekmiştir. Böylece dengeli bir hayat ve medeniyetin sırrı sonsuzluğa kadar kaybolmuş olacak ve şiddet, haksızlık ve güçlünün kanunu hüküm sürecekti.

Fakat İzis bu kötülüğü kabul edilmeyi red eder. Çünkü ilk bilgelerin şu sözlerini bilmektedir :

“Ölüm doğmuştu demek ki ölüm de ölecektir. “

Buradan çok önemli başka bir şey öğreniyoruz : Ölüm biz insanlar gibi yaşayan bir canlıdır. Demek ki Dünya’nın ilerlemesinde yapıcı bir rol almaktadır. Ama en üstün güç değildir. Var oluş öncesinde ölümden varlıklara erişemiyordu ve ölüm tersine onların emri altında değil miydi ? (5).

Osiris hiçbir kötülük yapmadığına göre İzis neden onun tüm bağlarını serbestleyemesin ? Dul İzis bir konuda kendinden emindir :

“Ölüm iyileştirilebilen bir hastalıktır.”

Böylece Osiris’ in parçalarını oluşturma mecburiyeti üzerine kurulu uzun ve zor bir görev başlar. İzis, önce ölümün sonsuza dek dağıttığını düşündüğü kocasının parçalarını bulur ve birleştirir. Mısır’ın her eyaletinde firavun Osiris’ in vücudunun bir parçasını toparlar ve tapınak sahibesi anlamına gelen kız kardeşi Nephtys ve öteki Dünya’nın yollarını en iyi bilen olan çakal başlı Tanrı Anubis ile ilk mumyalamayı gerçekleştirir. Osiris’in mumyası böylece ölümün üzerindeki ilk zafer etabını oluşturur. Artık Osiris bir ceset değil, ışıktan bir vücut şekline dönmüştür ve gelecek yeniden doğmanın desteğini oluşturmuştur. Osiris müritleri de  aynı mumyalanma safhasından geçerek büyük yolculuk için elzem olan mumyadan koruyucu zırhtan olarak faydalanırlar ve bir değişim (transfigürasyon) geçirirler. Mumyalanma bittiğinde artık ölü nihayet hareket edebilirdi çünkü ritüeli gerçekleştiren rahipler, mezara konmadan önce onun gözlerini, ağzını ve kulaklarını açmışlardı ! Yunan mitolojisindeki yorumuna bakarak mumyayı inert bir taş olarak veya ölü deri yiyici gibi algılanmaması gerekir. Hiyerogrif yazısında Neb ankh “Hayatın Sahibi” anlamına gelir. Zaten lahdin içinde bir transmütasyon ( metamorfoz ) olmaktadır. Ayrıca Lahit tüm kainat boyunca seyahat edebilecek bir gemi rolünü üstlenmektedir. Böylece mumya yani “Asil Vücut” zaman ve mekan sınırlarını aşmaktadır.

Bu konuya değinmişken, Siegfried Morenz açıklamasını hatırlayabiliriz: Hıristiyanlıkta tekrar diriliş fikrini ne ilk Hıristiyanlar ne Yunanlar söylemişlerdir. Bence Hristiyanlar eski Mısır mumyalarından esinlenmişlerdir. 

İzis “Osiris’i birleştirdim tüm organları ve kemiklerini topladım” demişti. Acaba hakikaten yeniden diriliş mümkün müdür? Eski vücuttan aynı zamanda uzak, aynı zamanda yakın olan bu yeni vücut gerçekten tekrar canlanabilir mi ?

Burada yine piramit yazıtları hiç şüpheye yer bırakmıyorlar. “Sen ölü olarak yola çıkmadın, sen canlı olarak yola çıktın…  Hayatını yaşa ve ölümü ölme… Mezar senin için açılıyor Lahit’in kapakları senin için çekiliyor, Göğün kapıların senin için açıldı.” Ve meşhur Ölüler Kitabı (Asıl ismi Işığa Çıkma Kitabı) tanrısal güç sayesinde kapalı olan gözlerin açıldığını, kıvrılmış ayakların tekrar düzeltildiğini belirtiyor. Kalbim sayesinde bilincim tekrar yerine geldi. Ölüm uykusundan sonra tekrar kurtuldum ve yine yaşıyorum (7) Buradaki en önemli açıklama :

“Sen gittin ama geri geleceksin”.

Burada bir parantez açmak istiyorum : Eski Mısır’ da mumyalama sırasında burun deliklerinden girilerek ölünün beyin ve beyinciği çıkartılırdı. Çünkü eski Mısır firavunları zamanında beyinin önemsiz bir organ olduğu düşünülüyor ve akıl ile zekanın kalbimizde olduğu sanılıyordu…

Bu formüllerle donatılmış olan İzis Sözü, Ruh-ül Kudüs’ ü açığa çıkartıyor. Işık konuşuyor, ölünün yararına olan “Eksiksiz Sözü” söylüyor, böylece mumyayı aydınlatan bir güneş ışığı ortaya çıkıyordu.  

İzis ile Osiris’in ölümünden sonra tekrar birleşmelerini anlayabilmek için Abydos’un gizli odalarını gezmek gerekir. Çünkü burada asıl hareketi yansıtan sahnelere rastlanır. Bu sahnelerde sembolik olarak yani gerçekten ışığın ölüm üzerindeki zaferi anlatılır. Mumyanın üzerine çömelen İzis artık bir kadın değildir, ama bir yıldız ve şahindir. Osiris de artık bir insan değil, şekil değiştirmiş bir vücuttur. Tabiat üstü, ruhani ve yıldızlara ait olan bu birleşme ölünün kalbinde hayatı oluşturur ve oğulları Horus’ un doğumunu meydana getirir. Firavunun koruyucusu olan Horus resimlerde tüm evreni kaplayacak kadar büyük kanatlara sahip kozmik bir şahin şeklinde betimlenir.

Neden saklayalım ? Osiris bilgilerini, işlendikleri taşlarda seyretmek, gerçeği öğrenmemize ve bakışımızı değiştirmeye yetmiyor mu ? Kısaca Abydos öncesi ve Abydos sonrası vardır veya başka bir deyişle bu vizyon öncesi ve bu vizyon sonrası vardır.

Osiris ölümünden sonra ayağa kalkar ve bir sütun şeklinde dik durur. Bu sütunun ismi Djed’dir ve dengeyi belirtir. Fani ile sürekli arasında titreşimler ve geçişler mevcuttur; işte bu durumda bu sütun tüm kainatın ana merkezini belirtir ve her şey onun etrafında gelişirdi. Djed kelimesi aynı zamanda “söylemek, konuşmak, haber vermek” anlamına gelir. Osiris olgusu iletişim kurulamayan bir mistisizm gibi ortaya çıkmaz, tam tersine ulaşılabilir, konuşulabilir bir mistisizm olarak tanınır….. Aziz Yahya’nın İncil’inde prologu hatırlayalım:
“Başlangıçta söz vardı …..” Bu cümle, bir Mısır yazıtının adaptasyonudur. Yazıyla, heykelle, resimle veya sanatsal artistik herhangi bir yolla bir gizemi tahrif etmeden sunmak Osiris Mitinin ve firavun medeniyetinin temelini teşkil eder.

Sütun olarak Osiris, Mısır’ın omurgasını içinde barındırır. (veya Osiris Mısır’ ın omurgasıdır )  Alison Roberts’ in  (8) açıklamasına göre tapınaklar, binalar, mezarlar, kanallar, şehirler ve büyük, küçük tüm yapılar Osiris’ in üzerine yapılmıştır. Piramit yazıtları uyarır : “Osiris piramittir”. Yani Gize veya diğer piramitleri seyretmek mimari olarak Osiris’ i görmek anlamına gelir. Erişilememiş birer sanat eseri olarak bu dev taştan yapılar, despotların tarafından değil, fakat ölümün üzerine zaferin gücünü en kuvvetli şekilde belirtme arzusu taşıyan firavun ve halkı tarafından gerçekleştirilmiştir. Böylece, Osiris zamanı silmiyor mu ? veya en azından durdurmuyor mu ? 

İsmi iki hiyerogliften oluşan Güneş yani Ra (R ağız, sözün söylenme şekli; A açılmış kol yani hareketin sembolü), hareket halindeki Kelam başka bir deyişle temel yapıcı güçtür. Ra’ da bizi Osiris’ e götürür; çünkü gökte ışıyan Ra, yer altındaki karanlıklarda dolaşan Osiris’ e karşı çıkmaz. Ölüler kitabında, Ra Osiris ile tamamlanır denir. Ra Osiris’ e dayanır ve yaratıcı ışık yaratılanın üzerinde yansır. Her ikisi de birbirinden ayrılmaz görünümdedirler. Osiris ve onun rejenere olmuş gizli ışığından her sabah yeni bir güneş doğar.

“Gözün Makamı, Kürsüsü” da adı verilen Osiris aynı zamanda güneşin gelecek yolculuğu öncesinde yenilendiği zihinsel yeri belirtir. Osiris olmasaydı, Güneş doğuda soğuk bir yıldız doğacak ve umutsuzluğu etrafa yayacaktı.

Gece olunca ay da parlamayı geciktirmez. Burada yine Osiris gecenin güneşidir. Ay, bitmeyen metamorfozların sembolüdür. Görünen ölüm, tekrar doğum, büyüme, gelişme, küçülme, kısmi kaybolma, yenilenme bu devreleri yansıtır. Bu devinim aslında pek fazla dikkatimizi çekmeyen güncel bir Osiris öğretisidir. Doğan güneş diskine birleşmiş olan Ay-Osiris eksiksiz gözü (Oudjat) oluşturmuyor mu ?

Aynı zamanda toprak ve gök olan Osiris, Ay’daki varlığından ve onun güneş ile kaynaşmasından tatmin olmuyor ve  kainatın aksının koruyucuları olan ve sönmeyen yıldızlarla da birleşerek ölümsüzleri de idaresi altında tutmaktadır.  

Abydos büyük mabedinin yapımcısı ve 2. Ramses’in babası olan 1. Seth’ in lahiti üzerinde çok güzel bir Osiris figürü bulunur: burada Osiris’ in vücudu, yönettiği kozmos dairesi şeklindedir. Yeni bir çalışma (9) Osiris ile Zodyak işaretleri arasında bağlantıyı göstermektedir. Sylvie Cauville:
“Osiris Tanrıların içindedir diye yazmaktadır; “O Nil’dir, O Mısır’dır, O hayattır.” demektedir.

Peki tüm bu olayların içinde biz garip ölümlüler neyiz ? Ölmüş ve tekrar dirilmiş olan Osiris’ in. örneğini takip ederek, deneyimini yinelemeye ve bu prosesi tekrar yaşamaya muktedir miyiz ? 

Ne bilgi ne iyi niyet yeterlidir. Bu kaliteyi iki mahkeme verebilir. Önce Osiris Rahip ve Rahibelerinden oluşan bir insanlar mahkemesi sonra hem hayatın kanunu, hem kainatın ahengi, hem doğruluk, hem adalet taşıyan Maat’ın bulunduğu ve Osiris tarafından başkanlık edilen Tanrısal mahkeme. Bu birleşme hiçbir hoşgörüyü kabul etmemektedir. Ve bizim yanımıza yerleştirilmiş olan tüm hareketlerimizi ve varlığımızı görmektedir. Bazı hatalarımız affedilebilir. Mesela, cimrilik, cinayet, kötülük, hayvanlara kötü davranma, ritüellerin tam uygulanmaması, fakirlere yardım etmeme. Gerçeği yalana, doğruluğu yanlışa, ışığı karanlıklara tercih edebiliriz. İyilik yapmak ahlakı azaltmaz.

Burada karar verilmesi gereken an gelmiştir : Osiris’in önünde kalbimizin tartılması. Bir tek soru sorulur:
“Kalbimiz Tanrıça Maat’ın deve kuşu tüyü kadar hafif mi olacaktır. Yoksa dengesiz hareketlerimizden dolayı ağır mı olacaktır ?” 

Saldırılara karşı büyük Tanrı’nın mahkemesi hiçbir zaman affedici değildir. Ve cinayetlere karşı da benzer duygular beslemektedir. Vicdan azabı ve üzüntüler boşunadır. Demek ki hareketlerimizle biz kendi kendimizi ikinci ölüme mahkum etmekteyiz. Ve ekolojik öğütücü olan vahşi canavar bizi yutacaktır. Eğer doğru yolda isek, Göğe çıkacağız, dev ışıklı bir merdiven gibi bir piramit, bir duman veya bir kırlangıç vücudunda “Gökte yaşanır; yer de var olunur”. Gök Tanrıçası Nut Osiris ve inananlarını kendisine doğru yükseltir, ışığa doğru yönlendirir ki orada ne korku ne kavga vardır. Çünkü Ruh’un yolculuğu, Cennetin bulunması ve değişimler durmaksızın devam eder.

Bu şüphe götüren deneylere hazırlanabilinir mi ? Eski Mısırlılar Osiris gizemlerine katılarak ve anlamlarının içine girerek “evet” diyorlar. Abydos’da iki tamamlayıcı şekil görülmekteydi. Tüm şehrin üzerinde gelişen bir seremoni ve çok az sayıda erkek ve kadına nasip olan gizli ritüeller. Seremoni sırasında Osiris yanlıları Tanrı’ nın kayığını taşıyorlar ve onu böylece sonsuzluk mekanına götürüyorlardı. Buna karşılık Set yanlıları olayı bu şekilde görmüyor ve saldırıyorlardı. Allah’ tan bu saldırı püskürtülüyordu. Yol açıldıktan sonra önce Osiris’ in zaferi, daha sonra da Yeryüzünde dengeyi sağlamakla zorunlu olan Horus’ un zaferi açıklanıyordu. Bu savaş kutsal bir ortamda bile hiçbir zaman bitmiyor, hep devam ediyordu. Bu zafer sonucunda inisiye ışıktan oluşturduğu kayığa binebilir, kürekleri kullanarak Cennetler arasında gezebilirdi. Tabiatıyla bu gezinti, düşüncesel çok uzun bir tecrübe gerekiyordu ki görünmeyen yolcudan bir ışık oluşsun. İşte bizim daha derine giremeyeceğimiz tapınak içi ayinleri böyle gerçekleşiyordu.  

Ana konu: Maddenin düşünceye değişimi.

Arpanın altına dönüşmesi (Osiris’in Dünya Tanrısı olduğu devre).

Heykelden canlı taşa geçiş (Osiris’in Lahit içindeki devre).

Güç kelimesi olarak ritüel formülü (Osiris’in öteki taraftaki devre).

Yıldızlardan doğmuş olan saf ve şekil değiştirilmiş metaller Osiris’ in vücudunu oluşturuyordu. Böylece var olanın Gökteki kaynağı açıklanmış oluyordu. Astrofizikçi Fred Hoyle hayatın uzaydan geldiğini düşünmüyor muydu ? Bizler gökyüzüne baktığımız zaman aynı yıldızları görmüyor muyuz ? Bijularımız bize Osiris vücudunun saf metaller saf ve transmütasyona uğramış metallerden oluştuğunu düşündürtmüyor mu ?

Eğer Abdydos değişik kökenli istilacılar tarafından talan edilmemiş olsaydı Osiris’ in mezarı hala kutsal ağaç tarafından gölgelenmiş olacak ve ölüm ile yaşamın birleştiği büyük akasyayı gösterecekti. Saklamayı bilmediğimiz güncel mucize olan suyun nedenini Osiris biliyordu. Buna karşılık bu can alıcı suyun önemini büyük Assuan  barajı göstermektedir. Ölmüş Tanrı aynı zamanda insan ve şarap olarak da ortaya çıkması Hıristiyanlığı etkilemişti. Sessizliğe ve karanlığa girmeye başlayan Osiris tapınağı ölülerin varlığının dışında bile çalışmaya devam ediyor, duvarlardaki kabartmalar hareketleniyor, hiyeroglifler stiliti kutluyor ve böylece gizem tamamlanmış oluyordu. Bundan öncesinde tapınağın etrafında mezarlık yoktu. Fakat Osiris inananlarının isimlerini hatırlatan dikili taşlar vardı. Bu Obeliskler tüm Dünya’ ya yayılmış olarak müzelerde sürgün günlerinin bitmesini beklerken uyukluyorlar hala… Burada ne gürültü ne de ispatlayıcı haçlar yaşanır.  Bu Ölüsüz Nekropolde şekil değiştirmiş binalar sayesinde yalnız doğru sözlü Ruh’ lar birleşir. ..

Neden ölüm : Çünkü ölüm başka bir gerçek şekle dönmeye izin veren kapıdır diyor Osiris bilgisi. Ölümü ölmemek şartıyla geçiş formüllerini tanıyan ve doğrulukla hareket eden kişilerde yeni bir insan meydana gelir Ve böylece yeni bir hayat kaynağı oluşur.

Ölüler kitabının 175. bölümündeki kainatımızın bozulacağı ve başlangıç okyanusuna geri döneceği yazmaktadır. Hiçbir şey devam etmeyecektir. Yalnız oluşmuş olan Osiris tümüyle, ışık fikri olarak devam edecektir. Ve Neoplatoncu filozof Jamblique’ e göre, Osiris’ in faydalı gücü bozulmadan devam ederse tümün bütün bölümleri düzgün bir şekilde devam edecektir.

Osiris gizemleri dün olduğu gibi bugünde hayati bir mihenk taşı oluşturmuyor mu ?

Bu nedenle ben bu gizemlerle, daha doğrusu Osiris felsefesi ile ilgileniyorum ve elimden geldiğince yorumlayarak sonuç çıkarmaya çalışıyorum.

2.612 kez okundu
Paylaş

İlginizi Çekebilir

Sosyal Medyada Takip Edin

Üye Olun

Yazarlar

Kategoriler

Takvim

Aralık 2016
P S Ç P C C P
« Kas    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Arşivler